Ürdün daha güvensiz bir hale mi geliyor?

Yoksulluğun, işsizliğin ve uyuşturucunun yayılmasının ve toplumsal dejenerasyonun derinleşmesinin nedenlerini ortaya koyan bir kamuoyu yoklaması yapıldı.

Başkent Amman'da konuşlandırılan polis birimleri. (independent Arabia- Halil Mazravi)
Başkent Amman'da konuşlandırılan polis birimleri. (independent Arabia- Halil Mazravi)
TT

Ürdün daha güvensiz bir hale mi geliyor?

Başkent Amman'da konuşlandırılan polis birimleri. (independent Arabia- Halil Mazravi)
Başkent Amman'da konuşlandırılan polis birimleri. (independent Arabia- Halil Mazravi)

Tarık Dilvani
Ürdünlüler, son yıllarda ülkelerinde artan şiddet ve suç oranlarından endişeliler. Bu endişe, özellikle aile içi cinayetlerinin ardından ölüm cezasının yeniden getirilmesi gibi caydırıcı cezalar için baskı yapan bir kamuoyu oluşmasına sebep oldu.
Ürdün uluslararası platformlarda,  ülkelerini, ateş topuna dönmüş coğrafyanın ortasında, son otuz yılda milyonlarca mültecinin ilgi odağı yapan bir ‘güvenlik vahası’ olarak tanımladı. Daima ‘güvenlik ülkesi’ olarak nitelendirildi.
Ancak bugün, Ürdünlülerin davranışlarında çeşitli sebeplerle meydana gelen ve gözlemci ve sosyologların ‘toplumsal vahşet’ dediği bir değişiklik söz konusu. Resmi istatistikler her 25 dakikada yeni bir cinayetin işlendiğini ortaya koyarken vahşice işlenen cinayet ve suç haberleri olmadan bir gün dahi geçmiyor.

Sosyal ve ahlaki dönüşümler
Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin kamuoyu araştırması, Ürdünlülerin yüzde 38'inden fazlasının Krallığın son beş yıla kıyasla daha az güvenli hale geldiğine inandığını ortaya koydu.
Ürdünlülerin yaklaşık yüzde 76'sı kendilerini ve ailelerini güvende hissetse de yüzde 86’ya tekabül eden büyük çoğunluk ülkee cinayet ve işsizliğin yaygın olduğuna inanıyor.
Aynı kamuoyu araştırmasına göre Ürdünlülerin yüzde 91'i ülkede artan toplumsal şiddetin nedeninin yoksulluk ve işsizliğin yanı sıra gelenek ve göreneklerdeki ahlaki ve sosyal değişimler olduğuna inanıyor. Uyuşturucu kullanımı ve seküler hayat tarzını benimseme de nedenler arasında sayılıyor.
Ürdünlülerin yüzde 63'ü, sosyal medyanın şiddet ve cinayet konularını taraflı bir şekilde ele aldığı ve bunlara çok fazla yer verdiği görüşünde.

Korkunç suçlar
Ürdün son aylarda, başta üniversite öğrencisi İman İrşid'in bir genç tarafından öldürülmesi olmak üzere bir dizi korkunç cinayete sahne oldu. Ülkenin kuzeyindeki er-Remse şehri üç çocuğun darp edildiği şiddet dolu bir suç yaşandı. Daha sonra suçlardaki artışın bir göstergesi olarak aile içi cinayetler ardı ardına geldi.
Cinayetlerin neden yayıldığına ilişkin soruya cevap, Ürdün toplumunun ardı ardına gelen ekonomik, psikolojik ve sosyal baskılar nedeniyle gerilim, endişe ve geçim arayışı ile güne başlayarak daha gergin hale gelmesi olarak verildi.
Gözlemciler son üç yılda Ürdün'de çoğunlukla kadınlara karşı olmak üzere aile suçlarının oranındaki artışı, toplam suç sayısının yüzde 31'ine ulaşmasını endişeyle izliyorlar.

Bozulan ruh sağlığı ve yaygın silah kullanımı
Adli tıp uzmanı Hani Cehşen, sosyal, ekonomik veya politik nedenlerle aileler, aşiretler veya belirli mahalle sakinleri arasında meydana gelen şiddet eylemlerinin nedenini, yeni bir olgu olan toplumsal şiddete bağlıyor. Cehşen, toplumsal şiddetin yürütme otoritesine, yargıya ve devletin rolüne olan güven eksikliğinin köklü göstergesi olduğuna inanıyor.
Son zamanlarda işlenen suçların ürkütücülüğü, Ürdünlülerin ruh sağlığı hakkında büyük soru işaretleri yaratıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün birkaç yıl önce Şiddet ve Yaralanmaları Önleme Müdürlüğü kurulması yönündeki tavsiyelerine rağmen devlet kurumlarının akıl hastalığı ve rahatsızlığı olan kişilere psikolojik bakım sağlamadığına işaret eden Cehşen, bu konuda ciddi bir ihmal bulunduğunu söylüyor.
Cehşen, ruh sağlığı ile ilgili mevzuatın geliştirilmesi gereğine işaret ederek, şiddet ve bağımlılığın önlenmesine yönelik programlara, ebeveynlik bilinçlendirme programlarına, aile içi şiddetin erken teşhisi ve bu vakalara yönelik acil müdahale hizmetlerine, 18 yaşın altındaki çocukların da dahil edilmesi çağrısında bulunuyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ürdün İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan istatistikler, ülkedeki ruhsatlı silah sayısının 400 bini aştığını, silah satan lisanslı dükkanların sayısının da 95 olduğunu, dolayısıyla Ürdünlüler arasında büyük bir kontrolsüz silah yayılımı görüldüğünü ortaya koyuyor. Gözlemciler Ürdünlülerin elindeki silah sayısının yaklaşık bir milyon olduğu tahmin ediliyor. Bu da suçların sayısının artmasına ve işlenmesine katkıda bulunuyor.

Zorbalık yılı
Korkunç cinayetlere sahne olan 2021, Salih isimli çocuğun kanun kaçakları tarafından ellerinin kesilip gözünün oyulması olayından sonra  ‘zorbalık ve kanunsuzluk yılı’ olarak adlandırıldı.
Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen resmi bir hükümet araştırmasında, Ürdün'de işlenen suç kategorilerini toplumdaki ağırlıkları ve büyüklükleri açısından 24 kategoriye ayrıldı. Bu suçların çoğunun cezaevlerinde bulunan 18 ila 41 yaşları arasındaki genç insanlar tarafından işlendiği tespit edildi.
Çalışmada ayrıca son beş yıl içinde, çoğu başkent Amman'da olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon suçun işlendiğine dikkat çekildi.  Ürdün toplumunun geleneksel kırsal toplumdan kentsel topluma dönüşmesinin, aşırı kalabalık ve güçlü akrabalık, soy ve komşuluk ile bağlantılı olmayan yoğun nüfuslu yoksul mahallelerin ortaya çıkmasının, temel hizmetlerin eksikliğinin, suç oranlarının artmasının nedenleri arasında olduğu vurgulandı. Ürdün’de mülteci nüfusunun artması ve işsizlik oranlarının yükselmesi de bu nedenler arasında sayılıyor.
Ancak Ürdün hükümeti, ülkedeki güvenliğin azalmasıyla ilgili tüm eleştirilere, Ürdün'ün güvenlik ve barış açısından Arap dünyasında üçüncü, dünya genelinde 57’inci sırada yer aldığı 2022 Dünya Barış Endeksi'nin sonuçlarıyla yanıt veriyor.
Küresel Barış Endeksi raporu, yerel barış ve güvenlikle ilgili 23 kritere dayanıyor. Bu rapora göre Ürdün, başta suçun toplumda yayılması olan bir dizi güvenlik göstergesindeki konumunun yanı sıra çok yüksek puan aldığı güvenlik ve polis göstergelerindeki konumunu da güçlendirdi.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.