İran, casuslukla suçladığı eski bakan yardımcısının ‘itiraflar’ını yayınladı

Eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Ekberi, İran resmi ajansları tarafından yayınlanan itiraf videolarının bazı kısımlarında göründü.
Eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Ekberi, İran resmi ajansları tarafından yayınlanan itiraf videolarının bazı kısımlarında göründü.
TT

İran, casuslukla suçladığı eski bakan yardımcısının ‘itiraflar’ını yayınladı

Eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Ekberi, İran resmi ajansları tarafından yayınlanan itiraf videolarının bazı kısımlarında göründü.
Eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Ekberi, İran resmi ajansları tarafından yayınlanan itiraf videolarının bazı kısımlarında göründü.

İran medyası, casusluk suçlamasıyla idam cezasına çarptırılan eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Ekberi’nin davasına ilişkin ayrıntıları ikinci gün de yayınlamaya devam etti. Devlet ajansları, 12 Ocak sabahı Ekberi’nin İngiltere istihbaratına çalıştığından bahsettiği, zorla alınmış bir “itiraf”ın video kaydını yayınladı.
“İtiraf” videoları, Tahran’ın Londra’nın İran ve İngiltere uyruklu Ekberi’yi serbest bırakma talebi hakkında açıklama yapmadığı bir dönemde yayınlandı. İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran, İngiliz-İran vatandaşı Ali Rıza Ekberi’nin infazını durdurmalı ve onu derhal serbest bırakmalıdır. Bu, insan hayatını hiçe sayan barbar bir rejimin siyasi amaçlı eylemi" değerlendirmesinde bulundu.
Ekberi’nin durumu, İngiltere merkezli BBC’nin Farsça servisinin yayınladığı bir radyo röportajı sonrasına kadar bilinmiyordu. Yetkililer tarafından son bir görüşmeye çağrılmasından, ardından hücre hapsine nakledilmesinden ve ailesiyle görüşmeye davet edilmesinden sonra Ekberi, röportajda idam edilmesinden korku duyduğunu dile getiriyordu.
Şarku’l Avsat’ın BBC Farsça’dan aktardığı habere göre daha sonra Ekberi’nin bir tutukluluk döneminden bahsettiği bir ses kaydını ortaya çıkardı. İşkence ve sağlığının bozulması nedeniyle soruşturmacıların istediği her şeyi söylediğini belirten Ali Rıza Ekberi, 2019 yılında tutuklanmasının ardından 3 bin 500 saatten fazla sorgulandığını söyledi. Reuters’ın aktardığına göre Ekberi, “Tüm bunlar kameralara kaydedildi. Silah zoruyla ve ölüm uyarılarının ağırlığı altında asılsız iddiaları bana itiraf ettirdiler” dedi.
Ekberi’nin davasının ifşa edilmesinden önce İran güvenlik servisiyle, özellikle de Hasan Ruhani hükümetindeki bir istihbarat birimiyle yakın bağları olan gazeteci kaynaklar, Ekberi davasıyla ilgili ön bilgileri yayınlama girişiminde bulundu. Öncesinde ise Devrim Muhafızları’na yakın bir blog yazarı, etkili bir eski yetkilinin karar alma merkezlerinde yargılanması hakkında bilgiler yayınlayarak, onu ‘süper casus’ olarak nitelendirdi.
Saatler sonra resmi medya organları, İran İstihbarat Bakanlığı’ndan dönemin Savunma Bakanı Ali Şemhani, uluslararası ilişkilerden sorumlu yardımcısı Ali Rıza Ekberi’yi suçlayan bir bildiri yayınladı. Bildiride, Ekberi’nin İngiltere için casusluk yapmaktan idam cezasına çarptırıldığı belirtildi.
Bildiride ayrıca, Ekberi’nin ‘İngiliz istihbarat servisinin İran’daki en önemli ajanlarından biri olduğu, ülkedeki çok hassas bazı merkezlere girme yetkisine sahip olduğu ve düşmanın casus servisine bilerek bilgi sağladığı’ ifade edildi.
Ali Rıza Ekberi, 1997- 2005 yılları arasında yardımcısı olduğu, Savunma Bakanı olarak görev yapan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin yakın bir müttefikiydi.
Devlet medya organlarına göre Ekberi, Savunma Bakanlığı’nda Uluslararası İşlerden Sorumlu Yardımcılık ve Şemhani’nin ekibiyle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği’ne geçmeden önce Savunma Bakanlığı Araştırma Merkezi’nde danışmanlık görevlerini de üstlendi. İran ordusunda deniz kuvvetleri komutanının danışmanıydı. 1980’lerin sonunda Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) İran- Irak savaşını sona erdiren 598 sayılı kararını uygulamak için askeri komitenin sorumluluğunu üstlendi. Savaş gazisi olduğunu söylüyor. Öyle ki 70 ay boyunca savaşlara katıldı.
Ekberi, Ali Laricani Ulusal Güvenlik Yüksek Kurulu Genel Sekreteri iken nükleer müzakerecilerden biriydi. Bu nedenle Ekberi ile ‘cumhurbaşkanlığı adaylığından dışlanması, konumu ve iktidardaki kardeşlerinin konumu nedeniyle’ ülkede yaygın tartışmalara yol açan eski Parlamento Başkanı arasındaki ilişkiler hakkında spekülasyonlar gündeme geldi.
Devlet medya organlarının kesip yayınladığı videolarda Ekberi, 2004 yılında İngiltere büyükelçisi ile temas kurduğu iddiasıyla İngiliz istihbaratına ‘çalıştığından’ ve ‘özel muameleyle vize aldığından’ bahsediyor.
Ekberi, ‘İngiliz istihbaratı için çalışırken’ kendisinde istenen bilgilerin niteliğine de değindi. Bu bilgiler arasında, nükleer dosyada ve bölgesel faaliyetlerle ilgili konularda yabancıları ilgilendiren yetkililer ve etkili kişilerle ilgili önemli konular da bulunuyor. Bu nedenle İran medyası tarafından ‘önde gelen bir nükleer bilim adamı’ olarak nitelendirilen ve Batı istihbarat servisleri tarafından nükleer bomba üretme amaçlı ‘Amad’ projesiyle ilişkilendirilen, Savunma Bakanlığı’nın araştırma ve inovasyon biriminin başı Muhsin Fahrizade’nin adına da atıfta bulunuyor. Fahrizade, bazı medya organları tarafından ‘general’ ve ‘Devrim Muhafızları’nın önde gelen bir üyesi’ olarak nitelendiriliyor.
Ekberi, kayıtta ayrıca “Birinin, diyelim ki Dr. Fahrizade’nin falanca bir projeye dahil olmasının mümkün olup olmadığı soruldu. Ben de ‘Neden olmasın?’ dedim” diyor.
Ekberi’nin Tahran dışında 2020 yılında bir saldırıda ölen Muhsin Fahrizade’nin adına atıfta bulunduğu videonun ne zaman kaydedildiği belli değil. Ekberi, açıklamasında Fahrizade’nin öldürülmesinden doğrudan bahsetmiyor.
Aralık 2020’de mevcut Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, “Güvenlik Bakanlığı, Fahrizade’nin öldürülmesinde parmağı olan bazı isimleri tespit etti ve tutukladı” açıklamasında bulunmuştu. Ancak Ekberi, Abdullahiyan’ın Meclis Başkanı’nın devlet işlerinden sorumlu danışmanı olduğu dönemde söyledikleri hakkında açıklamada bulunmadı.
Şubat 2021’de dönemin İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi, ihraç edilen Silahlı Kuvvetler üyelerinden birinin, Fahrizade suikastının ön hazırlıklarına katıldığını belirtti. Alavi, 8 Şubat’ta bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Suikast için ilk hazırlıkları yapan kişi silahlı kuvvetler mensubuydu. Silahlı Kuvvetler alanında istihbarat çalışması yapamaz hale geldik” ifadelerini kullanmıştı. Alavi, bakanlığın silahlı kuvvetlerden ‘bu konuda iş birliği yapacak bir kişi görevlendirmesini’ istediğini ancak ne yazık ki olayın (suikast) bir temsilci atanmadan önce gerçekleştiğini belirtmişti.
Silahlı Kuvvetler, Alavi’nin açıklamalarını sert bir şekilde eleştirirken, Alavi’nin silahlı kuvvetlerin ve İstihbarat Bakanlığı’nın itibarını korumak için medyaya yaptığı açıklamalarda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Genelkurmay Başkanlığı, görevlendirilmeden ve Genelkurmay Başkanlığı’na dahil olmadan önce tutuklanan şahsın, 2014 yılında uyuşturucu bağımlılığı ve manevi yolsuzluk nedeniyle eğitim sırasında ihraç edildiğini belirtti. Başkanlık, “Asker olmadığı için Genelkurmay Başkanlığı’nın değil, İstihbarat Bakanlığı’nın denetiminde olması gerekirdi” dedi.
Yurtdışındaki İran medyası ise Fahrizade ile ilgili itirafın yayınlanmasını, İslam Cumhuriyet’nin Fahrizade’nin ölümünden Ekberi’yi sorumlu tutma girişimi olarak nitelendirdi.

Tahran’da tutuklama
Ekberi’nin bazı videolarda fiziğinin iyi durumda olması, videonun bazı yerlerinde ise sıska ve baskıdan etkilenmiş görünmesi dikkat çekti.
Ali Rıza Ekberi, ilk kez 2018 yılında casusluk suçlamasıyla tutuklandı ve daha sonra kefaletle serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra İngiltere’ye gittiğini söyleyen Ekberi, Londra’ya gittikten sonra kendisine yöneltilen suçlamalar nedeniyle Tahran’a dönmemesi için İngilizlerden uyarı aldığını iddia ediyor. Ekberi, “Dönersem bir şey yapamayacaklarını söylediler” dedi.
Tahran’a dönme nedenlerini açıklamayan Ekberi, ülkesine dönmemek için bahaneler bulmaya çalıştığını belirterek, “İngilizler bana, felç geçirdiğim iddiasıyla beni hastaneye kaldıracaklarını, bu yüzden Tahran’a dönmeme izin verilmediğini ve kalmak için bir nedenim olduğunu söylediler” dedi.
İtirafın sonunda Ekberi’nin beklenen Mehdi’nin meçhul askerlerinin tuzağına düştüğü belirtiliyor.

Şemhani’nin geleceği
Eski bir askeri yetkili olan Ali Rıza Ekberi’nin casusluk suçlamasıyla yargılanması, Hasan Ruhani hükümetinin değişmesinden sonra görevini sürdüren tek yetkili olan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin geleceği hakkında tartışma yarattı.
Arap kökenli olan Şemhani’nin geleceği hakkında bir önceki hükümet döneminde çeşitli spekülasyonlar yayılmıştı. Öyle ki Ruhani ile derin anlaşmazlıkları olduğu sızdırılmış, ancak Şemhani pozisyonunu korumuştu. Radikal muhafazakâr Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin görevi devralmasının ardından Şemhani’nin geleceği hakkında spekülasyonlar tekrarlandı. Ancak şaşırtıcı olan konseye başkanlık eden Reisi’nin, Hamaney’in başta nükleer dosya olmak üzere en önemli güvenlik ve askeri meselelerle ilgilenen konseyin genel sekreterinin atanmasındaki rolü çerçevesinde Şemhani’yi konumunda tutması.
BBC Farsça’nın elde ettiği ses kaydının bir bölümünde Ekberi, İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı tarafından kendisine yöneltilen suçlamadan bahsediyor. Bu çerçevede Ali Rıza Ekberi, “Ali Şemhani’nin bana bir şişe parfüm ve bir gömlek karşılığında devlet hakkında gizli bilgiler verdiğini, benim de istihbarat denetiminde bunları yabancılara ilettiğimi söylüyorlar. O dönemde İstihbarat Bakanlığı onu neden tutuklamadı?!” ifadelerini kullandı. Ekberi ayrıca, “Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, bir şişe parfüm karşılığında ülke bilgilerini ifşa ediyorsa neden çağrılmıyor?” dedi.
Şemhani’nin ofisinden herhangi bir açıklama yapılmadı, ancak Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sözcüsü olan ‘Nour News’ internet sitesi, diğer İran internet siteleri gibi Ekberi’nin tutuklandığı haberini yayınladı. BBC Farsça’nın yayınladığı ses kaydının aksine itiraf videolarında Şemhani’ye herhangi bir atıfta bulunulmadı.
Öte yandan ‘Rouydad24’ internet sitesi, muhafazakarların iktidarı ele geçirdiği bir dönemde, Muhammed Hatemi ve Hasan Ruhani ekibinden geriye kalan tek seçeneğin Şemhani olduğunu belirtti. “Bir gerçek var ki, iktidarda ve iktidar aygıtında bir grup, onun varlığının devam etmesini istemiyor” diyen site, Devrim Muhafızları generalleri arasından göreve aday olan isimlere dikkati çekti. Bu isimlerin başında ise İran Dini Lideri’nin Askeri Danışmanı Rahim Safevi, eski Savunma Bakanı İsmail Neccar, Silahlı Kuvvetler arasında koordinasyonu sağlayan ‘İran Hava Savunma Kuvvetleri’ Komutanı General Golam Ali Raşid ve İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi geliyor.
‘Iran International’ kanalı ise konuya ilişkin olarak, Ekberi’nin cezalandırılmasının arka planına dair ‘Devrim Muhafızlarına yakın bir kaynaktan’ belge ve dosya teslim aldıklarını belirtti. Kanala göre Devrim Muhafızları ile güvenlik birimleri arasındaki anlaşmazlıkların arka planında onu casuslukla suçlamak, Şemhani’yi iktidarın direklerinden dışlamak anlamına geliyor.
Kanal, Ekberi’ye yöneltilen suçlamanın, Şemhani’yi ve Hasan Ruhani’nin ilk hükümetindeki nükleer müzakereciler ekibini hedef aldığını belirtti. Kanal, “Ekberi, Devrim Muhafızları’nda albay ve iç anlaşmazlıklar olmasaydı tuğgeneral rütbesine sahip olacaktı” ifadelerine yer verdi.
Aynı şekilde bazı kanallar, Telegram uygulaması üzerinden Ekberi’nin Şemhani, Ruhani ve Zarif’in performansını öven ve iktidardaki rakiplerine saldıran tweetlerini yayınladı.



ABD, müzakerelerde ilerleme olduğunu belirtirken İran, savaşın bölgeyi aşacağı tehdidinde bulundu (Son gelişmeler)

ABD, müzakerelerde ilerleme olduğunu belirtirken İran, savaşın bölgeyi aşacağı tehdidinde bulundu (Son gelişmeler)
TT

ABD, müzakerelerde ilerleme olduğunu belirtirken İran, savaşın bölgeyi aşacağı tehdidinde bulundu (Son gelişmeler)

ABD, müzakerelerde ilerleme olduğunu belirtirken İran, savaşın bölgeyi aşacağı tehdidinde bulundu (Son gelişmeler)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin İran’a yeniden saldırmak zorunda kalabileceğini söylerken, Başkan Yardımcısı JD Vance ise Tahran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme sağlandığını açıkladı.

Trump, savaşın “çok hızlı bir şekilde” sona ereceğini ifade etti. İranlı liderlerin anlaşmaya varabilmek için adeta yalvardığını öne süren Trump, ancak bir uzlaşmaya ulaşılamaması halinde ABD’nin önümüzdeki günlerde yeni bir saldırı düzenleyeceğini söyledi.

Vance ise, savaşı sona erdirmeyi hedefleyen anlaşma konusunda Tahran ile yürütülen temaslarda kaydedilen ilerlemeyi övdü. Vance  “Burada oldukça iyi bir noktadayız” dedi.

Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatması halinde Orta Doğu’daki savaşın bölge sınırlarını aşacağı tehdidinde bulundu.

Irak Başbakanı, Körfez ülkelerini hedef alan saldırılara karışanların araştırılması talimatı verdi

Irak hükümeti, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alan saldırılarda Irak topraklarının kullanıldığının kanıtlanması halinde “olaya karışan herkes hakkında gerekli tüm işlemlerin yapılacağını” duyurdu. Ayrıca iki ülkeyle koordinasyon ve yürütülen soruşturmaların takibi için özel bir komite kurulduğu bildirildi.

Başbakan Ali Falih ez-Zeydi, Bakanlar Kurulu Güvenlik Konseyi toplantısının ardından yayımlanan açıklamada, hükümetin Irak’ın ya da bölge ülkelerinin güvenliğini tehdit eden hiçbir kişi veya grupla “müsamaha göstermeyeceğini” belirtti. Zeydi, silahların yalnızca devletin elinde bulunması yönündeki kararlılıklarını ve bölgesel istikrarın sağlanması amacıyla bölge ülkeleri ve uluslararası toplumla iş birliğini güçlendirme taahhütlerini yineledi.

Genelkurmay Sözcüsü Sabah en-Numan da yaptığı açıklamada, “Bakanlar Kurulu Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alan saldırılarla ilgili soruşturmaların sürdürülmesini ele aldı. İki ülkedeki ilgili makamlarla temas kurulması için özel bir komite oluşturuldu. Sayın Başbakan, Irak topraklarının bu saldırılar için kullanıldığının kanıtlanması halinde sorumlular hakkında gerekli tüm işlemlerin yapılması talimatını verdi” ifadelerini kullandı.

Irak hükümeti ayrıca Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik son saldırıları kınayarak, Irak topraklarının veya hava sahasının “kardeş Arap ülkeleri ve dost bölge devletlerine” yönelik saldırılar için kullanılmasını reddettiğini ve bu konuda “kararlı bir tutum sergileyeceğini” vurguladı.

Hürmüz’ün kapanması dünyayı gıda krizinin eşiğine sürüklüyor

İngiltere, küresel kalkınma finansmanındaki gerilemeye çözüm üretmeyi hedefleyen yeni bir uluslararası kalkınma yaklaşımı ortaya koymaya çalışırken, İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutmasının küresel tedarik zincirleri ile enerji piyasalarını tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Dünya Gıda Programı’nın tahminlerine göre, mevcut çatışma yıl ortasına kadar sona ermezse yaklaşık 45 milyon kişi daha ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabilir.

İran Devrim Muhafızları, savaşın yeniden başlaması halinde çatışmanın “bölge dışına taşacağı” tehdidinde bulundu

Devrim Muhafızları’nın açıklamasında, “Amerikan-Siyonist düşmanın” “büyük ve stratejik yenilgilerden” ders çıkarmadığı belirtildi. Açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a “dünyanın en yüksek maliyetli ordularından ikisinin tüm kapasitesiyle” saldırdığı, ancak Tahran’ın henüz “devrimin tüm imkânlarını” kullanmadığı ifade edildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İran’a yönelik saldırı tekrar ederse, kendilerine vaat edilen bölgesel savaş bu kez bölge sınırlarını aşacak ve hayal bile edemeyecekleri yerlerde alacakları yıkıcı darbeler onları çok ağır bir duruma sokacaktır.”

Devrim Muhafızları ayrıca İran’ın “savaşın insanı” olduğunu ve gücünün “boş açıklamalar ve sosyal medya paylaşımlarında değil, savaş meydanında” görüleceğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump: İran’a müzakere için son bir fırsat vereceğiz, acelem yok

ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran ile yaşanan çatışmayı sona erdirme konusunda aceleci davranmadığını söyledi. Trump, görevlerinin hedeflerine ulaşmanın, çatışmanın ne zaman biteceğine dair bir takvim belirlemekten daha önemli olduğunu ifade etti.


Amerikan kamuoyu İsrail'e verilen desteğin sınırlarını yeniden çiziyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'daki görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Donald Trump'a mektup sunarken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'daki görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Donald Trump'a mektup sunarken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Amerikan kamuoyu İsrail'e verilen desteğin sınırlarını yeniden çiziyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'daki görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Donald Trump'a mektup sunarken, 7 Temmuz 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'daki görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Donald Trump'a mektup sunarken, 7 Temmuz 2025 (AFP)

Tarık Raşid

Onlarca yıldır hem halk hem de yönetim nezdinde özel bir konuma sahip olan ve varlığı ile güvenliğini büyük ölçüde ABD’nin desteğine yaslayan İsrail'e yönelik Amerikan kamuoyunun tutumundaki olumsuz kayma giderek ivme kazanıyor.

Bu dönüşüm, başta Pew Araştırma Merkezi'nin gerçekleştirdiği anket olmak üzere kamuoyu yoklamalarına da yansıyor. Söz konusu anket, Amerikalıların yüzde 60'ından fazlasının ABD’nin İsrail politikalarından rahatsız olduğunu ve İsrail'e sınırsız destek verilmesinin gerekçesini sorguladığını ortaya koydu. Bu tablo, İsraillilerin en kritik stratejik dayanaklarından birini yitirme riskiyle karşı karşıya kaldığına işaret ediyor.

Bu sert kırılma, İsrail'in bu eğilimi tersine çevirmek için başlattığı yoğun propaganda kampanyasına karşın özellikle ABD'deki yükselen genç kuşakları derinden etkiliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik halk tepkisi de artıyor. Netanyahu'nun Amerikalılar arasındaki popülerliği daha önce hiçbir İsrailli liderin düşmediği seviyelere geriledi.

Pew Araştırma Merkezi anketine göre Amerikalıların yüzde 60'ı artık İsrail'e sempatiyle bakmıyor; bu oran 2025'teki yüzde 53'e göre yükseldi. Netanyahu'ya güveni olmayan Amerikalıların oranı ise geçen yılki yaklaşık yüzde 52'den yüzde 60'a yaklaştı.

Demokratlar ve Demokrat Parti'ye yakın bağımsızlar arasındaki İsrail memnuniyetsizliği yüzde 80'e ulaşarak geçtiğimiz yılki yüzde 69 oranından ve 2022 yılındaki yüzde 53 oranından belirgin biçimde yükseldi.

Cumhuriyetçi seçmenler arasında, özellikle 18-49 yaş arası genç kuşaklarda, İsrail'den duyulan rahatsızlık yüzde 57'ye çıkarak geçtiğimiz yılki yaklaşık yüzde 50'nin üzerine taştı. Bununla birlikte 50 yaş üstü Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 50'si İsrail'e destek vermeye devam ediyor.

Evanjelik Protestanlar ve Amerikalı Yahudiler sırasıyla yüzde 64 ve yüzde 65 ile İsrail'e bağlılığını koruyan neredeyse tek topluluklar konumunda. Evanjelik olmayan beyaz Hristiyanlar arasında İsrail'den memnuniyet oranı yüzde 39'u geçmezken, bu oran Katolikler arasında yüzde 35, Siyah Protestanlar arasında yüzde 33, dinsizler arasında yüzde 22 ve Amerikalı Müslümanlar arasında ise yalnızca yüzde 4 düzeyinde seyrediyor.

Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine duyulan güvensizlik 2023 yılındaki yüzde 40'tan bu yıl yüzde 60'a yükselirken bu oran Demokratlar arasında yüzde 76'ya çıkıyor.

Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine duyulan güvensizlik 2023 yılındaki yüzde 40'tan bu yıl yüzde 60'a yükselirken bu oran Demokratlar arasında yüzde 76'ya ulaşıyor. Cumhuriyetçiler ise Netanyahu değerlendirmesinde ikiye bölünmüş durumda. Bunların yüzde 45'i İsrail Başbakanı'na güvenirken, yüzde 44'ü ona hiç güvenmiyor.

Din ekseninde değerlendirildiğinde, Evanjelik beyaz Protestanların yüzde 52'si Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine güvendiğini belirtirken, diğer tüm dinlerde olumsuz görüşler ağır basıyor. Amerikalı Yahudilerin yüzde 56'sı ve Müslümanların yüzde 91'i bu kesimde yer alıyor.

Güvensizlik, Amerikalıların yüzde 55'ini kapsayacak biçimde Başkan Donald Trump'ın İsrail politikasındaki kararlarına da sirayet ediyor. Bununla birlikte Cumhuriyetçilerin yüzde 73'ü ve Demokratların yüzde 16'sı Trump'ın İsrail ilişkilerinde doğru kararlar alabileceğine inanıyor. Ancak Trump'a duyulan güven genç Cumhuriyetçi kuşaklar arasında yüzde 30'a kadar düşüyor.

Ankete göre İsrail-Hamas çatışması Cumhuriyetçi ve Demokrat ayrımı gözetmeksizin Amerikalıların yaklaşık yüzde 53'ü için özel bir önem taşıyor. Bu oran Amerikalı Yahudilerde yüzde 91'e, Amerikalı Müslümanlarda yüzde 70'e ve Evanjelik Protestanlarda yüzde 65'e yükseliyor.

Öte yandan fikir akımları açısından uçurum giderek derinleşiyor. Liberallerin yüzde 74'ü İsrail'e olumsuz bakışa sahipken muhafazakarlarda bu oran yüzde 30'da kalıyor. Ülkeler bazında ise başka bir Pew anketi, ankete dahil edilen 24 ülkenin 20'sinde Netanyahu'ya hiç güvenilmediğini ortaya koydu. Avustralya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Endonezya, Japonya, İtalya, Hollanda, İspanya, İsveç ve Türkiye bu ülkeler arasında öne çıkıyor.

İsraillilerin yüzde 58'i, Gazze savaşından tüm dünyaya yayılan görüntüler, İsrail'in ABD Başkanı Donald Trump'ı İran’la savaşa sürüklediği yönündeki ifadeler, sosyal medyada dolaşan mesajlar, iç kamuoyundaki ırk adaleti tartışmaları ve aşırı sağ İsrail hükümetiyle yaşanan uyumsuzluk nedeniyle ülkelerine dünya genelinde saygı duyulmadığının farkındalar.

Ara seçimlerde aday olmak isteyen pek çok isim, kısa süre önce neredeyse tabu sayılan ‘ABD İsrail'e silah satışını durdurmalı mı?’ sorusunu açıkça gündeme getirmeye cesaret etti. Bir anket, Demokratların dörtte üçünün ve Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 50'sinin İsrail'e desteğin her iki partide de sorun yaratmaya başladığı görüşüne katıldığını ortaya koydu. Bazı adaylar kampanyalarını İsrail'e yönelik yardımların sona erdirilmesi ve başta Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) olmak üzere Siyonist lobilerden uzak durma ekseninde şekillendirmeye başladı.

Demokratlar, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşındaki öfkelerini dillendirirken, İsrail’in İran savaşındaki rolünü Başkan Trump ve Cumhuriyetçilere saldırmak için bir koz olarak kullanıyor. Birkaç hafta önce 40 Demokrat senatör, geçen yılın temmuzunda aynı talebi dile getiren 27 senatörün üzerine çıkarak İsrail'e silah satışını yasaklayan bir karar tasarısı sundu. Ancak tüm Cumhuriyetçi bloğun karşı oy kullanması tasarının geçmesini engelledi.

Kongre adaylarının İsrail yanlısı baskı gruplarıyla ilişkisi siyasi bir yük haline geldi. Demokratların Temsilciler Meclisi çoğunluğunu yeniden ele geçirmesi için kazanılması zorunlu eyaletlerden Michigan'da yaşanan durum bunu açıkça gözler önüne seriyor. Parti adayları birbiriyle İsrail'i eleştirme yarışına girip rakiplerini AIPAC'tan para aldıkları gerekçesiyle hedef alıyor.

Ara seçimlerde aday olmak isteyen pek çok isim, kısa süre önce neredeyse tabu sayılan ‘ABD İsrail'e silah satışını durdurmalı mı?’ sorusunu açıkça gündeme getirmeye cesaret etti.

MAGA’ya yönelik tepki

Cumhuriyetçi cephede ise Trump, İran savaşı nedeniyle “Amerikayı Yeniden Harika Yap” (Make America Great Again/MAGA) olarak bilinen seçmen tabanının yoğun tepkisiyle karşı karşıya; bu kesim savaşı ‘Önce Amerika’ vaadinden bir sapma olarak değerlendiriyor. Trump, medya yorumcusu Tucker Carlson, İsrail baskısıyla İran'a savaş açılmasını protesto ederek istifa eden Terörle Mücadele Merkezi Başkanı Joe Kent, istifa eden Cumhuriyetçi Temsilci Marjorie Taylor Greene ve Kentucky'li Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie gibi İsrail karşıtı muhafazakâr sesleri susturmaya çalışıyor.

Hatta bazı Cumhuriyetçi aday adayları da bu eğilime katılıyor. Trump'ın desteklediği Cumhuriyetçi Temsilci Byron Donalds'a karşı Florida valiliğine aday olan James Fishback, İsrail adına savaşa girilmemesini talep eden İsrail karşıtı bir platform üzerine kampanya yürütüyor.

Buna karşın Demokrat Parti içindeki İsrail yanlısı üyeler, Ortadoğu meselelerinin Amerikan seçmeni için birincil öncelik taşımadığını ve bu nedenle partinin İsrail destekçilerinden yüz çevirmemesi gerektiğini savunmaya devam ediyor.

Liberal ilerlemeciler ise Ortadoğu meselelerinin Filistin yanlısı aktivistlerin ötesine geçtiğini öne sürerek bu meselelerin adayların kendilerini geleneksel kurumlardan bağımsız ve çıkar sahiplerine kafa tutabilecek cesarete sahip muhalefet temsilcileri olarak konumlandırmalarına yardımcı olduğunu savunuyor. Bu siyasi tabuları yıkan güçlü dalganın önünde bazı adaylar tutumlarını değiştirmek zorunda kaldı.

Michigan Eyaleti Senatosu üyesi ve ABD Senatosu aday adayı Mallory McMorrow, Gazze'de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi. Daha önce AIPAC'ın düzenlediği ve finanse ettiği konferans ve gezilere katılmaya alışkın olan McMorrow, geçen ekime kadar bu tanımlamadan kaçınıyordu; ancak görüşünü değiştirerek Netanyahu'nun Trump’ı ‘hiçbir gerekçe olmaksızın’ İran'a savaş açmaya sürüklediğini de açıkça dile getirdi.

csdvf
Joe Kent, ABD'nin başkenti Washington'da, 6 Ocak 2021’de Kongre Binası'na düzenlenen saldırının sanıklarını desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitingde konuşurken, 18 Eylül 2021 (Reuters)

Demokratlar arasındaki seçim yarışının ülke genelinde İsrail üzerine bir referanduma dönüştüğüne işaret eden kanıtlar art arda geliyor. Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin koltuğu için üç adayın yarıştığı San Francisco'dan, İsrail politikalarına karşı aldığı sert ve kararlı tutumlar sayesinde ilerlemeci Demokratların desteğini kazanan Demokrat Temsilci Chris Rabb'ın mücadele verdiği Pennsylvania'ya kadar adaylar Gazze'de yaşananları soykırım olarak tanımlıyor.

Rabb, bir açıklamasında Demokratların 2024 yılındaki seçimlerde seçmen tabanını dinlemedikleri için kaybettiğini belirterek, seçmenin haksızlıkları teşhir eden ve haksız savaşları durdurmak için mücadele eden cesur bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

Yahudi lobileri, İsrail karşıtı adaylara yönelik karşı kampanyalar finanse ediyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bunların pek çoğu etkisini yitirmeye başladı. Demokrat Vali Mikie Sherrill'in görevi devralmasıyla boşalan New Jersey koltuğu için düzenlenen özel seçimde İsrail'in en sert eleştirmenlerinden biri olan Analilia Mejia'nın zafer kazanması bu dönüşümün somut yansıması oldu.

Sadakat şüphesi

Cumhuriyetçi cephede ise ön seçim adayları çok daha büyük bir ikilemle karşı karşıya. Ohio eyaleti adayları James Fishback ve milyarder Vivek Ramaswamy'nin karşısında eyalet valiliği yarışını kaybeden YouTuber Casey Butts bunların arasında sayılabilir. Elon Musk'ın ortağı Ramaswamy da dahil olmak üzere hepsi İsrail eleştirisi konusunda hemfikir. Cumhuriyetçi aday Mark Lynch, Güney Karolina Senatörü Lindsey Graham'ın koltuğunu ele geçirmek için Trump'ın desteklediği rakibine ABD'ye değil, İsrail'e bağlı olduğu suçlamasını yöneltti.

Trump ise İran'a karşı savaş kararında Netanyahu'nun etkisinde kaldığı iddialarını reddederek, bu gerekçeyle kendisinden uzaklaşanları ‘başarısızlar’ olarak nitelendirdi. Televizyon sunucusu Tucker Carlson, 2024 yılındaki seçimlerde Trump'ı desteklediğine pişman olduğunu dile getirerek, ABD'nin İsrail'den bağımsızlaşması çağrısında bulundu.

Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene, Tucker Carlson'a verdiği röportajda Kongre'den ayrılmasının sebebinin AIPAC'a boyun eğmemesi olduğunu belirterek bu örgütün ‘Washington'ı tam anlamıyla kontrol ettiğini’ söyledi ve geçtiğimiz yıl ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin durdurulmasını talep ettiğini hatırlattı.

Greene'nin Kongre'den ayrılmasının ardından Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Thomas Massie, Cumhuriyetçi kanattaki İsrail karşıtı cephenin öncü ismi haline gelirken, İsrail'in ABD'nin müttefiki olmadığını açıkladı. Bu açıklama, başta AIPAC, Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu ve Yahudi milyarder Miriam Adelson olmak üzere Cumhuriyetçi Parti'nin önde gelen bağışçılarının tepkisini çekti. Söz konusu isimler 19 Mayıs’ta yapılan ön seçimlerde Massie'yi düşürmek için güç birliği yaptı.

“Sosyal medyada kendisine yönelik yoğun kampanyayla karşı karşıya kalan Senatör Graham, İsrail'e destek tutumunu yumuşatmaya ve İsrail'le ittifakı yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ima etmeye başladı.

Sosyal medyada kendisine yönelik yoğun kampanyayla karşı karşıya kalan Senatör Graham, İsrail'e destek tutumunu yumuşatmaya ve İsrail'le ittifakı yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ima etmeye başladı. Öyle ki, geçtiğimiz ocak ayında Netanyahu'nun talep ettiği on yıllık sürenin çok öncesinde ABD'nin İsrail'e yönelik yardımlarını sonlandırmasını önerdi.

Ramaswamy, 2024 cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında İsrail'e verilen yardımların kesilmesini talep eden tek Cumhuriyetçi isimdi. Son açıklamalarında ise daha önce görüşlerine karşı çıkanların büyük bölümünün artık kendisiyle aynı fikirde olduğuna dikkati çekti.

İsrail hükümeti bu durumu tersine çevirmek amacıyla karşı propaganda kampanyaları başlattı. İsrail parlamentosu Knesset, 2026 bütçesine Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın ‘akılları ve kalpleri kazanmaya yönelik küresel savaş’ olarak nitelendirdiği faaliyetleri finanse etmek üzere yaklaşık 730 milyon dolar tahsis etti. Bu rakam geçen yılki propaganda bütçesinin beş katına denk geliyor.

Saar, bu savaşın savaş uçakları, bombalar ve füze savunma sistemlerinin üretiminin finansmanından daha az önem taşımadığını vurguladı. Dışişleri Bakanlığı ayrıca kamu diplomasisi yönetimi için özel bir birim kurdu.

Bütçenin 50 milyon doları Google, YouTube, X ve Outbrain platformlarında yayımlanacak propaganda materyallerini finanse etmeye, 40 milyon doları ise yurt dışından yasama üyeleri, din adamları, sosyal medya fenomenleri ve üniversite rektörlerinden oluşan heyetleri ağırlamaya ayrıldı.

Yaklaşık 14 milyar dolar değerinde bir anlaşmayla, İsrail yanlısı milyarder bağışçı ve destekçilerden oluşan bir konsorsiyum, İsrail'in Filistin yanlısı olduğunu düşündüğü sosyal medya platformu TikTok hisselerinin yüzde 80'ini satın aldı. Bu hamle, İsraillilerin 1,5 milyarlık bir kitleye ulaşmayı hedeflediği ve Amerikalıların yüzde 30'unun haber kaynağı olarak kullandığı bu pencereye eklenen yeni bir propaganda aracı niteliği taşıyor.

Buna milyarder Rupert Murdoch'un sahibi olduğu Fox News de dahil. Murdoch daha önce İsrail'in Batı demokratik uygarlığının savunulmasında ön safta yalnız başına durduğunu açıkça ifade etmişti.

İsrail'in tüm bu medya ve propaganda cephanesiyle Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın ve ABD'yi İran'a karşı savaşa sürüklediği suçlamasının yarattığı hasarı onarıp onaramayacağı henüz bilinmiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


WHO: Ebola, ‘küresel salgın acil durumu’ düzeyine ulaşmadı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
TT

WHO: Ebola, ‘küresel salgın acil durumu’ düzeyine ulaşmadı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yayılan Ebola virüsüne ilişkin riskin ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük olduğunu açıkladı. Örgüt, mevcut durumun ‘küresel salgın acil durumu’ seviyesine ulaşmadığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “WHO, salgın riskini ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük olarak değerlendiriyor” dedi.

WHO Acil Durum Komitesi Başkanı Lucille Blumberg ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Ebola salgınının pandemi ilanı için gerekli eşiği karşılamadığını belirtti.

Güney Afrika’dan açıklama yapan Blumberg, “Uluslararası düzeyde endişe yaratan halk sağlığı acil durumu ilanına ilişkin mevcut koşullar ve kriterler değerlendirildiğinde, mevcut durumun küresel salgın ilanı kriterlerini karşılamadığı konusunda hemfikiriz” ifadesini kullandı.

Öte yandan Almanya Sağlık Bakanlığı, virüse yakalanan bir ABD vatandaşının tedavi amacıyla Berlin’deki Charite Hastanesi’ne nakledildiğini duyurdu.

Hastanın, Ebola vakalarının hızla yayıldığı Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde enfekte olduktan sonra üniversite hastanesindeki özel izolasyon ünitesine alındığı bildirildi.

Almanya Sağlık Bakanı Nina Warken, Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, ortak ülkelere yardım etmenin Alman hükümeti açısından doğal bir sorumluluk olduğunu belirterek, Almanya’nın yüksek derecede bulaşıcı hastalıklara yakalanan hastalar da dahil olmak üzere güçlü bir sağlık bakım ağına sahip olduğunu söyledi.

Warken, “Hasta mümkün olan en iyi bakımı alacak ve en üst düzey güvenlik önlemlerini uygulayacağız” ifadesini kullanırken, ABD’nin Almanya’dan yardım talep etmesinin nedeninin de bu olduğunu kaydetti.

Warken ayrıca, hastanın nakli ile Charite Hastanesi’ndeki tıbbi bakım ve hemşirelik sürecine katılan tüm ekiplere teşekkür ederek, “Hastaya acil şifalar diliyorum” dedi.

Almanya Sağlık Bakanlığı, ABD makamlarının, uçuş süresinin daha kısa olması nedeniyle Almanya’dan destek istediğini açıkladı. Hastanın, yüksek derecede bulaşıcı hastalıklara yönelik özel donanımlı bir uçakla Uganda’dan Berlin’e nakledildiği bildirildi.

Ardından hasta, özel olarak donatılmış bir araçla Charite Hastanesi’ne sevk edildi. Nakil konvoyuna çok sayıda polis aracı ve motosikletinin yanı sıra itfaiye ve ambulans ekiplerinin eşlik ettiği belirtildi. Özel aracın hastaneye yerel saatle 03.00’ten kısa süre önce ulaştığı kaydedildi.

FVFRVB
Sağlık görevlileri, Ebola virüsüne yakalandığı teyit edilen bir hastayı hastaneye naklediyor. (Arşiv – AFP)

Charite Hastanesi’ndeki özel izolasyon ünitesinin, son derece tehlikeli ve hızla yayılan bulaşıcı hastalıkların tedavisine yönelik özel altyapıya sahip olduğu belirtildi.

Ünitenin tamamen kapalı, korumalı ve hastanenin rutin işleyişinden ayrı şekilde faaliyet gösterdiği, böylece diğer hastalarla herhangi bir temas riskinin önüne geçildiği ifade edildi.

Cezayir’de ise Sağlık Bakanlığı, sınır kapıları ve havaalanlarında gözetim ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi talimatı verdi. Bakanlık, sağlık denetimlerinin artırılması, koruyucu ekipmanların sağlanması ve şüpheli vakalara hızlı müdahale edilmesini içeren sıkı önlemlerin uygulanmasını istedi.

Bakanlığın iki gün önce 22 vilayetteki sağlık birimlerine ve sınır sağlık kontrol merkezlerinin yöneticilerine gönderdiği notta, uluslararası hareketlilik nedeniyle bulaş riskine karşı giriş noktalarındaki teyakkuz seviyesinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı.

Söz konusu notta, mevcut salgının Ebola virüsünün Bundibugyo varyantından kaynaklandığı ve bu türe karşı şu ana kadar onaylanmış bir aşı veya özel tedavi bulunmadığı belirtildi. Bu nedenle önleme ve izleme tedbirlerinin sıkılaştırılması gerektiği ifade edilirken, salgının Orta ve Batı Afrika’nın bazı bölgelerinde, özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve komşu ülkelerde yayılmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Bakanlık ayrıca, şüpheli vakaların erken tespit edilmesi ve hızla izole edilmesinin yanı sıra, uluslararası sağlık düzenlemeleri çerçevesindeki yükümlülüklere uyularak salgının ülkeye taşınması riskini azaltmak amacıyla farklı sektörler arasında koordinasyon sağlanmasını tavsiye etti.

Açıklamada, sınır sağlık kontrol merkezlerindeki tıbbi ve yardımcı sağlık ekiplerinin güçlendirilmesi, kişisel koruyucu ekipmanlar, dezenfeksiyon malzemeleri ve ateş ölçüm cihazlarının temin edilmesi çağrısında bulunuldu. Bunun yanında, 24 saat hizmet verecek donanımlı ambulansların tahsis edilmesi ve havaalanlarında termal kameraların devreye alınması istendi.

FDRJYBH
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Uganda arasındaki bir sınır noktasında asılı bir Ebola uyarı afişi (AFP)

Cezayir Sağlık Bakanlığı, sınır sağlık kontrol merkezlerinin sorumlularından, sınır polisiyle koordinasyon halinde Ebola’dan etkilenen Afrika ülkelerinden gelen yolcuların tespit edilmesini istedi. Bakanlık ayrıca, şüpheli vakalara derhal müdahale edilmesi, hastaların izole edilmesi ve cerrahi maske takmalarının sağlanması talimatını verdi. Açıklamada, tek kullanımlık cihazlarla ateş ölçümü dışında doğrudan temasın en aza indirilmesi, hijyen ve korunma kurallarına sıkı şekilde uyulması ve müdahalede görev alacak personel sayısının minimum düzeyde tutulması gerektiği belirtildi.

Şüpheli vakaların ise tam donanımlı tıbbi ambulanslarla referans hastanelerine sevk edilmesi gerektiği kaydedildi. Bakanlık, nakil sırasında koruyucu önlemlere eksiksiz uyulmasının yanı sıra, hastanın varış saatine ilişkin referans hastanenin önceden bilgilendirilmesini zorunlu tuttu.