ABD ara seçimleri ve Ortadoğu

İç faktörlerin ağırlaşmasıyla birlikte ABD’nin politikalarının, önümüzdeki dönemde tehlikeli gelişmeler olmadıkça, küresel rolü pahasına daha izole ve popülist olması bekleniyor.

ABD ara seçim sonuçları, ABD yönetimi için yurtdışı manevra marjını belirledi (AFP)
ABD ara seçim sonuçları, ABD yönetimi için yurtdışı manevra marjını belirledi (AFP)
TT

ABD ara seçimleri ve Ortadoğu

ABD ara seçim sonuçları, ABD yönetimi için yurtdışı manevra marjını belirledi (AFP)
ABD ara seçim sonuçları, ABD yönetimi için yurtdışı manevra marjını belirledi (AFP)

Nebil Fehmi
Rusya'nın Ukrayna’nın Herson bölgesinden kısmen geri çekilmesi, Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansları (COP27 ) ve son olarak ABD ara seçimleri gibi önemli gelişmelerin çok olması nedeniyle bugünkü makalenin konusunu seçmekte tereddüt ettim. Ancak Georgia eyaletindeki seçimlerin ikinci turundan sonra nihai sonuç Aralık ayının ilk haftasına kadar netleşmeyecek olsa da ABD ara seçimlerini yazmaya karar verdim. Seçim sonuçlarının, mevcut ABD yönetiminin, özellikle Ortadoğu’da olmak üzere yurtdışında manevra marjını büyük ölçüde belirlediğine inanıyorum.
Nihai sonuçların açıklanmasından sonra Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi'nde beklenenden daha az sandalyeyle çoğunluğu yeniden kazanacağı tahmin ediliyor. Bu da, Temsilciler Meclisi'nin ABD'nin iç ve dış harcamalarını kontrol etme yetkisine sahip olması nedeniyle Demokrat Başkan Joe Biden’ın manevra alanının da kısmen kısıtlanacağını gösteriyor. ABD Senatosu'nun ülkenin politikalarını belirlemedeki rolü, Başkanın dış politikayı yönetme sorumluluğunu üstlenmesiyle daha baskın olsa da, diğer programlarını içeriden engellememek için Kongre'nin her iki kanadının (Temsilciler Meclisi ve Senato) direktiflerini dikkate alıyor.
Ara seçim sonuçları birbirine çok yakındı. Sonuçlar, genellikle son ana kadar kime oy vereceğine karar veremeyen kararsız seçmenler tarafından belirlendi. Merkez sağdan ve merkez soldan adaylar seçildi. Aşırı sol kanattan ya da eski Başkan Donald Trump tarafından desteklenen isimlerden, birkaç istisna dışında başarılı olan olmadı.
Batı ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden yaşanan çekişmeye ve Çin tehdidinin daha fazla şeytanlaştırılmasına rağmen Amerikan seçmenler iç meselelerle ilgilendi, bunlardan etkilendi ve adayları, içerideki üç meseleye yönelik tutumlarına göre değerlendirdi. Bu meselelerin ilki, Kovid-19 sonrası önemli bir iyileşmeye ve iş imkanlarında büyük bir artışa tanık olunan ekonomik durumun, Ukrayna'yı desteklemek için yapılan kapsamlı harcamalarla bir başka şoka daha uğramadan ve sonucunda enflasyonun günden güne yükselmeye başlamasından önceki haline getirilmesiydi. İkinci mesele olan ABD Yüksek Mahkemesi'nin kadınların kürtaj yaptırıp yaptırmama özgürlüğüne ilişkin önceki kararını bozma kararı, ABD’nin banliyölerindeki kadınlar arasında büyük ilgi gördü. Üçüncü mesele ise eski Başkan Trump'ın kişiliği, 2020 yılının Ocak ayında gerçekleşen Kongre Binası Baskını ile bağlantılı olarak geleneksel Amerikan siyasi sistemini reddederek temsil ettiği çizgi ve başkan olmayı hedefleyen Cumhuriyetçi senatör Marco Rubio ya da Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi gibi başka herhangi bir görüşe karşı kaba kişisel uygulamalarıydı.
Seçimlerin nihai sonucu ne olursa olsun, ABD Başkanı Biden’ın genel olarak dış politikasında daha az iddialı ve Ukrayna gibi konular dışında Amerikan güçlerini daha büyük harcamalar yapma pahasına riske atmakta daha az istekli olduğunu göreceğimize şüphe yok. Hatta Ukrayna’yı destekleme heyecanının azaldığını görsem de şaşırmam. Çünkü Biden, politikalarını, mali açıdan daha fazla kısıtlama uygulanan Kongre’nin onayını almak için halkın genel eğilimini takip etmeye çalışıyor. Ayrıca 2023 yılında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde yeniden aday olma niyetinin sinyalini birkaç kez veren Biden, hesaplarını buna göre yapmaya başladı. Başkanlığa aday olmak, genellikle sağlık durumuna göre yıl sonu tatillerinden sonra alınan bir karar ve bu da Biden’ı herhangi bir çekişmeye girmekten kaçınmaya itiyor. Öte yandan üst düzey ABD’li ve Rus yetkililer arasındaki temaslar şimdiden başladı. Eğer bu temaslar başarısız olursa, Biden’ın zayıf görünmemek ya da geri çekilmemek için sert tutumlar alması bekleniyor. Biden’ın politikaları, diplomasiyi desteklerken sözlü ve askeri gerilimden ve ABD güçlerinin herhangi bir çatışmaya katılımından kaçınıyor, zamana ve olaylara göre yönetiliyor.
İç faktörlerin ağırlaşmasıyla ABD’nin politikalarının bu yeni Soğuk Savaş'ta tehlikeli ve hesaplanmamış gelişmelere tanık olmadıkça, küresel rolü pahasına daha izole ve popülist olması bekleniyor.
ABD, onlarca yıl Ortadoğu'dan uzaklaştırmaya çalıştı, ta ki bunu yapmasının zorluğunu anlayana kadar. Biden'ın İsrail'i, ardından Suudi Arabistan'ı ziyaret ettiğine ve Arap liderlerle görüştüğü, ardından aralarında İsrail sağının seçimleri kazandığı ve Biden yönetiminin rakibi Netanyahu'nun hükümeti kurmakla görevlendirildiği, petrol üreticilerinin petrolü silah olarak kullanmamakta ısrar edip piyasayı serbest bıraktıkları şaşırtıcı ve istenmeyen sonuçların geldiği, Amerikan siyasi çelişkileriyle dolu bir ziyaret gerçekleştirdi. Petrolün silah olarak kullanılması, Afganistan'da Sovyetler Birliği'ne baskı yapılırken yaşanan olaylarda ya da Irak’ın işgalinden sonra olduğu gibi, petrol fiyatlarının politize edilerek ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiği durumlarda ABD'nin her zaman uyguladığı bir yöntemdir.
Kongre seçimlerinin nihai sonuçlarının açıklanmasının ardından önümüzdeki üç ay boyunca İsrail ile herhangi bir tartışmaya girmek istemeyen ABD, bu yüzden İsrail-Filistin barış müzakerelerini yeniden başlatmak istemeyecektir. Fakat Filistinlilere yönelik ihlallere karşı sessiz kalması da güç. Bu sebeple, şu an için her ne kadar hevesli olunmasa da Amerikan demokratik solunun tutumu dikkate alınarak, ihlalleri azaltmaya yönelik çalışmalar devam edecektir. ABD’nin Arap-İsrail barışı için disiplinli bir çaba göstermesi ve bunu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) İbrahim Anlaşmaları’nın imzalanması karşısında İsrail'in Filistin topraklarını ilhak etme kararını dondurmasına benzer şekilde, İsrail'in ihlallerini frenlemek için kullanması bekleniyor.
ABD’nin, Suudi Arabistan'ın kendisine uygun bir tutum sağlamayan ABD politikalarına yanıt vermeyeceğini anladıktan sonra temposunu düşürmesi ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin de dönüm noktası olacak. Suudi Arabistan’ın, ABD ile güvenlik iş birliğine ilgisi azalsa da devam edecek. ABD Başkanı’nın geri adım atmış gibi görünmemesi için temponun ayarlanmasının biraz zaman alması bekleniyor. Bunun ekonomik yansımasının içeride bir takım hesapları olduğu düşünüldüğünde Suudi Arabistan - ABD ilişkileri her iki taraf için de önemli olduğundan, Yemen konusunda daha olumlu bir tavır almak temponun ayarlanmasında ana husus olabilir.
Biden yönetimi, İran ile nükleer anlaşmayı birinci öncelik haline getirirken, Biden’ın, göreve gelişinin ilk aylarında İran ile dolaylı müzakereleri geciktirmesi, Tahran'ın tereddüt etmesine ve ABD ara seçimlerinin sonuna kadar müzakerelere yönelik tutumunu katılaştırmasına neden oldu. Eski Başkan Trump'ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmişti. Yakın gelecekte nükleer anlaşmanın canlandırılmasını beklemiyorum. Çünkü anlaşmanın canlandırılması artık ne Amerikalılar ne de İranlılar için bir öncelik değil. Buna İran’daki son protestolar nedeniyle ABD yönetiminin İran'la iş birliği içindeymiş gibi görünme zorluğu da ekleniyor.
Biden yönetiminin önümüzdeki iki yıl boyunca Mısır, Ürdün, BAE, Irak ve Suriye ile yürüteceği ilişkiler, meseleleri kızıştırmaktan kaçınmaya, politik gerçekçiliğe ve herkesle kurumsal ilişkiler yoluyla mümkün olduğunca pozitifleri en üst düzeye çıkarmaya dayalı olacaktır. Bunu Mısır, Ürdün ve BAE ile yapmak çok daha kolay ve olumlu olacağına şüphe yok. Irak'ta ise işlerin kötüye gitmemesine odaklanarak bunu gerçekleştirebilir. Suriye'deki ve dolayısıyla Lübnan'daki durumu, İran'ın rolüne ve Rusya'nın nüfuzuna özel olarak dikkate alarak, dikkatli ve doğru bir şekilde takip etmeli. Libya arenasında da aynı durum söz konusu. Türkiye ile ilişkilerin aynı metodolojinin hassas hesaplarıyla yönetilmeye devam edeceğine inanıyorum. Türkiye'nin Ukrayna ile ilgili bazı anlaşmaların yapılmasını kolaylaştırmasının yanı sıra NATO üyesi olması ve Rusya ile temaslarda önemli rol oyması nedeniyle onunla olan ilişkiler, hassas, rahat davranılmaya mahal olmayan, ancak önemli ilişkilerdir. Bu denklemde yeni olan ise ABD’nin Çin'in Ortadoğu'ya yönelik artan ilgisini ve etkisinin yayılmasını dikkatli bir şekilde takip etmesidir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrilmiştir.



Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS