SDG, Rusya’nın ‘sınır bölgelerini rejim güçlerine bırak ve Türkiye sınırından 30 km uzağa çekil’ önerisini reddetti

Ankara’ya bağlı gruplar, beklenen operasyona hazır olduklarını açıkladı

SDG, Rusya’nın ‘sınır bölgelerini rejim güçlerine bırak ve Türkiye sınırından 30 km uzağa çekil’ önerisini reddetti
TT

SDG, Rusya’nın ‘sınır bölgelerini rejim güçlerine bırak ve Türkiye sınırından 30 km uzağa çekil’ önerisini reddetti

SDG, Rusya’nın ‘sınır bölgelerini rejim güçlerine bırak ve Türkiye sınırından 30 km uzağa çekil’ önerisini reddetti

Türk kuvvetleri, Haseke ve Rakka vilayeti kırsalındaki bombardımanlarının yanı sıra Halep kırsalındaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mevzilerine yönelik hava ve topçu bombardımanını artırdı. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerinin kontrol noktalarını hedef alan bir kara operasyonu başlatması beklentisiyle SDG ve koalisyon güçlerinden takviyeler gerçekleştirildi. Öte yandan Türk birlikleri, Ankara’ya sadık muhaliflerle birlikte, beklenen kara operasyonu için ortak operasyon odası hazırlıklarını sürdürüyor.
Pazar sabahı Türk kuvvetleri, Suriye sınırına askeri takviye gönderilmesiyle eş zamanlı olarak Halep kırsalında SDG ve rejim mevzilerine bir dizi hava saldırısı düzenledi ve ardından topçu bombardımanı gerçekleştirdi. Minak askeri havaalanı ile Halep kırsalında SDG kontrolünde bulunan Şavarga, el-Malikiyye, Maraanaz ve Maraş köylerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.
Bu gelişmeler, Özerk Yönetim ve Kürt güçlerinin bölgelerine yönelik Türk hava saldırılarının durdurulmasından yaklaşık 3 gün sonra gerçekleşti. Öyle ki Türk savaş uçakları, Halep, Haseke ve Rakka’da araçları, askeri noktaları, askeri alanları ve farklı bazı noktaları hedef alan 50 saldırı düzenledi. Saldırı, 19 Kasım’da Kuzey Suriye ve Irak’ta ‘Pençe Kılıç’ hava operasyonunun başlatılmasının ardından 45 kişinin ölümüne ve 34 kişinin yaralanmasına neden oldu.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Türk kuvvetlerinin Halep kırsalında SDG ve rejimin konuşlandığı bölgelere yönelik kara bombardımanının kapsamını genişlettiğini belirtti. SOHR’a göre eş-Şaale, Zvayan, Talal el-Anab, Şeyh İsa köylerine ve Tel Rıfat şehri civarına topçu saldırıları düzenlendi. Halep vilayetinin kuzeybatısındaki Afrin kırsalına bağlı Şaran kasabasında yer alan Tatamriş, el-Şavarga, el-Alkamiya, Maraanaz, Tanb ve el-Malikiyye bölgelerindeki SDG noktalarına da topçu bombardımanı gerçekleştirildi.
Azez kırsalındaki Talal eş-Şam köyünde konuşlu Türk kuvvetleri, Halep’in kuzey kırsalındaki Tel Rıfat ilçesi çevresini, Şeyh İsa ve Bayluniyeh köylerini ağır top atışlarıyla hedef aldı.
Halep’in kuzey kırsalındaki Kalcerbin üssünde konuşlu Türk kuvvetleri, Halep’in kuzey kırsalındaki Tel Rıfat kenti çevresini ve Şeyh İsa ve Harbel köylerini top atışlarıyla hedef aldı. Öte yandan SDG ve rejim güçleri, Halep’in kuzey kırsalına bağlı Dabık köyündeki bir Türk askeri üssünü hedef aldığını bildirdi
Pazar sabahı erken saatlerde de bir Türk savaş uçağı, Ayn el-Arab’ın (Kobani) batısındaki Tel Carakli’deki rejim güçlerinin askeri bölgelerine ve Safet köyünü bombaladı.
Türk kuvvetleri ayrıca, kendi toprakları içinden Ayn el-Arab’ın batı kırsalındaki Zor Mağar ve Harab Atto köylerindeki SDG mevzilerine de top atışları gerçekleştirdi. Ayrıca Haseke kırsalındaki ez-Zuhayriya ve Harab Rişk köylerine ve Semalka geçidine bir dizi top ve havan mermisi isabet etti. Saldırı, maddi hasara yol açtı. Ayrıca Türk kuvvetleri, Rakka’nın kuzeyindeki Tel Abyad’da bulunan el-Hoşan köyünü ve Halep- Lazkiye (M4) uluslararası otoyolunun çevresini bombaladı.
Türkiye Savunma Bakanlığı, devam eden operasyonlar kapsamında Cuma ve Cumartesi günü Suriye’nin kuzeyinde 12 SDG militanının ve kuzey Irak’ta 10 PKK’lının öldürüldüğünü duyurdu. Açıklamada, Türk ordusunun militanları nerede olurlarsa olsunlar takip edeceği, Suriye’nin kuzeyindeki ve Irak’taki ‘terör’ bölgelerini bombalamaya devam edeceği belirtildi. Twitter üzerinden yapılan açıklamada Suriye’nin kuzeyindeki ve Irak’ın kuzeyindeki bölgelere yönelik topçu bombardımanı görüntüleri de yayınlandı. Ayrıca teröristlerin sığınaklarının hedef alınma faaliyetlerinin devam ettiği de belirtildi. Türk ordusunun bombardımanı, Kuzey Irak’ta PKK’nın açtığı ateş sonucu 6 Türk askerinin ölmesi ve yaralanmasının ardından gelişti.

Takviye yarışı
Öte yandan Türkiye ordusu, Halep kırsalındaki Babusselam sınır kapısı aracılığıyla Suriye topraklarına doğru askeri takviyede bulunurken, kuzey ve doğu Suriye bölgeleri çeşitli taraflardan bir takviye yarışına tanık oldu.
Geçtiğimiz Cumartesi günü Kilis sakinleri, 7 gün boyunca sınır kapılarına ve şehirdeki bazı önemli alanlara yaklaşmamaları konusunda uyarıldı. Bu uyarı, kara harekatı başlatma veya Suriye’nin kuzeyindeki Türk operasyonunun kapsamını genişletme olasılığının bir göstergesi olarak kabul edildi.
Diğer taraftan SOHR, Uluslararası Koalisyon’a bağlı kuvvetlerin 100 tırın desteğiyle Irak Kürdistanı’ndaki el-Velid sınır kapısı üzerinden Suriye’nin kuzey ve doğusuna girdiğini ve Haseke’nin güneyindeki Tel Baydar ve Kasrak’taki ABD üslerine ulaştığını açıkladı. Bu çerçevede Suriye’nin kuzeyi ve Irak’taki ‘Pençe-Kılıç’ operasyonuyla bağlantılı olarak bu ay altıncı takviye gerçekleştirildi. SDG lideri Mazlum Abdi’nin Cumartesi günü Türkiye’nin SDG güçlerini hedef alan bir kara operasyonu başlatması halinde Türkiye-Suriye sınırını ateşe verme tehdidinin ardından Haseke vilayetindeki sınır şeridi bölgelerine de askeri takviyeler gönderildi.
SDG, Türk birliklerinin hava saldırılarını önlemek için yıllar önce kurduğu tünel ağıyla Haseke’deki sınır şeridinde bulunan kasaba ve şehirlere cephane, havan topları ve lojistik malzeme taşıdı. Mazlum Abdi, Cumartesi günü Türkiye’nin, Kobani, Münbiç ve Tel Rıfat’a operasyon başlatmaya hazırlandığını ve ABD’nin de bu operasyonu engellemeye yönelik çabalar ortaya koyduğunu dile getirmişti. ABD ve Rusya’nın Türk operasyonuna karşı olduğunu belirten Abdi, Türkiye’nin kararlılığı karşısında uluslararası tepkilerin daha güçlü olması çağrısı yaptı.

Rus önerisi reddedildi
Öte yandan Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Kürt kaynaklar, SDG’nin Cuma günü Kamışlı havaalanında gerçekleştirilen bir toplantıda Rusya’nın ‘Türkiye ile Suriye sınır bölgelerini rejim güçlerine teslim etme’ ve ‘Türkiye sınırından 30 km uzağa çekilme’ önerisini reddettiğini belirtti.
‘Basnews’ internet sitesinin haberine göre, SDG ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi (Yekiti) yönetimine yakın bir kaynak görüşmede herhangi bir anlaşmaya varılmadığını dile getirdi. Kaynak ayrıca, SDG’ye ‘kontrolündeki sınır bölgelerini Suriye rejimine devretmesi’ için baskı yapan bir Türk- Rus anlayışı olduğuna dikkati çekti.
Kaynak, SDG lideri Mazlum Abdi ile ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özel Temsilcisi Nicholas Grainger arasında bölgedeki son askeri gelişmeler hakkında bir görüşme yapıldığını dile getirdi. Aktarılana göre Grainger, ülkesinin Suriye’nin kuzeyindeki herhangi bir Türk askeri operasyonunu reddettiğini belirtirken, bilgi sahibi bir Kürt kaynağı da Türkiye’nin ABD tarafına bir mesaj ilettiğini ve Suriye’nin kuzeyinde SDG’ye karşı yürüttüğü askeri operasyonları durdurmak için bir dizi koşul öne sürdüğünü söyledi.
Türkiye, ABD ve Rusya’nın tavrını görmezden gelerek, Suriye’nin kuzeyinde kara harekâtını gerçekleştirmekte ısrar ediyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçtiğimiz Cumartesi günü yaptığı açıklamada ülkesinin en kısa sürede Suriye’de SDG’ye yönelik kara harekâtını da başlatacağını söyledi.
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Suriye’deki gelişmeler hakkında Rusya ile Türkiye arasında görüş ayrılıkları olduğunu söyledi. Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeyi, bunların diyalog yoluyla çözülmesine izin veriyor. Peskov, 27 Kasım’da yaptığı açıklamada, Soçi’de anlaşma imzalanır imzalanmaz Türkiye ile Suriye konusundaki görüş ayrılıklarının azaldığına dikkati çekti. Peskov, “Türkiye’yle Suriye konusunda görüş ayrılıklarımız var. Daha önce onları Soçi’de çözmeyi ve ortadan kaldırmayı başardık. Hatırladığınız gibi, iki bakanın okuduğu bir belge imzalandı. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarını duyduk, bizim temsilcilerimiz de Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirme durumundan memnun olmadığımızı belirten açıklamalar yaptı” dedi. Kremlin Sözcü, “İlişkilerimizin düzeyi ve siyasi bilgelik, bu tür görüş ayrılıklarını cepheleşme yoluyla değil, uzun ve gergin de olsa müzakereler yoluyla çözmemize izin veriyor” ifadelerini kullandı.
Yaklaşık iki yıl önce imzalanan Soçi Anlaşması, Suriye’nin kuzeyindeki İdlib vilayetinde saha ve siyasi koşulların şekillenmesinin temelini oluşturdu ve neyin uygulanıp uygulanmadığına dair süregelen bir tartışmayı ateşledi.

Ankara: İzin almayız
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetinin sınır dışından başlayarak terörle mücadele operasyonları aracılığıyla Türkiye’nin her köşesini güvenli hale getirmeye kararlı olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumartesi günü Ankara’nın terörle mücadele operasyonları yürütmek için izin istemeyeceğini dile getirdi. Bir televizyon kanalına konuşan Kalın, “Ankara, meydan okumalar ve tehditler konusunu, bunları ortadan kaldıracak daha ortak önlemler almak ve adımlar atmak için müttefikleriyle görüşmeye hazırdır” dedi.
Kalın, terör saldırısı da dahil olmak üzere herhangi bir tehdit olması durumunda Türkiye’nin NATO’daki tüm müttefikleriyle durumu ele aldığını söylerken, “Ortaklardan ortak adımlar bekliyoruz ve bunun olmaması durumunda sorunu kendimiz çözmeye hazırız” şeklinde konuştu.

Ortak operasyon odası
Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif Suriyeli kaynaklar, Ankara yanlısı Suriye Millî Ordusu gruplarının, Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında SDG’ye karşı beklenen bir kara askeri operasyonu için bir ortak operasyon odası çerçevesinde Türk kuvvetleriyle birlikte tüm askeri ve muharebe hazırlıklarını tamamladığını bildirdi.
Türk kuvvetlerinin ve desteklediği Suriyeli muhalif grupların saha verileri ve askeri teçhizatı, Türkiye’nin beklenen kara askeri operasyonunun ilk aşamasının Halep’in kuzeybatısındaki Tel Rıfat ve çevresini, kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Münbiç bölgelerini hedef alacağını gösteriyor.
Fırak Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerindeki Türk birlikleri, Ankara’ya sadık Suriyeli muhalif gruplarla ortaklaşa kara harekatı için bir ortak operasyon odası hazırlıklarını sürdürüyor
Diğer taraftan Suriyeli muhalif gruplardan bir askeri kaynak, Pençe- Kılıç olarak adlandırılan hava harekatı kapsamında bir haftayı aşkın bir süredir Suriye topraklarında SDG mevzilerine yoğun hava saldırıları gerçekleştirildiğini belirtti. Harekatın amacının, öncelikle Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda Türkiye sınırındaki ‘güvenli bölgenin’ kapsamını genişletmek olduğu biliniyor.
Kaynak, “Geçtiğimiz günlerde Türk Hava Kuvvetleri, Pençe Kılıç Harekâtı kapsamında SDG’ye ait askeri noktalara yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Saldırıda, Tel Rıfat, Minak, el-Malikiyye bölgeleri, Deyri Zor kırsalı ve Haseke’de ondan fazla silah deposunun ve 40’tan fazla askeri tesisin imhasına ek olarak, onlarca örgüt lideri ve üye hayatını kaybetti. Bu yoğun saldırıların, beklenen operasyon sırasında SDG’nin Türk kara kuvvetleri ve Suriyeli muhalif gruplara karşı koyma kabiliyetini zayıflatacağına şüphe yok. Hava harekâtı, Türk Hava Kuvvetleri tarafından Suriye topraklarında gerçekleştirilen türünün ilk örneğidir. Tabi ki harekât, Türkiye ile Rusya arasında ‘Suriye topraklarının 70 kilometre derinliğine ulaşan SDG’ye karşı hava saldırıları düzenlemek üzere’ hava sahasının savaş uçaklarına açılması yönündeki mutabakattan sonra başladı” açıklamasında bulundu.



İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
TT

İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı Haseke’nin kuzeyine, ardından Halep’in kuzeydoğusunda Türkiye sınırına yakın konumdaki Ayn el-Arab (Kobani) bölgesine doğru çekilmesiyle birlikte gözler bu bölgeye çevrildi. Kürt güçlerinin diğer bölgelerinden fiilen izole kalan Ayn el-Arab çevresinde, Suriye ordusunun kentin eteklerine kadar ilerlemesi ve ateşkesin ihlal edildiğine dair karşılıklı suçlamalar gündemde. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin “Kürt bölgeleri kırmızı çizgidir” açıklaması da bu gerilimi daha görünür kıldı.

Kaynaklara göre Ayn el-Arab (Kobani), görece yeni bir yerleşim olup kuruluşu 20. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında Alman bir şirket tarafından yürütülen Bağdat Demiryolu Projesi ile bağlantılıdır. Proje, Berlin’i Bağdat’a bağlamayı amaçlayan ve İstanbul’dan başlayarak Anadolu, Kuzey Suriye ve Irak üzerinden uzanan bir demiryolu hattını öngörüyordu.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley, 20. yüzyılın başlarında bugünkü Ayn el-Arab ve çevresini ziyaret etmiş; bölgeyi, yarı göçebe yarı yerleşik yaşam süren Kürt aşiretlerinin yaşadığı, vadiler arasında dağılmış küçük köylerin bulunduğu bir alan olarak tanımlamıştı. Woolley ayrıca, Fırat Nehri’ne doğru batı kesimlerde bazı Arap aşiretlerinin de yaşadığını aktarmıştı.

Ayn el-Arab (Kobani), Kürtler açısından özel bir öneme sahip. Kent, PKK’nın önemli merkezlerinden biri olarak da görülüyor. PKK’nin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1979’da kenti ziyareti, özellikle 1925’te siyasi nedenlerle Türkiye’den göç etmiş Kürtlerin oluşturduğu aşiret yapısında ciddi toplumsal dönüşümlere yol açtı.

zscdfgrt
SDG destekçilerine ait; SDG bayrağı ile Türkiye’de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Kent, Suriye’de 2011’de başlayan protestoların ardından, 19 Temmuz 2012’de Esad yönetiminin çekildiği ilk bölgelerden biri oldu. Daha sonra PKK’nin Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) kontrolü ele geçirdi. 2014 başında, DEAŞ’ın  kente bağlı onlarca köyü ele geçirmesi ve binlerce Kürdün Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmasına yol açan saldırıların ardından, bölge “özerk yönetim” ilan edildi. Bu süreçte Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’e  karşı direnişiyle öne çıktı.

Ayn el-Arab’ın kuruluşu, Osmanlı döneminde 1912 yılında Bağdat Demiryolu’nun inşasıyla doğrudan ilişkilidir. Demiryolu hattı üzerindeki bir istasyon etrafında gelişen kent, Kürt çoğunluğun yanı sıra Arap, Ermeni ve Türkmen azınlıklara da ev sahipliği yaptı.

Suriye-Türkiye sınırlarının çizilmesiyle bölge ikiye ayrıldı. Suriye tarafındaki kesime, Osmanlı dönemindeki adından esinle “Arap Pınarı” (Ayn el-Arab) adı verildi. Türkiye tarafındaki yerleşim ise idari binaların bulunması nedeniyle “Mürşitpınar” olarak adlandırıldı. Suriye tarafındaki Arap Pınarı, 1915 olayları sırasında Ermeniler için de bir sığınak oldu.

Kentin eski adı olan “Ayn el-Arab”, Osmanlıca “Arab Pınar” ifadesinden geliyor ve bölgeden geçen Arap bedevi çobanların hayvanlarını suladığı su kaynağına atıfta bulunuyor.

“Kobani” adı ise Alman şirketinin adı olan Company/Kompanie kelimesinin yerel telaffuzundan türedi; demiryolu istasyonu ve şirketin geçici merkezinin bulunduğu alan bu adla anılmaya başlandı.

Kent adı, Kürt nüfus ile Suriye devleti arasında uzun yıllar boyunca tartışma konusu oldu. Baas yönetiminin onlarca yıl süren Kürt karşıtı politikaları; Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel unsurlarının yasaklanması ve yüz binlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarılması bu gerilimi daha da derinleştirdi.

fvghyj
SDG mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Ayn el-Arab (Kobani), uzun yıllar boyunca ihmal ve hizmet yoksunluğuyla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen bölgede Kürt haklarını savunan siyasi partiler ve hareketler ortaya çıktı. SDG’nin  verilerine göre yaklaşık 440 köyü kapsayan Ayn el-Arab bölgesinde 300 bini aşkın kişi yaşıyor; nüfusun büyük çoğunluğunu Sünni Kürtler oluşturuyor. Bölge, Haseke ve Kamışlı ile birlikte Suriye’nin başlıca Kürt yerleşim alanlarından biri olmayı sürdürüyor.


Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
TT

Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)

Suriyeli kaynaklar, Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Kamışlı Havalimanı’ndaki askeri varlığını sonlandırma yönünde adımlar attığını söyledi. Çekilmenin, Şam yönetiminin Kürt güçlerin kontrolündeki bölgelerde yeniden hâkimiyet kurma çabalarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Rusya, 2019’dan bu yana Kamışlı Havalimanı’nda sınırlı sayıda asker konuşlandırıyor. Bu varlık, Moskova’nın Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus’taki deniz tesisleriyle kıyaslandığında oldukça sınırlı düzeyde bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Rusya’nın ana askeri varlığını bu iki üsse yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti.

dfrgt
Kamışlı Havalimanı’nda Rus uçakları (Arşiv – X/Twitter)

Şam’a bağlı güçler, Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki geniş alanlarda Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geri püskürttü. Taraflar arasında yürürlükte olan kırılgan ateşkes, cumartesi günü 15 gün süreyle uzatıldı.

Kaynaklar, Rus birliklerinin geçen hafta Kamışlı Havalimanı’ndan kademeli olarak çekilmeye başladığını belirtti. Hmeymim’de konuşlu Rus hava üssünde görev yapan bir kaynak, askerlerin bir bölümünün Suriye’nin batısına kaydırılacağını, bir kısmının ise Rusya’ya döneceğini söyledi.

Suriye’nin batı kıyısında görev yapan bir güvenlik kaynağı da, Rus askeri araçları ve ağır silahların son iki gün içinde Kamışlı’dan Hmeymim’e nakledildiğini aktardı.

frg
SDG’ye bağlı güçler, Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke bölgesine çekilmeyi tamamladı (Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Rus gazetesi Kommersant, geçen hafta kimliği açıklanmayan Suriyeli bir kaynağa dayandırdığı haberinde, SDG güçlerin bölgeden tamamen çıkarılmasının ardından Şam yönetiminin Rusya’dan Kamışlı’daki askeri varlığını sonlandırmasını isteyebileceğini, zira bu varlığın artık gerekli görülmediğini yazdı.

Reuters muhabiri, pazartesi günü Kamışlı Havalimanı’nda Rus bayraklarının hâlâ dalgalandığını ve pistte Rus işaretleri taşıyan iki uçağın bulunduğunu bildirdi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Anton Mardasov, 23 Ocak’ta Meduza’ya yaptığı değerlendirmede, bölgesel rekabetin artması ve Şam yönetiminin SDG  üzerindeki baskısının yoğunlaşmasıyla birlikte Moskova’nın arabulucu rolü üstlenmesinin giderek zorlaştığını, bu nedenle Rus askeri varlığının zaman içinde tamamen sona ermesinin “mantıklı” olduğunu ifade etti.

Son dönemde Kamışlı Havalimanı’ndaki Rus faaliyetlerinin kademeli olarak azaldığına dair haberler artmıştı. Rusya, havalimanını 2019’da kullanmaya başlamış, Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından da buradaki varlığını sürdürmüş, hatta Suriye medyasına göre 2025 yazında askeri mevcudiyetini artırmıştı.

Ancak Suriye televizyonu, ocak ayında uydu görüntülerine dayanarak Rusya’nın Kamışlı’daki bazı askeri teçhizatını, gerekçesi açıklanmaksızın kısmen geri çektiğini bildirmişti. Uzmanlara göre Beşşar Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından üs fiilen askeri önemini yitirdi. Moskova’nın da Washington’un da SDG’yi ve bölgedeki petrol sahalarını korumaya yönelik bir politika izlemediği; Kamışlı’nın, Hmeymim ve Tartus’un aksine, başka cepheler için lojistik merkez olarak kullanılmadığı ve öneminin DEAŞ’e karşı yürütülen operasyonlar sırasında zirve yaptığı belirtiliyor.

Rusya, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yakın müttefiki olmasına rağmen, yaklaşık 14 ay önce göreve gelen Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile ilişkilerini sürdürdü. Şara’nın geçen yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Şam ile Moskova arasında daha önce imzalanan tüm anlaşmalara bağlı kalacağını ilettiği kaydedildi.


Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.