İran protestoları dördüncü haftasında: Rejime ‘kaybedilen oyun’ uyarısı

Adli tıp, Mahsa Amini’nin raporunu yayınladı

7 Ekim’de Tahran’daki bir öğrenci parkında ‘Tahran kana bulandı’ kampanyası kapsamında kırmızıya boyanmış bir süs havuzunun yanında yürüyen bir adam (AFP)
7 Ekim’de Tahran’daki bir öğrenci parkında ‘Tahran kana bulandı’ kampanyası kapsamında kırmızıya boyanmış bir süs havuzunun yanında yürüyen bir adam (AFP)
TT

İran protestoları dördüncü haftasında: Rejime ‘kaybedilen oyun’ uyarısı

7 Ekim’de Tahran’daki bir öğrenci parkında ‘Tahran kana bulandı’ kampanyası kapsamında kırmızıya boyanmış bir süs havuzunun yanında yürüyen bir adam (AFP)
7 Ekim’de Tahran’daki bir öğrenci parkında ‘Tahran kana bulandı’ kampanyası kapsamında kırmızıya boyanmış bir süs havuzunun yanında yürüyen bir adam (AFP)

Dördüncü haftanın arifesinde İranlı ekonomistler, karar vericileri ‘kaybedilen oyuna’ devam etmemeleri konusunda uyararak, halkın protesto hakkının tanınması çağrısı yaptı. Öte yandan İran’ın birçok şehrinde gece protestoları devam ediyor. Ancak Mahsa Amini’nin geçen ay ölümüyle alevlenen hareket, güvenlik güçlerinin protestoculara karşı uyguladığı ölümcül baskı karşısında yeni şekiller alıyor.
Video kayıtları, geçen perşembe günü 21 gecedir gece protestolarının devam ettiğini gösterdi. Cuma günü erken saatlerde ise karanlıkta vatandaşların apartman pencerelerinden ‘kadın, yaşam, özgürlük’ protesto sloganları attığı görüldü. Gece boyunca birçok şehirde araba kornalarının sesleri duyuldu.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre kadınların öncülük ettiği protestoların güvenlik güçlerinin ölümcül şekilde güç kullanmasına rağmen 21. gecedir devam ettiğini bildirdi. Ülkenin kuzeyindeki Reşt şehrinde bir grup genç kadının ‘diktatöre ölüm’ sloganları attığı duyuldu. Yayınlanan başka videolarda ise kadınların, protestoların sloganı haline gelen ‘kadın, yaşam, özgürlük’ sloganları attığı görüldü. Başkentin batısındaki Şehr-i Kudüs’te de yüksek alkış sesleri duyuldu.
Protestolara yönelik önlemlerin bir parçası olarak İran, Instagram ve WhatsApp gibi sosyal medya sitelerine erişimi engelledi ve bir tutuklama furyası başlattı.
Eylemciler, tespit edilmekten kaçınmanın yollarını ararken, kız öğrenciler de yüzlerini gizleyerek ‘diktatöre ölüm’ sloganları attı ya da İran Dini Lideri Ali Hamaney’e hakaret etti. 7 Ekim sabahı da yeni protesto şekilleri ortaya çıkarken, Tahran’daki süs havuzları, bir sanatçının havuzları baskının bir yansıması olarak kırmızıya boyamasından sonra kan havuzlarına benziyordu.
Güvenlik güçleri eylemciler, gazeteciler, pop yıldızları ve sporcular da dahil olmak üzere protesto hareketinin önde gelen destekçilerini tutukladı. Bu önlemlere rağmen protesto hareketi ülke genelindeki büyük şehirlerde yeni şekiller alıyor. İran ülke genelinde tutuklu sayısını açıklamadı, ancak aktivistler sayının 3 bini aştığını söylüyor. Perşembe günü Hamedan eyaletinde Devrim Muhafızları Komutanı, güçlerinin eyalette yüzde 80’i 25 yaşın altında olan 700 kişiyi tutukladığını bildirdi.
Ülkeyi kasıp kavuran protestolar karşısında yetkililerin ortaya koymaya başladığı güvenlik önlemleri, çoğunluğu eylemciler olmak üzere güvenlik güçleri mensubu onlarca kişinin ölümüyle sonuçlandı. Oslo merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, şu ana kadar en az 92 protestocunun öldürüldüğünü açıkladı.
Uluslararası Af Örgütü, 52 kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü belirtirken, ancak ‘gerçek ölü sayısının çok daha yüksek’ olduğuna inandığını söyledi. Londra merkezli insan hakları grubu, yaygın işkence ve cinsel saldırıları belgelediğini duyurdu. Bir hafta önce yayınlanan bir bildiride grup, İran’ın kadınların önderliğindeki protestoları bastırmak için kasten öldürücü güç kullandığını belirtti.
İnsan hakları grubu, 21 Eylül’de tüm vilayetlerde silahlı kuvvetlerin liderlerine dağıtılan ve ‘göstericilere sert yanıt vermelerini’ emreden sızdırılmış belgeleri elde ettiğini açıkladı. Başka bir sızdırılmış belge ise Mazenderan Eyaleti’nde bir komutanın kuvvetlere ‘acımasızca karşılık verme ve ölüme neden olacak kadar ileri gitme’ çağrısı yaptığı görüldü.
İran hükümeti, protestoları ‘isyan eylemi’ ve ABD de dahil olmak üzere ‘düşmanların komplosu’ olarak nitelendirdi. Ayrıca muhalefeti ve diğer tarafları da güvenlik güçlerinin en az 20 üyesinin öldüğü şiddet eylemlerini körüklemekle suçladı. Devlet televizyonu, cuma günü Tahran’da ölen Besic üyelerinden birinin toplu cenaze törenini yayınladı. Besic, Devrim Muhafızları’na bağlı gönüllülerden oluşan ve protestoculara yönelik baskı kampanyasına katkıda bulunan bir milis grubu. Kanal söz konusu üyenin bir eylemci tarafından bıçaklanarak öldürüldüğünü yayınladı. Reuters’a göre cenazede bir kadın da eylemcileri eleştirerek, “Ana düşmanlarımızı biliyoruz. İsrail, ABD ve Siyonizm için saf acemiler ve paralı askerlersiniz. Bu ülkede çöp kutularını ateşe vermekten başka yapacak bir şeyiniz yok” dedi.
22 yaşındaki Amini’nin ‘ahlak polisi’ olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından gözaltına alındıktan sonra ölümü, İran genelinde devam eden protestolara yol açtı. Gösteriler, İran’ı yöneten din adamlarına yıllardan bu yana en büyük meydan okuma olarak sayılıyor.
Adli tıp
Cuma günü resmi İran medyası, İranlı bir adli tıp doktorunun hazırladığı bir raporun, Mahsa Amini’nin ölümünün gözaltındayken başına, hayati organlarına ve vücuduna darbelerden kaynaklandığını yalanladığını açıkladı. Rapora göre Amini, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybetti.
Adli tıp raporunda, gözaltında bayıldığı güne atıfta bulunularak, Amini’nin ‘altta yatan hastalıkları’ nedeniyle gözaltındayken bir kez daha fenalaşmadan önce bilincinin açık olduğu belirtildi. Raporda, “İlk kritik dakikalardaki etkisiz kalp solunum resüsitasyonundan dolayı ciddi hipoksiye maruz kaldı ve bunun sonucunda beyin hasarı oluştu” ifadelerine yer verildi. Raporda ayrıca, Amini’nin 8 yaşındayken beyin ameliyatı geçirdiği ve buna bağlı olarak beynin hipotalamus ve hipofiz bezinde adrenalin ve tiroid bozukluğu olduğu ifade edildi. Raporda, “Beyindeki oksijen eksikliği nedeniyle birçok vücut sisteminin arızalanması sonucu öldü” denildi.
Mahsa Amini, 13 Eylül’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da ‘ahlak polisi’ olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından ‘başörtüsü kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle polis nezaretine alınarak, karakola götürülmüştü.
Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, İrşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik ‘brifing’ için karakola götürdüğü ve genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği belirtilmişti.
Daha önce ailesi, kızlarının herhangi bir hastalığı, özellikle de kalp hastalığı olduğu iddialarını yalanlamıştı. Amini’nin babası, bacağında çürükler olduğunu söylerken, kızının ölümünden de polisi sorumlu tuttu. Adli tıp raporunda ise ölümünün hayati organlarına ve vücuduna darbelerden kaynaklanmadığı belirtildi. Raporda, herhangi bir yarası olup olmadığı ise belirtilmedi.
Geçen perşembe günü geç saatlerde İran medyasının haberine göre Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi, İran polis şefi Hüseyin Aştari’ye protestoların arkasındaki üç nedenin ‘düşmanlar, internet, ekonomik ve yaşamsal sorunlar’ olduğunu belirtti. Şirazi, protestoları ‘kötü adamların neden olduğu isyan ve kargaşalar’ olarak nitelendirdi. Ayrıca yüksek fiyatları ve ekonomik sorunları protesto edenler ile rejim ve Dini Lider Ali Hamaney’in aleyhinde slogan atanlar arasında bir ayrım yapılması çağrısında bulundu.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Ekonomi Danışmanı Mesud Nili de dahil olmak üzere İran’ın önde gelen beş ekonomisti, İran’da kötüleşen koşullara karşı uyarı yaptı. Haftalık yayınlanan ‘Tejarat-e-Farda’ gazetesine açıklamada bulunan ekonomistler, yetkililerin ‘İran toplumunun kültürel ve toplumsal gerçeklerini’ kabul etmesiyle mevcut sorunların aşılabileceğini söyledi. Ekonomistler, “Karar vericiler, öfkeli bir aşamada protestoları bastırmayı başarabilir ve yanlışlıkla meselenin bittiğine inanabilir. Ancak toplumun geniş kesimlerinin boğuk öfkesiyle ülkeyi yönetmek imkânsız bir hal alabilir” dedi.
Beş ekonomist, politika yapıcıları ‘kaybedilen oyununa çok fazla dahil olmaktan’ kaçınmaya çağırırken, insanların eleştirme ve protesto düzenleme haklarını tanımaları çağrısı yaptı.
Uluslararası sempati ve hesap verebilirlik talepleri
Yedi batı ülkesinin kadın dışişleri bakanları, ortak yayınladıkları bir video aracılığıyla haklarını elde etme konusunda İranlı kadınların yanında olduklarını açıkladı. Video, Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlandı. Videoda Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’ın yanı sıra Fransa, Belçika, İsveç, İtalya, Kanada, Şili ve İspanya’daki mevkidaşları görüldü.
Finlandiya Dışişleri Bakanlığı’na göre Bakan Pekka Haavisto, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ı ülkesinin İran’daki barışçıl göstericilere karşı orantısız güç kullanımından endişe duyduğu konusunda bilgilendirdi.
Aynı şekilde ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, NBC kanalına yaptığı açıklamada, “ABD’nin istediği, İran hükümetinin halkının temel haklarına saygı göstermesidir. Bu bir rejim değişikliği politikası değil” dedi. Malley ayrıca, “İran’da ABD sebebiyle kimse gösteri yapmıyor. İranlılar, hükümetlerinin politikaları nedeniyle kızgın” şeklinde konuştu.
İran’da insan haklarıyla ilgilenen ‘Hrana’ ajansının haberine göre 20 İranlı ve uluslararası insan hakları örgütü, ABD Başkanı Joe Biden’a ortak bir mesaj göndererek, İran’daki protestocuların İran güvenlik güçleri tarafından bastırılmasına karşı durma çağrısı yaptı.
Dünya genelinde bin 300’den fazla avukat ve hukukçu, yayınladıkları bir dilekçede ‘İran hükümetinin ajanları tarafından Mahsa Amini’nin öldürülmesine’ dikkati çekerek, uluslararası topluma da ‘derhal harekete geçme’ ve ‘Tahran ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi’ çağrısında bulundu. Avukat ve hukukçular, rejimin ‘insan haklarına, bölgesel ve küresel güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturan başka bir düzeyde vahşet ve gaddarlık sergilediğini’ söyledi. Ayrıca bu vahşetlerin ve insan hakları ihlallerinin devamlılığının tahammül edilemez boyutlara ulaştığı ve acil önlem alınması gerektiği vurgulandı.
Dilekçede, “40 yılı aşkın bir süredir dünya, İran’daki rejimin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile bağdaşmayan anormal davranışlarına tanık oluyor. Bu davranışlar, uluslararası yönetim ve diplomasinin kural ve standartlarına ve uluslararası insan hakları anlaşmalarına uymuyor” denildi.
İran rejimi tarafından yürütülen bölgesel terörizme desteğin ve yönetimde şeffaflık ve hesap verebilirlik eksikliğinin yanı sıra, sivillerin ve öğrencilerin sürekli ‘katliam, şiddetli baskı, kaçırma eylemleri ve yasadışı şekilde gözaltında tutulmalara’ maruz kaldıklarına dikkat çekildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.