Türkiye'yi sarsan kuduz vakası: Hastalığa dair yanlış bilinenler ve gerçekler

Kuduzun bulaşma yolları, aşamaları ve bilinmesi gereken her şey

Kuduza neden olan virüsler, çubuk şeklinde bir yapıya sahip (Wikimedia Commons)
Kuduza neden olan virüsler, çubuk şeklinde bir yapıya sahip (Wikimedia Commons)
TT

Türkiye'yi sarsan kuduz vakası: Hastalığa dair yanlış bilinenler ve gerçekler

Kuduza neden olan virüsler, çubuk şeklinde bir yapıya sahip (Wikimedia Commons)
Kuduza neden olan virüsler, çubuk şeklinde bir yapıya sahip (Wikimedia Commons)

Bitlis Adilcevaz'da bir sokak köpeğinin saldırısına uğrayan ve bunu ailelerinden günlerce gizleyen iki çocuktan birinde kuduz tespit edilmesi ülke genelinde endişe yarattı.
Aynı bölgede 36 kişinin daha köpek saldırısına uğradığının ortaya çıkmasıyla kuduz virüsü en çok tartışılan konulardan biri haline geldi.
Öte yandan, kuduzla ilgili bilinmesi gereken ve yanlış bilinen önemli noktalar var.

Kuduz virüsü nedir?
İnsanlık tarihinin her aşamasında belgelerde ve hatta sanat eserlerinde kendine yer bulan kuduz, Lyssavirüs ailesine mensup bir RNA virüs grubunun neden olduğu bir hastalık.
Lyssavirüslerin, milyonlarca yıl boyunca yarasalarda evrimleştiği düşünülüyor.

İnsanların enfekte bir köpeğe saldırmasını tasvir eden, Orta Çağ'dan kalma bir gravür (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi)

Merkezi sinir sistemini enfekte eden, beyne ve omuriliğe saldıran kuduz, yüzde 99,9 ölüm oranıyla dünyadaki en ölümcül hastalıklardan biri.
Hastalık tükürük yoluyla, çoğunlukla enfekte bir hayvanın ısırmasından bulaşıyor. Çünkü hayvanın mukozasındaki virüsler, insanda veya diğer canlılarda hücrelerin içine girebilmek için açık yaraya ihtiyaç duyuyor.

Gelişmemiş ülkelerde kuduz daha mı çok görülüyor?
Birçok kişi kuduz enfeksiyonlarının yalnızca yoksul, üçüncü dünya ülkelerinde meydana geldiğine inanıyor. Ancak Antarktika hariç hemen hemen her kıtada kuduz veya kuduz benzeri virüsler var.
Lissavirüslerin çok sayıdaki varyantları, dünya genelinde çok çeşitli hayvan türlerinde bulunabilir. Bunların tümü insanda ölümcül hastalığa neden olabilir. Kuduz, insanlarda en yaygın görülen lissavirüs enfeksiyonu.
Öte yandan, insanlarda kuduz kaynaklı ölümlerin yaklaşık yüzde 95'i sağlık tesislerine ve aşıya erişimin sınırlı olduğu Afrika ve Asya kıtalarında meydana geliyor. Yılda yaklaşık 59 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor. Ancak gerçek rakam muhtemelen daha yüksek.

Hangi hayvanlardan bulaşıyor?
Yılan, kertenkele gibi soğukkanlı hayvanlar kuduz virüsü taşımıyor.
Ancak evcil veya yabani herhangi bir memeli, bu virüsü barındırabiliyor ve bulaştırabiliyor. Yine de kemirgenler gibi daha küçük memeliler nadiren enfekte oluyor. Tavşanların kuduz bulaştırması da pek olası değil.
Gerçekteyse dünya genelinde kuduz vakalarının çoğunda virüsün insanlara köpeklerden geçtiği biliniyor. Bunun yanı sıra yarasalar, rakunlar, kokarcalar, kediler ve tilkilerden de bulaşma riski var.

Kuduz tedavi edilebilir mi?
Aşılar sayesinde görülme sıklığı yıllar içinde azalmış olsa da bu, kuduzun tedavi edilebileceği anlamına gelmiyor.
Zira kuduzun bilinen bir tedavisi yok. Tam da bu nedenle enfekte bir hayvan tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını düşünenlerin derhal hastaneye başvurup aşı olması gerekiyor.
Bu aşı hastalığı tedavi etmekten ziyade, ürettiği antikorlar aracılığıyla virüsü beyne ulaşmadan önce nötralize ediyor. Zira kuduz virüsü, sinir sistemine girerek beyni enfekte ediyor ve bunun hemen ardından belirtiler ortaya çıkıyor.
Belirtilerin ortaya çıkması, hastalıktan kurtulmak için çok geç olduğu anlamına geliyor. Bu yüzden enfekte hayvanın hangi bölgeden ısırdığı da önemli. Beyne yakın bir bölgeden ısırılmak aşı olma vaktini daha da daraltıyor.
Bu nedenle ısırıldığından emin olmayan ama örneğin sabah uyandığında evin içine bir yarasanın girmiş olduğunu gören kişilerin bile derhal kuduz aşısı olması gerekiyor.

Bir hayvanın kuduz olduğu ilk bakışta anlaşılabilir mi?
Hayvanların kuduz taşıyıp taşımadığı sadece bakarak anlaşılamıyor. Bazıları gündüz vakti olmasına rağmen geceymiş gibi saldırgan hareketlerde bulunabilirken, birçoğu normalden daha uysal davranışlar sergileyerek insanların yanlarına yaklaşmasına izin veriyor.
Ancak enfekte hayvanlar, yutkunamadığı için ağızlarında köpüklü tükürükler görülebilir.
Bu tür işaretler, kuduz virüsünün beynin hangi bölümünü enfekte ettiğine göre değişiyor.

Aşılı bir hayvan tarafından ısıranların doktora gitmesi gerekir mi?
Yaygın inanışın aksine aşılı olduğu düşünülen bir köpek tarafından ısırılanların bile doktora görünmesi gerekiyor. Doktor ısırık yarasını değerlendirip, temas sonrası aşının gerekli olup olmadığına dair tavsiyede bulunabilir.

Kan, dışkı, idrar veya havadan bulaşır mı?
Kuduz, enfekte bir hayvanın kanı, idrarı veya dışkısından bulaşmıyor. Hayvan kuduzun bulaşıcı aşamasındaysa birincil bulaşma yolu tükürük. 
Kuduz virüsünün tükürük bezlerine ulaşması için, önce giriş yerinden (genellikle ısırık yarası) sinir sistemine geçmesi ve sonra beyne gitmesi gerekiyor. Buradan tükürük bezlerine geçmesi ise virüsün en bulaşıcı zamanı demek.
Her ne kadar kuduza maruziyet, genelde ısırma yoluyla ortaya çıksa da tek bulaşma yolu bu değil.
Enfekte hayvanın tükürüğünün çizikler, sıyrıklar veya halihazırda var olan yaralarla teması da virüsü bulaştırabilir. Aynı zamanda hayvanlar patilerini ve tırnaklarını yaladığı için tırmalama yoluyla da geçebilir.
Yarasa mağaralarında kuduzun hava yoluyla bulaşmasının da mümkün olduğu düşünülüyor. Bilim insanları insanlardaki 4 kuduz vakasında bulaşmanın bu şekilde meydana geldiğine inanıyor.

İnsandan insana bulaşması mümkün mü?
İnsanlar da memeli canlılar olduğu için teoride insandan insana kuduz bulaşması mümkün. Şimdiye kadar doğrulanmış bir vaka olmasa da enfekte bir birey tarafından ısırılan veya tırmalanan kişilerin de tıbbi yardıma başvurması tavsiye ediliyor.

Kuduz virüsü, birçok tehlikeli patojen gibi yarasalarda evrimleşti (Wikimedia Commons)

Hastalığın aşamaları: Kuluçka dönemi
Semptomların ortaya çıkmasından önceki aralığa kuluçka adı veriliyor. Genellikle 2-3 ay süren bu dönem, viral parçacıkların sayısına ve yaranın hangi bölgede bulunduğuna göre bir hafta ila bir yıl arasında da değişebilir. Isırılan bölge beyne ne kadar yakınsa, belirtilerin de o kadar erken ortaya çıkması bekleniyor.

Prodrom dönemi
Kabaca hastalığın başlaması anlamına gelen prodrom döneminde şu belirtiler görülüyor:
- Baş ağrısı
- Anksiyete
- Boğaz ağrısı ve öksürük
- Mide bulantısı ve kusma
- Isırılan bölgede rahatsızlık

Akut nörolojik dönem
Hastalığın ilerlediği bu aşamada ise aşağıdakileri içeren nörolojik semptomlar gelişiyor:
- Kafa karışıklığı ve saldırganlık
- Kısmi felç
- İstemsiz kas seğirmesi
- Boyun kaslarında sertleşme
- Kasılmalar
- Nefes almada zorluk
- Çok fazla tükürük üretme
- Ağızda köpürme
- Su korkusu (hidrofobi)
- Halüsinasyonlar, kabuslar ve uykusuzluk
- Erkeklerde kalıcı ereksiyon
- Işık hassasiyeti
Bu aşamanın sonuna doğru hastanın nefes alış verişi hızlanıyor ve düzensiz hale geliyor.

Koma ve ölüm
Hastalığın son aşamasında bireyler komaya giriyor ve çoğu kişi 3 gün içinde hayatını kaybediyor.

Enfekte insanlar gerçekten sudan korkar mı?
Enfekte bireylerdeki su korkusunun nedeni, virüsün neden olduğu kısmi felç yüzünden yutkunamamaları.
Enfekte kişi yutkunmaya çalıştığında boğazında yoğun spazmlar olabilir. Su içme düşüncesi bile bu spazmları akla getirdiği için kişinin sudan korkuyor gibi davranmasına yol açabilir.
Ayrıca enfekte canlıların ağızlarında tükürük birikmesi de bundan kaynaklanıyor.
 Independent Türkçe, ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü, Rabies Watch, Medical News Today, Generations Family Practice



Britanya'da kanserden ölümler rekor seviyede düştü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Britanya'da kanserden ölümler rekor seviyede düştü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Ahmed El-Badavi & Nadine Wahida

İyi haber: İngiltere'de kanserden ölüm oranları tarihin en düşük seviyesine indi.

Cancer Research UK'nin son istatistiklerine göre, 2022 ile 2024 yılları arasında yıllık kanser ölüm oranı yaklaşık olarak 100 bin kişide 247 idi. Bu, 1989'daki 100 bin kişide 355 olan zirve noktasından yaklaşık yüzde 29'luk bir düşüşü temsil ediyor. Araştırmacılar, bu uzun vadeli düşüşün, kanser araştırmalarına, önlenmesine ve tedavisine yapılan on yıllarca süren yatırımların bir yansıması olduğunu belirtiyor.

Bu ilerlemenin büyük bir kısmı, birçok yaygın kanser türünün tedavisinde kaydedilen önemli ilerlemelere atfedilebilir. Örneğin, son on yıl içinde mide kanseri ölümleri yüzde 34 azalırken, akciğer kanseri ölümleri yüzde 22 azaldı. Ayrıca yumurtalık kanseri ölümleri yüzde 19, meme kanseri ölümleri yüzde 14 ve prostat kanseri ölümleri ise yüzde 11 azaldı.

Bu başarılar, birçok faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıktı. Tıbbi tarama programlarındaki gelişmeler, daha kapsamlı ve daha etkili tedavi seçeneklerinin sunulması ve erken teşhis, hayatta kalma oranlarının iyileştirilmesinde ana faktör olarak rol oynamıştır.

Örneğin, prostat kanseri durumunda, hormon tedavilerindeki benzeri görülmemiş tıbbi gelişmeler, tümörlerin büyümesini frenlemeye katkıda bulundu. En belirgin dönüşüm ise rahim ağzı kanserinde yaşandı. Bu kanser türünde 1970'lerden bu yana ölüm oranları yüzde 75 azaldı. Bu gelişme, ulusal tarama programlarının [kanserlerin erken teşhisi için] başlatılması ve insan papillomavirüsü (HPV) aşısının benimsenmesi sayesinde gerçekleşti.

Erken teşhis, kanserden ölümlerin azalmasının temel itici güçlerinden biri olmuştur. “Ulusal Sağlık Hizmetleri Kurumu” (NHS) bünyesindeki rahim ağzı kanseri tarama programı, kanseri çok erken aşamalarda tespit ederek ve çoğu zaman henüz hastalık gelişmeden önce kanser öncesi değişiklikleri saptayarak büyük etkinliğini kanıtlamıştır.

Ayrıca, 2008 yılında [ulusal aşılama programlarına] dahil edilen ve şu anda milyonlarca kişinin yararlandığı “insan papillomavirüsü” aşısının başarısı, hücresel mutasyonlara [hücrelerdeki DNA değişiklikleri] yol açan enfeksiyonları önleyerek rahim ağzı kanserine yol açan bu ilerlemeyi desteklemiştir.

Tıbbi taramalar, diğer kanser türlerinin tedavi sonuçlarının iyileştirilmesine de yardımcı olmuştur. Meme kanseri ve kolorektal kanser tarama programları, tedavi başarı şansının daha yüksek olduğu erken aşamada hastalığın tespit edilmesine katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, spesifik prostat antijeni (PSA) testinin benimsenmesi, prostat kanserinin teşhisini kolaylaştırmıştır.

Aynı zamanda, kanser araştırmalarındaki gelişmeler tedavi seçeneklerinde büyük bir dönüşüme neden oldu. Hedefli tedaviler [kanser hücrelerindeki belirli özellikleri hedefleyen] ve hassas kişiselleştirilmiş tıp [yani tedaviyi her tümörün biyolojik özelliklerine göre uyarlama] daha yaygın hale gelmiştir; bu da doktorların tedaviyi her hastanın tümörünün doğasına göre özelleştirmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin, testosteron hormonunu baskılayan hormonal tedaviler, prostat kanserinin tedavi sonuçlarını büyük ölçüde iyileştirmiştir.

Aynı şekilde immünoterapi de hızlı bir ilerleme kaydetmektedir; araştırmacılar akciğer ve yumurtalık kanseri gibi kanserlere karşı koruyucu aşılar keşfetmeye devam etmekte, bu da bazı kanser türlerinin ortaya çıkmadan önlenebilme olasılığını artırmaktadır.

Buna paralel olarak, halk sağlığını koruma önlemleri de önemli rol oynamıştır; sigara yasağı gibi politikalar ve kanser risk faktörlerine ilişkin artan farkındalık, birçok başlıca kanser türünde ölüm oranlarının düşmesine katkıda bulundu.

Bununla birlikte, kanser ölüm oranlarında düşüş olmasına rağmen, kanserden kaynaklanan toplam ölüm sayısı artmaya devam etmektedir. Bunun nedeni büyük ölçüde Birleşik Krallık'taki nüfus artışı ve ortalama yaşam süresinin uzamasıdır.

Yaşlandıkça genetik mutasyonlar birikir ve hücresel hasar artar, bu da kanser riskini artırır. Bazı kanser türleriyle ilişkili yüksek ölüm oranları, araştırmacıları bu alanlara daha fazla odaklanmaya yöneltmiştir; çünkü birçok kanser türü, belirtiler genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıktığı için geç teşhisle ilişkilidir. Bu nedenle, bu alanlarda araştırma ve klinik çalışmaların genişletilmesi önemli bir etki yaratacaktır.

İnatçı Kanserler

Bunun aksine, bazı kanser türlerinde son on yılda ölüm oranlarında artış görüldü. Deri, bağırsak, kemik, safra kesesi ve göz kanserlerinden kaynaklanan ölümler sırasıyla yüzde 46, yüzde 48, yüzde 24, yüzde 29 ve yüzde 26 oranında arttı. Karaciğer kanseri ölümleri yüzde 14, böbrek kanseri ölümleri ise yüzde 5 oranında arttı.

Bu artışın muhtemelen çeşitli faktörlerin birleşiminden kaynaklandığı düşünülüyor. Bazı kanser türlerinin erken evrelerinde tespit edilmesi zorken, diğerleri için daha az etkili tedavi seçenekleri mevcut. Aşırı solaryum kullanımı ve ultra işlenmiş gıdalar açısından zengin beslenme gibi yaşam tarzı faktörleri de katkıda bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Indeependent Arabia’dan aktardığı habere göre tiroid ve pankreas kanserlerinin yanı sıra bazı cilt kanseri türlerinden kaynaklanan ölüm oranları, büyük ölçüde sabit kaldı.

Buna rağmen genel eğilim cesaret verici olmaya devam ediyor. Uzmanlar, araştırma ve klinik çalışmalara yapılan sürekli yatırımlar ve Ulusal Sağlık Hizmetinin (NHS) güçlendirilmesiyle kanser ölüm oranlarının daha da düşeceğine inanıyor. Mevcut tahminler, ölüm oranlarının önümüzdeki yirmi yılda, özellikle 2024-2026 ve 2038-2040 yılları arasında yaklaşık yüzde altı oranında azalabileceğini gösteriyor.

Devam eden zorluklara rağmen, son rakamlar araştırma, önleme ve tedaviye yapılan sürekli yatırımın faydalarını vurgulamaktadır. Geliştirilmiş tarama programları, gelişen tedavi yöntemleri ve genişletilmiş önleme çalışmalarıyla, kanserle mücadelede daha fazla ilerleme kaydedilmesi mümkün olabilir.

*Ahmed Al-Badawi, Kingston Üniversitesi'nde kanser biyolojisi ve klinik biyokimya alanında kıdemli öğretim üyesidir.

*Nadine ve Haida, Kingston Üniversitesi'nde genetik ve moleküler biyoloji alanında öğretim görevlisi olarak çalışıyorlar.

*Bu makale ilk olarak The Conversation'da yayınlanmıştır ve Creative Commons lisansı altında yeniden yayınlanmaktadır. 


Körfez ülkeleri, İran rejimini devirmesi için ABD'ye baskı mı yapıyor?

İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
TT

Körfez ülkeleri, İran rejimini devirmesi için ABD'ye baskı mı yapıyor?

İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)

Körfez ülkelerinin, İran rejimini etkisiz hale getirmesi için ABD'ye baskı yaptığı savunuluyor.

Adlarını açıklamadan Reuters'a konuşan Körfez ülkelerinden diplomatlar,  İran'ın "petrol kaynaklarını ve buna bağımlı ekonomileri tehdit edemeyecek hale getirilmesi" gerektiğini savunuyor. 

Bu diplomatların yanı sıra kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen Batılı ve Arap yetkililer de Körfez ülkelerinin, İran'a yönelik askeri harekatı "yarıda bırakmaması için" ABD'ye baskı yaptığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan merkezli düşünce kuruluşu Körfez Araştırma Merkezi'nin direktörü Abdulaziz Sager şunları söylüyor:

Bölgede, İran'ın her bir Körfez ülkesiyle kırmızı çizgileri aştığına dair yaygın bir kanı var. Başlangıçta onları savunduk ve savaşa karşı çıktık ancak bize yönelik saldırılar düzenleyince düşman haline geldiler. Onları başka türlü tanımlamanın bir yolu yok.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı askeri operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanlar öldürüldü.

İran da ABD'nin müttefiki 6 Körfez ülkesine misilleme yaparak havalimanlarını, petrol tesislerini ve ticari merkezleri hedef aldı. Ayrıca küresel petrol tedarikinin beşte birinin gerçekleştirildiği ve Körfez ekonomilerinin can damarı olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirdi.

Körfez ülkelerinden diplomatlara göre bölge yönetimleri, üçüncü haftasına giren savaşta artık "İran'ın askeri gücünün ciddi şekilde zayıflatılması gerektiğini" savunuyor.

Analist Sager de "Amerikalılar görev tamamlanmadan çekilirlerse, İran'la tek başımıza yüzleşmek zorunda kalacağız" diyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçen haftaki açıklamasında Körfez'deki müttefiklerinin "saldırıya geçmeye hazır olduğunu" öne sürmüştü.

Ancak bölgedeki kaynaklar, tek taraflı askeri müdahalenin hiçbir Körfez ülkesi için gündemde olmadığını vurguluyor.

Öte yandan Sager, İran'ın bölgesel nüfuz açısından başlıca rakibi olan Suudi Arabistan'ın, özellikle petrol veya deniz suyu arıtma tesislerine saldırıların sürmesi halinde misilleme yapmak zorunda kalabileceğini söylüyor. Yine de durumun daha da tırmanmasını önlemek için Riyad yönetiminin vereceği tepkiyi dikkatli şekilde ayarlamaya çalışacağını ekliyor.

ABD'deki Princeton Üniversitesi'nden Bernard Haykel, Körfez ekonomilerinin ciddi risk altında olduğuna işaret ediyor:  

İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini gösterdiğinde Körfez ülkeleri artık bambaşka bir tehditle karşı karşıya kaldı. Bununla ilgili bir şey yapılmazsa uzun vadeli bir soruna dönüşebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günkü açıklamasında boğazın yeniden açılmasını sağlayacak bir koalisyon oluşturulması çağrısında bulunmuş, Çin dahil 7 ülkeyle görüştüklerini belirtmişti.

NATO'yu İran savaşını desteklememekle suçlayan Trump'ın çağrısına Avrupa ülkeleri yanaşmamıştı.

Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, "Bu NATO'nun savaşı değil, NATO bir savunma ittifakı" demişti.

İspanya da "ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı yasadışı bulduğunu" yineleyerek Hürmüz Boğazı'ndaki hiçbir askeri operasyona katılmayacağını açıklamıştı.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise ülkesinin Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için "müttefikleriyle bir plan üzerine çalıştığını fakat geniş kapsamlı savaşa dahil olmayacağını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Guardian


Strese yol açan kişiler yaşlanmayı hızlandırıyor

Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
TT

Strese yol açan kişiler yaşlanmayı hızlandırıyor

Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)

Araştırmacılar, strese yol açan arkadaş ve akrabaların kişinin biyolojik yaşlanmasını hızlandırabileceğini tespit etti.

Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler sağlığımızı etkiliyor. Aile üyeleri ve arkadaşlar, zor zamanlarda destek sunarak ruh sağlığını güçlendirebiliyor ve sağlıklı alışkanlıkları teşvik edebiliyor.

Öte yandan ilişkilerin negatif yönü, pozitif etkileri kadar araştırılmış bir konu değil. 

ABD'li araştırmacılar bu ilişkilerin biyolojik yaşlanmaya etkisini incelemek adına yaşları 18'le 103 arasında değişen 2345 katılımcıyla bir çalışma yürüttü.

Katılımcılardan, birlikte vakit geçirdikleri,  kişisel ya da sağlıkla ilgili konuları paylaştıkları ya da sağlık alışkanlıklarını etkileyen kişilerin isimlerini belirtmeleri istendi. 

Ayrıca çevrelerinde kendilerine sık sık stres yaşatan ya da hayatlarını zorlaştıran kişiler olup olmadığı da soruldu. Araştırmacılar bu kişileri "sinir bozucu" diye sınıflandırdı ve sadece sürekli strese yol açanları gruba dahil etti.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 30'u sosyal çevrelerinde en az bir, yüzde 10'u ise en az iki sinir bozucu kişi olduğunu bildirdi.

Bilim insanları katılımcılardan aldıkları tükürük örneklerini inceleyerek biyolojik yaşlanmayı iki ölçüt üzerinden değerlendirdi: bedenin takvim yaşına kıyasla ne kadar yaşlı göründüğü ve yaşlanma sürecinin ne kadar hızlı ilerlediği.

Bulguları hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmaya göre, kişinin hayatındaki her bir "sinir bozucu" kişi, biyolojik yaşın yaklaşık 9 ay daha ileri görünmesi ve yaşlanma hızının yüzde 1,5 artmasıyla ilişkili.

New York Üniversitesi'nden Dr. Byungkyu Lee, yazarları arasında yer aldığı çalışma hakkında "En çarpıcı tarafı, olumsuz sosyal bağların sadece katılımcıların bildirdiği stres ya da ruh sağlığı sorunlarıyla değil, biyolojik yaşlanmanın moleküler ölçümleriyle de bağlantılı olmasıydı" diyor.

Çalışmada bu kişiler aile üyesiyse etkilerin daha da şiddetlendiği gözlemlendi. Bu durum, daha uzun süreli, hayatımızda merkezi bir rol oynayan aile üyelerinden uzak durmanın zorluğuyla bağlantılı olabilir.

Dr. Lee "Bu sinir bozucu kişi, sürekli çatışma yaratan bir ebeveyn veya kardeş, zamanınızı ve duygusal enerjinizi düzenli olarak tüketen bir arkadaş veya yakın çevrenizdeki başka bir kişi olabilir" diyerek ekliyor:

Günlük hayatta bu, sürekli yardım isteyen veya sizi eleştiren bir aile üyesi, dramatik olaylar yaratan bir arkadaş veya ilişkinin sizi strese sokmasına rağmen ilgilenmek zorunda hissettiğiniz biri gibi görünebilir.

Bilim insanları ilginç bir şekilde, sinir bozucu grubuna giren eş veya partnerlerin aynı negatif etkileri yaratmadığını tespit etti. Bunun nedeni, ortak rutinlerin veya duygusal yakınlığın olumlu yönlerinin, stresin olumsuz taraflarını dengelemesi olabilir.

Araştırmacılar ayrıca bazı kişilerin, hayatlarında bu türden kişiler barındırmaya daha yatkın olabileceğine dikkat çekiyor.

Çalışmada bu sayının kadınlarda, düzenli sigara içenlerde, sağlık durumu daha kötü kişilerde ve zor bir çocukluk geçirenlerde daha yüksek olduğu saptandı.

Dr. Lee bu durumu şöyle açıklıyor: 

Bunun muhtemel açıklamalarından biri şu: Zaten daha fazla stres yaşayan veya daha az kaynağa sahip kişilerin zor ilişkilerden kaçınma, bunları hafifletme veya onlardan uzaklaşma becerisi daha düşük olabilir. Bu da kronik gerginliğin gündelik hayata daha kolay yerleşmesine yol açabilir.

Araştırma, sosyal bağlantıları güçlendirmek önem taşısa da hayatımızda bizi strese sokan ilişkilere de dikkat etmemiz gerektiğini vurguluyor.

Independent Türkçe, Science Alert, BBC Science Focus, PNAS