ABD, Türkiye’ye kara harekatına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometre geriye çekmeyi önerdi mi?

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)
TT

ABD, Türkiye’ye kara harekatına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometre geriye çekmeyi önerdi mi?

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)

Türk kaynakları, ABD’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) en büyük bileşeni YPG’nin sınırlarından 30 kilometre mesafeye kadar çekilmesini gerektiren bir kara askeri harekatını engellemeye yönelik bir teklifi olduğunu iddia etti.
Diğer yandan, Ankara ile Moskova arasında, Rusya’nın, Türkiye’nin güney sınırlarını güvence altına alma ve sınırlı bir askeri operasyona onay verme anlaşmasına yol açabilecek müzakereler olduğu bildirildi.
Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi ‘Amerikalıların teklifi ne?’ başlıklı makalesinde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığını bilen Amerikalılar ise bu işi operasyonsuz çözmek için harekete geçtiler. ABD Genelkurmay Başkanı Milley, Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’le görüştü. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Flake’i kabul etti” diye yazdı.
Makalede, “Amerikalılar Türkiye’nin kara harekatı yapmasına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometrenin altına çekmeyi öneriyorlar” denildi.


Suriyeliler, Ankara’nın YPG’ye karşı askeri operasyon başlatmasını desteklemek için önceki gün Halep’in kuzeyindeki Bab el Selam Sınır Kapısı yakınında gösteri yaptı (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi Nicolas Granger, Washington’ın Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyinde yaklaşmakta olan operasyonuna yeşil ışık yaktığına dair iddiaları yalanlayarak, “Ankara’ya büyükelçimiz aracılığıyla askeri harekata şiddetle karşı çıktığımız bilgisi verildi” dedi.
Granger, Cuma günü verdiği bir televizyon röportajında, “Askeri operasyonlar DEAŞ ile mücadele çabalarını baltalıyor ve bölgedeki istikrarı tehdit ediyor” dedi.
ABD’nin SDG ile birlikte çalışan, çoğunlukla Suriye’nin kuzeydoğusunda konuşlanmış yaklaşık 900 askeri bulunuyor.
Washington’daki Suriye Demokratik Konseyi’nin Başkanlık Konseyi üyesi Bessam Sakr ise, “Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerin şu anda tanık olduğu görece sakinlik, ABD, Rusya ve uluslararası toplumun ‘gerginliğin azalması’ gerektiğini vurgulamasının ardından geldi” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Sakr, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ‘yeni pozisyonu’ hakkında bilgilendirmek için kendilerini çağırdığını bildirdi.
Sakr ayrıca Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ‘gerilimi azaltmanın gerekliliğine’ vurgu yapan açıklamalar yaptığını ve Uluslararası Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için kaydettiği ilerlemenin tehlikeye gireceğine dair ciddi endişelerini vurguladıklarını söyledi.
Sakr ayrıca şu ifadeleri kullandı;
“Suriye Demokratik Konseyi heyeti, yabancı yetkililerle bir toplantı gerçekleştirme talebimizin karşılanmasını günlerce bekledikten sonra, ABD’li yetkililerden farklı bir tavır hissetti. ‘Başkan Joe Biden yönetimi sahada mevcut koşullarda herhangi bir değişikliğe yanaşmıyor’ şeklinde net bir pozisyona ulaştılar. Görüşme, DEAŞ tehdidiyle yüzleşmeye devam ederken ABD ile ittifak ve ortaklığın devamına vurgu yapılması ve Türkiye operasyonu için ABD’nin ‘yeşil ışığının’ olmaması açısından verimli geçti.”

SDG
SDG komutanı Mazlum Abdi, dün Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke’de düzenlediği basın toplantısında, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ile telefonda görüştüğünü söyleyerek, “ABD, McGurk aracılığıyla bize resmi olarak bu operasyona karşı olduğunu bildirildi” dedi.


SDG komutanı Mazlum Abdi dün Haseke’de düzenlediği basın toplantısında (AP)

Washington’ın söz konusu operasyonları durdurmak için Ankara ile iletişim kurduğunu dile getiren Abdi, ABD ve Rusya’nın Türk operasyonuna karşı olduğunu, ancak Türkiye’nin ‘saldırmaya’ kararlı olması nedeniyle uluslararası pozisyonların daha güçlü olması gerektiğini söyledi.
İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısına atıfta bulunan Abdi, “İstanbul saldırısıyla hiçbir ilgimiz olmadığının ve gerçeğin ortaya çıkarılması için uluslararası bir soruşturma komisyonu talep ediyoruz” dedi.
Abdi, her türlü Türk operasyonuna hazır olduklarını ve bu savaşın öncekilerden farklı olacağını söyleyerek, “Türkiye savaşı başlatırsa, tüm Suriye-Türkiye sınırı alevlenir” diye konuştu.
Bölgeyi korumanın Suriye rejim ordusunun işi olduğunu söyleyen Abdi, “Türk saldırılarına karşı birlikte koordinasyon sağlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.
Türkiye’nin uyarısı
Kilis Valiliği, bazı bölgelerde düzenlenecek tüm gösteri ve etkinliklerin 7 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.
Bu, kara harekatını başlatma veya Suriye’nin kuzeyindeki operasyonun kapsamını genişletme olasılığının bir göstergesi olarak kabul edildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla düzenlenen programda yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Sınırlarımızın ötesinde oluşturmakta olduğumuz güvenlik kuşağı ile aynı zamanda milyonlarca masum kadının ve çocuğun da hakkını müdafaa ediyoruz. En kısa sürede bu kuşağı batıdan doğuya tüm sınırlarımız boyunca tamamlayarak hem kendi vatandaşlarımızın hep oralarda yaşayan insanların geleceklerine güvenle bakabilmelerini sağlayacağız.”
Türkiye, Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekatını durdurma karşılığında, ABD ve Rusya ile YPG’nin Suriye ile olan güney sınırından 30 kilometre uzağa çekilmesi konusunda anlaştı.
Ancak Ankara, Washington ve Moskova’nın bu konuda imzalanan iki mutabakat zaptı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini vurguluyor.
Türkiye, sınırlarında terör unsurlarının bulunduğu boşlukları kapatmak ve Suriye’deki YPG ile Kuzey Irak’taki PKK militanları arasındaki bağlantıyı kesmek için hala Menbiç, Tel Rıfat ve Ayn el-Arab’ı (Kobani) kontrol etmek istiyor.
Diğer yandan, Türkiye ve Rusya arasında, önümüzdeki haftalarda Fırat Nehri’nin batısındaki YPG unsurlarını çıkarmak için sınırlı ölçekli bir Türk askeri operasyonu hakkında müzakerelerin yapıldığı bildirildi.
Müzakereler hakkında bilgilendirilmiş olarak nitelendirilen Türk kaynaklara göre, Tel Rıfat, Türk kuvvetlerinin yaklaşmakta olan operasyonunda hedef alınacak yerler arasında olabilir.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamaya göre, Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rus mevkidaşı Sergey Şoygu ile geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı telefon görüşmesinde, Suriye’nin kuzeyi bağlamında, bölgede sağlanan istikrarı bozmaya yönelik artan taciz ve saldırılar ile sivil yerleşim alanları ve vatandaşları hedef alan eylemlere karşı gereken cevabın verildiği ve verilmeye devam edileceğini söyledi.
Öte yandan, Türk kuvvetlerinin, Cumartesi günü Halep’in doğu kırsalında SDG güçlerinin kontrolündeki alanlar içinde, Ayn al-Arab (Kobani) şehrinin doğu yakasında ve şehrin güneybatısındaki Zorava köyüne ağır top atışlarına devam ettiği öne sürüldü.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SDG), bu esnada iki gün boyunca hava bombardımanının devam ettiğini ileri sürdü.
Türk kuvvetleri ve ona yakın Suriyeli muhalif grupların, Cuma günü Halep’in kuzey kırsalında SDG ve rejim güçlerinin konuşlandığı bölgelerdeki Mayasa ve Abyan köylerinin yanı sıra Minak kasabasındaki bölgeleri, askeri havaalanını ve Tel Rıfat şehrinin dış mahallelerini top atışları ile hedef aldığı iddia edildi.



Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.


Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth, dün yaptıkları görüşmede, bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik çözüm çabalarını ele aldı. Görüşmede, iki ülkenin bölge ve dünyada güvenlik ve istikrarı destekleme vizyonu da ele alındı. Bu gelişme, Prens Halid bin Selman ile Dışişleri Bakanı Hegseth arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında gerçekleşti. Görüşmede Suudi Arabistan-ABD ilişkileri, savunma sektöründe iş birliği olanakları ve karşılıklı ilgi duyulan konular gözden geçirildi.

Pentagon sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, iki bakanın "ABD'nin Husilerin kapasitesini azaltma ve Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü koruma amaçlı operasyonlarındaki ilerleme de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu" belirtti.

Açıklamada, iki tarafın ayrıca "ABD-Suudi Arabistan savunma işlerindeki ortaklığını genişletme fırsatlarını ele aldığı ve yakın iletişimi sürdürme konusunda mutabık kaldığı" ifade edildi.