Rusya’nın Suriye'deki boşluğunu doldurma yarışı ile savaş ve normalleşme mesajları

Rejim güçlerinin 8 Eylül'de İdlib kırsalına düzenlediği bombardıman sonucunda yıkılan binalar (AFP)
Rejim güçlerinin 8 Eylül'de İdlib kırsalına düzenlediği bombardıman sonucunda yıkılan binalar (AFP)
TT

Rusya’nın Suriye'deki boşluğunu doldurma yarışı ile savaş ve normalleşme mesajları

Rejim güçlerinin 8 Eylül'de İdlib kırsalına düzenlediği bombardıman sonucunda yıkılan binalar (AFP)
Rejim güçlerinin 8 Eylül'de İdlib kırsalına düzenlediği bombardıman sonucunda yıkılan binalar (AFP)

Şam ile Ankara arasındaki normalleşme işaretleri günden güne artarken İran'ın Suriye'ye sızma çabaları da her geçen gün çoğalıyor. Aynı şekilde İsrail'in Suriye’de İran’ın desteklediği milislerin ve rejim güçlerinin konuşlu olduğu bölgelere düzenlediği bombardımanların kapsamı da ABD’nin daha fazla katılımıyla birlikte genişliyor. Peki, bu üç gelişme arasında bir bağlantı var mı?
Moskova'nın S-300 sistemini geri çekmesi, seçkin pilotları, Wagner paralı askerlerini ve liderlerini nakletmesi ve onlarca Belarus askerini konuşlandırmasıyla birlikte Suriye'deki askeri varlığının azalması tüm bu gelişmeleri bir birine bağlayan merkez noktaydı. Ukrayna savaşı ve Rusya ordusunun Ukrayna’da karşılaştığı aksilikler nedeniyle Rusya’nın Suriye’de bir boşluk bıraktığı hissi söz konusu. Rusya’nın stratejik tutumu hala aynı olsa da, ‘yıpratma savaşının’ sürdürülebilirliğinin Suriye'de kaçınılmaz olarak büyük değişiklikler anlamına geldiğine dair bir değerlendirme de yapılıyor.
İran, Rusya’nın Suriye'deki boşluğunu, askeri varlığı artırarak değerlendirdi. Ülkenin doğusunda daha fazla milis silahlandıran Tahran, Lübnan'daki Hizbullah ve bölgedeki diğer müttefikleriyle Şam ile ve Şam aracılığıyla askeri iş birliğini derinleştirdi. İran, bu iş birliklerini kara koridorları aracılığıyla yapıyordu, deniz yoluyla da yapmaya çalıştı. Ancak son dönemde havalimanları üzerinden sevkiyatlarını ve çalışmalarını yoğunlaştırdı.
Tahran, aynı zamanda Şam ve Ankara arasında uzlaşıya varılmasını istiyor. Çünkü Rusya'nın Suriye’deki askeri varlığının azalması durumunda, ‘müttefiki olan’ rejim güçleri üzerinde baskı kurmak için Türkiye’nin kendisine sadık Suriyeli muhalif grupların desteğiyle daha iyi bir askeri konumda olacağını değerlendiriyor. İran, Türkiye ve Suriye rejiminin Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) boğulması gibi ortak bir çıkar noktaları da söz konusu. Ayrıca Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD güçlerinin taciz edilmesiyle ilgili hem bu üçlünün (İran-Türkiye-Suriye rejimi) hem de Rusya’nın çıkarları var.
İkinci gelişme olan İsrail’in Suriye’ye yönelik bombardımanlarının artmasına gelince, İsrail geçtiğimiz yıllarda Suriye’nin çeşitli bölgelerine yüzlerce bombardıman düzenlendi. Fakat Tel Aviv, Moskova ile anlaşarak Rus güçlerinin, rejim güçlerinin ve Suriyeli sivil kuruluşlarının konuşlu olduğu noktaları hedef almaktan kaçınarak İran güçlerinin mevzilerini hedef almakla yetindi.
Ancak İsrail son haftalarda, Suriye’nin batısında yer alan Rusya’nın Askeri Üssü’nün yakınlarındaki Tartus kırsalınının yanı sıra Şam ve Halep havalimanlarını bir süre hizmet dışı kalmalarına neden olacak şekilde ikişer kez bombaladı ve Suriye Hava Kuvvetleri’ni hedef aldı.
Tel Aviv ve Tahran arasında ‘Rusya’nın Suriye’de bıraktığı boşluğu’ doldurmak için bir yarış başladığı ortada. İsrail, kuzey bölgelerde bir İran cephesinin oluşmasını önlerken Tel Aviv'deki bazı yetkililer, ‘konumlanmayı sona erdirme savaşının başladığını’ bile söylediler.
Bu gerilimin, Moskova ve Şam için utanç verici olduğuna şüphe yok. Tahran ve müttefikleri beklenti içinde, dolayısıyla Hamas ve Şam'ın İran ve Hizbullah'ın arabuluculuğuna ve baskılarına yanıt vermesi ve yeni bir sayfa açmak için zorlu bir sürece başlamayı kabul etmesi tesadüf değildi. Ayrıca, Tahran'daki Astana Formatında düzenlenen Suriye konulu Rusya-Türkiye-İran zirvesinden çıkan ortak açıklamada, çoğunlukla ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının ‘ayrılıkçı gündemleri’ ve İsrail’in bombardımanlarının eleştirilmesi de tesadüf değildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik eleştirileri, onları ‘normalleşmeyi’ başlatmaya ve geçmiş yıllardaki ‘sevgi bağını’ yeniden kurmaya itebilir. Putin, kafası ‘Ukrayna bataklığı’ ile meşgulken Suriye’nin içini düzene sokmak istiyor. Esed ve Erdoğan ise normalleşmeye sıcak bakmazken çıkarlarının aynı trende olduğu konusunda da hemfikirler. Normalleşme, Türkiye'nin Suriye muhalefetine verdiği desteğin yanı sıra Şam'ın Türkiye’nin ülkedeki askeri varlığını kabul etmesinde de köklü bir değişim yaratacak. İki tarafın ortak endişesi ise ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin  (SDG) Fırat'ın doğusunda artan rolü. YPG ve Suriyeli gruplar büyük olasılıkla bunun bedelini ödeyecekler.
Moskova, Şam, Lazkiye kırsalı ve Tahran'da Türk ve Suriyeli güvenlik yetkilileri arasında çok sayıda görüşmenin yapıldığını herkes biliyor. Suriye tarafı, geri çekilmek için önceden bir verilen açık bir taahhüd ve bu taahhüdün uygulanmasının gecikirse diye bir takvim belirlenmesini istiyor. Türkiye tarafı ise SDG’ye karşı Suriye’den bir darbe vurulmasını ve önümüzdeki yılın ortalarında yapılacak seçimlerden önce yüz binlerce mültecinin ülkelerine dönüşü için Suriye açılımının olmasını istiyor.
Her iki tarafın da güvenlik düzeyinden siyaset düzeyine geçmenin eşiğine geldiği ortada. Diplomatik olarak, tarafların her biri diğer başkentteki büyükelçiliğinde koordinasyon için bir güvenlik görevlisi atayabilir. Siyasi olarak ise New York, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında ya da onların yardımcıları arasında bir toplantıya ev sahipliği yapmaya yahut Astana Formatı’nın garantörleri Rusya, Türkiye ve İran’ın bakanları arasında yapılacak bir toplantıya ev sahipliği yapmaya aday görünüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, önümüzdeki hafta başlayacak BM Genel Kurulu'nun oturum aralarında böyle bir toplantının gerçekleşmesi için baskı yapıyor.
Türk, Rus ve İranlı bakanlar düzeyindeki toplantı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in görüşmelerinin, New York'taki Suriye ile ilgili tek organizasyon olması dikkati çekiyor. Çünkü Suriye, uluslararası koridorlarda siyasi ve insani olarak çoktan unutuldu bile. Fakat ABD, Rusya, Türkiye, İran ve İsrail orduları arasında hesaplaşmanın yanı sıra savaş ve normalleşme mesajları vermek amacıyla karada ve havada bir çatışma sahası olmaya devam ederken bu beş ordunun arsındaki ‘boşluğu doldurma’ yarışı hız kesmeden sürüyor.



Katar ve Türkiye'den Pakistan’ın savaşı sona erdirme çabalarına destek

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Lusail Sarayı’ndaki çalışma ofisinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti. (QNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Lusail Sarayı’ndaki çalışma ofisinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti. (QNA)
TT

Katar ve Türkiye'den Pakistan’ın savaşı sona erdirme çabalarına destek

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Lusail Sarayı’ndaki çalışma ofisinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti. (QNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Lusail Sarayı’ndaki çalışma ofisinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti. (QNA)

Katar ve Türkiye, salı günü yaptıkları açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini tehlikeye atabilecek veya uluslararası deniz taşımacılığının istikrarını etkileyebilecek tek taraflı adımları reddettiklerini vurguladı.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın düzenlediği ortak basın toplantısında, iki taraf gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları ve Pakistan’ın ABD ile İran arasında anlaşma sağlanması için yürüttüğü arabuluculuk girişimlerini desteklediklerini açıkladı.

Katar Dışişleri Bakanı, ülkesinin Türkiye ile koordinasyon içinde hareket ettiğini ve en kısa sürede çözüme ulaşılması amacıyla Pakistan’ın diplomatik girişimlerini desteklediklerini söyledi.

Al Sani, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştüğü son ABD ziyaretinin amacının da Pakistan’ın çabalarına destek verilmesine ve Körfez bölgesindeki çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşılması için girişimlere katkı sunulmasına odaklandığını belirtti.

Pakistan’ın rolünün “bölge ve dünya açısından son derece önemli ve belirleyici” olduğunu ifade eden Al Sani, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin gerilimin düşürülmesine yardımcı olmadığını söyledi ve İran’a boğazı bir silah olarak kullanmaktan vazgeçme çağrısında bulundu.

sdvfd
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Doha’daki görüşmesinden bir kare. (QNA)

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani de salı günü Lusail Sarayı’ndaki çalışma ofisinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti.

Katar Emiri Divanı’ndan yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki stratejik iş birliği ilişkilerinin ve bu ilişkilerin güçlendirilmesi yollarının ele alındığı belirtildi.

Ayrıca bölgede yaşanan gelişmeler, özellikle ABD ile İran arasındaki ateşkes, gerilimin düşürülmesine yönelik çabalar ve uluslararası güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak diplomatik çözüm ilkesi de görüşüldü.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile Türk Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmede de iki ülke arasındaki iş birliği ilişkileri, bunların geliştirilmesi yolları ve bölgede yaşanan son gelişmeler değerlendirildi. Özellikle ABD ile İran arasındaki ateşkes ve gerilimin azaltılması için yürütülen temasların bölgesel güvenlik ve istikrara katkısı üzerinde duruldu.

Taraflar ayrıca Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün önemini vurgularken, Gazze Şeridi, işgal altındaki Filistin toprakları ve Lübnan’daki gelişmeleri de ele aldı.

Katar Haber Ajansı’nın aktardığına göre taraflar, “ticari gemilere yönelik her türlü saldırıyı veya bölgedeki deniz güvenliğini tehdit eden girişimleri kınadıklarını, bu tür eylemlerin uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu ve uluslararası ticaret ile hayati tedarik hatlarının istikrarını tehdit ettiğini” belirtti.

İki taraf, önümüzdeki dönemde bölgesel güvenlik ve istikrarı desteklemek amacıyla daha fazla koordinasyon, istişare ve stratejik ortaklığın güçlendirilmesine ihtiyaç olduğu konusunda mutabakata vardı.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise Katar Emiri’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajını ilettiğini söyledi.

Fidan, bölgede yaşanan gelişmelerin Türkiye ile Katar arasında daha fazla istişare ve dayanışmayı gerekli kıldığını ifade etti.

“Pakistan’ın yürüttüğü görüşmelere Katar ile birlikte güçlü destek veriyoruz. Her iki taraf da savaşın sona ermesini istiyor” diyen Fidan, savaşın yeniden başlamasının daha fazla yıkıma yol açacağını belirtti.

Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasına yönelik çabaları desteklediğini kaydeden Fidan, “Bu boğaz hiçbir şekilde bir silah olarak kullanılmamalıdır” ifadelerini kullandı.


Mısır ve Türkiye, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecini destekleme konusunda mutabık

Sisi, Aralık 2024'te yeni idari başkentte düzenlenecek G8 Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nin çerçevesinde Erdoğan ile bir araya gelecek (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te yeni idari başkentte düzenlenecek G8 Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nin çerçevesinde Erdoğan ile bir araya gelecek (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır ve Türkiye, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecini destekleme konusunda mutabık

Sisi, Aralık 2024'te yeni idari başkentte düzenlenecek G8 Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nin çerçevesinde Erdoğan ile bir araya gelecek (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te yeni idari başkentte düzenlenecek G8 Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nin çerçevesinde Erdoğan ile bir araya gelecek (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Türkiye, “ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinin desteklenmesi” konusunda mutabakata vardı. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, “gerilimin azaltılması ve savaşın sona erdirilmesi için tek yolun diplomatik çözümler ve diyalog olduğunu” vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı açıklamaya göre iki bakan, “tüm tarafların sorumluluk ve sağduyu çerçevesinde hareket etmesi, anlaşmazlıkların çözümünde tamamen diplomasi seçeneğine başvurulması” yönündeki beklentilerini dile getirdi. Açıklamada ayrıca, “bölgesel güvenlik ve istikrarın sürdürülebilirliğinin, halkların kazanımlarını koruyacak siyasi çözümlerin öncelenmesine bağlı olduğu” ifade edildi.

Öte yandan Abdulati, pazar günü Kahire’de Fransız mevkidaşı Jean-Noel Barrot ile yaptığı görüşmede, “deniz taşımacılığı özgürlüğünün korunmasının ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarının dikkate alınmasının önemine” dikkat çekti. Mısır ayrıca, “Arap kardeş ülkelere yönelik haksız saldırıları kınadığını” belirtti.

Mısır daha önce de “liderliği, hükümeti ve halkıyla Körfez ülkeleriyle tam dayanışma içinde olduğunu”, güvenlik tehditlerine karşı ortak hareket edilmesi, gerilimin düşürülmesi ve bölgesel barış ile güvenliğin korunması için diplomatik yolun tercih edilmesi gerektiğini açıklamıştı.

Kahire yönetimi ayrıca, “bölgede artan gerilimin derhal durdurulması ve tüm ihtilafların ciddi diyalog ile diplomatik yollarla çözülmesi” çağrısında bulundu.

dfbg
Mısır Dışişleri Bakanı, Türk mevkidaşı ile daha önce yaptığı görüşmede (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Mısır Dışişleri Bakanlığı açıklamasından aktardığına göre Abdulati ile Fidan arasındaki telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler de ele alındı. Taraflar, “ortak çıkarlar doğrultusunda iş birliğini farklı alanlarda geliştirme ve halkların kalkınma ile refah beklentilerini destekleme” konusundaki ortak iradelerini teyit etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen şubat ayında Kahire’yi ziyaret etmiş ve çeşitli alanlarda bir dizi anlaşma imzalanmıştı. Erdoğan ile ortak basın toplantısı düzenleyen Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Gazze, Sudan, Libya ve Afrika Boynuzu başta olmak üzere birçok bölgesel ve uluslararası konuda Türkiye ile Mısır arasında “görüş yakınlığı” bulunduğunu söylemişti.

Abdulati ayrıca geçen ay Türkiye’de düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’na katılmış, burada Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanlarının yer aldığı dörtlü toplantıda, ABD-İran müzakereleri ve bölgede gerilimin azaltılması konuları ele alınmıştı.


Erdoğan: Türkiye'nin yer almadığı herhangi bir Avrupa oluşumu eksik ve zayıf kalacaktır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan: Türkiye'nin yer almadığı herhangi bir Avrupa oluşumu eksik ve zayıf kalacaktır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin hak ettiği yeri almadığı hiçbir Avrupa yapılanmasının tam anlamıyla güçlü olamayacağını belirterek, Türkiye olmadan Avrupa’nın kriz yönetim kapasitesinin zayıf kalacağını söyledi.

Erdoğan, 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Avrupa Birliği’nin 76 yıl önce üzerine inşa edildiği temellerin bugün çok boyutlu krizler nedeniyle ciddi sınamalardan geçtiğini ifade etti. Küresel ölçekte etkili savaşlar, siyasi krizler ve ekonomik sorunların AB’yi daha kapsayıcı politikalar izlemeye zorladığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa bütünleşmesinin temelini oluşturan “Schuman Deklarasyonu”nun barış, iş birliği ve karşılıklı saygıya dayalı ortak gelecek hedefinin somut göstergesi olduğunu vurguladı.

Avrupa ülkeleri her yıl 9 Mayıs’ta, eski Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın 1950’de yaptığı ve daha sonra Avrupa Birliği’nin kuruluş belgesi olarak kabul edilen deklarasyon anısına “Avrupa Günü”nü kutluyor.

Erdoğan açıklamasında, Türkiye’nin AB’ye aday ülke olarak sürecin vazgeçilmez bir unsuru olmaya devam ettiğini belirtti ve “Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne duyduğundan daha fazladır ve bu ihtiyaç gelecekte daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ilişkilerini tam üyelik perspektifi ve karşılıklı kazanım anlayışı çerçevesinde sürdürmeye kararlı olduğunu kaydeden Erdoğan, Avrupa’dan da aynı samimi iradeyi göstermesini beklediklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Türkiye, 1987’de yaptığı üyelik başvurusunun ardından 1999’da aday ülke statüsü kazanmış, üyelik müzakereleri ise 2005’te başlamıştı. Ancak süreç, son 10 yılı aşkın süredir fiilen donmuş durumda bulunuyor.

Öte yandan Ursula von der Leyen’in Avrupa Birliği’nin genişleme politikasına ilişkin son açıklamaları Türkiye’de tepki çekti. Von der Leyen, Avrupa’nın Rusya, Türkiye ve Çin gibi aktörlerin etkisine açık hale gelmemesi için genişleme politikasının tüm Avrupa kıtasını kapsaması gerektiğini söylemişti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (AFP)Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (AFP)

Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçen pazartesi günü Ankara’da gerçekleştirilen kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Bugünün Türkiyesi eski Türkiye değildir” diyerek, Türkiye’nin siyasi nedenlerle AB üyelik masasının dışına itildiğini savundu.

Erdoğan, Yunanistan’ın kısa sürede üyeliğe kabul edildiğini hatırlatarak, Türkiye-AB ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesinden sonra ivme kazandığını söyledi. Ayrıca 2015 sonrası Suriye savaşı ve Avrupa’daki göç krizinin ilişkileri yeniden hareketlendirdiğini ancak AB’nin, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Türkiye’ye yeterli desteği vermediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’nın bugün bir yol ayrımında olduğunu ifade ederek, ya Türkiye’nin yükselen gücünü ve küresel ağırlığını bir fırsat olarak değerlendireceğini ya da dışlayıcı söylemler nedeniyle kendi geleceğini riske atacağını belirtti.

Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Priveaux (AFP)Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Priveaux (AFP)

Bu arada Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot da güvenlik ve savunma alanlarında Türkiye ile iş birliğinin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Türk medyasına konuşan Prévot, “Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenlik ve ekonomik mimarisinden söz etmek mümkün değil” ifadesini kullandı.

Belçika’nın 10-14 Mayıs tarihleri arasında Kraliçe Kraliçe Mathilde başkanlığında Türkiye’ye ekonomik heyet göndereceğini açıklayan Prévot, özellikle savunma sanayisinde son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle Türkiye ile savunma iş birliği fırsatlarının artırılmasının önemine dikkat çekti.

Prévot ayrıca, 1996’da imzalanan Türkiye-AB Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi gerektiğini belirterek, iki taraf arasındaki ticaret hacminin geçen yıl 12 milyar euroya ulaştığını söyledi.

Brüksel'in çeşitli ülkelere yılda iki kez düzenlediği "ekonomik misyonlar", Belçika sisteminde güçlü siyasi boyuta sahip ekonomik diplomasi faaliyetlerinin en öne çıkanları arasında yer alıyor. Ekonomik misyon kapsamında Türkiye'yi ziyaret edecek heyette Dışişleri Bakanı Maxime Priveaux ve Savunma Bakanı Theo Francken de yer alacak.