Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'den üst düzey yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, Ankara'nın Kahire ile ilişkilerini ‘normalleştirme’ arzusunu tazeledi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, iki ülkenin büyükelçi atama aşamasına geldiklerini ve cumhurbaşkanları düzeyinde görüşmeler için başka adımlar atılabileceğine işaret ederek, ‘iki ülke arasında bakanlar düzeyinde istişarelerin devam ettiğini’ belirtti.  Kahire ise konuyla ilgili herhangi resmi bir açıklama yapmaktan kaçınmaya devam etti.
Mısırlı kaynaklar, Kahire'nin Türkiye ile ilişkiler dosyasında yıllar içinde oluşturulan kaidelere göre hareket ettiğini belirterek ‘Türkiye ile ilişkilerdeki çekinceli durumun devam edeceğini’ öne sürdüler. Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar, bu kaidelerin son zamanlarda Türk tarafına birkaç kez bildirildiğini ve ilgili tarafların da daha önce Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin Mısır'ın ‘söz değil icraat istediği’ şeklindeki açıklamalarına göre hareket ettiğini söylediler.
Kaynaklar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz 20 Kasım’da Katar’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası açılışı töreninde görüşmelerinin ardından Ankara-Kahire ilişkilerinin ‘önemli bir gelişmeye sahne olduğunu’ belirtirken Mısırlı ve Türk yetkililer arasında ‘kamuya açık’ toplantılar yapmak için yakında atılacak adımlar olup olmadığına ilişkin detay vermekten kaçındılar. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Salı akşamı bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarda, Erdoğan ile Sisi arasında gerçekleşen tokalaşmanın ‘bir buçuk yıl süren çabaların önemli bir parçası’ olduğunu söyledi.  Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşmenin hızlanmasını umduğunu ifade eden Kalın, Erdoğan ile Sisi'nin Doha'daki görüşmesine atıfla, 2022'nin ‘normalleşme’ yılı olduğunu belirterek sorunlu olunan birçok ülkeyle bir normalleşme sürecinin başlatıldığını kaydetti.
Mısır ve Türkiye ilişkileri, Mısır’da 2013 yılında kitlesel protesto gösterilerinin ardından eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının düşmesinden sonra gerildi. Türkiye, Mısırlı yetkililer tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-ı Müslimin) çok sayıda liderine sığınak sağladı. Müslüman Kardeşler, Türkiye topraklarında kurdukları televizyon kanallarında yaptıkları yayınlarla Mısırlı yetkililere karşı düşmanca kampanyalar yürüttüler. Ancak Türkiye, Müslüman Kardeşler'e bağlı medya çalışanlarından Mısır'a yönelik provokasyonu durdurmalarını istedi. Bu talebi ihlal eden bazı medya çalışanları tutuklandı.
İki ülke, gergin siyasi ilişkilere rağmen ekonomik ilişkilerini tutarlı bir şekilde sürdürdüler. Mısır’ın resmi verilerine göre Mısır ile Türkiye arasında ticaret hacmindeki büyüme oranı 2021 yılında yüzde 32,6 oldu.
Kahire Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Tarık Fehmi, Türkiye'nin Mısır'la normalleşme hakkında yaptığı açıklamalarının Türk dış politika yapıcı çevrelerin olağan davranışını temsil ettiğini, ancak bunların sahadaki sonuçlara yansıması gerektiğini belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Prof. Dr. Fehmi, “Mısır, hiçbir zaman iki ülkenin büyükelçilerinin yeniden atanmasına itiraz etmedi, ancak başta Libya dosyası ve Akdeniz'in güvenliği olmak üzere öncelikli dosyalarına ilişkin endişelerine Türkiye'den bir yanıt verilmesini istiyor” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Fehmi, Kahire’nin Ankara ile gelecekte olası bir adım atılması konusundaki çekincesinin ‘Türk yetkililerin önceki tutumlarından kaynaklandığına’ dikkat çekti.
Siyaset bilimi profesörü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'nin diplomatik adımı, Mısır ile ilişkiler dosyasında bir iyileşmeyi hedefliyor. Ancak bu adım, Mısır’ın Kahire ile Ankara arasındaki ilk istikşafi görüşme turunda açıkladığı taleplerinin bir kısmına karşılık ciddi adımlar atılmasına rağmen özellikle Suriye’de ve Irak'ta bu talepler halen karşılanamadı.”
Türkiye meselelerinde uzman olan Mısırlı araştırmacı Muhsin İvadallah, Mısır’la yakınlaşmaya yönelik tekrar eden açıklamaları Türkiye'deki gelişmelerle ilişkilendirdi. Türkiye'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerle birlikte Ankara'nın, Kahire başta olmak üzere Arap başkentleriyle ilişkileri normalleştirme dosyasında atılım isteğinin artıracağına işaret eden İvadallah, AK Parti iktidarının yıllarca süren gerilimin ardından Arap ülkeleriyle dostane ilişkiler kurmak için girişim başlattığını belirtti.
İvadallah, Şarku'l-Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır'a yönelik yaklaşımının muhalefet partilerinden yoğun eleştiri aldığını ve Erdoğan’ın da önümüzdeki dönemde Mısır ve bazı bölge ülkeleriyle yakınlaşarak bu eleştirilerden kaçınmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.
İvadallah, Türkiye'nin, geçtiğimiz ay Ürdün'ün başkenti Amman’ın ev sahipliğinde düzenlenen 2. Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’na katılmasının, Türkiye’nin Irak ve Suriye topraklarındaki askeri varlığına yönelik Arap ülkelerinden gelen eleştirilere rağmen bölge ülkeleriyle yeni bir yakınlaşma girişimini temsil ettiğini söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin bir işareti olarak önümüzdeki dönemde büyükelçilerin karşılıklı olarak atanmasını bekleyen İvadallah, bakanlar düzeyindeki toplantıların yapılmasının, başta Libya dosyası olmak üzere Mısır için önemli siyasi dosyalara ilişkin mutabakatlarla bağlantılı olacağının da altını çizdi.



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
TT

Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)

İsrail hapishanelerinde 2002 yılından bu yana tutuklu bulunan Filistinli üst düzey Fetih lideri Mervan Barguti, hareketin “Merkez Komitesi” üyeliği seçimlerinde en yüksek oyu alan isim oldu.

Fetih’in 8. Genel Kongresi’nin sonuçları dün açıklandı. Sonuçlara göre Barguti, yaklaşık on yıl önce yapılan son seçimlerde olduğu gibi yine en fazla oyu alarak hareketin en üst karar organı sayılan Merkez Komitesi’ndeki yerini korudu.

18 üyeden oluşan Merkez Komitesi’ne, hareket liderinin ayrıca 3 üye atama yetkisi bulunuyor. Barguti 1879 oy alırken, onu 1861 oyla İstihbarat Başkanı Macid Ferec izledi. Merkez Komitesi Eski Genel Sekreteri Cibril Recub 1609 oy, Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyh ise 1570 oy aldı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın oğlu Yaser Abbas da 1290 oy alarak komite üyeliğine seçildi. Sonuçlar ayrıca Zekeriya Zübeydi ve Teysir el-Berdini gibi diğer tutuklu isimlerin de hareket içindeki etkisini güçlendirdi.


İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)

Lübnan’daki askeri operasyonların yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail ordusu saldırılarını Doğu Bekaa bölgesine kadar genişleterek onlarca hava saldırısı düzenliyor. Buna karşılık Hizbullah da işgal altındaki bölgelerde bulunan İsrail askerleri ile Celile yerleşimlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını artırıyor. Bu gelişmeler sürerken, İbrani medyasına yansıyan askeri sızıntılarda, İsrail ordusunun Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden ‘siyasi bir ilerleme’ sağlanmasını talep ettiği belirtildi.

Söz konusu sızıntılara göre İsrail ordusu, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda askeri bir çözüm bulunmadığını değerlendiriyor. Ordu kaynakları, “Lübnan’ın tamamı işgal edilse bile Hizbullah’ın elindeki son İHA’nın ortadan kaldırılmasının garanti edilemeyeceğini” ifade ediyor.

Netanyahu’nun kışkırtması

Netanyahu ise orduya sert sözlerle karşılık vererek, askeri yönetimi yetersizlikle suçladı. Dünkü kabine toplantısının öncesinde konuşan Netanyahu, altı yıl önce Hizbullah’ın İran yapımı İHA’ları edinmesinin oluşturduğu tehlikeyi fark ettiğini söyledi. Bu tehdidin, İHA’ların Ukrayna savaşında önemli bir unsur hâline gelmesiyle daha da netleştiğini belirten Netanyahu, ordu komutanlığına başvurarak bu tehdide karşı harekete geçilmesini istediğini ifade etti. Başbakan, ordunun kendi talimatları doğrultusunda bir dizi adım attığını kaydetti.

fvfvfrvb
Güney Lübnan’da gerçekleşen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir askerin cenazesini uğurlayan İsrailliler, Kudüs, 17 Mayıs 2026 (AP)

Netanyahu’nun açıklamaları, kamuoyunu ordu komutanlığına karşı kışkırtma girişimi olarak değerlendirildi. Eleştirilerde, İsrail ordusunun altı yıl boyunca söz konusu tehdide kalıcı bir çözüm üretmekte başarısız olduğu vurgulandı.

İsrail’in memnuniyetsizliği

Karşılıklı üstü kapalı suçlamalar, ABD yönetimi ile Lübnan hükümetinin, geçen perşembe akşamı Washington’da iki ülke heyetleri arasında gerçekleştirilen üçüncü görüşmede ‘olumlu ilerleme’ sağlandığını duyurduğu bir dönemde geldi. Tarafların, ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması, ayrıca 2-3 Haziran tarihlerinde siyasi düzeyde yeni bir doğrudan İsrail-Lübnan müzakere turunun başlatılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi. Askeri düzeyde yapılacak görüşmelerin ise bu ayın 29’unda Pentagon’da, ABD Savunma Bakanlığı gözetiminde gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

df7kı7
İsrail’in Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman, 17 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak İsrail tarafı, Beyrut ve Washington’dan gelen iyimser açıklamalara katılmadı. Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Hizbullah’ın hâlâ silahsızlanmaya karşı çıktığını ve yeni bir ateşkes için, Kasım 2024’teki önceki ateşkesin ardından şekillenen mevcut durumun değiştirilmesini şart koştuğunu öne sürdü.

Süregelen kaos

İsrail ordusu, Hizbullah’ın tutumunun ve ölümcül İHA’ları kullanma konusundaki ısrarının, İsrail’e Lübnan topraklarında beş büyük askeri noktayı elinde tutma ve istediği zaman Hizbullah’a ait mevzileri hedef alma imkânı verdiğini değerlendiriyor. Ancak ordu, mevcut durumun bu şekilde sürdürülmesini ‘anlamsız’ olarak nitelendiriyor.

İsrail ordusunun, Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırma ve genişletme eğiliminde olduğu, hatta Lübnan’ın orta kesimlerinde yeni bölgeleri işgal etme ihtimalini değerlendirdiği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre İsrailli yetkililer, ‘İran krizine çözüm bulunmadan Lübnan krizinin bir anlaşmayla sona erdirilmesinin zor olacağı’ görüşünü dile getiriyor.

5yjy6
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Güney Lübnan’da bir İsrail tankını ve askerlerini hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

İsrail devlet televizyonu Kan 11’e konuşan bir güvenlik kaynağı da “Güney Lübnan’ın tamamen işgal edilmesinin, Hizbullah’ın elindeki son İHA’yı ya da son füzeyi ortadan kaldırmayacağını” söyledi. Kaynak, İsrail güvenlik kurumlarının askeri operasyonların Hizbullah’ı zayıflatmayı sürdürebileceğine inandığını, ancak bunun mevcut tehdidi tamamen sona erdirecek ‘temel bir çözüm’ sağlamadığını düşündüğünü ifade etti.

Kapsamlı anlaşma

Kaynak, İsrail ordusunun İHA’lara karşı yüksek maliyetli koruma ağları da dahil olmak üzere çeşitli savunma yöntemlerine başvurduğunu belirtti. Ancak ‘yalnızca askeri çözümün yeterli olmadığını’ vurgulayan kaynak, askeri caydırıcılığın sürdürülmesinin yanı sıra ‘siyasi bir açılımın’ da gerekli olduğunu ifade etti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarından İsrail’in çekilmesini içeren siyasi bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunurken, bunun İsrail’in güvenlik taleplerinin garanti altına alınması şartına bağlı olduğunu dile getirdi.

Maariv gazetesine göre İsrail’in temel talebi, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve kuzey sınırlarının ötesinde yaşanan gelişmeler üzerinde İsrail denetiminin sağlanması. Bu kapsamda, İsrail sınırından Litani Nehri’ne kadar uzanan tüm Güney Lübnan’da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulması ve iki ülke sınırı boyunca genişliği 3 ila 5 kilometre arasında değişen bir güvenlik kuşağı kurulması öneriliyor. Haberde, hiçbir Lübnan vatandaşının bu bölgeye girişine izin verilmemesinin planlandığı ifade edildi.

Siyasi liderlik ise askeri operasyonları, Washington’da devam eden müzakerelerle eş zamanlı yürütülen bir baskı aracı olarak kullanıyor. İsrailli yetkililer, Amerikalılarla yapılan görüşmelerde siyasi çözümün İslamabad üzerinden şekilleneceği yönünde bir anlayış bulunduğunu ve Hizbullah’ın ancak Tahran’dan bir işaret alması hâlinde tutumunu değiştireceğini öne sürüyor. Bu çerçevede İsrail yönetimi, Lübnan’daki askeri baskının artırılmasının İranlı müzakereciler üzerinde de ek baskı unsuru oluşturduğu görüşünü savunuyor.