Şarku’l Avsat’a konuşan SDG lideri Mazlum Abdi, ABD'nin Türkiye’nin olası askeri operasyonunu engellediğini Suriye'deki Rus güçlerin komutanı General Alexander Chaiko'nun Ankara ile arabuluculuk yapmak için kendisini ziyaret ettiğini iddia etti

Mazlum Abdi: Siyasi çözüm için gerekli koşullar oluşmadan Şam'a gitmeyeceğim

Geçtiğimiz pazartesi günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında bir petrol tesisinin yakınlarında devriye gezen ABD’ye ait bir askeri araç (AFP)
Geçtiğimiz pazartesi günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında bir petrol tesisinin yakınlarında devriye gezen ABD’ye ait bir askeri araç (AFP)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan SDG lideri Mazlum Abdi, ABD'nin Türkiye’nin olası askeri operasyonunu engellediğini Suriye'deki Rus güçlerin komutanı General Alexander Chaiko'nun Ankara ile arabuluculuk yapmak için kendisini ziyaret ettiğini iddia etti

Geçtiğimiz pazartesi günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında bir petrol tesisinin yakınlarında devriye gezen ABD’ye ait bir askeri araç (AFP)
Geçtiğimiz pazartesi günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında bir petrol tesisinin yakınlarında devriye gezen ABD’ye ait bir askeri araç (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin, 2019 yılı sonlarında Türkiye'nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri operasyonuna karşı durmayarak SDG'li müttefiklerine ‘ihanet ettiğini’ söyledi. Abdi, ABD yönetiminin henüz Türkiye'nin olası kara harekâtına yeşil ışık yakmadığına dikkat çekti.
SDG’nin başka bir ihanete uğramaktan endişe edip etmediğine dair bir soruyu Abdi, her zaman endişeli olduklarını söyledi. Abdi, “Ancak yeni ABD yönetiminin vaatlerini ve taahhütlerini yerine getireceğini ve Türkiye'nin herhangi bir operasyon yapmasına izin vermeyeceğini umuyoruz” dedi. Türk savaş uçaklarının Deyrizor bölgesine girerek 80 kilometre derinlikteki el-Hol Kampını hedef aldığını söyleyen Abdi, “Suriye’nin tüm hava sahası açıktı ve ABD, açıklamada bulunmaktan başka bir şey yapmadı” şeklinde konuştu.

Mazlum Abdi (Şarku’l Avsat)
Kendisini Fırat'ın doğusundaki karargahında ziyaret eden Suriye’deki Rus güçlerin komutanı General Alexander Chaiko ile yaptığı görüşmenin içeriğinden ve General Chaiko’nun Ankara ile aradaki arabulucu rolünden bahseden Abdi, “Rusya'nın şu an Türkiye ile aramızda tarafsız bir konumda olduğunu, 2019 Soçi Anlaşması'nı uygulamaya ve oluşan ihlalleri gidermeye çalıştığını söyleyebiliriz. Türkiye ve gerçekleştirdiği ihlallerle ilgili birçok gözlemimiz var” ifadelerini kullandı.
SDG’nin Suriye ordusuna dahil edilmesine yönelik iddialara Abdi şu yanıtı verdi:
“SDG, genel olarak Suriye ordusunun savunma sisteminin bir parçası olmakla birlikte bizim bazı şartlarımız ve detaylarımız bulunuyor. On yıldır savaşan 100 binden fazla unsurumuz var. Anayasal ve yasal bir çözüme ihtiyaç duyuyorlar. SDG'nin ordu içinde özel bir rolü olmalı.”
Şam'a (müzakereler için) heyetler gönderdiklerini söyleyen Abdi, “Şam'a siyasi bir çözüm için gerekli koşullar oluştuğunda gitmek istiyorum” diye konuştu.
İşte SDG lideri Mazlum Abdi’nin pazartesi akşamı Zoom uygulaması üzerinden verdiği röportajın tam metni:

-SDG, DEAŞ terör örgütüyle mücadelede ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleri ile iş birliğinin sona erdiğini resmen duyurdu. Aynı tarihlerde Uluslararası Koalisyon güçlerinin ve ABD’lilerin SDG ile iş birliği içinde temas noktalarında bir grup devriye düzenlediğini gördük. Bu konu hakkında ne söyleyeceksiniz?
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için devriye görevi gerçekleştiren güçlerin, Türkiye’nin aralıksız bombardımanlarının ve operasyonlarının durdurulmasını sağladığını belirtmiştik. Durum bundan ibaretti ve özellikle hava saldırıları düzenlenen dönemlerde devriye görevleri azaltıldı ve imkan oldukça devriyeler gerçekleştirildi. Şu an ortak çalışmalar yeniden başlamış durumda. Güvenlik durumuyla ilgili olarak bir ara verildi ve bu durum biraz düzeldiği için ortak iş birliği kaldığı yerden devam etti.

-O halde SDG ile Uluslararası Koalisyon arasındaki gerek DEAŞ ile mücadele, gerek devriyeler açısından iş birliği eski haline döndü. Yani tam olarak, ayın 20'sinden önceki durumuna.
Evet, ayın 20'sinden önceki haline geri döndü.

-Son günlerde Türkiye’nin yoğun hava saldırılarının azaldığı gözlemlendi. Sizce bunun sebebi nedir? Gerçekten ABD’nin Ankara üzerindeki baskısının bir sonucu mu?
ABD’nin Ankara üzerindeki baskısının bir ölçüde etkili olduğunu ve Ankara üzerindeki uluslararası baskının da zamanla arttığını düşünüyorum. Ankara gerek Rusya gerek ABD ile yaptığı mutabakatları ihlal etti. Bu büyük bir baskıyla sonuçlanarak hava saldırılarının azalmasına neden oldu. Bombardımanların azalmasındaki ikinci faktör de açık konuşmak gerekirse bizim askeri güçler olarak iyi hazırlanmış olmamız. Örneğin Kobani (Ayn el-Arab), Menbiç ve Tel Rıfat F-16 savaş uçaklarının ağır bombardımanlarına ve binlerce topçu atışına maruz kaldı. Fakat SDG, herhangi bir kayıp vermedi. Türkiye, Haseke ilindeki altyapı düzeyinde bile istediği sonucu alamadı.

-ABD’nin Türkiye'ye 10 gün boyunca operasyon düzenlemesine ‘izin verildiğine’ dair dile getirilmeyen bir yeşil ışık yaktığını düşünenler var. Bu yüzden gaz ve petrol sahalarını ve bu sahaların yakınlarındaki ABD’nin kullandığı askeri üsleri hedef aldığına tanık olduk. ABD’nin Türkiye’ye yeşil ışık yakmış olma ihtimali hakkında bir bilginiz var mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Karadaki aktif güçler arasında bir yeşil ışık ya da koordinasyon olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Uluslararası Koalisyon güçlerine yönelik bir eleştirimiz var. Eğer taahhütlerini iyi yerine getirselerdi bu boyutta bir bombardıman gerçekleşmezdi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) da belirttiği gibi Türkiye'nin Amerikan askerlerini tehlikeye atmasından ötürü bombardımanlara karşı tutumları zayıftı.

-Türk savaş uçakları gerçekten Suriye hava sahasına girdi mi? Neredeyse Deyrizor'a kadar girdiğini söyleyenler var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Deyrizor bölgesine girdiler. Sınırlardan 70 kilometre derinlikte bulunan Mekmen beldesi, 80 kilometre derinlikte bulunan el-Hol Kampını hedef aldılar. Suriye’nin tüm hava sahası açıktı.

-ABD onları durdurmak için hiçbir şey yapmadı mı?
Basın açıklamaları dışında hiçbir şey yapmadı.

-ABD ve Batı, Kürtlere 100 yılda 7 kez ihanet etti. ABD’nin bir kez daha ihanet etmesinden ya da Washington'ın DEAŞ’a karşı mücadelede büyük fedakarlıklar yaptıktan ve örgüte karşı savaşta kayıplar yaşadıktan sonra Kürtleri terk edeceğinden endişe ediyor musunuz?  ABD tarafından ihanete uğrama korkusu ya da endişesi var mı?
Önceki operasyon 2019 yılında gerçekleşti. O dönem Trump yönetimi ile Türkiye arasında bir koordinasyon vardı ve operasyon da bu koordinasyona dayanılarak yapıldı. Biz bunun ihanet olduğunu söyledik. Biden yönetiminin, bölgeye karadan askeri olarak giriş yapılmasına ve yıkıma izin vermeyeceğini belirttiler. Açıkçası, 2019 yılından beri, Türkiye'nin yeni bir kara askeri operasyonu yapmaması için ABD yönetiminden azami ölçüde baskı söz konusuydu ve buna izin verilmedi.
Biz her zaman endişeliyiz. Fakat mevcut ABD yönetiminin Türkiye ile daha önce yaptığı mutabakatlardaki taahhütleri yerine getirmesini, üzerine düşeni yapmasını ve Türkiye'nin herhangi bir askeri operasyon gerçekleştirmesine izin vermemesini umuyoruz.

-Birkaç gün önce bu bombardımanların ve Türkiye geriliminin Biden yönetimi için bir sınav olduğunu söylediniz. Sınavın sonucunu aldıktan sonra rahatladınız mı? ABD’nin ihanet etmediğinden emin misin?
Şimdiye kadar ABD’lilerin ve tüm Amerikan kurumlarının Türkiye ile doğrudan iletişim halinde olduklarını gördük. Türklerin, özellikle de (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'ın bir sonraki seçimlerde iktidarda kalmak için herhangi bir operasyon yapamayacaklarını anlamaları için ABD’lilerden Türkiye üzerindeki baskıya devam etmelerini istediğimizi söyleyebiliriz.

-Sana ‘ihanet’ kelimesini söyletmeye çalışıyorum. İhanete uğrama endişesi taşıyor musunuz?
Açık konuşmak gerekirse henüz bir ihanet söz konusu olmadı. Endişeliyiz ve açıkçası ABD’nin tutumunun yeterli olmadığını düşünüyoruz, ama bu konuyu zamana bırakacağız.

-Bildiğiniz üzere 2019 yılında Rusya, Türkiye ve ABD arasında bazı mutabakatlar yapıldı. Türkiye, SDG'nin sınırlardan 30 ila 32 kilometre kadar derine çekilme taahhüdünü yerine getirmediğini söylüyor. SDG'nin taahhütlerini yerine getirmediği doğru mu, yoksa başka bir tablo mu var?
Herkes anlaşmalara harfiyen uyduğumuzu biliyor. 2019 yılından bugüne Rus garantörler var ve mutabakatlardan sorumlular. ABD ile Türkiye arasında da bir mutabakat var.

-Peki, pratikte taahhütlerinizi yerine getirmek konusunda ne yaptınız?
Öncelikle, Türklerin başlıca argümanı Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olduğuydu. Buna karşın SDG olarak şimdiye kadar bazı istisnai durumlar dışında bu bölgelerden Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden hiçbir eylemde bulunmağımızı söyledik. Özellikle bu bölgelerden Türkiye'ye karşı doğrudan askeri bir faaliyet olmadı.

-Türkiye, YPG’nin ve ağır silahların söz konusu bölgeden geri çekilmesini istemişti değil mi?
YPG, bu bölgede konuşlu değil. Şu an resmi olarak sınırda konuşlu olan güçler Suriye ordusu güçleridir ve tüm sınırlarda konuşlular.

-Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmediğinizi söylediniz, ancak Türkiye, İstanbul (İstiklal Caddesi) saldırısının SDG ve YPG ile bağlantılı bazı kişiler tarafından gerçekleştirildiğini ve kanıtlarının olduğunu söylüyor. Buna karşın ABD, İngiltere ve Avrupa ülkeleri ellerinde bu yönde bir delil olmadığını belirttiler. Türkiye de elindeki olduğunu söylediği bu kanıtı sunmadı. Türkiye’nin SDG'nin İstanbul saldırısı ile bağlantısına dair kanıtı size sunuldu mu?
Türklerin kimseyle iş birliği yapmaması ve ABD’ye bilgi vermemesi temel sorun. Edinilen bilgiler, iş birliği yapmadıklarını söylüyor. Basın aracılığıyla bilgi veriyorlar ve dünyanın bu bilgilere inanmasını istiyorlar. Biz de olayı terör saldırısı olarak kabul ettiğimizi ve saldırı hiçbir ilgimizin olmadığını beyan ettik.
Size yeni bilgiler vereyim. Türkiye tarafından resmi olarak değil ama basın aracılığıyla verilen bilgilere güveniyoruz. Bugün Türkiye’nin verdiği tüm bilgilerle ilgili soruşturmanın ilk bölümünü bitirdik. ABD tarafı dahil olmak üzere tüm ilgililere teslim ettik. Yine Türkler tarafından bazı bilgiler verildi ve tahkikat çok kısa sürede gerçekleşti. Saldırıyı gerçekleştiren kızın saldırıdan kısa bir süre önce ağabeyi, amcası ve diğer bazı aile üyelerinin yaşadığı Afrin'e defalarca kez gittiğini tespit ettik.

-Bugün Afrin'den Türkiye’ye ait bir noktaya bomba atıldı mı?
Bu konuda bilgim yok.

-Rusya ile görüşmeler ne olacak? Bazı haberlerde Türkiye’nin çok fazla bilgi sızdırdığını ve Suriye’deki Rus güçleri komutanının Kamışlı'ya geldiğini okuduk. Bunun dışında, Türkiye’nin gerginliği tırmandıran adımlarından sonra Rusya size tam olarak ne teklif etti?
Önce şu bilgiyi bir düzeltelim. Suriye’deki Rus güçleri komutanının Kamışlı Havaalanı’na geldiğini söylüyorlar. Oysa bizi ziyaret etmek için üslerimize geliyorlar.

-Sizi ziyaret etmek için ABD’nin kontrol noktalarından geçiyorlar mı?
Üssümüze geliyorlar ve bizi ziyaret ediyorlardı. Rus güçleri komutanı bize geldi. Rus güçleri komutanı General Alexander Chaiko ile görüşmelerimizi kısa bir süre önce tamamladık. Türkiye, Rusya'yı bizi 2019 tarihli Soçi Anlaşması'nın şartlarına uymaya zorlamamakla suçlarken Rusya, Türkiye’nin mutabakat şartlarına uymasını sağlamaya çalışıyor. Rusya'nın şu an Türkiye ile aramızda tarafsız bir konumda olduğunu, mutabakatın uygulanmasını sağlamaya ve ihlalleri sona erdirmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Türkiye’ye ve ihlallerine ilişkin birçok gözlemimiz var.
Örneğin sınırlardan 30 kilometre derinlikten bahsediyorlar. Son dönemde 70-80 kilometre derinliğe kadar girdiler, altyapı inşa ettiler. (Bu derinlikte) askeri güçleri ve sivilleri var. Bunların tamamı ihlaldir.  Türkiye'yi taahhütlerine uymaya zorlayarak üzerlerine düşeni yapmalarını istiyoruz. Elbette Türkiye'nin de bizimle ilgili olarak ulusal güvenliğini tehdit ettiğimiz şeklindeki bir gözlem de dahil olmak üzere bir takım gözlemleri var.
Tepki olarak bireysel ihlaller olsa bile taahhütlerimize uyarız. 2019’da yapılan anlaşmalara uyacağız. Resmi olarak sınırda olmadığımız halde 30 kilometre derinliğe çekilmemizi istiyorlar. Bölgede İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) var ama onlar anlaşmanın dışında kalıyorlar.  Asayiş güçleri, geri çekilme kapsamında olmadığı için her yerde olacaklar. İnsanlar evlerini koruyorlar. Topluluk koruma güçleri sivil güçlerdir.  SDG güçleri de anlaşmalara bağlıdır.
Rusya tarafıyla görüşmelerimiz genel olarak, anlaşmalara uymalarını istediğimiz ihlallerin incelenmesini amaçlıyor. Türkiye'nin de bizimle ilgili bir takım gözlemleri var.

-Rusya'nın, Suriye rejimi güçlerinin yerlerine konuşlandırılması karşılığında SDG güçlerinin Kobani ve Menbiç'ten çekilmesini teklif ettiği söyleniyor. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?
Size şu bilgiyi vereceğim; esasen bu bölgelerde bulunan rejim güçlerinin sayısı bizim güçlerimizin sayısından  (yaklaşık iki katı kadar) fazla. Rejim güçleri Kobani, Menbiç ve Tel Rıfat'ta konuşlular. Rejim, bu söz konusu bölgelerde yeterli mevcudiyete sahip. Şu an Kobani ve Menbiç'e bir saldırı olsa bu bizden ziyade rejimin sorunu olacaktır. Rejim güçleri sınırda konuşlu ve hedef alınacak olanlar onlar. Böyle bir durumda rejimin ya savaşmama kararı alıp söz konusu bölgeleri Türk ordusuna bırakıp geri çekilmesi ya da savaşması gerekecek. Rejim güçleri, tankları, topları ve ağır silahlarıyla bölgede konuşlu haldeler. Onların söz konusu bölgelerdeki mevcudiyetini  bizim mevcudiyetimizle karşılaştırdığımızda, onların temel güçler olduğu anlaşılıyor. Şu an bizim güçlerimizin geri çekilmesine ve rejim güçlerinin girmesine gerek yok, çünkü onlar zaten oradalar. Eğer Asayiş güçlerinden ya da mevcut sivil kurumlardan ve Özerk Yönetim’in kurumlarından bahsetmek istiyorlarsa, kendilerini koruyan insanlarımız var ve bu başka bir mesele. Geri çekilmeyeceğiz.

-Suriye’deki Rus güçleri komutanıyla görüşme Rumaylan üssünde mi yoksa bakanın çiftliğinde mi gerçekleşti?
Bu soruya cevap hakkımı saklı tutuyorum.

-İran'ın milis güçlerini Halep kırsalına kaydırdığı ve sahada kendisini ortak olarak öne sürdüğü doğru mu?
İranlılar şu an Halep kırsalında Tel Rıfat ve eş-Şehba ile Nebil ve ez-Zehra bölgelerinde konuşlular. Fırat'ın doğusu ve el-Cezire bölgesinde ise resmi olarak olmasa da rejim güçleriyle birlikte bulunuyorlar.

-Şam ile görüşmeler ne durumda? 2019 yılında Suriye Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Tümgeneral Ali Memlük ile aranızda bir muhtıra ya da bir belge imzaladığınızı ve ardından belirli alanlarda konuşlanmak için bir anlaşma yapıldığını biliyoruz. Bu anlaşma tam olarak uygulandı mı?
Gerek rejimle gerekse Türkiye ve diğer ülkelerle mutabakat yapan Rusya ile varılan anlaşmaların tam olarak uygulandığını düşünüyoruz. Anlaşmaya tam olarak uyulduğuna inanıyoruz. Çünkü rejime bağlı resmi kurumların bölgelerimizde yeniden faaliyete geçmesini kabul etmedik. Sadece sınır muhafızları ve sınırlardaki düzen konusunda anlaştık ve bu anlaşmaya bağlı kaldık. Suriye ordusunun sınıra konuşlanmasına yardım ettik. Hatta sınır muhafızları ile ilgili dosya dahi kapandı. Diğer kurumlarla ilgili olarak bir anlaşma yapılması gerekiyor. Son dönemde rejimle ulusal egemenlik, sınırlar, bayrak ve ulusal semboller konusunda hemfikir olduğumuz noktalar oldu. Genel olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve bu çerçevede müzakereler ya da diyaloglar yapılması gibi kilit noktalarda aynı görüşü paylaşıyoruz. Temel konularda fikir birliğine sahibiz. Ancak eğitim gibi diğer idari konularda anlaşamadık.

-Kürtçe, SDG'nin geleceği ve Özerk Yönetim konusunda fikir ayrılığı var mı?
Genel olarak mesela SDG’nin Suriye ordusunun savunma sisteminin bir parçası olmasına karşı değiliz, ancak bir takım şartlarımız ve bunda detaylarımız söz konusu. On yıldır savaşan 100 binden fazla unsurumuz var. Anayasal ve yasal bir çözüme ihtiyaç duyuyorlar. SDG'nin ordu içinde özel bir rolü olmalı. Genel konular üzerinde anlaşmaya varılsa da ayrıntılarda sorunlar yaşanıyor. Bu da sorunların çözümünün zaman almasına neden oluyor.

-Şam, daha fazla petrol göndermenizi talep ediyor gibi görünüyor. Halep'teki Şeyh Maksud Mahallesi’ne bol bol yakıt gönderiyorsunuz, ama rejimin kontrolündeki bölgeler büyük bir yakıt ve enerji krizi yaşıyor.
Sizi şöyle bilgilendireyim. Türkiye, Tel Rıfat ve Şeyh Maksud Mahallesi’ni tehdit ediyor. Suriye rejimi, Türkiye’nin günlük tehditleriyle bağlantılı olarak bu bölgelere şiddetli bir abluka uyguluyor. Kelimenin tam anlamıyla bir kuşatma söz konusu. Türkiye’nin tehditlerine başlamasından bu yana rejim söz konusu bölgelere mazot, un ve gıda geçişine izin vermiyor. Oradaki insanlar açlık ve soğukla mücadele ediyor. Elektrik enerjisi jeneratörlerden sağlandığı için elektrikleri yok, fırınlar çalışmıyor. Bu kabul edilemez ve biz bunu bir iyi niyet göstergesi olarak görmüyoruz. Bu böyle devam ederse, karşılık vermek zorunda kalacağız.

-Türkiye’nin petrol ve doğalgaz altyapısına yönelik bombardımanın verdiği hasarın boyutu nedir?
Hava saldırısı, bu alanda faaliyet gösteren kurumları çalışamaz hale getirmeyi amaçlıyordu. Doğrudan hedef alınan yerli gaz üreten tek kurum ve birçok rafineri hizmet dışı kaldı.  Hedef alınan noktaların yüzde 50'den fazlası hasar gördü. Halen onarım ve yeniden inşa çalışmaları yapılıyor.

-Bilindiği üzere Temmuz ayında Tümgeneral Memluk ve Türkiye Milli İstihbarat (MİT) Başkanı Hakan Fidan Moskova'da bir araya geldiler. Suriye’nin Keseb köyünde rejimin ve Türkiye’nin güvenlik yetkilileri arasında bir görüşme daha gerçekleşti. Suriye ve Türkiye arasında güvenlik iş birliği konusunda endişeli misiniz? Ankara ile Şam arasında, özellikle SDG ile nasıl mücadele edileceği konusunda bir güvenlik koordinasyonu olduğunu düşünüyor musunuz?
Net olalım. Öncelikle genel olarak Suriye devletinin ve Şam'ın Suriye topraklarının Türkiye tarafından daha fazla müdahaleye karşı olduğunu biliyoruz. Bu da genel olarak vatansever bir tutumdur. Fakat, evet endişeliyiz. Türkiye, tehditlerini hayata geçirdiğinde önceliğimiz işgale karşı direnmek ve işgal girişimine birlikte karşı durmak olmalı. Vatanseverlik olarak görmediğimiz nokta bu. Türkiye, en nihayetinde ister Kobani (Ayn el-Arab), ister Menbiç, ister Tel Rıfat, ister diğer bölgeler olsun, Suriye topraklarının bir bölümünü ele geçirmeye çalışıyor. Şam'ın bu konuda zayıf bir tutumu olduğunu düşünüyoruz. Suriye rejimi, Türkiye’nin müdahalesine karşı birlikte durmak yerine bundan yararlanmaya çalışıyor. Menbiç, Deyrizor, Rakka ve diğer bölgeler gibi gelecekte üzerinde konuşabileceğimiz bölgelere baskı yapmak için bu durumdan yararlanmak istiyor. Bu gündeme getirmek istediğim bir konu, çünkü bu kesinlikle vatansever bir duruş değil. Genel olarak birçok görüşme yapıldığını biliyoruz, bunu inkar etmiyorlar. Bazı toplantılar yapılıyor. Bazen Türkiye'nin belirli hedefleri vurmak için kendileriyle koordinasyon içinde olmalarını istediğini, ancak buna karşı çıktıklarını duyuyoruz.  Bu bölgelerde aleyhimize bir güvenlik anlaşması ya da koordinasyon olmaması için bunun doğru olmasını umuyoruz. Bize aktarılanlara ve basında yer alan haberlere göre Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Türkiye seçimleri sonrasına kadar Erdoğan ile görüşmeyi reddediyor. Biz bu tutumu doğru buluyoruz. Bu, Suriye sorununun çözülmesine yardımcı olacak bir tutum. Çünkü Erdoğan, seçimlerde başarılı olmakla ve özellikle Kürt hareketini tasfiye etmekle ilgileniyor. Devlet Başkanı Esed'in bu son tutumu, yani Erdoğan'la Türkiye’deki seçimlerin sonrasına kadar görüşmeyi reddetmesi, mantıklı bir hareket.

-Bildiğim kadarıyla siz de Şam'a gitmeyi reddediyorsunuz. Neden?  Müzakere için Şam’a gitmenizi sağlayacak şartlar neler?
Şam'a heyetler gönderiyoruz. Gerekli koşullar oluştuğunda Şam'a gitmek istiyorum. Şam'a gitmemin mevcut krize barışçıl bir çözüme ulaşmaya yardımcı olmasını amaçlıyorum. Mevcut krize siyasi bir çözüm bulunabilmesi için şartlar olgunlaşana kadar bir takım ziyaretler ve hazırlıklar yapılması gerekiyor.



Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü Kıblavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Geçiş dönemi için anayasal bir deklarasyon ve teknokrat bir hükümet gerekiyor

Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
TT

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü Kıblavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Geçiş dönemi için anayasal bir deklarasyon ve teknokrat bir hükümet gerekiyor

Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)

Beşşar Esed rejiminin devrilmesi ve Suriye'de Ahmed eş-Şera liderliğinde yeni bir yönetimin başa gelmesinin ardından Suriye dosyasındaki gelişmeler dikkatle takip ediliyor. Belki de buradaki en önemli soru, eş-Şera'nın medya açıklamalarında duyurduğu Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin detaylarının, bir hazırlık komitesinin oluşturulmasının ve kabul edilecek koşullara göre kimlerin davet edilip kimlerin dışarıda bırakılacağıdır.

dsvfbg

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü, Suriyeli yazar ve siyasi araştırmacı Dr. Mueyyed Gazlan Kıblavi, Şarku’l Avsat'ın sorularını yanıtladı.

Kıblavi, ‘Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'ne davet edilecek şahsiyetlerin mevcut ya da geçmiş mücadeleleri, Suriye davasına katılımları ve devrimci faaliyetleri nedeniyle davet edileceğini’ vurguladı. Siyaset yapmayan devrimciler olduğu gibi, devrimi pratik etmeyen siyasetçiler de olduğunu belirten Kıblavi, gençlik kategorisinin, kadın kategorisinin, muhalifler kategorisinin ve mahkûmlar kategorisinin önemine dikkat çekti. Kıblavi, “Kategoriler çok. Örneğin, şu ana kadar 15 kategori belirledik ve henüz kategorize edilmemiş olanlar da var. Bu sayı 20 kategoriye ulaşabilir ve bazı kategoriler diğerleriyle birleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

Devrimden önce ve sonra Suriye toplumunun kategorize edilmesinin her zaman sorunlu olacağını vurgulayan Kıblavi, “Bu yüzden kongreyi, bu sosyal yelpazeler (şu anda oluşmakta olan siyasi topluluk) arasında anlayış ve iletişim alanları için bir başlangıç olarak gördük. Çünkü Suriye'de elli yıl boyunca oluşuma izin verilmedi, yasaklandı. Düşünce tutsak edildi ve oluşum suç sayıldı” şeklinde konuştu.

dsfvgb
Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ile ABD Dışişleri Bakanlığı heyeti arasında geçtiğimiz eylül ayında Ankara'da yapılan toplantıdan (SMDK)

Kıblavi, “Bu daha başlangıç. Dolayısıyla, içeridekiler kendi siyasi bileşenlerini oluşturma fırsatına sahip değilken ya da gelecekteki Suriye'ye doğru ilerlemek için belirli bir ideolojinin arkasına saklanamazken, dışarıda oluşturulan bileşenleri davet edemeyiz” dedi.

Kıblavi sözlerini şöyle sürdürdü: “Şam Deklarasyonu, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Suriye Ulusal Konseyi ve diğerleri gibi oluşturulan siyasi kurumlarla dışarıdakiler birçok bölünmeden muzdaripti, devlet başkanlığı ve seçimlerde hizipçilikten muzdaripti ve sokak tarafından meşrulaştırılmamıştı. Bu nedenle oluşum koşulları mevcut koşullardan tamamen farklı olan siyasi yapıları davet etmekten kaçındık.”

Kıblavi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi bileşenler yeni Suriye'deki hedeflerini ilan etmeye başlayacaklar ve şöyle diyecekler: Ben belli bir grubun bileşeniyim, belli bir siyasi yelpazenin bileşeniyim ya da belli bir siyasi ideolojinin bileşeniyim, taleplerim bunlar ve saygı görmek ve dahil edilmek istediğim yol bu. Yurtdışında kurulan bileşenlere gelince, onlar kotalara alışkındı ve kotalar muhalif kurumların bileşiminde ve yapısında mevcuttu. Bu gayet açık. Ekim 2011'de İstanbul'da kurulan Suriye Ulusal Konseyi, Müslüman Kardeşler ve Şam Deklarasyonu gibi onlarca yıl önce kurulan siyasi gruplar Suriye meselesindeki ağırlıklarına göre kota alırken, devrimci hareket marjinal kaldı ve siyasi uygulamalarda ağırlıkları olmadı.”

Bu nedenle Kıblavi, “Otuz kırk yıldır Suriye'de bulunmayan siyasetçilerin temsil edilmesi kabul edilemez. Zira oluşturdukları organlar bir ‘bileşen’ olarak kabul edilemez. Bu, içeride kalan ve -izin verilmediği için- herhangi bir siyasi faaliyette bulunamayan Suriye halkına yapılan bir haksızlıktır” ifadelerini kullandı.

*Eş-Şera daha önceki açıklamalarında davetlerin muhalif organlara değil, bireylere yapılacağını söylemişti... Peki, örneğin SMDK'dan şahsiyetler davet edilecek mi?

Kıblavi bu soruya şu cevabı verdi: “Elbette davetler bireylere yönelik olacak, muhalif oluşumlara değil. SMDK’dan da bazı şahsiyetler davet edildi. Zira bu siyasi oluşumların hedefleri temelde bir noktadaydı ve şimdi değişti. Devrim öncesi ile devrim sonrası aynı değil. Ayrıca bu oluşumların içinde hizipler, siyasi partiler ve parti akımları gibi başka bileşenler de var. Bu nedenle sadece bireyleri davet etmeye karar verdik.”

Varlıkları sona erdi

Kıblavi, muhalif oluşumlar ilk kurulduğunda belirtilen kuruluş amaçlarından birinin, devrimin zafere ulaşması halinde bu oluşumların varlığının sona ereceği olduğunu belirtti. Bu, devrimin zafere ulaşması ve rejimin düşmesi halinde söz konusu oluşumların kendilerini feshedeceklerine dair birden fazla kez yapılan açıklamaydı. Dolayısıyla bu varlıklar artık zaman ve bağlam dışıdır.

*Salı günü yaptığınız açıklamalarda, Suriye'deki askeri güçlerin temsilcisi olarak Askeri Operasyonlar Dairesi'nin davet edileceğini söylediniz. Aslında, Suriye devriminin başında rejimden ayrılan ve maddi ve manevi bedel ödeyen askeri personel, Esed sonrası Suriye'de tamamen göz ardı edildiklerini hissediyor. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi onları yeni Suriye'yi müzakere etmek üzere davet etmeyecek mi?

Kıblavi şu cevabı verdi: “Ordudan ayrılanlar Savunma Bakanlığı bünyesinde değerlendirilecek, ancak bu henüz tamamlanmamış bir aşama. Çünkü hazırlanmakta olan pek çok lojistik mesele var. Ordudan ayrılanlar Savunma Bakanlığı'na dahil edilecek. Bağımsız olarak davet edilecek ayrı bir siyasi ya da askeri unsur değiller, Askeri Operasyonlar Dairesi'ne bağlı olacaklar.”

Ön koşullar

*Farklı Suriyeli gruplara ulaşmak için kriterler neler? Davet kriterleri neler?

Kıblavi, “Ne kadar adil ya da teknik olmaya çalışırsak çalışalım, herkes için adil olamayız ve herkesi tatmin edemeyiz. Suriye halkını sınıflandırmak ve bu sınıflandırmada adil olmak istersek, devrimci hareket, devrimci savaşçı, kendi topraklarında devrim yapmamış siyasi düşünür, belirli bir bölgeye ait olan ve Suriye'de bulunan tüm etnik ve ırksal bileşenler olarak ayrılırlar. Ayrıca çeşitli şehirler arasında dağılmış bileşenler de var. Tüm bu bileşenler arasından kongreye katılacak uygun kişiler seçilecek. Böylece bölgeleri kapsamış, toplumsal çeşitliliği sağlamış, gençleri, tutukluları ve siyasi aktivistleri, entelektüel ve devrimci olarak kuşatmış olacağız. Açıkçası bu biraz kapsamlı sayılır” ifadelerini kullandı.

*Peki, tüm Suriye için yüzde 100 adil olacak mı?

Kıblavi şöyle cevapladı: “Tabii ki mümkün değil. Dünyada davet kriterlerinde yüzde 100 adil olan hiçbir kongre yoktur. Bu bağlamda tarafsız olmamız gerekmediğini unutmayın. Bizden istenen gelecekteki Suriye'nin çıkarlarını düşünmemiz.”

CSDVFBR
Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera ve askeri gruplar arasında yapılan toplantıda yeni Suriye'de askeri kurumun nasıl şekilleneceği ele alındı. (Askeri Operasyonlar Dairesi)

Bir sonraki hükümetin şekli

*Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, mevcut hükümetin tek renkli olduğunu kabul etti. Kongrenin toplanmasının yakın olduğu konuşulurken, bir sonraki hükümetin Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin içinden çıkacağına dair sorular akla geliyor. Bu hükümetin katılımcı bir hükümet olacağına dair herhangi bir ön yargı var mı? Ayrıca, bir sonraki hükümet sisteminin şeklini yani başkanlık mı yoksa parlamenter mi olacağını konferans katılımcıları mı belirleyecek?

Kıblavi bu soruyu, “Kongre, bir sonraki hükümet sisteminin şeklini belirlemeyecek. Çünkü kongre bir yasama organı değil. Parlamento, kongrenin hazırlayacağı çalışma ve belgelerden kaynaklanabilecek prosedürlerin bir parçası” diye yanıtladı.

“Genel sekreterlik gibi seçilmiş bir danışma komitesi” olduğunu da ifade eden Kıblavi, “Komiteler sayıca fazla olduğu için hükümet sisteminin parametrelerini belirlemek üzere mini komiteler seçilebilir. Elbette hükümet sistemi önerilecek ya da onaylanacaktır. Bundan sonra mevcut çalışmalar sona erecek ve çok hassas bir aşama olan geçiş dönemi için teknokratlar hükümeti olması beklenen bir hükümet kurulacaktır. Suriye'nin geleceğine gelince, bunu Suriye halkı ve tartışmaların başlangıç noktası olarak kabul edilen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi sırasında fikirlerin billurlaşması belirleyecek. Tüm bu göstergeler Suriye'deki hükümet sistemini belirleyecektir. Daha da önemlisi, kongreden kaynaklanacak anayasal boşluk, söz konusu anayasal boşluğu doldurarak geçici bir anayasal bildiri yayınlayacak olan uzman bir komite tarafından doldurulacaktır” dedi.

Kongrenin zamanlaması

*Kongrenin yakın zamanda toplanmasına tanık olacak mıyız? Yoksa beklemek mi gerekiyor? Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne kimlerin davet edileceğini hazırlık komitesi mi belirleyecek?

Kıblavi şu cevabı verdi: “Hazırlık komitesi ilgili makamlardan onay aldıktan sonra çalışmalarına başlayacak. Tarih konusuna gelince, hazırlık komitesi oluşturulduktan sonra, davet edilen şahsiyetler ve gruplarla iletişim kurmak yeterli zaman alacak. Meselelerin çözüme kavuşturulması bir hafta ya da belki 9 gün sürebilir.”

SCDVFEGR
Eski rejim ordusu mensupları, 1 Ocak'ta Suriye'nin Humus kentindeki uzlaşma merkezlerinde kayıt yaptırmak için sıraya girerken Esed'in fotoğrafını çiğniyorlar. (AP)

Kıblavi, “Hazırlık komitesi davetler için kriter belirlemez. İçeriden ve dışarıdan davetlilerin lojistiğini kolaylaştıran ve onlarla kongreye davet edildiklerini ve katılıp katılmayacaklarını kısaca görüşen bir komitedir. Yani konferans öncesi aşamanın lojistiğini kolaylaştıran ve ön kolaylaştırıcılığını yapan bir komite; sonuçlara ya da davet kriterlerine karar veren bir komite değil. Aday gösterecek olanlar genel olarak sivil toplum örgütleri olacak ve doğal olarak sendikalar da bunların arasında yer alacak” şeklinde konuştu.

Komite seçimi için kriterler

Hazırlık komitesi üyelerinin hangi kriterlere göre seçileceği sorulduğunda ise Kıblavi şu yanıtı verdi:

“Bu kişiler Suriye'deki en nitelikli kişiler olmayacak. Çünkü bu çok zor. Ancak yurt içinde olduğu kadar yurt dışındaki devrimci siyasi ortama ve bölgesel dağılıma dair bilgi ve aşinalıkları da göz önünde bulundurulacak. Hazırlık komitesi üyesinin bileşenler hakkında bilgi sahibi olması, devrim ve siyasi süreç konusunda daha önce deneyim sahibi olması ve Suriye'deki siyasi çevreler arasında ya da elbette yurtdışında sürekli faaliyet göstermesi ve tanınması nedeniyle Suriye arenasında bilinmesi gerekir.”