2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
TT

2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)

2023 yılında Suriye'de ve yurtdışında takip edilmesi gereken, farklı düzeylerde büyük etkileri olacak, sonuçları ve yansımaları yıllar, hatta on yıllar sonra netleşecek 10 mesele, dış bölgesel ve uluslararası anlayışlar sayesinde üç yıldır devam eden istikrarlı sürecin ardından Suriye'deki üç mini devlet arasındaki temas hatlarının kaderini de belirleyecek.
1- Türkiye normalleşmesi: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın son haftalarda askeri ve güvenlik alanlarında gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını tamamlamak ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat'ın doğusundaki ‘ABD bölgesinden’ başlayarak Rusya himayesinde ortak düzenlemelere varmak amacıyla bu ayın ortalarında bir araya gelmeleri bekleniyor.
Haziran ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesi, Moskova'nın Şam ve Ankara için hazırladığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i bir araya getirecek yol haritasındaki adımları takip etmek gerekiyor. Bu adımların uygulanacağı sınırlara, derinliğe ve hıza bağlı olarak Suriye ve çevresinde büyük siyasi ve ekonomik sonuçları olacağına şüphe yok. Peki siyasetteki ve ekonomideki kazanımlar karşılığında coğrafyada bir takım tavizler mi veriliyor?
2- Kürt kaygısı: Şam, Ankara, Moskova (ve Tahran) arasındaki ana kesişme noktalarından biri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt varlığının ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin zayıflamasıdır. Kürt oluşumları Suriye’nin ve Türkiye’nin bekasına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Suriye ve Türkiye arasında olası ortak askeri operasyon planları var ve Rusya, tüm Kürt oluşumlarının Türkiye sınırından Suriye’nin 30 kilometre derinliğine çekilmesi yönünde baskı yapıyor.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) konumunu ve bu gelişmelere nasıl tepki verdikleri takip edilmeli. SDG, 2019 yılı sonlarında Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Anlaşması’na göre ağır silahlarını ve Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) 30 kilometre derinliğe çektiğini söylese de iç güvenlik güçlerini (Asayiş) ve yerel meclisleri geri çekmeyi reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimleri kaybetmesine, ABD’nin kendisini desteklemesine ve askeri varlığına güvenerek direniyor. Ankara ise SDG’ye bağlı tüm yapıların 30 kilometre derinliğe çekilmesinde ısrar ederken Suriye rejimine bağlı kurumların, Suriye bayrağının ve sınır muhafızlarının söz konusu bölgelerdeki varlığına itiraz etmiyor.
ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin 2019 yılında aniden ABD askerlerini Suriye’den geri çekme kararı alması ve Türkiye’nin askeri harekatına kapıyı aralaması, mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ABD kuvvetlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesi kararı almasını sağladı. Ancak Ukrayna meselesine müdahil olan ABD’nin Türkiye’nin ve NATO’nun Ukrayna savaşında oynadıkları role ihtiyacı olduğuna ve Kürtler yüzünden Ankara ile bir çekişmeye girmeyeceğine dair bir takım göstergeler var.
Suriye-Türkiye normalleşmesinin başlamasından sonra, ABD’nin tutumundaki gelişmeleri ve Suriye'nin kuzeydoğusunda Ankara ile Washington arasındaki askeri anlaşmaların sınırlarını takip etmek gerekiyor.

Suriye’nin Arap ülkeleri arasına dönüşü
4- Arap ülkeleriyle normalleşme: Arap ülkelerinin başkentleri ve Arap Birliği (AL) ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik ortak adımlar 2022 yılında sessizce atılmaya başlandı. Suriye, Cezayir’in ev sahipliği yaptığı AL Zirvesi’ne önde gelen Arap ülkelerinin itirazları nedeniyle katılamadı. Ayrıca Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Şam ile normalleşmeye başlayan ülkeler de geçtiğimiz yıl Şam'ın sınırları kontrol etme ve uyuşturucu kaçakçılığını durdurma konusunda yetersiz kalmasından ötürü yaşadıkları acı deneyimin yanı sıra ABD Kongresi’nin Şam'a karşı ekonomik desteği ve harap olmuş haldeki ülkenin yeniden inşasını sınırlayan yeni kararlar çıkarması, ABD ve Batı ülkelerinin normalleşmeyi durdurmaya yönelik baskısı gibi çeşitli nedenlerle diğer ülkeler gibi normalleşme konusundan uzaklaştılar.
Suriye’nin 2023 yılında Arap ülkeleri arasına dönmesinin sonucunu ve önümüzdeki baharda yapılması planlanan AL Zirvesi’nde sergilenecek tutumu, bir yanda Arap ülkeleri, ABD, Çin ve Rusya ilişkilerinde yaşanan değişimler, diğer yanda Ankara ve Şam arasındaki normalleşme adımları, Şam'ın bölgesel dosyalardaki tutumu ve öte yanda İran ile ilişkileri çerçevesinde takip etmek oldukça önemli.
5- Ukrayna’daki savaş: Rusya’nın Ukranya’ya savaş açmasının Suriye üzerindeki etkisi hem çeşitli yönlerde hem de büyük oldu. Savaş, Ankara ile Moskova ve Putin ile Erdoğan arasındaki iş birliğini güçlendirdi. Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı var. Çünkü Türkiye, Rusya için ekonomik ve siyasi bir kapı haline geldi. Putin'in Erdoğan’a ve Esed'e görüşmeleri için baskı yapması, geçmişi unutmaları ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlamak için çabalaması Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca bu savaşın ekonomik ve siyasi yansımaları da oldu. Suriye uluslararası koridorlarda unutulan bir konu haline geldi ve bağış parası Suriye yerine Ukrayna'ya gidiyor. Bu, Suriye'deki ekonomik krizin derinleşmesinde açıkça ortaya çıktı.
6- İsrail’in düzenlediği hava saldırıları: İsrail’de göreve gelen Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümeti, yeni yıla Şam Uluslararası Havalimanı'ndaki ‘İran’a ait hedefleri’ bombalayarak ve havalimanının saatlerce hizmet dışı kalmasına yol açarak başladı.  İsrail, geçtiğimiz yıllarda İran’ın Suriye'deki mevzilerine yüzlerce bombardıman düzenledi. Son bir yılda gerçekleştirdiği hava saldırılarının kapsamı, Suriye'nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine doğru genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre İsrail’in 2022 yılında düzenlediği 32 bombardıman sonucunda binalar, silah depoları, karargahlar, merkezler ve araçlar dahil olmak üzere yaklaşık 91 hedef imha edildi, 88 unsur öldü, 121 unsur yaralandı.
2023'te Netanyahu'nun sağcı bir hükümetle iktidara geri dönüşünün Suriye'deki yansımalarını takip edilmeliyiz. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer dosyasını nasıl ele alacak? Putin ile daha önce varılan anlaşmaların ve Rusya’nın Suriye’deki birliklerinin kullandığı Hmeymim Hava Üssü ile Tel Aviv arasındaki askeri koordinasyonu nasıl bir gelecek bekliyor? Yeni hükümetin politikaları, Suriye'ye, Tel Aviv'in Ukrayna savaşına ilişkin tutumuna ve Moskova ile Tahran’ın Suriye’deki askeri iş birliğine nasıl yansıyacak?

Suriye ile İran ‘evliliğinin sona ermesi’
7- İran ittifakı: İran’ın 2012 yılı sonunda Suriye’ye müdahalesinden bu yana ‘rejimin kurtarılmasına’ katkıda bulunduğuna ve çok sayıda askeri, ekonomik, güvenlik ve mali destek sağladığına inanan Tahran, tüm bunların karşılığını istiyor. Rejimi ekonomik krizlerden bedavaya kurtarma niyetinde olmadığından bunu erteliyor. Kalıcı askeri üslerin kurulması, petrol, doğalgaz ve fosfatla ilgili ekonomik anlaşmalar ve suç işlemeleri halinde Suriye’deki mahkemelere çıkarılmaları dışında İranlılara Suriyeli gibi muamele edilmesi gibi anlaşmaları içeren bir takım tavizlerle yaptıklarının bedelinin ödenmesini istiyor.
Tahran, Suriye'de büyük tavizler elde etmek için ülkede kötüleşen ekonomik krizden, Moskova'nın Ukrayna'yla meşgul olmasından, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme rüzgârlarından ve İsrail’in düzenlediği hava saldırılarından faydalanıyor.
Bu sürecin detaylarını, Şam’ın konumunu ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin geçtiğimiz hafta gerçekleşmesi planlanan ziyaretin ertelendiği tarihin takip edilmesi ve Suriye-İran ‘evliliğinin sona ermesi’ ya da aralarındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerekiyor.
8- Ekonomik kriz: Yaklaşık 12 yıl süren savaş sırasında Suriye adeta yok edildi. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre Suriyelilerin yarısı (12 milyon) evlerini terk ettiler. Üçte biri (7 milyon) yurtdışında mülteci oldu. Yaklaşık yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yüzde 80'i gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Yaklaşık 14,6 milyon kişi yardıma muhtaç halde. Gıda ürünlerinin maliyeti geçtiğimiz yıl yüzde 85 artarken Suriye lirası değerinin yüzde 80'inden fazlasını kaybetti.
Suriye büyük bir trajediye dönüştü. Suriye'ye sınır ötesi insani yardımlar için BM Güvenlik Konseyi'nin(BMKG)  ilgili kararının süresi 10 Ocak'ta bitiyor. Özellikle karar, ülkenin kuzeyindeki yaklaşık 4 milyon Suriyelinin can damarı olduğu ve Şam’ın harcamalarının yükünü hafiflettiği için kararın süresinin uzatılması meselesi ve Rusya'nın bu konudaki tutumu takip edilmeli.
9- Suriye'nin çöküşü: Rejimin kontrolündeki bölgelerde yaşayan Suriyeliler, 2022'nin (savaşın başladığı) 2011'den bu yana geçen en kötü bir yıl olduğunu söylüyorlar. Şam yönetiminin, ekonomik maliyeti azaltmak için tatilleri uzattığı, devlet kurumlarındaki ve hastanelerdeki çalışmaları durdurduğu kaydedildi.
Ekonominin felce uğradığından söz ediliyor ve ülkenin tamamen iflas etmesinden korkuluyor. Mevcut ekonomik krizin sonuçlarını ve hükümetin, ordunun ve güvenlik kurumlarının çalışmalarını ve egemenliğini nasıl etkileyeceğini izlemek gerekiyor. Ayrıca, Suriye-Türkiye normalleşmesinin ekonomik kriz üzerindeki yansımaları da takip edilmeli. Kriz, Şam'ı siyasi alanda tavizler vermeye ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya mı itecek yoksa İran'la ilişkilerini gevşeterek jeopolitik alanda tavizler vermeye mi itecek?
10- Adıma adım yaklaşımı: BM'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçtiğimiz yıllarda 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması için bir giriş noktası olarak Suriye Anayasa Komitesi toplantıları yapmaya önem veriyordu. Suriye Anasa Komitesi, Astana Süreci çerçevesinde Rusya, Türkiye ve İran uzlaşı sonucunda kurulmuştu. Rusya, Ukrayna savaşının ardından geçtiğimiz aylarda çalışmalarını donduran Suriye Anayasa Komitesi'nin Cenevre’deki toplantılarının başka bir yerde yapılmasını talep etti.
Pedersen, Batılı ülkelerin teşvikler ve istisnalar sunması karşılığında Şam'ı önlem almaya çağıran ‘adıma adım yaklaşımı’ adlı eski bir öneriyi yeniden hayata geçirdi. Öneri eski olsa da Şam'ın adıma adım yaklaşımıyla ilgilenmeye başlaması yeniydi. Yapılan teklifleri ve bu teklifleri sunan ülkeleri öğrenmek isteyen Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad ve Pedersen'in Şam'daki son görüşmeleri Suriye rejiminin bu yaklaşımla ilgilendiğinin göstergesiydi.
Küçük ve basit şeylere gelince Batılı ülkeler elektrik sorununu çözmek için adım atarken bir yandan Şam'ın tutuklular, af ve mülkiyet prosedürlerine ilişkin adımları karşılığında Suriyeli diplomatlara vize sağlıyor.
Mikdad ve Pedersen arasında kısa bir süre sonra yapılması planlanan görüşmenin Ankara-Şam arasındaki normalleşmeden ne ölçüde etkilendiğini ve Şam'ın BM Suriye Özel Temsilcisinin girişimleri çerçevesinde adımlarını atmakta ne kadar kararlı olduğunu bu bağlamda takip etmek gerekiyor.
 



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.