Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'den üst düzey yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, Ankara'nın Kahire ile ilişkilerini ‘normalleştirme’ arzusunu tazeledi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, iki ülkenin büyükelçi atama aşamasına geldiklerini ve cumhurbaşkanları düzeyinde görüşmeler için başka adımlar atılabileceğine işaret ederek, ‘iki ülke arasında bakanlar düzeyinde istişarelerin devam ettiğini’ belirtti.  Kahire ise konuyla ilgili herhangi resmi bir açıklama yapmaktan kaçınmaya devam etti.
Mısırlı kaynaklar, Kahire'nin Türkiye ile ilişkiler dosyasında yıllar içinde oluşturulan kaidelere göre hareket ettiğini belirterek ‘Türkiye ile ilişkilerdeki çekinceli durumun devam edeceğini’ öne sürdüler. Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar, bu kaidelerin son zamanlarda Türk tarafına birkaç kez bildirildiğini ve ilgili tarafların da daha önce Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin Mısır'ın ‘söz değil icraat istediği’ şeklindeki açıklamalarına göre hareket ettiğini söylediler.
Kaynaklar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz 20 Kasım’da Katar’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası açılışı töreninde görüşmelerinin ardından Ankara-Kahire ilişkilerinin ‘önemli bir gelişmeye sahne olduğunu’ belirtirken Mısırlı ve Türk yetkililer arasında ‘kamuya açık’ toplantılar yapmak için yakında atılacak adımlar olup olmadığına ilişkin detay vermekten kaçındılar. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Salı akşamı bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarda, Erdoğan ile Sisi arasında gerçekleşen tokalaşmanın ‘bir buçuk yıl süren çabaların önemli bir parçası’ olduğunu söyledi.  Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşmenin hızlanmasını umduğunu ifade eden Kalın, Erdoğan ile Sisi'nin Doha'daki görüşmesine atıfla, 2022'nin ‘normalleşme’ yılı olduğunu belirterek sorunlu olunan birçok ülkeyle bir normalleşme sürecinin başlatıldığını kaydetti.
Mısır ve Türkiye ilişkileri, Mısır’da 2013 yılında kitlesel protesto gösterilerinin ardından eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının düşmesinden sonra gerildi. Türkiye, Mısırlı yetkililer tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-ı Müslimin) çok sayıda liderine sığınak sağladı. Müslüman Kardeşler, Türkiye topraklarında kurdukları televizyon kanallarında yaptıkları yayınlarla Mısırlı yetkililere karşı düşmanca kampanyalar yürüttüler. Ancak Türkiye, Müslüman Kardeşler'e bağlı medya çalışanlarından Mısır'a yönelik provokasyonu durdurmalarını istedi. Bu talebi ihlal eden bazı medya çalışanları tutuklandı.
İki ülke, gergin siyasi ilişkilere rağmen ekonomik ilişkilerini tutarlı bir şekilde sürdürdüler. Mısır’ın resmi verilerine göre Mısır ile Türkiye arasında ticaret hacmindeki büyüme oranı 2021 yılında yüzde 32,6 oldu.
Kahire Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Tarık Fehmi, Türkiye'nin Mısır'la normalleşme hakkında yaptığı açıklamalarının Türk dış politika yapıcı çevrelerin olağan davranışını temsil ettiğini, ancak bunların sahadaki sonuçlara yansıması gerektiğini belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Prof. Dr. Fehmi, “Mısır, hiçbir zaman iki ülkenin büyükelçilerinin yeniden atanmasına itiraz etmedi, ancak başta Libya dosyası ve Akdeniz'in güvenliği olmak üzere öncelikli dosyalarına ilişkin endişelerine Türkiye'den bir yanıt verilmesini istiyor” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Fehmi, Kahire’nin Ankara ile gelecekte olası bir adım atılması konusundaki çekincesinin ‘Türk yetkililerin önceki tutumlarından kaynaklandığına’ dikkat çekti.
Siyaset bilimi profesörü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'nin diplomatik adımı, Mısır ile ilişkiler dosyasında bir iyileşmeyi hedefliyor. Ancak bu adım, Mısır’ın Kahire ile Ankara arasındaki ilk istikşafi görüşme turunda açıkladığı taleplerinin bir kısmına karşılık ciddi adımlar atılmasına rağmen özellikle Suriye’de ve Irak'ta bu talepler halen karşılanamadı.”
Türkiye meselelerinde uzman olan Mısırlı araştırmacı Muhsin İvadallah, Mısır’la yakınlaşmaya yönelik tekrar eden açıklamaları Türkiye'deki gelişmelerle ilişkilendirdi. Türkiye'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerle birlikte Ankara'nın, Kahire başta olmak üzere Arap başkentleriyle ilişkileri normalleştirme dosyasında atılım isteğinin artıracağına işaret eden İvadallah, AK Parti iktidarının yıllarca süren gerilimin ardından Arap ülkeleriyle dostane ilişkiler kurmak için girişim başlattığını belirtti.
İvadallah, Şarku'l-Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır'a yönelik yaklaşımının muhalefet partilerinden yoğun eleştiri aldığını ve Erdoğan’ın da önümüzdeki dönemde Mısır ve bazı bölge ülkeleriyle yakınlaşarak bu eleştirilerden kaçınmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.
İvadallah, Türkiye'nin, geçtiğimiz ay Ürdün'ün başkenti Amman’ın ev sahipliğinde düzenlenen 2. Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’na katılmasının, Türkiye’nin Irak ve Suriye topraklarındaki askeri varlığına yönelik Arap ülkelerinden gelen eleştirilere rağmen bölge ülkeleriyle yeni bir yakınlaşma girişimini temsil ettiğini söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin bir işareti olarak önümüzdeki dönemde büyükelçilerin karşılıklı olarak atanmasını bekleyen İvadallah, bakanlar düzeyindeki toplantıların yapılmasının, başta Libya dosyası olmak üzere Mısır için önemli siyasi dosyalara ilişkin mutabakatlarla bağlantılı olacağının da altını çizdi.



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.