2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
TT

2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)

2023 yılında Suriye'de ve yurtdışında takip edilmesi gereken, farklı düzeylerde büyük etkileri olacak, sonuçları ve yansımaları yıllar, hatta on yıllar sonra netleşecek 10 mesele, dış bölgesel ve uluslararası anlayışlar sayesinde üç yıldır devam eden istikrarlı sürecin ardından Suriye'deki üç mini devlet arasındaki temas hatlarının kaderini de belirleyecek.
1- Türkiye normalleşmesi: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın son haftalarda askeri ve güvenlik alanlarında gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını tamamlamak ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat'ın doğusundaki ‘ABD bölgesinden’ başlayarak Rusya himayesinde ortak düzenlemelere varmak amacıyla bu ayın ortalarında bir araya gelmeleri bekleniyor.
Haziran ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesi, Moskova'nın Şam ve Ankara için hazırladığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i bir araya getirecek yol haritasındaki adımları takip etmek gerekiyor. Bu adımların uygulanacağı sınırlara, derinliğe ve hıza bağlı olarak Suriye ve çevresinde büyük siyasi ve ekonomik sonuçları olacağına şüphe yok. Peki siyasetteki ve ekonomideki kazanımlar karşılığında coğrafyada bir takım tavizler mi veriliyor?
2- Kürt kaygısı: Şam, Ankara, Moskova (ve Tahran) arasındaki ana kesişme noktalarından biri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt varlığının ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin zayıflamasıdır. Kürt oluşumları Suriye’nin ve Türkiye’nin bekasına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Suriye ve Türkiye arasında olası ortak askeri operasyon planları var ve Rusya, tüm Kürt oluşumlarının Türkiye sınırından Suriye’nin 30 kilometre derinliğine çekilmesi yönünde baskı yapıyor.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) konumunu ve bu gelişmelere nasıl tepki verdikleri takip edilmeli. SDG, 2019 yılı sonlarında Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Anlaşması’na göre ağır silahlarını ve Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) 30 kilometre derinliğe çektiğini söylese de iç güvenlik güçlerini (Asayiş) ve yerel meclisleri geri çekmeyi reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimleri kaybetmesine, ABD’nin kendisini desteklemesine ve askeri varlığına güvenerek direniyor. Ankara ise SDG’ye bağlı tüm yapıların 30 kilometre derinliğe çekilmesinde ısrar ederken Suriye rejimine bağlı kurumların, Suriye bayrağının ve sınır muhafızlarının söz konusu bölgelerdeki varlığına itiraz etmiyor.
ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin 2019 yılında aniden ABD askerlerini Suriye’den geri çekme kararı alması ve Türkiye’nin askeri harekatına kapıyı aralaması, mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ABD kuvvetlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesi kararı almasını sağladı. Ancak Ukrayna meselesine müdahil olan ABD’nin Türkiye’nin ve NATO’nun Ukrayna savaşında oynadıkları role ihtiyacı olduğuna ve Kürtler yüzünden Ankara ile bir çekişmeye girmeyeceğine dair bir takım göstergeler var.
Suriye-Türkiye normalleşmesinin başlamasından sonra, ABD’nin tutumundaki gelişmeleri ve Suriye'nin kuzeydoğusunda Ankara ile Washington arasındaki askeri anlaşmaların sınırlarını takip etmek gerekiyor.

Suriye’nin Arap ülkeleri arasına dönüşü
4- Arap ülkeleriyle normalleşme: Arap ülkelerinin başkentleri ve Arap Birliği (AL) ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik ortak adımlar 2022 yılında sessizce atılmaya başlandı. Suriye, Cezayir’in ev sahipliği yaptığı AL Zirvesi’ne önde gelen Arap ülkelerinin itirazları nedeniyle katılamadı. Ayrıca Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Şam ile normalleşmeye başlayan ülkeler de geçtiğimiz yıl Şam'ın sınırları kontrol etme ve uyuşturucu kaçakçılığını durdurma konusunda yetersiz kalmasından ötürü yaşadıkları acı deneyimin yanı sıra ABD Kongresi’nin Şam'a karşı ekonomik desteği ve harap olmuş haldeki ülkenin yeniden inşasını sınırlayan yeni kararlar çıkarması, ABD ve Batı ülkelerinin normalleşmeyi durdurmaya yönelik baskısı gibi çeşitli nedenlerle diğer ülkeler gibi normalleşme konusundan uzaklaştılar.
Suriye’nin 2023 yılında Arap ülkeleri arasına dönmesinin sonucunu ve önümüzdeki baharda yapılması planlanan AL Zirvesi’nde sergilenecek tutumu, bir yanda Arap ülkeleri, ABD, Çin ve Rusya ilişkilerinde yaşanan değişimler, diğer yanda Ankara ve Şam arasındaki normalleşme adımları, Şam'ın bölgesel dosyalardaki tutumu ve öte yanda İran ile ilişkileri çerçevesinde takip etmek oldukça önemli.
5- Ukrayna’daki savaş: Rusya’nın Ukranya’ya savaş açmasının Suriye üzerindeki etkisi hem çeşitli yönlerde hem de büyük oldu. Savaş, Ankara ile Moskova ve Putin ile Erdoğan arasındaki iş birliğini güçlendirdi. Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı var. Çünkü Türkiye, Rusya için ekonomik ve siyasi bir kapı haline geldi. Putin'in Erdoğan’a ve Esed'e görüşmeleri için baskı yapması, geçmişi unutmaları ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlamak için çabalaması Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca bu savaşın ekonomik ve siyasi yansımaları da oldu. Suriye uluslararası koridorlarda unutulan bir konu haline geldi ve bağış parası Suriye yerine Ukrayna'ya gidiyor. Bu, Suriye'deki ekonomik krizin derinleşmesinde açıkça ortaya çıktı.
6- İsrail’in düzenlediği hava saldırıları: İsrail’de göreve gelen Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümeti, yeni yıla Şam Uluslararası Havalimanı'ndaki ‘İran’a ait hedefleri’ bombalayarak ve havalimanının saatlerce hizmet dışı kalmasına yol açarak başladı.  İsrail, geçtiğimiz yıllarda İran’ın Suriye'deki mevzilerine yüzlerce bombardıman düzenledi. Son bir yılda gerçekleştirdiği hava saldırılarının kapsamı, Suriye'nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine doğru genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre İsrail’in 2022 yılında düzenlediği 32 bombardıman sonucunda binalar, silah depoları, karargahlar, merkezler ve araçlar dahil olmak üzere yaklaşık 91 hedef imha edildi, 88 unsur öldü, 121 unsur yaralandı.
2023'te Netanyahu'nun sağcı bir hükümetle iktidara geri dönüşünün Suriye'deki yansımalarını takip edilmeliyiz. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer dosyasını nasıl ele alacak? Putin ile daha önce varılan anlaşmaların ve Rusya’nın Suriye’deki birliklerinin kullandığı Hmeymim Hava Üssü ile Tel Aviv arasındaki askeri koordinasyonu nasıl bir gelecek bekliyor? Yeni hükümetin politikaları, Suriye'ye, Tel Aviv'in Ukrayna savaşına ilişkin tutumuna ve Moskova ile Tahran’ın Suriye’deki askeri iş birliğine nasıl yansıyacak?

Suriye ile İran ‘evliliğinin sona ermesi’
7- İran ittifakı: İran’ın 2012 yılı sonunda Suriye’ye müdahalesinden bu yana ‘rejimin kurtarılmasına’ katkıda bulunduğuna ve çok sayıda askeri, ekonomik, güvenlik ve mali destek sağladığına inanan Tahran, tüm bunların karşılığını istiyor. Rejimi ekonomik krizlerden bedavaya kurtarma niyetinde olmadığından bunu erteliyor. Kalıcı askeri üslerin kurulması, petrol, doğalgaz ve fosfatla ilgili ekonomik anlaşmalar ve suç işlemeleri halinde Suriye’deki mahkemelere çıkarılmaları dışında İranlılara Suriyeli gibi muamele edilmesi gibi anlaşmaları içeren bir takım tavizlerle yaptıklarının bedelinin ödenmesini istiyor.
Tahran, Suriye'de büyük tavizler elde etmek için ülkede kötüleşen ekonomik krizden, Moskova'nın Ukrayna'yla meşgul olmasından, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme rüzgârlarından ve İsrail’in düzenlediği hava saldırılarından faydalanıyor.
Bu sürecin detaylarını, Şam’ın konumunu ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin geçtiğimiz hafta gerçekleşmesi planlanan ziyaretin ertelendiği tarihin takip edilmesi ve Suriye-İran ‘evliliğinin sona ermesi’ ya da aralarındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerekiyor.
8- Ekonomik kriz: Yaklaşık 12 yıl süren savaş sırasında Suriye adeta yok edildi. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre Suriyelilerin yarısı (12 milyon) evlerini terk ettiler. Üçte biri (7 milyon) yurtdışında mülteci oldu. Yaklaşık yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yüzde 80'i gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Yaklaşık 14,6 milyon kişi yardıma muhtaç halde. Gıda ürünlerinin maliyeti geçtiğimiz yıl yüzde 85 artarken Suriye lirası değerinin yüzde 80'inden fazlasını kaybetti.
Suriye büyük bir trajediye dönüştü. Suriye'ye sınır ötesi insani yardımlar için BM Güvenlik Konseyi'nin(BMKG)  ilgili kararının süresi 10 Ocak'ta bitiyor. Özellikle karar, ülkenin kuzeyindeki yaklaşık 4 milyon Suriyelinin can damarı olduğu ve Şam’ın harcamalarının yükünü hafiflettiği için kararın süresinin uzatılması meselesi ve Rusya'nın bu konudaki tutumu takip edilmeli.
9- Suriye'nin çöküşü: Rejimin kontrolündeki bölgelerde yaşayan Suriyeliler, 2022'nin (savaşın başladığı) 2011'den bu yana geçen en kötü bir yıl olduğunu söylüyorlar. Şam yönetiminin, ekonomik maliyeti azaltmak için tatilleri uzattığı, devlet kurumlarındaki ve hastanelerdeki çalışmaları durdurduğu kaydedildi.
Ekonominin felce uğradığından söz ediliyor ve ülkenin tamamen iflas etmesinden korkuluyor. Mevcut ekonomik krizin sonuçlarını ve hükümetin, ordunun ve güvenlik kurumlarının çalışmalarını ve egemenliğini nasıl etkileyeceğini izlemek gerekiyor. Ayrıca, Suriye-Türkiye normalleşmesinin ekonomik kriz üzerindeki yansımaları da takip edilmeli. Kriz, Şam'ı siyasi alanda tavizler vermeye ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya mı itecek yoksa İran'la ilişkilerini gevşeterek jeopolitik alanda tavizler vermeye mi itecek?
10- Adıma adım yaklaşımı: BM'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçtiğimiz yıllarda 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması için bir giriş noktası olarak Suriye Anayasa Komitesi toplantıları yapmaya önem veriyordu. Suriye Anasa Komitesi, Astana Süreci çerçevesinde Rusya, Türkiye ve İran uzlaşı sonucunda kurulmuştu. Rusya, Ukrayna savaşının ardından geçtiğimiz aylarda çalışmalarını donduran Suriye Anayasa Komitesi'nin Cenevre’deki toplantılarının başka bir yerde yapılmasını talep etti.
Pedersen, Batılı ülkelerin teşvikler ve istisnalar sunması karşılığında Şam'ı önlem almaya çağıran ‘adıma adım yaklaşımı’ adlı eski bir öneriyi yeniden hayata geçirdi. Öneri eski olsa da Şam'ın adıma adım yaklaşımıyla ilgilenmeye başlaması yeniydi. Yapılan teklifleri ve bu teklifleri sunan ülkeleri öğrenmek isteyen Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad ve Pedersen'in Şam'daki son görüşmeleri Suriye rejiminin bu yaklaşımla ilgilendiğinin göstergesiydi.
Küçük ve basit şeylere gelince Batılı ülkeler elektrik sorununu çözmek için adım atarken bir yandan Şam'ın tutuklular, af ve mülkiyet prosedürlerine ilişkin adımları karşılığında Suriyeli diplomatlara vize sağlıyor.
Mikdad ve Pedersen arasında kısa bir süre sonra yapılması planlanan görüşmenin Ankara-Şam arasındaki normalleşmeden ne ölçüde etkilendiğini ve Şam'ın BM Suriye Özel Temsilcisinin girişimleri çerçevesinde adımlarını atmakta ne kadar kararlı olduğunu bu bağlamda takip etmek gerekiyor.
 



Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor
TT

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

ABD diplomasisi dün  (Perşembe) Beyaz Saray’da dikkat çekici bir ilerleme kaydetti. Başkan Donald Trump, Lübnan ve İsrail’in ateşkesi “3 hafta” daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Bu adımın, 17 Nisan’dan bu yana yürürlükte olan “Nisan mutabakatı”nın çökmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. Açıklama, Trump’ın iki ülkenin büyükelçilerini Beyaz Saray’da kabul ederek bizzat katıldığı “kritik” görüşmelerin ardından geldi. Görüşmeler, Beyrut’un güneydeki kırılgan sükûneti pekiştirmek amacıyla ateşkesin uzatılması talebi üzerine yapıldı.

Siyasi düzeydeki bu görece rahatlamaya rağmen sahada gerilim sürüyor. İsrail ordusu, roket platformlarını imha ettiğini ve Hizbullah’tan 3 unsurun öldürüldüğünü açıkladı. İsrail Kamu Yayın Kurumu ise, Hizbullah’ın gönderdiği bir insansız hava aracı saldırısında bir askerin yaralandığını bildirdi. Hizbullah da, İsrail’in “ihlallerine” karşılık olarak Ştula kasabasını hedef aldığını duyurdu.

Sahada bir diğer kritik cephe ise Hürmüz Boğazı. ABD ile İran arasındaki gerilim “bilek güreşi” aşamasına ulaşmış durumda. Trump, ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrol” sağladığını ve buranın “sıkı şekilde kapalı kalacağını” belirtirken, mayın döşeyen unsurlara “ateş açılması” talimatı verdiğini açıkladı. ABD güçlerinin İran’a ait hedeflerin yaklaşık yüzde 75’ini vurduğunu da öne sürdü. İran’ın ateşkes sürecinde askeri kapasitesini artırabileceğinden şüphe duyduğunu dile getiren Trump, buna rağmen “kalıcı” olması şartıyla bir anlaşmaya açık kapı bıraktı.

Bu baskıya karşılık İran da tansiyonu yükseltti. Daha fazla mayın döşendiği ve iki konteyner gemisinin alıkonulduğu bildirildi. Bu hamlelerin, ABD’nin bir İran petrol tankerine yönelik operasyonuna karşılık olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Washington’da varılan “üç haftalık anlaşma” ile Hürmüz’de tırmanan kriz arasında kalan bölge, sınır hattında sükûnet arayışı ile denizlerdeki nüfuz mücadelesinin iç içe geçtiği son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor.


Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
TT

Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)

Irak’ta başbakan adayının belirlenmesiyle ilgili anayasal süre yarın doluyor. Sürenin dolmasına kısa bir süre kala (Şii) Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri arasında başbakan adayının belirlenmesi konusunda yoğun görüşmeler yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan çeşitli kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderlerinden Nuri el-Maliki, Kays el-Hazali, Ammar el-Hekim ve Hamam Hamudi arasında gerçekleşen görüşmelerde, Basem el-Bedri'nin adaylığı konusundaki anlaşmazlıkların giderilmesi olasılığının ele alındığını söyledi.

Hesap Verebilirlik ve Adalet Kurulu Başkanı Bedri, başbakan adayının 8 oy çoğunluğuyla seçilmesi konusunda mutabık kalan Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin 12 oyundan 7'sini almıştı.

Kaynaklar, Şii ittifakın üzerinde uzlaştığı aday konusunda kararını ertelemesinin, bazıları mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin adaylığını destekleyen kararsız oylar olmasından kaynaklandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre son saatlerdeki görüşmeler Koordinasyon Çerçevesi güçlerini başbakanlık için nihai bir aday üzerinde anlaşmaya yaklaştırsa da olası sürpriz gelişmeler, Koordinasyon Çerçevesi masasında yer alan 6 kişilik listeden başka bir adaya geri dönülmesine neden olabilir.


Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP
TT

Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP

Subhi Franjieh

Suriye-Lübnan sınırı, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihindeki çöküşünün ardından eşi ve benzeri görülmemiş bir gerilime sahne oldu. Suriye hükümeti, Lübnan’daki Hizbullah'ın gerçekleştirdiği kaçakçılık faaliyetlerine karşı koymak amacıyla sınıra yoğun takviye güçler sevk ederken Hizbullah da Şam'ın Lübnan topraklarına olası askeri müdahalesini engelleme gerekçesiyle yüzlerce üyesini sınır bölgelerine konuşlandırıyor. Tüm bunlar, Hizbullah'ın sınırın her iki yakasından silah ve savaşçı transfer etme girişimlerini sürdürdüğü bir ortamda yaşanıyor. Çeşitli saha kaynaklarından edinilen bilgilere göre Hizbullah’a bağlı hücreler, Esed dönemi Hizbullah saflarında ve İran destekli milislerde görev yapmış Suriyeli savaşçıları yeniden bünyelerine katmak için aktif bir şekilde faaliyet yürütüyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almak ve Hizbullah'ın silah sevkiyatı ile milislerin geçişini sağlamak amacıyla sınırı kullanmasının önüne geçmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor. Suriye hükümeti sınır güvenliğini büyük ölçüde sağlamış olsa da kaynaklara göre kaçakçılık faaliyetlerinin tümüyle önüne geçilemiyor. Aynı kaynaklar, Suriye hükümetinin aldığı tüm tedbirlere karşın son iki hafta içinde Suriye'den Lübnan'a yönelik birçok kaçakçılık operasyonunun başarıyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. Kaynaklara göre sınırın tamamen kontrol altına alınması mümkün değil. Bunu zorlaştıran etkenler arasında lojistik güçlükler, sınırın her iki yakasındaki toprakların ve ailelerin iç içe geçmiş yapısı ve Esed rejimi ile Hizbullah'ın uzun yıllar boyunca inşa ettiği karmaşık tünel ağı sayılabilir.

Tehdidin yalnızca Suriye-Lübnan sınırıyla sınırlı olmadığını, Suriye şehirlerinin içlerine kadar uzandığını değerlendiren hükümet, Şam ve çevresi, Humus, Deyrizzor, Dera, Tartus, Zebedani, Kusayr ve diğer şehirlerdeki güvenlik önlemlerini yoğunlaştırdı. Suriye’de Hizbullah ve diğer İran destekli milislerle bağlantısını sürdüren hücrelere karşı haftalık bazda güvenlik operasyonları ve baskınlar düzenleniyor. Suriye İçişleri Bakanlığı, 19 Nisan Pazar günü ülkedeki istikrarı ve kamu güvenliğini tehdit etmeyi hedefleyen girişimlerin engellendiğini açıkladı. Bu girişimlerin arkasında eski rejimden kişilerle Hizbullah'a bağlı hücrelerin bulunduğunu belirten bakanlık ayrıca engellenen girişimlerden birinin Kuneytra’da gerçekleştiğini, burada Hizbullah bağlantılı ve sınır dışındaki bölgeden saldırı planlamakta olan bir hücrenin yakalandığını duyurdu. Bu açıklama, söz konusu hücrenin Suriye topraklarından İsrail'i hedef almaya çalıştığına işaret etti. İçişleri Bakanlığı'na göre ele geçirilen silahlar arasında ‘profesyonelce hazırlanmış ve bir sivil araçta gizlenmiş’ roketler ve roket fırlatma rampaları da bulunuyor.

Suriye hükümeti aynı zamanda Esed rejiminin çöküşünün ardından Suriye'den Irak'a geçen Hizbullah üyelerinin ve İran destekli milislerin Suriye'deki hücre yapılanmalarını yeniden oluşturmak amacıyla yürüttüğü adam toplama ağlarını çözmeye yönelik kapsamlı istihbarat çalışmaları da sürdürüyor.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre üye kazanma faaliyetleri, aylık 300 dolara kadar ulaşabilen maaş teklifleriyle söz konusu milislerin eski savaşçılarını hedef alıyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almanın yanı sıra Hizbullah'ın silah sevkiyatı yapmasını ve milislerin geçişini engellemeyi amaçlıyor.

Suriye hükümeti, güçlerini ve kaynaklarını seferber etti

Suriye-Lübnan sınırında görüşülen Suriyeli güvenlik kaynakları, Suriye ordusunun son iki hafta içinde sınır bölgesine yüzlerce personel sevk ettiğini doğruladı. Bu takviyeye Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçler, sınır güvenliği, terörle mücadele ve kaçakçılıkla mücadele ekipleri de eşlik ederken tüm bu adımlar sınır denetimini sıkılaştırmayı ve kaçakçılık operasyonlarını engellemeyi amaçlıyor.

Kaynaklara göre bu takviyeler, Hizbullah'ın kendi adına çalışan Suriyeli unsurları sınırdan Lübnan'a geçirmeye çalıştığına dair istihbarat bilgileriyle eş zamanlı olarak hayata geçirildi. Öte yandan Hizbullah, Suriye'de bıraktığı ve henüz Suriye hükümetinin eline geçmemiş silahları Lübnan topraklarına taşımaya çalışıyor. Bu amaçla yıllardır güvendiği kaçakçılara başvuran Hizbullah, Suriyeli ve Lübnanlı ailelerin iç içe geçtiği ve Hizbullah'a hizmet ettiği bazı sınır noktalarını da kullanıyor.

fdgbhyj
Şam yakınlarındaki bir tünelin girişini açan Suriyeli bir asker (AFP)

Suriyeli bir güvenlik yetkilisi, Suriye hükümetinin Suriye-Lübnan sınırında haftalık bazda birden fazla kaçakçılık operasyonunu engellediğini belirtti. Sınırın tam anlamıyla kontrol altına alınmasının son derece güç bir iş olduğunu, bunun için daha büyük kuvvetlere, daha gelişmiş teçhizata ve Lübnan tarafıyla güvenli ve güvenilir iletişim kanallarına ihtiyaç duyulduğunu belirten yetkili, bazı kaçakçılık faaliyetlerinin başarıya ulaşmış olabileceğini de ifade etti. Ancak aynı yetkili, Suriye ordusu, İstihbarat Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerin kaçakçılığa dair kendilerine ulaşan her bilgiyi kararlı ve anında bir tutumla değerlendirdiğinin de altını çizdi.

Hizbullah'ın birkaç gün önce Suriye'de bıraktığı ve henüz müsadere edilmemiş silahlarını, geçtiğimiz haftalarda İsrail saldırılarının hedef aldığı silah depolarındaki eksiği kapatmak amacıyla Lübnan'da kontrolündeki bölgelere kaçırma çalışmasını sürdürdüğü belirtildi.

Edinilen bilgilere göre Hizbullah'ın kaçırmaya çalıştığı silahlar arasında roketler, makineli tüfekler ve mayınlar yer alıyor. Öte yandan Hizbullah’ın hafif ve bireysel silahları kaçırmak gibi bir girişimi söz konusu değil. Çünkü bu tür silahların kaçırılmasının getireceği risk, sağlayacağı faydanın çok daha üzerinde olarak değerlendiriliyor.

Şam hükümeti, her hafta Suriye-Lübnan sınırındaki birçok kaçakçılık girişimini engelliyor.

Suriye hükümeti, sadece kaçakçılıkla mücadele ve hücrelere baskın düzenlemekle kalmıyor, aynı zamanda yakın vadede Suriye içinde ya da Suriye topraklarından İsrail'e yönelik eylem gerçekleştirebilecek hücrelerin bir an önce tespit edilip yakalanması amacıyla sorgu operasyonlarını yoğunlaştırıyor ve istihbarat bilgileri topluyor. Edinilen bilgilere göre geçtiğimiz mart ayı sonlarında Deyrizor'da yakalanan Hizbullah hücresiyle yürütülen soruşturmalar, akabinde Suriye'nin farklı bölgelerine yayılmış ve birbirleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen dörtten fazla hücrenin daha çökertilmesini sağladı. Söz konusu hücrelerin tamamının Hizbullah adına faaliyet yürüttüğü belirlendi.

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından 18 Nisan Cumartesi günü yapılan açıklamada güvenlik birimlerinin ‘birleşik bir güvenlik operasyonu’ gerçekleştirerek ‘birçok köy ve kasabada’ faaliyet yürüten bir ‘terör hücresini’ çökerttiklerini duyurdu. Bakanlık, söz konusu hücrenin ‘araçlara bomba yerleştirme, patlayıcı düzenek hazırlama ve mayın döşeme’ eylemlerine karıştığını belirtti. Suriye İçişleri Bakanlığı soruşturmalarına göre hücre üyeleri, yurt dışında uzman eğiticiler tarafından patlayıcı yerleştirme ve imalatı konularında özel eğitim almıştı.

Hizbullah sınır yakınlarında varlığını yoğunlaştırırken Suriyelileri kendi saflarına katıyor

Hizbullah liderlerinin rejimin çöküşünün ardından örgütün Suriye’nin iç işlerine karışmayacağını defalarca kez dile getirmesine karşın sahadaki faaliyetleri bu açıklamaların tersini yansıtıyor. Suriye hükümeti, Suriye'nin iç bölgelerinde ve sınırlarında Hizbullah bağlantılı hücrelerin yakalandığını sürekli olarak kamuoyuyla paylaşıyor. Bunun yanı sıra eski rejimin çöküşünden önce İran destekli milislerin saflarında yer alan bazı kişilerin, Suriye'deki İran destekli milisler ve Hizbullah'a bağlı grupların eski liderleri tarafından arandığı da biliniyor. İki ayrı kaynağa göre bu temas girişimleri, söz konusu kişileri yeniden saflarına kazanmaya yönelik bir çabadan ibaret.

dfvbgtrhyj
Suriye-Lübnan sınırında devriye gezen Suriyeli askerler (AFP)

Hizbullah'ın son iki hafta içinde yüzlerce üyesini Şam kırsalı ve Humus'a karşı cephede yer alan Suriye sınır bölgelerine sevk etmesinin ardından Suriye ordusunun Lübnan topraklarına girerek örgütün silahlarını ele geçirebileceğine dair haberleri ciddiye aldığı anlaşılıyor. Edinilen bilgilere göre bölgeye gönderilen üyeler arasında eski rejim saflarında ve Hizbullah ile İran bağlantılı milislere katılan ve Beşşar Esed'in 2024 yılının aralık ayında ülkeden kaçmasının ve rejimin çökmesinin ardından ülkeden firar eden Suriyeliler de bulunuyor. Bu kişilerin Suriye-Lübnan sınırına yakın bölgelerdeki varlıkları, Suriye hükümetinin Lübnan topraklarında herhangi bir askeri operasyon başlatmaya karar vermesi ihtimaline karşı ‘önleyici bir tedbir almayı’ ve ‘karşılık vermeye hazır olmayı’ amaçlıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 13 Nisan'da yayımlanan görüntülü konuşmasında şunları söyledi:

“İsrail'in Lübnan'a saldırı halinde olduğu bir dönemde, Suriye ordusunun ya da Suriye'den birinin Lübnan'ın sorununa müdahil olması için sorun çıkarmak amacıyla zehir saçanlar büyük bir suç işliyor. Suriye liderliğinin ve Suriye halkının, ABD, İsrail ve bu ülkelerin Suriye ile Lübnan arasında sorun çıkarmak istediğinin farkında olduğuna inanıyorum."

Hizbullah'ın Suriye ile bir sorunu olmadığını ve tek düşmanlarının ‘ABD himayesi altındaki İsrail’ olduğunu vurgulayan Kasım, kendi saflarındaki savaşçıları İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye bölgelerine sevk etmesinin olağan bir durum olup olmadığına ve bunun Hizbullah'ı doğrudan karşısına almaya yönelik bir kışkırtma olmayıp Suriye hükümetinin kendi güvenliğini koruma çabası çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ise değinmedi.

Suriye hükümeti şimdiye kadar Hizbullah ile herhangi bir doğrudan çatışmaya girmekten kaçınarak daha çok sınırlarını koruma ve Suriye'yi İsrail ile savaşa sürüklemeye çalışan Hizbullah hücrelerini çökertmeye yöneldi. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre Suriye hükümeti, çeşitli Lübnanlı liderlerle yaptığı görüşmelerde, Hizbullah ile doğrudan bir çatışma istemediğini ve Suriye'nin Lübnan'a müdahalesinin Şam'ın gündeminde yer almadığını defalarca kez teyit etti. Aynı zamanda, Lübnan hükümetinin Suriye ile olan sınırını güvence altına almak ve Hizbullah'ın gündemini hayata geçirmesinin ve saldırılarını Suriye sınırından yürütmesinin önüne geçmek için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi gerektiğini de vurguladı. Lübnan ordusu ve hükümetine sınır güvenliğinin sağlanması konusunda her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu da bildiren Şam, sınırlarını ve güvenliğini korumak için hiçbir çabadan kaçınmayacağını da teyit etti. Öte yandan birçok analiste göre Lübnan ordusu şu an sınırı kontrol altına alabilecek kapasiteden yoksun. Bunun başlıca nedeni, Lübnan hükümeti ve ordusunun İsrail ile olası bir anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Güney Lübnan'da güvenliğin tesisi için tüm güçlerini seferber etmiş olması. Bunun yanında Hizbullah, Şam ve Humus’a karşı cephede yer alan sınır bölgelerinde tam kontrol sağlıyor. Lübnan ordusunun bu bölgelerdeki kontrolü ele geçirebilmesi ise büyük zaman, çaba ve kaynak gerektiriyor. Analistlere göre silahların yalnızca Lübnan devletinin elinde toplanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması, bölgedeki pek çok düğümün çözülmesinde vazgeçilmez bir anahtar olmaya devam ediyor.