Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Moskova altı aylık zorlu bir savaşın ardından büyük bir kazanım elde etti.

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
TT

Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Rus güçleri, Ukrayna savunma hatlarını topçu atışlarıyla hedef alarak ilerlemeye çalışırken Donbass’ın 100 mil kadar doğusundaki devasa kömür sahasında, sayıları azalsa da bir grup iyimser madenci Ukrayna’nın en büyük zorluklarından birinin simgesi olan kömür çıkarmayı sürdürüyor. Kremlin, Ukrayna ulusunun ekonomik yapı taşlarını, yani doğal kaynaklarını yağmalıyor.  
 Moskova, yaklaşık altı aydır süren zorlu savaşta Avrupa'nın mineraller açısından en zengin topraklarının önemli bir kısmında kontrol sağlayarak büyük bir kazanım elde etmiş görünüyor. Ukrayna, dünyanın en büyük titanyum ve demir cevheri rezervlerinin önemli bir kısmının yanı sıra kullanılmayan lityum sahalarını ve devasa kömür yataklarını barındırıyor. Bu madenlerin toplu olarak, on trilyonlarca sterlin değerinde olduğu tahmin ediliyor. Onlarca yıldır Ukrayna'nın kritik çelik endüstrisine güç veren bu kömür yataklarındaki aslan payı, Moskova'nın en fazla ilerleme kaydettiği doğuda yoğunlaşıyor. Kanadalı jeopolitik risk firması SecDev tarafından The Washington Post için yapılan bir analize göre uçak parçalarından akıllı telefonlara kadar hemen her alanda kullanılan önemli miktarda diğer değerli enerji ve maden sahaları ile birlikte kömür yataklarının büyük bir kısmı da Rusların eline geçmiş durumda.

Donbass bölgesindeki maden işçileri. (The Washington Post)

Rusya halihazırda büyük miktarda doğal kaynaklara sahip. Ancak savaş öncesinde de Ukrayna'ya ait olan doğal kaynaklara el koyması, Ukrayna’nın ekonomisini aşamalı bir şekilde stratejik olarak baltaladı ve Kiev'i şehirlerde ve kasabalarda ışıkları açık tutmak için kömür ithal etmek zorunda bıraktı. ABD’li yetkililerinin önümüzdeki aylarda yapmaya çalışacağına inandıkları gibi Kremlin, ele geçirdiği Ukrayna topraklarını ilhak etmeyi başarırsa Kiev doğal yeraltı kaynaklarının neredeyse üçte ikisine erişimi kalıcı olarak yitirecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna ayrıca doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere çok önemli rezervlerini de kaybetmiş olacak. Batı Avrupa, belirli yüksek teknoloji bileşenleri için gerekli olan nadir toprak elementleri rezervlerinin kaybedilmesi durumunda alternatif kaynak arayışları çerçevesinde Rusya ve Çin’den ithalata bağımlı hale gelebilir.  
 Kiev merkezli ekonomi araştırmaları kuruluşu GMK’nın CEO'su Stanislav Zinchenko duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
"En kötü senaryo Ukrayna'nın toprak kaybetmesi. Artık güçlü bir emtia ekonomisine sahip olmaması ve daha çok Baltık ülkelerinden birine, yani endüstriyel ekonomisini sürdüremeyen bir ulus haline gelmesidir. Bizi zayıflatmak isteyen Rusya’nın da arzusu bu yöndedir."


Dar geçitte çalışan bir madenci. (The Washington Post) 

Geçen ayın sonlarında, Donbass bölgesindeki maden ocağında yerin 370 metre altında, yüzleri kurum içinde olan işçiler acil durum duygusuyla kara kömür damarlarını kazıyorlardı. Çıkartılan kömür, savaş tarafından gerilmiş ve zayıflamış bir enerji şebekesinin parçası olan yakındaki bir elektrik üretim santrali için zorunlu bir gereksinimdi.
  29 yaşındaki hafriyat operatörü Yuri, "Cephede savaşmak için ayrılanlar burada bizim için de savaşıyor. Alabileceğimiz kadar kömür çıkarmamız gerekiyor. Ülkemizin bize ihtiyacı var” dedi.  
Ukrayna genel olarak bir tarım güç merkezi olarak biliniyor. Ancak bu ülke, en yaygın olarak kullanılan 120 mineral ve metalden 117'sine ve önemli bir fosil yakıt kaynağına ev sahipliği yapıyor. Resmi internet siteleri artık bu yeraltı kaynaklarının coğrafi konumlarını göstermiyor. Hükümet, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, baharın başlarında bu verilerin kaldırılmasını kararlaştırdı. SecDev'in analizi, Ukrayna'nın en az 12,4 trilyon dolar değerindeki enerji yataklarının, metal ve mineral rezervlerinin şu an Rus kontrolü altında olduğunu gösteriyor. Bu, şirket tarafından incelenen 2 bin 209 rezerv sahasının tahmini dolar değerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Moskova, ülkenin kömür yataklarının yüzde 63'üne ek olarak, petrol yataklarının yüzde 11'ine, doğal gaz yataklarının yüzde 20'sine, metal rezervlerinin yüzde 42'sine ve nadir toprak elementleri ile lityum dahil diğer kritik mineral yataklarının yüzde 33'üne el koymuş durumda. Bu yataklardan bazılarına ulaşmak ya zor ya da rezervlerin aktif olup olmadığını anlamak için araştırma yapmak gerekiyor. Rusya bu rezervlerin bir kısmını 2015’de Kırım’ı ilhak ettiğinde, bir kısmını ise Ukrayna hükümetinin doğuda Rus destekli ayrılıkçılarla yürüttüğü sekiz yıllık savaş sürecinde ele geçirmişti.  
 Kremlin şubat ayında başlattığı işgal girişiminden bu yana, yeraltı kaynakları rezervleriyle ilgili varlıklarını istikrarlı bir şekilde genişletti. SecDev ve Ukraynalı maden ve çelik endüstrisi yöneticilerine göre Rusya bu süreçte 41 kömür sahası, 27 doğal gaz sahası, 14 propan sahası, dokuz petrol sahası, 6 demir cevheri yatağı, 2 titanyum cevheri sahası, 2 zirkonyum cevheri sahası, bir stronsiyum sahasına el koydu. Rusya ayrıca bir lityum sahası, bir uranyum sahası, bir altın yatağı ve önemli bir de kireçtaşı ocağını ele geçirdi. Ukrayna Jeolojik Araştırmalar Genel Müdürü Roman Opimakh, hükümetin halen savaşın maden ve yer altı kaynakları üzerindeki etkisini değerlendirdiğini söyledi. Ancak Ukrayna'nın hammaddelerinin ne kadarının doğu ve güneyde olduğu göz önüne alındığında, kayıp rezervlerin değerinin bağımsız analizde hesaplanan toplamı aştığını öne sürdü. Opimakh açıklamasında şunları söyledi:
"Şu an endüstriyel faaliyetlerimizi desteklemek ve güç üretmek için kullandığımız kaynakların ciddi bir kısmını kaybettik. Ancak konunun başka bir boyutu daha var. Şu an halen yer altında çıkarılmayı bekleyen geleceğin mineralleri risk altında. Ne yazık ki Ukrayna halkı bu rezervlerden faydalanamayabilir.”  


Rusya-Ukrayna savaşının ardından maden işçiliği yeniden önem kazandı. (The Washington Post) 

Ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmı halen Ukrayna hükümetinin kontrolü altında. Ancak Batı Avrupa için Rusya'nın Ukrayna'da geniş toprakları gasp etmesi, taktik bir başarısızlık anlamına geliyor. SecDev'in kurucu ortağı Robert Muggah’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmesinin Batı enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkileri var. Avrupalılar petrol ve gaz kaynaklarını hızla çeşitlendiremezlerse büyük ölçüde Rus hidrokarbonlarına bağımlı kalacaklar.”


Ruslar Donbass’ta, Ukrayna kontrolünde olan kömür madenlerinin yakınını bombaladı. (The Washington Post) 

Ukrayna'nın geleceği için en büyük tehditlerden biri de savaş nedeniyle yatırımcıların ülkeden ayrılması. Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık yüzde 7'sini kaybettiği 2014 Rus işgali sırasında, enerji ve madencilik sektöründeki kritik yatırımları olan Batılı şirketler ayrılma eğilimi göstermişti. Mevcut savaşın da benzer etkileri olduğu açık. Örneğin Polonya-Ukrayna yatırım şirketi Millstone, el değmemiş iki lityum sahasında aktif keşif için Avustralyalı bir maden şirketi ile 2021’de anlaşma yapmıştı. Millstone yönetici ortağı Mykhailo Zhernov, savaşın başlamasının ardından söz konusu planların dondurulduğunu söyledi. Zhernov söz konusu lityum sahalarından birinin cephe hattına yakın olduğunu ve şu anda tarım arazisi olarak kullanılan bu sahanın kimin elinde olduğunu bilemediklerini belirtti. Şirket ayrıca bahsi geçen sahada kurmayı planladığı lityum pil fabrikası planlarını da rafa kaldırdı.  


Yer altına inen madenciler. (The Washington Post) 

 Analistler, Ukrayna hükümeti tarafından geçen yıl satılan diğer maden yatakları için lisansların, şimdilerde büyük indirimlerle işlem gördüğünü belirtiyor. Zhernov bu bağlamda şunları söyledi:
 “Ukraynalılar her geçen gün ekonomilerini kaybediyor. Jeolojik araştırmalara başlayan birçok yatırımcı tanıyorum. Ancak savaş nedeniyle durmak zorunda kaldılar, artık her şey kumar oynamak gibi.” 
 Ukrayna'ya en büyük darbe ise Rusya'nın önemli limanları ele geçirmesi ve Karadeniz'de geniş bir abluka uygulaması oldu. Bazı analistler, Ukrayna’nın elinden çıkan deniz yollarının en az kaybettiği rezervler kadar önemli olduğunu değerlendiriyor. Özellikle artan enerji fiyatları nedeniyle yeniden gündeme oturan kömür ihracatında bu deniz yollarının önemi son derece büyüktü. Uzun süredir Ukrayna'yı inceleyen ekonomist Anders Aslund şu değerlendirmede bulundu:
“Kömür gibi hammaddeler gelecek değil, onlar büyük ölçüde geçmişte kaldı. En büyük risk daha çok Ukrayna'nın limanlarını kaybedip kaybetmemesiyle ilgili. Ancak kybedeceklerini düşünmüyorum. Eğer bu limanları kaybedecek olurlarsa tamamen yeni bir altyapı inşa etmeleri gerekecektir.


Ukraynalı maden işçileri, işlerini vatansever bir eylem olarak görüyor. (The Washington Post) 

Rusya’nın kontrol sağladığı Ukrayna topraklarında en çok kömür rezervi bulunuyor. SecDev, buradaki yaklaşık 30 milyar ton taşkömürünün tahmini ticari değerinin 11,9 trilyon dolar olduğunu belirtiyor. Kömür tarihi bir enerji kaynağı olarak da sembolik bir değere sahiptir, Donetsk ve Luhansk gibi bölgesel merkezler kömür madencileri ve çelik işçilerinin emekleriyle inşa edilmişti. Hammadde kaybının yanı sıra verilen hasar, altyapının tahrip edilmesi ya da ele geçirilmesi, savaş öncesinde 4 milyon Ukraynalıyı besleyen çelik gibi çekirdek bir endüstri için önemli sorunlar doğuruyor. Mariupol kuşatması sırasında iki büyük çelik fabrikası ciddi oranda tahrip edildi ve Ruslar tarafından ele geçirildi. Ukrayna kontrolünde olan diğer fabrikalar da zorluklarla karşılaşarak üretimi azaltmak zorunda kaldı. Ülke genelinde Sovyet döneminden kalma çelik fabrikalarının çoğu halen kömürle çalışıyor. Ancak ülkenin 2014 ve 2017 yılları arasında doğuda Rus destekli ayrılıkçılara verdiği kayıplar, Kiev'i hem bu santraller hem de termik santraller için önemli miktarda kömür ithal etmeye zorladı. 2021'de ithalat, Ukrayna'nın kömür tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturuyordu. 


Donbass bölgesindeki madende çalışan bir tekniker. (The Washington Post) 

 Kömür madenlerinin yanı sıra Rusya son zamanlarda, çelik üretiminde kullanılan önemli bir kireçtaşı yatağına da el koydu. Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın çelik üretimi yüzde 60 seviyesine kadar geriledi. Bu süreçte demir-çelik fabrikaları batı bölgelerindeki daha düşük kaliteli kireçtaşı yataklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Ukraynalı çelik ve madencilik devi Metinvest'in CEO'su Yuri Rizhenkov, “Çelik üretiminde normal seviyelere geri dönmek, kireçtaşı ithal etmek zorunda kalacağımız anlamına geliyor” dedi.  
 Doğu Ukrayna'da Rusların kontrolüne geçmemiş olan kömür madenlerinde çalışan işçiler bu eylemlerini vatani bir görev olarak görüyorlar. Washington Post, madenin yerini açıklamaması ve güvenlik nedenleriyle çalışanların tam adlarını yayımlamaması koşuluyla bu madenlerinden birine girdi. Kömür sahasının sahibi olan enerji şirketi, stratejik altyapıyla ilgili ayrıntıların yayınlanmasıyla ilgili savaş zamanı kısıtlamalarına vurgu yaptı. Madenciler sabah saatlerini 65 kilometrelik bir geçit boyunca dağılmış bir şekilde kazı yaparak geçirdi. Rus füzeleri madenin yakınındaki savunma mevzilerini bombalıyordu. Maden ile ön hatlar arasındaki kasabalar düşerse, Rus birlikleri ile madencileri ayıracak bir sınır kalmayacak. Üçüncü nesil bir madenci olan Dimitri, savaştan önce 157 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Ekibinin üçte birinin savaş sürecinde askere alındığını belirten Dimitri, “İşgalcilerin bize ulaşmasını engellemeliyiz, Ruslar sadece kaynaklarımızı çalmıyor, yollarına çıkan her şeyi yok ediyorlar” dedi. İşgalci Rus ordusunun daha doğuda başlattığı saldırı Donbass bölgesini yakıp yıktı ve şehirleri yerle bir etti. Binlerce maden çalışanı kaçmak zorunda kaldı.  


Odessa Limanı’ndaki tahıl yüklü bir gemi. (The Washington Post) 

 Rusya, ele geçirdiği bölgelerdeki ekonomileri yeniden harekete geçirmek istediğinden Mariupol'daki iki büyük çelik fabrikasından birinde yaptığı gibi, bazı madencilik ve çelik üretimi faaliyetlerini yeniden başlatmayı deniyor. Bununla birlikte önceki alıcılara erişim eksikliği de dahil olmak üzere önemli lojistik engellerle karşılaşması muhtemel görülüyor. Rezervlerin ele geçirilmesi, ‘Batı yanlısı Ukrayna'yı zayıflatmak’ hedefine ulaşılmasına yardımcı olabilir. Ancak Rusya'nın mineralleri çıkarmak için gereken büyük ölçekli yatırımları yapmaya istekli veya yetenekli olup olmadığı şüpheli görünüyor. Bu varsayımlar kısmen Rusya'nın 2014'te ele geçirdiği madenlerle yaptıklarına dayanıyor. Ukrayna'nın işgal altındaki bölgelerden kömür almayı reddetmesi ve Rusya'nın zaten fazla rezerve sahip olması nedeniyle ele geçirilen madenlerde üretim büyük ölçüde kısıtlanmıştı. Moskova bazı kömür madenlerine, Ukrayna’nın kaybettiği toprakları geri alması durumunda kullanılamaz hale getirmek için su basmaya da çalıştı. DTEK CEO'su Maxim Timchenko, “Rusların bu hammaddelere gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece ekonomimizi yok etmeye çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
  Ancak bu tür kayıplar kalıcı olursa, Ukrayna'yı ekonomisini yeniden düzenlemeye zorlayacaktır. Muhtemel artısı, eski çelik fabrikalarını daha verimli ve daha çevreci hale getirebilecek bir modernizasyonun gerçekleşmesidir. Bazı erken tahminler, Ukrayna’nın ekonomisini yeniden inşa etmek için 750 milyar dolara gereksinim duyabileceği yönünde. Ekonomistlerin bir kısmı, Ukrayna’nın teknoloji ve hizmet sektörlerini güçlendirmesi ve alternatif enerji arayışını genişletmesi durumunda, toprak kaybetse dahi savaşın uzun vadeli etkisini hafifletebileceğine inanıyor. Yine de zorlu bir görevle karşı karşıya olacakları açık. Ukrayna'nın enerji şebekesini modernize etme girişimi, savaşla birlikte alt üst olmuş durumda. Rüzgar santrallerinin yüzde 89'u dahil olmak üzere yenilenebilir enerji santrallerinin neredeyse yarısı ele geçirilen topraklarda veya çatışma bölgelerinde bulunuyor. Bu nedenle şu an rüzgâr çiftliklerinin yarısından fazlası kapatıldı. 
Büyük ölçekli yabancı yatırımla yapılacak herhangi bir yeniden inşa çabası, Rusya ile uzun ama kontrollü bir başka çatışmanın aksine, muhtemelen savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesini gerektirecek. Washington merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Jacob Kirkegaard’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna sadece topraklarının ve kaynaklarının çoğunu kaybetmekle kalmayacak, aynı zamanda Rusya'nın başka bir saldırısına karşı sürekli olarak savunmasız kalacak. Aklı başında hiç kimse ya da özel bir şirket, her an yeniden çatışmanın patlak verme ihtimali olan Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünmez.  



Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.


Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan’ın ekonomik geleceğine yön verecek önemli bir adım olarak, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yönetim kurulu, Veliaht Prens  Muhammed bin Selman başkanlığında 2026–2030 stratejisini onayladı. Yeni strateji, fonun “hızlı büyüme ve genişleme” aşamasından “sürdürülebilir değer yaratma ve etkiyi maksimize etme” aşamasına geçişini temsil eden köklü bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.

Strateji kapsamında yatırımlar üç ana portföy altında yeniden yapılandırılırken, hedef; rekabetçi yerel ekonomik ekosistemler oluşturmak ve Suudi Arabistan’ın küresel liderliğini güçlendirmek olarak belirlendi.

Vizyon 2030 ile uyum

Yeni beş yıllık plan, Suudi Arabistan Vizyon 2030’un üçüncü aşamasıyla uyumlu şekilde hazırlandı. PIF’in son yıllarda elde ettiği başarılar üzerine inşa edilen strateji, fonun yönetim altındaki varlıklarını 3,4 trilyon riyalin (906,6 milyar dolar) üzerine çıkarmasının ardından geliyor.

vbfe
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2021-2025 stratejisinin lansmanı sırasında daha önce bir toplantıya başkanlık etmişti (SPA)

Fon; yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve ileri teknolojiler gibi kritik sektörlerde kaydettiği büyüme sayesinde, küresel ekonomide stratejik bir aktör konumunu pekiştirdi.

Üç ana yatırım portföyü

Yeni strateji kapsamında PIF yatırımları üç ana portföyde toplanacak:

1- Vizyon portföyü:
Ekonominin öncelikli sektörleri arasında entegrasyonu artırmayı, yerel büyümeyi desteklemeyi ve ulusal hedeflere katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu portföy; turizm ve eğlence, kentsel gelişim, ileri sanayi ve inovasyon, lojistik ve sanayi, temiz enerji ve su altyapısı ile NEOM gibi mega projeleri kapsayan altı entegre ekonomik ekosistemi içeriyor. Ayrıca yerel özel sektörle iş birliklerini artırmayı ve uluslararası yatırımcıları çekmeyi hedefliyor.

2- Stratejik yatırımlar portföyü:
Stratejik varlıkların getirilerini artırmaya, PIF şirketlerinin küresel oyunculara dönüşmesini desteklemeye ve ekonomik etkiyi büyütmeye odaklanıyor. Uzun vadeli küresel eğilimler doğrultusunda yatırımlar sürdürülecek.

3- Finansal yatırımlar portföyü:
Fonun mali gücünü desteklemek ve gelecek nesiller için ulusal serveti büyütmek amacıyla sürdürülebilir finansal getiriler hedefleniyor. Küresel piyasalarda doğrudan ve dolaylı yatırımlarla portföy çeşitliliği ve esneklik artırılacak.

Rumiayan: Yeni fırsatlar doğacak

PIF Başkanı Yasir el-Rumayyan, stratejinin fonun yerel ve uluslararası büyümesini sürdüreceğini belirterek, son on yılda gerçekleştirilen mega projeler ve stratejik yatırımlar sayesinde önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı.

fbfdb
Yasir el-Rumayyan’ın daha önce katıldığı bir konferans sırasında (Şarku’l Avsat)

Rumayyan, fonun varlıklarının altı kat büyüdüğünü, uluslararası yatırımcıların Suudi ekonomisine çekildiğini ve önümüzdeki dönemde de Vizyon 2030 hedeflerine katkının süreceğini ifade etti.

Küresel ve yerel esneklik vurgusu

Yeni dönemde PIF, hem yerel hem de küresel yatırımlarda esnek bir yaklaşım benimseyecek. Hızla değişen küresel ekonomik koşullara uyum sağlanarak, yatırım verimliliği artırılacak; veri ve yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak kurumsal mükemmeliyet hedeflenecek.

Stratejinin, fonun uzun vadeli yönünü belirleyerek onu hem yerel hem de küresel ölçekte etkili bir yatırımcı olarak konumlandırması bekleniyor.

Önceki başarıların üzerine inşa edilecek

Yeni strateji, önceki dönem kazanımlarını temel alıyor. Öne çıkan veriler şöyle:

Varlıklar 2015’te 500 milyar riyalden 2025’te 3,4 trilyon riyalin üzerine çıktı

2017’den bu yana yıllık ortalama Yüzde 7’nin üzerinde hissedar getirisi sağlandı

2021–2025 döneminde yaklaşık 750 milyar riyal yerel yatırım yapıldı

2021–2024 arasında petrol dışı GSYH’ye 910 milyar riyal katkı sağlandı

2024 itibarıyla petrol dışı GSYH’nin yaklaşık Yüzde 10’u PIF katkısıyla oluştu

2021–2024 döneminde 590 milyar riyal yerel içerik harcaması yapıldı

Asya, Avrupa ve Amerika’da yeni ofisler açılarak küresel varlık genişletildi

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından yüksek notlar alındı (Moody’s: Aa3, Fitch: A+)

PIF’in 2026–2030 stratejisi, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecinde belirleyici bir yol haritası olarak öne çıkıyor.


ABD, Rus petrol şirketi Lukoil'e yönelik yaptırım muafiyetini uzattı

ABD'nin New Jersey eyaletindeki Newark bir Lukoil benzin istasyonu (Arşiv-Reuters)
ABD'nin New Jersey eyaletindeki Newark bir Lukoil benzin istasyonu (Arşiv-Reuters)
TT

ABD, Rus petrol şirketi Lukoil'e yönelik yaptırım muafiyetini uzattı

ABD'nin New Jersey eyaletindeki Newark bir Lukoil benzin istasyonu (Arşiv-Reuters)
ABD'nin New Jersey eyaletindeki Newark bir Lukoil benzin istasyonu (Arşiv-Reuters)

ABD'li yetkililer dün, Trump yönetiminin ham petrol fiyatlarındaki yükselişi sınırlama çabaları kapsamında, Rus petrol devi “Lukoil”un yaptırım muafiyetinin, Rusya dışındaki akaryakıt istasyonlarını da kapsayacak şekilde uzatıldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından alınan bu karar, ABD gibi ülkelerdeki “Lukoil” istasyonlarının 29 Ekim'e kadar müşterilerine hizmet vermeye devam edebilmesine imkan sağlıyor.

Ofis, bu önlemin benzin istasyonlarının araç malzemeleri satın alma, sigorta primlerini ödeme ve çalışanların maaşlarını ödeme gibi «olağan iş akışı» kapsamındaki işlemleri gerçekleştirmelerine imkan tanıdığını açıkladı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırı başlatmasıyla Ortadoğu'da savaşın fitili ateşlendi ve petrol fiyatları keskin bir artış gösterdi.

Ofis, bu muafiyetin «Lukoil’in Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi listesine alınmasının tüketiciler üzerindeki etkilerini hafifletmeye» yönelik bir girişim olduğunu ifade etti.

Lukoil için OFAC tarafından Aralık 2025'te verilen ve 29 Nisan'da sona erecek olan bir muafiyet kararı vardı.

Rusya, Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesinden bu yana ABD ve Avrupa'nın yaptırımlarına maruz kalıyor.

ABD'de benzin fiyatları galon başına 4 doları aşarak 2022'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı; bu durum Trump yönetimi üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.

9 Mart'ta Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmelerin ardından petrol üzerindeki bazı yaptırımları kaldırma planlarını açıkladı ve bu adımın “fiyatları düşürmeyi” amaçladığını belirtti.