2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
TT

2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)

2023 yılında Suriye'de ve yurtdışında takip edilmesi gereken, farklı düzeylerde büyük etkileri olacak, sonuçları ve yansımaları yıllar, hatta on yıllar sonra netleşecek 10 mesele, dış bölgesel ve uluslararası anlayışlar sayesinde üç yıldır devam eden istikrarlı sürecin ardından Suriye'deki üç mini devlet arasındaki temas hatlarının kaderini de belirleyecek.
1- Türkiye normalleşmesi: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın son haftalarda askeri ve güvenlik alanlarında gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını tamamlamak ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat'ın doğusundaki ‘ABD bölgesinden’ başlayarak Rusya himayesinde ortak düzenlemelere varmak amacıyla bu ayın ortalarında bir araya gelmeleri bekleniyor.
Haziran ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesi, Moskova'nın Şam ve Ankara için hazırladığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i bir araya getirecek yol haritasındaki adımları takip etmek gerekiyor. Bu adımların uygulanacağı sınırlara, derinliğe ve hıza bağlı olarak Suriye ve çevresinde büyük siyasi ve ekonomik sonuçları olacağına şüphe yok. Peki siyasetteki ve ekonomideki kazanımlar karşılığında coğrafyada bir takım tavizler mi veriliyor?
2- Kürt kaygısı: Şam, Ankara, Moskova (ve Tahran) arasındaki ana kesişme noktalarından biri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt varlığının ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin zayıflamasıdır. Kürt oluşumları Suriye’nin ve Türkiye’nin bekasına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Suriye ve Türkiye arasında olası ortak askeri operasyon planları var ve Rusya, tüm Kürt oluşumlarının Türkiye sınırından Suriye’nin 30 kilometre derinliğine çekilmesi yönünde baskı yapıyor.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) konumunu ve bu gelişmelere nasıl tepki verdikleri takip edilmeli. SDG, 2019 yılı sonlarında Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Anlaşması’na göre ağır silahlarını ve Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) 30 kilometre derinliğe çektiğini söylese de iç güvenlik güçlerini (Asayiş) ve yerel meclisleri geri çekmeyi reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimleri kaybetmesine, ABD’nin kendisini desteklemesine ve askeri varlığına güvenerek direniyor. Ankara ise SDG’ye bağlı tüm yapıların 30 kilometre derinliğe çekilmesinde ısrar ederken Suriye rejimine bağlı kurumların, Suriye bayrağının ve sınır muhafızlarının söz konusu bölgelerdeki varlığına itiraz etmiyor.
ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin 2019 yılında aniden ABD askerlerini Suriye’den geri çekme kararı alması ve Türkiye’nin askeri harekatına kapıyı aralaması, mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ABD kuvvetlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesi kararı almasını sağladı. Ancak Ukrayna meselesine müdahil olan ABD’nin Türkiye’nin ve NATO’nun Ukrayna savaşında oynadıkları role ihtiyacı olduğuna ve Kürtler yüzünden Ankara ile bir çekişmeye girmeyeceğine dair bir takım göstergeler var.
Suriye-Türkiye normalleşmesinin başlamasından sonra, ABD’nin tutumundaki gelişmeleri ve Suriye'nin kuzeydoğusunda Ankara ile Washington arasındaki askeri anlaşmaların sınırlarını takip etmek gerekiyor.

Suriye’nin Arap ülkeleri arasına dönüşü
4- Arap ülkeleriyle normalleşme: Arap ülkelerinin başkentleri ve Arap Birliği (AL) ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik ortak adımlar 2022 yılında sessizce atılmaya başlandı. Suriye, Cezayir’in ev sahipliği yaptığı AL Zirvesi’ne önde gelen Arap ülkelerinin itirazları nedeniyle katılamadı. Ayrıca Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Şam ile normalleşmeye başlayan ülkeler de geçtiğimiz yıl Şam'ın sınırları kontrol etme ve uyuşturucu kaçakçılığını durdurma konusunda yetersiz kalmasından ötürü yaşadıkları acı deneyimin yanı sıra ABD Kongresi’nin Şam'a karşı ekonomik desteği ve harap olmuş haldeki ülkenin yeniden inşasını sınırlayan yeni kararlar çıkarması, ABD ve Batı ülkelerinin normalleşmeyi durdurmaya yönelik baskısı gibi çeşitli nedenlerle diğer ülkeler gibi normalleşme konusundan uzaklaştılar.
Suriye’nin 2023 yılında Arap ülkeleri arasına dönmesinin sonucunu ve önümüzdeki baharda yapılması planlanan AL Zirvesi’nde sergilenecek tutumu, bir yanda Arap ülkeleri, ABD, Çin ve Rusya ilişkilerinde yaşanan değişimler, diğer yanda Ankara ve Şam arasındaki normalleşme adımları, Şam'ın bölgesel dosyalardaki tutumu ve öte yanda İran ile ilişkileri çerçevesinde takip etmek oldukça önemli.
5- Ukrayna’daki savaş: Rusya’nın Ukranya’ya savaş açmasının Suriye üzerindeki etkisi hem çeşitli yönlerde hem de büyük oldu. Savaş, Ankara ile Moskova ve Putin ile Erdoğan arasındaki iş birliğini güçlendirdi. Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı var. Çünkü Türkiye, Rusya için ekonomik ve siyasi bir kapı haline geldi. Putin'in Erdoğan’a ve Esed'e görüşmeleri için baskı yapması, geçmişi unutmaları ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlamak için çabalaması Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca bu savaşın ekonomik ve siyasi yansımaları da oldu. Suriye uluslararası koridorlarda unutulan bir konu haline geldi ve bağış parası Suriye yerine Ukrayna'ya gidiyor. Bu, Suriye'deki ekonomik krizin derinleşmesinde açıkça ortaya çıktı.
6- İsrail’in düzenlediği hava saldırıları: İsrail’de göreve gelen Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümeti, yeni yıla Şam Uluslararası Havalimanı'ndaki ‘İran’a ait hedefleri’ bombalayarak ve havalimanının saatlerce hizmet dışı kalmasına yol açarak başladı.  İsrail, geçtiğimiz yıllarda İran’ın Suriye'deki mevzilerine yüzlerce bombardıman düzenledi. Son bir yılda gerçekleştirdiği hava saldırılarının kapsamı, Suriye'nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine doğru genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre İsrail’in 2022 yılında düzenlediği 32 bombardıman sonucunda binalar, silah depoları, karargahlar, merkezler ve araçlar dahil olmak üzere yaklaşık 91 hedef imha edildi, 88 unsur öldü, 121 unsur yaralandı.
2023'te Netanyahu'nun sağcı bir hükümetle iktidara geri dönüşünün Suriye'deki yansımalarını takip edilmeliyiz. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer dosyasını nasıl ele alacak? Putin ile daha önce varılan anlaşmaların ve Rusya’nın Suriye’deki birliklerinin kullandığı Hmeymim Hava Üssü ile Tel Aviv arasındaki askeri koordinasyonu nasıl bir gelecek bekliyor? Yeni hükümetin politikaları, Suriye'ye, Tel Aviv'in Ukrayna savaşına ilişkin tutumuna ve Moskova ile Tahran’ın Suriye’deki askeri iş birliğine nasıl yansıyacak?

Suriye ile İran ‘evliliğinin sona ermesi’
7- İran ittifakı: İran’ın 2012 yılı sonunda Suriye’ye müdahalesinden bu yana ‘rejimin kurtarılmasına’ katkıda bulunduğuna ve çok sayıda askeri, ekonomik, güvenlik ve mali destek sağladığına inanan Tahran, tüm bunların karşılığını istiyor. Rejimi ekonomik krizlerden bedavaya kurtarma niyetinde olmadığından bunu erteliyor. Kalıcı askeri üslerin kurulması, petrol, doğalgaz ve fosfatla ilgili ekonomik anlaşmalar ve suç işlemeleri halinde Suriye’deki mahkemelere çıkarılmaları dışında İranlılara Suriyeli gibi muamele edilmesi gibi anlaşmaları içeren bir takım tavizlerle yaptıklarının bedelinin ödenmesini istiyor.
Tahran, Suriye'de büyük tavizler elde etmek için ülkede kötüleşen ekonomik krizden, Moskova'nın Ukrayna'yla meşgul olmasından, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme rüzgârlarından ve İsrail’in düzenlediği hava saldırılarından faydalanıyor.
Bu sürecin detaylarını, Şam’ın konumunu ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin geçtiğimiz hafta gerçekleşmesi planlanan ziyaretin ertelendiği tarihin takip edilmesi ve Suriye-İran ‘evliliğinin sona ermesi’ ya da aralarındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerekiyor.
8- Ekonomik kriz: Yaklaşık 12 yıl süren savaş sırasında Suriye adeta yok edildi. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre Suriyelilerin yarısı (12 milyon) evlerini terk ettiler. Üçte biri (7 milyon) yurtdışında mülteci oldu. Yaklaşık yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yüzde 80'i gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Yaklaşık 14,6 milyon kişi yardıma muhtaç halde. Gıda ürünlerinin maliyeti geçtiğimiz yıl yüzde 85 artarken Suriye lirası değerinin yüzde 80'inden fazlasını kaybetti.
Suriye büyük bir trajediye dönüştü. Suriye'ye sınır ötesi insani yardımlar için BM Güvenlik Konseyi'nin(BMKG)  ilgili kararının süresi 10 Ocak'ta bitiyor. Özellikle karar, ülkenin kuzeyindeki yaklaşık 4 milyon Suriyelinin can damarı olduğu ve Şam’ın harcamalarının yükünü hafiflettiği için kararın süresinin uzatılması meselesi ve Rusya'nın bu konudaki tutumu takip edilmeli.
9- Suriye'nin çöküşü: Rejimin kontrolündeki bölgelerde yaşayan Suriyeliler, 2022'nin (savaşın başladığı) 2011'den bu yana geçen en kötü bir yıl olduğunu söylüyorlar. Şam yönetiminin, ekonomik maliyeti azaltmak için tatilleri uzattığı, devlet kurumlarındaki ve hastanelerdeki çalışmaları durdurduğu kaydedildi.
Ekonominin felce uğradığından söz ediliyor ve ülkenin tamamen iflas etmesinden korkuluyor. Mevcut ekonomik krizin sonuçlarını ve hükümetin, ordunun ve güvenlik kurumlarının çalışmalarını ve egemenliğini nasıl etkileyeceğini izlemek gerekiyor. Ayrıca, Suriye-Türkiye normalleşmesinin ekonomik kriz üzerindeki yansımaları da takip edilmeli. Kriz, Şam'ı siyasi alanda tavizler vermeye ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya mı itecek yoksa İran'la ilişkilerini gevşeterek jeopolitik alanda tavizler vermeye mi itecek?
10- Adıma adım yaklaşımı: BM'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçtiğimiz yıllarda 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması için bir giriş noktası olarak Suriye Anayasa Komitesi toplantıları yapmaya önem veriyordu. Suriye Anasa Komitesi, Astana Süreci çerçevesinde Rusya, Türkiye ve İran uzlaşı sonucunda kurulmuştu. Rusya, Ukrayna savaşının ardından geçtiğimiz aylarda çalışmalarını donduran Suriye Anayasa Komitesi'nin Cenevre’deki toplantılarının başka bir yerde yapılmasını talep etti.
Pedersen, Batılı ülkelerin teşvikler ve istisnalar sunması karşılığında Şam'ı önlem almaya çağıran ‘adıma adım yaklaşımı’ adlı eski bir öneriyi yeniden hayata geçirdi. Öneri eski olsa da Şam'ın adıma adım yaklaşımıyla ilgilenmeye başlaması yeniydi. Yapılan teklifleri ve bu teklifleri sunan ülkeleri öğrenmek isteyen Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad ve Pedersen'in Şam'daki son görüşmeleri Suriye rejiminin bu yaklaşımla ilgilendiğinin göstergesiydi.
Küçük ve basit şeylere gelince Batılı ülkeler elektrik sorununu çözmek için adım atarken bir yandan Şam'ın tutuklular, af ve mülkiyet prosedürlerine ilişkin adımları karşılığında Suriyeli diplomatlara vize sağlıyor.
Mikdad ve Pedersen arasında kısa bir süre sonra yapılması planlanan görüşmenin Ankara-Şam arasındaki normalleşmeden ne ölçüde etkilendiğini ve Şam'ın BM Suriye Özel Temsilcisinin girişimleri çerçevesinde adımlarını atmakta ne kadar kararlı olduğunu bu bağlamda takip etmek gerekiyor.
 



İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıma girişimine karşı Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün pazarlık kabul etmeyen, değişmez bir ilke olduğunu vurguladı.

İİT, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde büyükelçiler düzeyinde toplanan Yürütme Komitesi toplantısının ardından yayımlanan bildiride, Afrika Boynuzu bölgesinde istikrarı zedeleyecek ve yeni çatışma ile gerilimlere zemin hazırlayacak herhangi bir fiilî durum dayatılmasına kesin bir dille karşı çıktığını belirtti.

İİT, İsrail’in Somaliland’ı tanıdığına ilişkin duyurusunu kınayarak, bunu Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğine yönelik açık bir ihlal olarak nitelendirdi.

Bildiride ayrıca, çabaların yoğunlaştırılması, safların birleştirilmesi ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin yanında yer alınması çağrısında bulunuldu.


Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
TT

Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)

Yeni yılın ilk saatlerinde Güney Geçiş Konseyi’ne (GGK) bağlı güçler, Doğu Yemen’deki Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yeni düzenlemelere varıldığını gösteren bir adım olarak, bazı askeri mevzileri hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri’ne devretmeye başladı.

Hadramut vilayetindeki yerel yönetim kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Vatan Kalkanı Güçleri’nin GGK’ye bağlı birliklerden birçok noktayı devraldığını doğruladı. Kaynaklar, bu sürecin iki taraf arasında gerçekleştirilen toplantıların ardından hayata geçirildiğini belirtti.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin denetimindeki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK liderleri arasında toplantılar yapıldığını ve bu görüşmelerde önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığını aktardı.

Kaynaklar, söz konusu düzenlemelerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Ancak aynı zamanda, Şebve vilayetinde Belhaf Limanı’na giriş yapan ve Yemen hükümetinin talebi üzerine daha sonra bir gemiyle ülkeden ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait zırhlı araçlar ve askeri unsurların geniş çaplı bir çekilme süreci yaşadığını belirtti.

Bir Yemenli yetkili, bu düzenlemeleri, ortak düşman olan Husilere karşı meşruiyet cephesinin birliğini ve dayanıklılığını güçlendirme yolunda ‘olumlu’ adımlar olarak nitelendirdi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, meşru yönetimin bileşenleri arasında ortaklığın önemine ve gelecekte yaşanabilecek ihtilaflarda diyalog diline başvurulmasının gerekliliğine vurgu yaptı.

Öte yandan Yemenli askeri kaynaklar, GGK’ye bağlı bazı birliklerin mevzilerinden çekilmeyi reddettiğini bildirdi. Bu durum üzerine GGK’nin, söz konusu güçlerin yönetimini üstlenmek ve müzakere sürecini yürütmek üzere Ebu Tahir el-Beyşi’yi Seyun kentine gönderdiği belirtildi.

Aynı kaynaklara göre GGK güçleri stratejik öneme sahip el-Haşa kampından çekilmeyi halen reddediyor. Bu sabah erken saatlerde Vatan Kalkanı Güçleri ile GGK liderleri arasında yapılan görüşmelerin ise şu ana kadar somut bir sonuç vermediği ifade edildi.

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak kaynaklar, GGK’ye bağlı Güvenlik Destek Kuvvetleri Komutanı Salih bin eş-Şeyh Ebu Bekir, bilinen adıyla Ebu Ali el-Hadrami’nin, dün ülkeden ayrılan BAE güçleriyle birlikte el-Mukelle kentinden ayrıldığını doğruladı.

Kaynaklar, el-Hadrami’nin kentten ayrılmadan önce birliklerine kendilerini terhis ederek evlerine dönmeleri talimatı verdiğini ve askerlerine “Görev sona erdi” dediğini aktardı.

xscdf
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede (SABA)

Bu gelişmeler, GGK'ye bağlı Güney Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Muhammed en-Nakib’in yaptığı açıklamadan saatler sonra yaşandı. En-Nakib, yayımladığı bildiride, sınır hattındaki Semud bölgesinde bulunan bazı mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay’a devredildiğini, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ile diğer bazı noktalarda da ‘varılan anlaşmalar doğrultusunda’ yeni devirlerin yapılacağını duyurdu.

Yayımlanan görüntülerde, Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK’den bazı liderlerin bir arada yer aldığı görülürken, bu buluşmanın iki taraf arasında önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığı bir çerçevede gerçekleştiği değerlendirildi.

En-Nakib’e göre bu adım, ‘kardeş ülkelerin oluşturduğu koalisyonun çabalarının başarıya ulaşmasına katkı sağlama’ amacıyla atıldı. En-Nakib, “Bugün Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay Semud bölgesinde yeniden konuşlandırıldı. Varılan mutabakat uyarınca, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ve diğer alanlarda da Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı başka birliklerin yeniden konuşlandırılması sürecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Suudi Arabistan, BAE’ye atfedilen ve GGK’ye bağlı güçleri güney sınırlarına yakın askeri hareketliliğe sevk eden ‘son derece tehlikeli adımlardan’ duyduğu üzüntüyü daha önce açıklamıştı. Riyad yönetimi, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği ile Yemen ve bölgenin güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

yuı
Yemen'in doğusundaki el-Mehra vilayetinde yaşayan bir grup vatandaş, son Başkanlık Konseyi kararlarına desteklerini ifade ediyor. (SABA)

Suudi Arabistan, güvenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayarak, Yemen’in birliğine ve egemenliğine bağlılığını yineledi; Başkanlık Konseyi’ne tam destek verdiğini teyit etti. Riyad yönetimi, ‘güney meselesinin’ adil bir dava olduğu yönündeki tutumunu da yenileyerek, bu konunun kapsamlı bir siyasi diyalog çerçevesi dışında ele alınmasını reddettiğini açıkladı.

Riyad, güney meselesini iç çatışmalarda araçsallaştırılamayacak adil bir siyasi mesele olarak ele aldığını belirterek, çözümün güç yoluyla dayatma değil, diyalog ve uzlaşıyla sağlanması gerektiğini vurguladı.

Bu gelişmeler kapsamında Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ise BAE ile imzalanan ortak savunma anlaşmasının iptal edildiğini, 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan edildiğini ve BAE güçlerinin 24 saat içinde ülkeden çekilmesini talep ettiğini açıkladı. El-Alimi ayrıca, askeri kampların Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmesini istedi. Söz konusu kararlar, resmî kurumların desteğini aldı.


Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
TT

Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel

Sobhi Frangieh

Şeyh Gazel, mezhepçiliği eleştirirken aynı zamanda onu benimsiyor. Merkezi olmayan bir devleti savunuyor. Sekülerizmin en iyi çözüm olduğuna inanıyor ve yeni Suriye hükümetini “tamamen terörist bir sistem” olarak görüyor. “Alevi kanı” gibi terimler kullanıyor ve İslam'ın Ali bin Ebu Talib olmasaydı var olamayacağını savunuyor. Suriye’nin sahil bölgesindeki insanlara Suriye hükümetine karşı meydanlarda gösteri yapma çağrısı yapıyor. Talepleri kasım ayında ve aralık ayında yankı buldu, ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan bir kaosa yol açtı. Son gelişme iş adamı Rami Mahluf'un yayınladığı bir video ile onu hedef almasına, Alevileri kışkırtmayı bırakmasını istemesine ve babası ile kardeşine olan desteğini hatırlatmasına neden oldu.

Gazel, tanınmış bir Alevi din adamı olan Vahib Gazel'in oğludur. 1962 yılında Lazkiye kırsalındaki el-Haffa kasabasında doğdu ve orada ilk eğitimini aldı. Liseyi Lazkiye şehrinde okudu. Gazel daha sonra Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde öğrenim gördü. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra 1988 yılında Londra'daki Uluslararası İslami İlimler Üniversitesi'ne kaydoldu. Daha sonra Lazkiye'ye dönerek şehirdeki Muhammed el-Bakir Camii'nde müderris, imam ve vaiz olarak çalıştı, sonrasında da Lazkiye müftüsü oldu. Gazel, “Kuran ve Sünnette İnsan Kalbi” ve “Kuran ve Sünnette Bilgi Araçları” da dahil olmak üzere birçok kitap yazdı.

Şeyh Gazel, Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed dönemlerinde iktidarın iç çevresine girmeye birden fazla kez teşebbüs etti, ancak baba ve oğul Esed onun kendilerine bir fayda sağlayacağını düşünmüyorlardı. Zira ikisi de ​​İslam hukuku ve din alanlarındaki en yüksek makamlara Sünni din adamlarını yerleştirmeye odaklanmışlardı. Dahası Alevi toplumundan başka din adamlarının önünü açmışlardı ve Alevileri yönetimlerinin kaçınılmaz bir müttefiki olarak görüyorlardı. Çabalarını Suriyeli Sünnilerin çoğunluğunu kazanmaya yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. El-Mecelle'ye verdiği röportajda, Haziran 2000'de Hafız Esed'in cenaze töreniyle ilgili düzenlemelere aşina bir kaynak, Şeyh Gazel'in, Sünni bir şeyh olan Dr. Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin, Alevi mezhebine mensup Hafız Esed'in cenaze namazını kıldırmasına itiraz ederek Alevi cemaati içinde iç sorunlara yol açtığını belirtti. Kaynak, bunun daha sonra Gazel'in Beşşar Esed'in güvenini kazanma gücünü etkilediğini de söyledi.

dfgt
Suriye'nin Lazkiye şehrinde düzenlenen bir gösteride, Aleviler Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazel Gazel'ın resminin olduğu bir pankart açtı, 28 Aralık 2025 (Reuters)

Şeyh Ahmed Hassun'un 2005 yılında Suriye Müftüsü olarak atanmasıyla birlikte Gazel, onunla yakınlaşmaya çalıştı. Suriye'de Sünni müftünün yanında bir Alevi din adamının bulunmasını hem sosyal hem de siyasi açıdan elzem görüyordu. Ancak Hassun, Gazel'in daha ileriye gitmesine izin vermedi. Suriye rejimi döneminde, 2011'deki Suriye devriminden önce Tahran'da düzenlenen bir konferansta Hassun, Şeyh Gazel'den ön sıralarda yanına oturmak yerine arka sıralara geçmesini ve yerleşik oturma düzenini bozmamasını istedi. Böylece Gazel'in etkisi, Esed dönemi boyunca yakın çevresi ve cemaatiyle sınırlı kaldı.

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı

Eski Suriye rejiminin yıkılması ve Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te kaçmasıyla birlikte Şeyh Gazel'in sesi daha yüksek çıkmaya başladı. Ahmed eş-Şara hükümetini kabul etme ile eleştirme arasında gidip gelen bir söylemle kelimelerle ustaca oynadı. Geçtiğimiz yıl şubat ayında, “Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi”nin kurulduğu duyuruldu ve Gazel, başkanlığına getirildi. Özellikle geçen yıl mart ayında sahil bölgesinde yüzlerce insanın hayatını kaybettiği kanlı olaylardan sonraki aylarda, en etkili ses haline geldi.

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi çatısı altında iki meclis bulunuyor. Birincisi, Şeyh Gazel'in başkanlığını yaptığı ve 130 din adamından oluşan Din Meclisi’dir. Din adamları şu şekilde dağılmıştır: 30'u Lazkiye şehrinden, 30'u Humus şehrinden, 30'u Tartus şehrinden, 30'u Hama şehrinden, 10'u Şam ve kırsalından. İkincisi ise Siyasi Büro, Halkla İlişkiler Bürosu, Ekonomi Bürosu, Hukuk Bürosu, Koordinasyon Bürosu, Medya Bürosu, Yardım Bürosu ve Tarihsel Uzlaşma Bürosu'nu içeren Yürütme Meclisi’dir.

frty6
Suriye sahilindeki Lazkiye şehrinde hükümet yanlısı göstericiler, Humus'taki bir Alevi camisine düzenlenen bombalı saldırıdan iki gün sonra gösteri düzenleyen Alevi göstericilerle karşı karşıya geldi, 28 Aralık 2025 Pazar (AP)

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın kararıyla kurulan Suriye sahilindeki olaylarla ilgili araştırma komitesini reddettiğini açıkladı. Şeyh Gazel, Suriye hükümetinin çabalarına karşıt bir söylem benimsemeye başladı ve sahil halkının yaptığı hatalardan birinin silahlarını yeni hükümete teslim etmek olduğunu belirtti. Bu da birçok kişi tarafından Şeyh Gazel'in yeniden silahlanmaya yönelik örtülü bir çağrısı olarak yorumlandı. Temmuz ayında yayınlanan bir videosunda Şeyh Gazel, Suriye hükümetini “kan dökmeyi yücelten çarpık bir dine bağlı, tamamen terörist bir sistem” olarak tanımladı. Gazel ayrıca, Ağustos 2025'te Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı Özerk Yönetim tarafından düzenlenen Bileşenlerin Birliği Konferansı'na katıldı. Video konferans yöntemiyle yaptığı konuşmada, laik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulunarak, adem-i merkeziyetçi veya federal bir sistemin tüm Suriye bileşenlerinin haklarını garanti altına alacağını savundu.

Video mesajlarından birinde Şeyh Gazel, Suriyeli Sünnilere hitaben, çözümlerin açık olduğunu belirtti; federalizm ve siyasi adem-i merkeziyet. Terörizm ile neyi kastettiğini veya terör kaynağının ne olduğunu açıklamadan, bu yönetim sisteminin, Alevilerin ve Sünnilerin haklarını terörden uzakta garanti altına aldığını da ekledi. Başka bir mesajında ise şunları söyledi: “Masum insanları koruma talebim ve onları rejimin kalıntıları olarak görmeyi reddetmem mezhepçilik sayılıyorsa ve taleplerimin siyasi olmasıyla suçlanıyorsam, uluslararası koruma talebimi yineliyorum.” Suriye hükümetini de “sadece radikal ideolojilerine katılmadığımız için kendi mezhebimden olan insanların geçim kaynaklarını hedef almakla” suçladı.

Kasım ayının sonunda Gazel, 24 Kasım'da Humus'ta patlak veren gerilimlerin ardından Suriye sahilinde halka Suriye hükümetine karşı oturma eylemleri düzenleme çağrısı yaptı. Bir video mesajında ​​şunları söyledi: “Silahlarımızı terörist, tekfirci ve dışlayıcı bir fiili otoriteye teslim ettik; bu otorite Sünni topluluğunu adaletsizliği kınayan her sese karşı kullanılan siyasi bir araca dönüştürdü.” Ayrıca “sokaklarda katledilecek bir halk değiliz” diyerek çağrısını “tüm dini gruplara” yöneltti. Tüm dini gruplardan insanları “öldürme makinesini ve her türlü terörü durdurmak için öğlen (25 Kasım) barışçıl bir oturma eylemine” katılmaya çağırdı. Yüzlerce kişi Gazel'ın çağrısına yanıt verdi. İç güvenlik güçleri, meydanlardaki insanları korumak için müdahale etti. Lazkiye'deki bir Genel Güvenlik yetkilisi Mecelle'ye kendilerine verilen emirlerin kesin ve katı olduğunu söyledi. Buna göre “siviller tutuklanmayacak ve sloganlarına bakılmaksızın göstericilere müdahale edilmeyecekti.” Yetkili “ne var ki Şeyh Gazel'in çağrısına yanıt veren sivillerin düzenlediği gösteriler sırasında karşı gösteriler de düzenlendi. Biz ortadaydık, o anda iki taraf arasında kaçınılmaz olan çatışmaları önlemeye çalışıyorduk” diye ekledi.

dfrgt
Suriye'nin Humus şehrindeki bir patlamada hedef alınan ve hasar gören cami, 26 Aralık 2025 (Reuters)

27 Aralık'ta Şeyh Gazel, Alevileri ertesi gün (28 Aralık) sokağa çıkmaya çağırdı. Bu sefer Gazel daha açık konuştu ve yayınladığı videoda şunları söyledi: “Yarın dengeler onların aleyhine dönecek ve dünyaya Alevi topluluğunun aşağılanamayacağını veya dışlanamayacağını göstereceğiz. Yarın barışçıl bir insan seli olacak.” Herkesi “göğüsleri açık” bir şekilde sokağa çıkmaya çağırdı. Ertesi gün kaotik ve kanlı geçti; Lazkiye ve Celba şehirlerinde iç güvenlik güçlerine yönelik saldırılar oldu ve her iki şehirde de yaralanmaların yanı sıra can kayıpları yaşandı. İç güvenlik güçleri genel olarak durumu kontrol altına alabilse de, sahil bölgesinde bu çatışmaların sosyal yansımaları kolay kolay ortadan kalkmayacak, özellikle de bölgedeki topluluklar arasında iç öfkenin arttığı ve bölgede herhangi bir güvenlik açığı yaşanması durumunda patlama anının yakın olabileceği göz önüne alındığında.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şeyh Gazel Gazel, nerede olduğuna dair herhangi bir işaret veya belirti olmaksızın, genel olarak Suriyelilerin ve özellikle sahil halkının karşısına videolu mesajlarla çıkıyor. Mecelle onun yeri hakkında çelişkili bilgiler edindi. Bazıları şu anda Kamışlı'da olduğunu söylerken, diğer kaynaklar muhtemelen birkaç ay önce Suriye topraklarını terk ettiğini belirtiyor. Birkaç kaynak ise  Şeyh Gazel olgusunun Suriye ve Lübnan'da yaşayan eski rejimin birçok liderini etkilediğini ve bu liderlerin, hareketleri ve operasyonları için daha fazla dini destek kazanmak amacıyla, ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı bazı bölgelerde aynı olguyu tekrarlamaya çalıştıklarını kaydetti. Buna ek olarak, İran ve Hizbullah'a bağlı medya organları da Suriye hükümetini şeytanlaştırma kampanyalarında Şeyh Gazel'in söylemlerini kullanıyorlar.

Suriye bugün, birden fazla ses ve anlatıya dayalı bir sosyal bölünme hali yaşıyor. Bunlar arasında Suriye sahilinde, Suveyda'da ve diğer bazı Suriye bölgelerinde yaygın olan dini anlatılar, SDG komutanlarının öncülük ettiği Kürt ulusal sesini birleştirme çabalarına dayanan milliyetçi bir anlatı, Suriye hükümetinin resmi kanalları aracılığıyla desteklemeye çalıştığı devlet merkezli bir anlatı da yer alıyor. Bu anlatıların ortasında, Esed rejiminin devrilmesinden zarar gören ülkeler ve kuruluşlar tarafından desteklenen gayri resmi medya ajandaları aktif durumda. Bunlar, Suriyeliler arasındaki gerilimleri körüklemeyi ve bölünmelerini derinleştirmeyi amaçlıyor ve bunu çeşitli faktörlere dayanarak yapıyor; silahın yaygınlaşması, toplumsal parçalanma ve hâlâ yeniden inşa sürecinde olan mevcut Suriye güvenlik kurumlarının zayıflığı.