Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

COP27’nin sıçrama yaptığını belirten Kamil, denizleri kirlilikten kurtarma planlarına dikkat ekti.

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
TT

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil

Mısır’da düzenlenen COP27 zirvesinin oturum aralarında Akdeniz’in kuzeyinden ve güneyinden 42 ülkeyi ortaklık çerçevesinde bir araya getiren ‘Akdeniz için Birlik’ kuruluşu konferansına yoğun bir katılım sağlandı.
Şarku’l Avsat, gerek konferansın koridorlarında, gerek oturumlarda gerekse çok sayıda uluslararası yetkiliyle düzenlenen toplantılarda son derece aktif görünen Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil ile bir araya geldi. Kuruluşun en son başarılarından biri olarak öncelikle çevre projeleri ve iklim sorunlarının ele alınmasıyla ilgilenen ‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’ girişimine ilişkin bilgiler veren Kamil, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda COP27’nin katkılarından bölgesel ve uluslararası düzeyde iklim konusunda merak edilen konulara kadar birçok soruyu cevapladı:

-‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’nda temsil edilen, birliğin son projelerinden bahseder misiniz?
Bu girişim, Akdeniz için Birlik’in faaliyetlerinde niteliksel bir sıçramayı temsil ediyor. Çünkü Avrupa- Akdeniz bölgesindeki en büyük iki finansman kuruluşu olan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (AİKB) ve Avrupa Yatırım Bankası (AYB) başta olmak üzere birkaç ortağa öneri sunma girişiminde bulunduk. Girişimin amacı, mavi ekonomi ile ilgili projelere, yani Akdeniz kıyılarını çevreleyen ekonomik faaliyetlerle ilgili her şeye yatırım yapmak için 1,3 milyar euroya ulaşabilecek bir hibe ve yumuşak kredi hacmini harekete geçirmektir. Ayrıca Akdeniz’e kıyısı olan bazı şehirlerde katı maddelerin kanalizasyona atılması, Akdeniz kıyısındaki turizm sektörünün daha sürdürülebilir ve çevre standartlarına daha uyumlu hale getirilmesi, aşırı avlanma ve balıkçılık düzenlemesi gibi sorunlarla ilgilenilmesi, özellikle dünya ticaret hacminin yüzde 30’u Akdeniz’i kapsarken Akdeniz’de geçiş yapan ve faaliyet gösteren yük filolarında kullanılmış yakıt sorunuyla ilgilenilmesi hedefleniyor. Aslında Akdeniz, dünyanın herhangi bir bölgesine kıyasla tüm bölge olarak iklim değişikliği olgusundan etkileniyor oluşunun yanı sıra şu anda dünyanın en kirli denizidir. AİKB ve AYB ile Akdeniz için Birlik kapsamında faaliyete başladığımızda, iyi bir hazırlık sergileyen Almanya, Fransa, İspanya ve İsveç de dahil ‘iklim finansmanı ve yatırım’ açısından bu girişime katılmayı kabul eden birkaç ülke ile görüştük. Avrupa Birliği de (AB) girişimi tam olarak destekledi.

-Şu ana kadar gerçek anlamda bir hareketlilik var mı?
Bu girişimden ilk yararlananlar Akdeniz’deki dört ülke, Mısır, Fas, Tunus ve Ürdün’dür. Bu mekanizmayı kurmak için geçen salı günü ülkeler, kuruluşlar, bankalar, bölgesel ve uluslararası finans kuruluşları olarak ortak isteğimizi duyurmuştuk. Önümüzdeki birkaç ay içinde, organizasyon yapısını ve yönetimini kurma üzerinde çalışacağız. Aynı şekilde Mayıs ayının son haftasında veya gelecek yıl Haziran ayının ilk haftasında Barselona’da mevcut fon miktarını duyurmak için, ayrıca diğer ülke ve kuruluşları daha fazla hibe finansmanı, yatırım finansmanı ve yumuşak kredi sağlamaya teşvik etmek, yararlanıcı ülkeler tarafından sunulan projeleri değerlendirmek arzusuyla bir konferans düzenleyeceğiz. Burada olumlu bir etki yaratmak için yalnızca Akdeniz çevresinde olmamak üzere bu girişimi sahada nerede ve nasıl uygulamaya başlayacağımızı, ekonomik aktivite ve Akdeniz havzasında sürdürülebilir büyüme yaratma meselelerini de ele alacağız.

-COP27’de önceki zirvelerden farklı olarak neler görüyorsunuz?
Önceki zirve, sonuçları ‘bardağın yarısı dolu’ olarak tanımlanan, yani diğer bardağın yarısı boş olan bir zirveydi. Bana göre COP27 konferansının Mısır başkanlığı, ‘Hırstan Uygulamaya’ sloganını seçerken ve uygulama unsuruna odaklanırken çok rasyoneldi. Konferansın açılışı öncesinde, sabahın dördüne kadar süren ve (‘kayıp ve zararlar’ başlığının da eklenmesi için) Mısır’ın bu zirvenin başkanlığını üstlendiği açılış oturumuna kadar ertelenen zorlu müzakerelerin ardından zirve çok mutlu bir haberle başladı. ‘Kayıp ve zararlar’ maddesi, büyük sanayi ülkelerinin dahil etmeyi reddettiği bir maddedir. Çünkü üzerlerindeki mali yükümlülüklerin tartışılmasını gerektirecek. Bu ilkeyi, Mısır diplomasisi, güney ülkeleri ve yükselen ekonomiler için bir zafer olarak görüyorum. Önümüzdeki günler, büyük sanayileşmiş ülkelerin, Paris Konferansı’ndan bu yana mali taahhütlerle ilgili olarak defalarca taahhüt ettikleri şeylere ne ölçüde bağlı olduklarını gösterecek. Yılda yaklaşık 100 milyar dolardan bahsediyoruz. Ancak bugün dünyanın karşı karşıya olduğu çevre ve iklim sorunlarının ölçeği, bu miktarın birçok katını gerektirebilir.
İklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinden bahsetmiyoruz. Bugün özellikle Akdeniz’de gelecekte daha da şiddetlenecek olan bu etkilerin bir parçasını yaşıyoruz. Bu yaz bölge, Cezayir ve diğer ülkelerdeki birçok bölge vatandaşının hayatına mal olan benzeri görülmemiş sayıda yangına tanık oldu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika hariç Güney Avrupa’daki tüm bölgeler, tarihlerinde ilk kez kuraklık bölgeleri olarak ilan edildi. Avrupa ülkelerinde 45 derece gibi benzeri görülmemiş bir sıcaklığa tanık olduk. Peki, ya Güney Akdeniz’de? Burada küresel ısınmayı durdurmak için gerekli ve yeterli önlemleri almazsak yüzde 20 oranında azalması muhtemel yetersiz su kaynaklarından bahsediyoruz.

-Zararın boyutu nedir?
Bölge bugün büyük bir acı çekiyor. Akdeniz’in tuzluluğunun verimli tarım arazilerine sızdığı alanlardan bahsediyoruz. Bu, Mısır da dahil birçok ülkede meydana geliyor. Mısır, iklim sorunuyla ilgili bir film aracılığıyla, özellikle İskenderiye şehrinin halini ve onu korumak için ülke bütçesinden çok büyük meblağlar harcandığını gösterdi. Bu noktada sorulması gereken soru şu; İskenderiye’nin bu haline ve Mısır’ın onu korumak için büyük miktarda para harcamasına kim neden oldu? Sanayi devriminin başlangıcından bu yana geçen 150 yıl boyunca Mısır’ın sanayi alanındaki politikaları mı yoksa büyük ekonomiler mi? Bu noktada ‘iklim adaletinden’ başlayabiliriz. İklim adleti arayışındayız. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma politikalarına ve gelişmiş sanayi toplumlarına doğru ilerlerken ekonomilerini yükseltme çabalarına kendilerini adamaları çağrısı yapıyor. Bu, Mısır ve Fas gibi birçok gelişmekte olan ülkede uygulanıyor. Hindistan ve Brezilya, bu ülkelerden sürdürülebilir bir ekonomik model taahhüt etmelerini talep ediyor. Peki, neden? Peki ya adalet? Bu modeli takip etmediniz ve aslında hasara neden oldunuz. Şimdi de ‘ekonomik aktiviteyi daha sürdürülebilir ve çevreye daha az zararlı olacak şekilde’ yeniden formüle etme konusunda finansal bir katkı sunmadan büyüme hızını yavaşlatmamızı talep ediyorsunuz.

-Geçtiğimiz günlerde tanık olduklarınızdan hareketle, zirvenin taahhütleri yerine getirmek için gerçek sonuçlar üreteceğini düşünüyor musunuz?
Umut verici gördüğüm üç düzey var. İlk olarak bu zirve, ülke grupları arasında bölgesel düzeyde, örneğin Mısır’ın dünyanın en büyük rüzgargülü çiftliğini inşa edeceğine dair benzeri görülmemiş anlaşmalara ve anlayışlara tanık oldu. Ayrıca yeşil hidrojen alanındaki büyük anlaşmaların yanı sıra Suudi Arabistan, dünyanın en ıssız bölgesinde tarım yapmayı amaçlayan yeşil girişimleri ortaya koydu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır’ın ve diğer ülkelerin hamleleri, Ortadoğu’yu bir ekonomik büyüme deposu haline getirecektir. İkinci düzey, bazı ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirdiklerini açıkladıklarına dair bazı göstergelerle ilgilidir. Taahhütlerin yerine getirilmesine bağlı kalındığı için bu düzey, aynı zamanda bir umut kaynağıdır. Üçüncü düzey çerçevesinde, daha çevreci ve iklim açısından daha güvenli bir dünyaya doğru ilerlemek için gerçek bir arzumuz var. Şu anki aşamadaki ana zorluğun, özel sektörün şımartmasına izin veren koşulların ve finansal ortamın nasıl sağlanacağıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Çünkü milyarlara ihtiyaç duyma aşamasında değiliz. Daha ziyade trilyonlarca dolara ihtiyaç duyma aşamasındayız. Bu, devlet finansmanı ile elde edilemez. Özel sektör, bir bütün olarak dünya genelinde ortak olmalıdır.

-Rusya-Ukrayna savaşının birlik ülkeleri üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa- Akdeniz ülkeleri, Avrupa’da enerji kaynakları açısından, Kuzey Afrika ülkelerinde ise güneydeki gıda fiyatlarındaki eşi görülmemiş artışla mücadele açısından Rusya- Ukrayna savaşından en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Ortadoğu’da da bir sorun var. Bu, çaba eksikliği veya sürdürülebilirlik eksikliği değil, su kıtlığıdır. İki bölge, savaş nedeniyle benzeri görülmemiş enflasyon dalgalarından ve üretim zincirlerine yansımasından etkilendi. Elbette bu savaşın bölge üzerinde net bir olumsuz etkisi oldu. Ama bu etki, çevre ve iklim alanlarında gördüğümüz ortaklıklar ve inisiyatiflerle bölgenin ortak hareket etmeye devam etmesini engellemiyor. Bölgedeki tüm ülkeler, ‘enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, Avrupa ülkeleri açısından Doğu Akdeniz ve Körfez gazına olan bağımlılığın artması, Güney Akdeniz’deki gıda kaynaklarının çeşitlendirilmesi’ gibi, krizi aşmak için şu veya bu şekilde tek tek ve toplu olarak çabalıyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”