Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeler mi var?

Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, son olarak Doha'da bir araya geldiler (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'den üst düzey yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, Ankara'nın Kahire ile ilişkilerini ‘normalleştirme’ arzusunu tazeledi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, iki ülkenin büyükelçi atama aşamasına geldiklerini ve cumhurbaşkanları düzeyinde görüşmeler için başka adımlar atılabileceğine işaret ederek, ‘iki ülke arasında bakanlar düzeyinde istişarelerin devam ettiğini’ belirtti.  Kahire ise konuyla ilgili herhangi resmi bir açıklama yapmaktan kaçınmaya devam etti.
Mısırlı kaynaklar, Kahire'nin Türkiye ile ilişkiler dosyasında yıllar içinde oluşturulan kaidelere göre hareket ettiğini belirterek ‘Türkiye ile ilişkilerdeki çekinceli durumun devam edeceğini’ öne sürdüler. Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar, bu kaidelerin son zamanlarda Türk tarafına birkaç kez bildirildiğini ve ilgili tarafların da daha önce Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin Mısır'ın ‘söz değil icraat istediği’ şeklindeki açıklamalarına göre hareket ettiğini söylediler.
Kaynaklar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz 20 Kasım’da Katar’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası açılışı töreninde görüşmelerinin ardından Ankara-Kahire ilişkilerinin ‘önemli bir gelişmeye sahne olduğunu’ belirtirken Mısırlı ve Türk yetkililer arasında ‘kamuya açık’ toplantılar yapmak için yakında atılacak adımlar olup olmadığına ilişkin detay vermekten kaçındılar. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Salı akşamı bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarda, Erdoğan ile Sisi arasında gerçekleşen tokalaşmanın ‘bir buçuk yıl süren çabaların önemli bir parçası’ olduğunu söyledi.  Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşmenin hızlanmasını umduğunu ifade eden Kalın, Erdoğan ile Sisi'nin Doha'daki görüşmesine atıfla, 2022'nin ‘normalleşme’ yılı olduğunu belirterek sorunlu olunan birçok ülkeyle bir normalleşme sürecinin başlatıldığını kaydetti.
Mısır ve Türkiye ilişkileri, Mısır’da 2013 yılında kitlesel protesto gösterilerinin ardından eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının düşmesinden sonra gerildi. Türkiye, Mısırlı yetkililer tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-ı Müslimin) çok sayıda liderine sığınak sağladı. Müslüman Kardeşler, Türkiye topraklarında kurdukları televizyon kanallarında yaptıkları yayınlarla Mısırlı yetkililere karşı düşmanca kampanyalar yürüttüler. Ancak Türkiye, Müslüman Kardeşler'e bağlı medya çalışanlarından Mısır'a yönelik provokasyonu durdurmalarını istedi. Bu talebi ihlal eden bazı medya çalışanları tutuklandı.
İki ülke, gergin siyasi ilişkilere rağmen ekonomik ilişkilerini tutarlı bir şekilde sürdürdüler. Mısır’ın resmi verilerine göre Mısır ile Türkiye arasında ticaret hacmindeki büyüme oranı 2021 yılında yüzde 32,6 oldu.
Kahire Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Tarık Fehmi, Türkiye'nin Mısır'la normalleşme hakkında yaptığı açıklamalarının Türk dış politika yapıcı çevrelerin olağan davranışını temsil ettiğini, ancak bunların sahadaki sonuçlara yansıması gerektiğini belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Prof. Dr. Fehmi, “Mısır, hiçbir zaman iki ülkenin büyükelçilerinin yeniden atanmasına itiraz etmedi, ancak başta Libya dosyası ve Akdeniz'in güvenliği olmak üzere öncelikli dosyalarına ilişkin endişelerine Türkiye'den bir yanıt verilmesini istiyor” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Fehmi, Kahire’nin Ankara ile gelecekte olası bir adım atılması konusundaki çekincesinin ‘Türk yetkililerin önceki tutumlarından kaynaklandığına’ dikkat çekti.
Siyaset bilimi profesörü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'nin diplomatik adımı, Mısır ile ilişkiler dosyasında bir iyileşmeyi hedefliyor. Ancak bu adım, Mısır’ın Kahire ile Ankara arasındaki ilk istikşafi görüşme turunda açıkladığı taleplerinin bir kısmına karşılık ciddi adımlar atılmasına rağmen özellikle Suriye’de ve Irak'ta bu talepler halen karşılanamadı.”
Türkiye meselelerinde uzman olan Mısırlı araştırmacı Muhsin İvadallah, Mısır’la yakınlaşmaya yönelik tekrar eden açıklamaları Türkiye'deki gelişmelerle ilişkilendirdi. Türkiye'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerle birlikte Ankara'nın, Kahire başta olmak üzere Arap başkentleriyle ilişkileri normalleştirme dosyasında atılım isteğinin artıracağına işaret eden İvadallah, AK Parti iktidarının yıllarca süren gerilimin ardından Arap ülkeleriyle dostane ilişkiler kurmak için girişim başlattığını belirtti.
İvadallah, Şarku'l-Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır'a yönelik yaklaşımının muhalefet partilerinden yoğun eleştiri aldığını ve Erdoğan’ın da önümüzdeki dönemde Mısır ve bazı bölge ülkeleriyle yakınlaşarak bu eleştirilerden kaçınmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.
İvadallah, Türkiye'nin, geçtiğimiz ay Ürdün'ün başkenti Amman’ın ev sahipliğinde düzenlenen 2. Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’na katılmasının, Türkiye’nin Irak ve Suriye topraklarındaki askeri varlığına yönelik Arap ülkelerinden gelen eleştirilere rağmen bölge ülkeleriyle yeni bir yakınlaşma girişimini temsil ettiğini söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin bir işareti olarak önümüzdeki dönemde büyükelçilerin karşılıklı olarak atanmasını bekleyen İvadallah, bakanlar düzeyindeki toplantıların yapılmasının, başta Libya dosyası olmak üzere Mısır için önemli siyasi dosyalara ilişkin mutabakatlarla bağlantılı olacağının da altını çizdi.



Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
TT

Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)

15 Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında bir gecede patlak veren Sudan savaşı, sadece rastgele kurşunlar veya ayrım gözetmeyen bombardımanlardan ibaret değildi; insanların günlük yaşamlarının dokusunu sarsan bir depremdi.

Savaşın dördüncü yıldönümünde Hartum'da Şarku’l Avsat tarafından görüşülen ve yaşamları belgelenen sakinler, acılarının sona ermesi umudunu dile getirdiler.

Kimya mühendisliği okumayı seçen ancak planları askıya alınan Ali el-Taib, ilk birkaç ay boyunca yaşadığı panik dönemini ve ailesiyle birlikte Beyaz Nil Eyaleti'nden Güney Kurdufan Eyaleti'ndeki Talodi şehrine kaçmak zorunda kalışını anlattı. “Çektiğim acı sadece coğrafi yer değiştirmeyle ilgili değildi, aynı zamanda tüm eğitim hayatımın da çökmesiyle ilgiliydi… Şimdi küçük bir dükkânda satış elemanı olarak çalışıyorum. Eğitimim yarıda kaldıktan sonra, bir gün üniversiteye geri dönebileceğim umuduyla günübirlik yaşıyorum” ifadelerini kullandı.

Oğlu kaybolan ve Omdurman'daki evi bombalanan, şimdi sokaklarda çay satan Avatif Abdurrahman ise duygularını şöyle ifade ediyor: "Tek istediğim savaşın bitmesi ve oğlumun sağ salim geri dönmesi."


Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
TT

Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)

Lübnan resmi makamları dün, İsrail ordusunun ülkenin güneyinde sürdürdüğü, evleri ve tesisleri yıkarak pekiştirdiği savaşı ve işgali durduracak başka seçenek kalmaması nedeniyle İsrail ile doğrudan müzakerelere girişti. Lübnan, ABD’nin İsrail üzerinde baskı kurmasını ve böylece güneyde ateşkes sağlanmasını umuyor.

Lübnan ile İsrail arasında 1983 yılından bu yana ilk kez gerçekleşen ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun himayesinde düzenlenen görüşmede, Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad, Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı'nda İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ile bir araya geldi.

Rubio, bunun sadece bir ateşkes sağlamak yerine, bölgede Hizbullah'ın nüfuzuna kesin bir çözüm bulmaya yönelik uzun vadeli bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguladı.

Lübnan'ın talebine yanıt olarak ateşkes ilan etmese de ülkesinin Beyrut ile Tel Aviv arasında sağlam ilişkiler kurmayı hedeflediğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı, “Bazılarınızın ateşkes konusunda endişeleri olduğunu biliyorum, ancak bu mesele, dünyanın bu bölgesinde 20 ya da 30 yıldır süren Hizbullah'ın etkisine nihai bir çözüm bulmakla ilgili” diye ekledi.

Toplantıya katılanlar, Washington’ın iki ülke arasındaki bu adımı takdir ettiğini belirten ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, görüşmelerin devamına ve Lübnan'da yeniden inşa sürecinin önünü açacak daha kapsamlı bir anlaşmaya varılmasına yönelik desteğin vurgulandığı belirtildi.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmanın iki hükümet arasında ve onların himayesinde yapılması gerektiğinin altı çizilen bildiriye göre İsrail, müzakereye hazır olduğunu ve sivil grupların silahsızlandırılmasını kabul ettiğini belirtirken, Lübnan ise düşmanlıkların durdurulmasını, tam egemenliğini ve insani krizin çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Bildiride, daha sonra belirlenecek bir zamanda ve yerde doğrudan müzakerelerin başlatılması konusunda mutabık kalındığı da aktarıldı.


On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
TT

On ülke Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve insani krizin kötüleştiği konusunda uyardı

Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)
Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail büyükelçileri için düzenlenen resepsiyonda konuşma yapıyor (Reuters)

Kanada, Birleşik Krallık ve İsviçre de dahil olmak üzere on ülke, kötüleşen insani durum ve yerinden edilme kriziyle ilgili derin endişelerini dile getiren ortak bir bildiriyle, "Lübnan'daki çatışmaların derhal sona erdirilmesi" çağrısında bulundu.

Ülkeler, sivillerin ve sivil altyapının çatışmaların sonuçlarından korunması gerektiğini vurgulayarak, ABD, İsrail ve İran arasında varılan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladılar, ancak "Lübnan'da da silahların susması gerektiğini" vurguladılar.

Bu çağrı, İsrail ve Lübnan temsilcileri arasında Washington'da yapılan ve iki taraf arasında doğrudan müzakerelerin önünü açmayı amaçlayan ilk görüşmenin sonrasında yapıldı.

İsrail ile «Hizbullah» arasındaki çatışma, İran'la süren savaşın arka planında yeniden tırmandı; İsrail, Lübnan hükümetini uzun süredir «devlet içinde devlet» olarak faaliyet gösteren örgütü silahsızlandırmada başarısız olmakla suçluyor.

On ülke ayrıca, insan onurunu korumak, sivillere verilen zararı sınırlamak ve yardımların ulaştırılmasına izin vermek amacıyla uluslararası insani hukuka saygı gösterilmesini talep etti.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: «Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin ölümüne yol açan ve Güney Lübnan’daki insani yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu riskleri önemli ölçüde artıran eylemleri en şiddetli şekilde kınıyoruz.»

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) göre mart ayı sonlarında Güney Lübnan'da meydana gelen olaylarda 3 barış gücü askeri hayatını kaybetti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ilk bulgular, 29 Mart'taki saldırılardan birinin İsrail tankı tarafından gerçekleştirildiğini, 30 Mart'taki saldırının ise “Hizbullah” tarafından yerleştirilen bir patlayıcıyla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler, 1978 yılından bu yana sınırda barış gücü birlikleri konuşlandırmaktadır ve bu birliklerin mevcut kadrosu yaklaşık 50 ülkeden gelen 7 bin 500 askerden oluşmaktadır.

Bildiri Avustralya, Brezilya, Kanada, Kolombiya, Endonezya, Japonya, Ürdün, Sierra Leone, İsviçre ve Birleşik Krallık tarafından imzalandı.