Bin 400 yıldır devam eden Arap hat sanatının izini süren sanat eseri

Sanatçı Abdurrahman el-Şahid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu ilk sanatsal belgenin araştırmasının yaklaşık 6 ay sürdüğünü belirtti.

Sanat eseri, yaklaşık 60 hattatın yolculuğunu anlatıyor. (Şarku’l Avsat)
Sanat eseri, yaklaşık 60 hattatın yolculuğunu anlatıyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Bin 400 yıldır devam eden Arap hat sanatının izini süren sanat eseri

Sanat eseri, yaklaşık 60 hattatın yolculuğunu anlatıyor. (Şarku’l Avsat)
Sanat eseri, yaklaşık 60 hattatın yolculuğunu anlatıyor. (Şarku’l Avsat)

Bilgi ve sanatı harmanlamak bir meydan okumadır. Bir sanatçının ikisini bir eserde birleştirmesi ise nadiren görülür. Ancak Suudi sanatçı Abdurrahman el-Şahid, farklı araçlar kullanarak yaptığı ‘Bilgi Silsilesi’ adlı çalışmasında bunu başardı. Çalışmayı, Diriye Bienali Vakfı’nın teklifi üzerine yaptı. Eser şu an Cidde’de düzenlenen İslam Sanatları Bienali'nde sergileniyor ve yaklaşık 60 hattatın bin 400 yıllık serüveninin izini sürüyor.
El- Şahid, 1993 yılında Mekke’de doğdu ve Mescid-i Haram’da Arap hat eğitimi gördü. 2012 yılında hat sanatı lisansı aldı. Bu lisans, Arap hattı öğretme ve aynı zamanda kendi eserlerini imzalama yetkisi veren hattat yeterlilik belgesi niteliğinde. Sanatçı böylece bilgi ve becerilerini yüzyıllara yayılan bir zincir aracılığıyla nesilden nesile aktaran hattatların saflarına katılmış oldu. Çağdaş hat çalışmaları ile ilk nesil vahiy katipleri arasında köprü kurdu.

Tarihsel araştırma
El- Şahid sanat eserinde, otantik İslam sanatı tarihi üzerinde yaptığı derin araştırmaya ve kendisinin de mensubu olduğu hattatların sembollerini de içeren zincire dayanıyor. Sanatçı, öğrencilerin okumayı ve yazmayı öğrenirken kullandıkları geleneksel yöntemler gibi görünmelerini sağlamak için, merkeze koyduğu mürekkep hokkasının etrafına canlı bir sarmal şeklinde 60 ahşap levha yerleştirdi. Her bir levha, meşhur bir hattatın adını ve biyografisini taşıyor. Levhalar, yetenekli hocası İbrahim El-Arafi ile başlayarak onun senedinde yer alan ve Arap hat sanatının öncülerinden olan hattatlarla devam ediyor. Bu hattatlar arasında vezir İbn Mukla ve İbnü's-Saiğ gibi isimler de yer alıyor. Levhalerdeki isimler Hz. Peygamber’in vahiy katiplerinden halife Ali bin Ebî Talib (Allah ondan razı olsun) ile son buluyor.


‘Bilgi Silsilesi’, 14 asırdan uzun bir süre öncesine gidiyor. (Şarku’l Avsat)

Bu sanat eseri, izleyicinin dikkatini Arap hattının öncülerinin bu eski sanatı Arap Yarımadası dışında koruma, geliştirme ve yaymadaki önemine çekiyor. Eser ayrıca bin 400 yılı aşkın bir süre önce Kur'an-ı Kerim'in yazıldığı Hicaz (Mekke-Medine) yazısının korunması ve geliştirilmesinde ilk nesil olan sahabenin rolüne de işaret ediyor. Hicaz yazısı, Arap Yarımadası'nda göründüğü haliyle, şimdiye kadarki ilk Arapça yazı tipi olarak biliniyor.

Hat senedi
El-Şahid, açık bir alanda sergilenen eserinin önünde, Şarku'l-Avsat ile yaptığı röportajda şunları söyledi:
“Eser, Arap hat sanatının bin 400 yıllık senedini belgeleyerek v ele alıyor. Ayrıca çağdaş zamanda Arap hat sanatının bizlere ulaşmasında emeği geçen önemli isimleri, bir nevi takdir ve saygı göstergesi olarak sunuyor. Eserde vahiy katiplerinden günümüze kadar Arap hat sanatı öğreticilerinin isimleri yer alıyor.”
El-Şahid eserinde, doğum tarihi, doğum yeri, ikamet ettiği yer ve vefat yeri de dahil olmak üzere her hattatın kısaca biyografisine yer verdiğini belirtti. Bu, Arap hat sanatının sadece Mekke ile sınırlı olmadığını, Mekke ve Medine’de başladığını ve ardından tüm dünyaya yayıldığını gösteriyor. Bu durum el-Şahid’i, ‘Bilgi Silsilesi’ adlı çalışmasıyla Arap hat sanatının yolculuğunu ve çeşitli evrelerini belgelemeye sevk etmiş:
“Arap hat sanatı, senet bağlantısı fikrini içeren sanatlardan biri. Hat sanatının senedi, Râşid Halifeler olarak bilinen Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin de aralarında bulunduğu vahiy katiplerine kadar uzanır. Onlarla birlikte senedin kendisine kadar uzandığı sahabeler arasında Zeyd bin Sabit ve Abdullah bin Zübeyr gibi başka sahabeler de var. Onlardan sonra sanat tabiîn nesline, daha sonra da tebeu’t-tabiîne aktarıldı ve senet bugüne varıncaya kadar bu şekilde devam etti.

Merkez
El- Şahid, eserini, Arap hat sanatının bu uzun yolculuğunda en son hattat olarak kendi ismiyle sonlandırdı. El- Şahid, eserinin dairesel şekilde olmasının, nesilden nesile devam eden bir sanat olması nedeniyle Arap hat sanatının sürekliliğini ve kalıcılığını gösterdiğini belirtti. "Ben İbrahim el-Arafi’den ders aldım. O da Muhammed Hasan'dan ders almış. Silsile bu şekilde devam ediyor ve vahiy katiplerinde son buluyor" dedi.
El- Şahid, tüm dünyada Arap hat sanatına verilen önemin kaynağı olarak gördüğü hat sanatı senedinin hiçbir zaman bir sanat eseri biçiminde sunulmadığına dikkat çekti. Senedin referansıyla ilgili soruyu “Bu isimlerin araştırmasını ve incelemesini tamamlamak için yaklaşık altı ay bir ekip ile birlikte çalıştım" diye cevapladı. Arap hat sanatını çağdaş sanatla harmanlama becerisiyle ilgili olarak da ‘yapıtlarının çoğunun şaşkınlık yarattığına ve soru işaretleri uyandırdığına dikkat çekerek çağdaş sanatta önemli olanın bu olduğunu düşündüğünü’ söyledi.

Sanatçı Abdurrahman el-Şahid ve hokkası. (Şarku’l Avsat)

El- Şahid, açıklamalarına şöyle devam etti:
"Arap hat sanatında, geleneksel eğilimin yanı sıra yenilenme eğilimi de var. Burada bazı çizgileri icat eden ve bazılarını düzenleyen sanatçılar da bulunuyor. Elbette her zaman bunları koruyan ve geliştiren bir ekip de mevcut."
Sanatçı, eserinin merkezinde, hattatların yazı yazmak için kullandıkları hokkanın bulunduğunu ve bunun da hokkanın merkezi rolünü gösteren sembolik bir anlatım olduğunu kaydetti. Eserde ayrıca hattatları temsil eden her bir levhanın arkasında hattatın imzası ve yaşadığı yer de bulunuyor.

Hattat kadın
Bu belgelemede kadın hattatlar da yok değil. Hat senedi, 1089'da doğup 1178'de ölen ve Muhammed b. Abdu’l-Malik'in yanında eğitim gören Bağdat'ta yaşamış hattat Zeynep el-Şehde'ye kadar uzanıyor. Zeynep el-Şehde’nin öğrencilerinden biri Yakut el-Nuri. Dolayısıyla el-Şahid’in sanat eseri, Arap hat sanatı tarihinde kadınların etkili varlığına dikkat çekiyor ki pek çok kişi bunun farkında olmayabilir.
Araştırmaya, bilgi toplamaya ve ardından bunu görsel bir sanat formuna dönüştürmeye dayalı çalışma, Mekke, Medine ve Kufe’nin yanında Arap hat sanatının 14 asırlık gelişim aşamalarına tanıklık eden diğer yerlerin sahip olduğu konumu gösteriyor. Bu da el-Şahid’in bilgi, araştırma ve kültürel mirastan öğrenme konusundaki bitmek tükenmek bilmeyen çabasını ortaya koyuyor.



Spielberg, Dune'un yönetmenini göklere çıkardı

Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
TT

Spielberg, Dune'un yönetmenini göklere çıkardı

Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)

Bu yaz İfşa Günü'yle (Disclosure Day) bilimkurguya dönen Steven Spielberg, filmin basın turunun başlangıcında Denis Villeneuve'e övgüler yağdırdı.

Empire dergisine konuşan Spielberg, Villeneuve imzalı Dune: Çöl Gezegeni (Dune) serisini tüm zamanların en iyi bilimkurgu yapımları arasında gösterdi.

Spielberg'ün 12 Haziran'da vizyona girecek yeni filmi merakla beklenirken usta yönetmen, meslektaşı Villeneuve hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Villeneuve'ün Dune serisini "tüm zamanların en iyileri" arasına koyan Spielberg, özellikle ikinci filmi yönetmenin kariyerindeki en iyi iş diye tanımladı.

"Çölü sıvı gibi göstermeyi başardın"

Spielberg, daha önce Amerikan Yönetmenler Birliği (DGA) panelinde de dile getirdiği hayranlığını şu sözlerle detaylandırdı: 

Denis, Frank Herbert'ın eserine öyle bir saygı gösterdi ki, bu bana Guillermo del Toro'nun Mary Shelley'ye Frankenstein'la sunduğu saygı duruşunu hatırlattı. Özellikle Paul Atreides'in kum solucanı üzerinde ilerlediği sahne, hayatımda gördüğüm en muazzam şeylerden biriydi. Çölü adeta bir sıvı gibi göstermeyi başardın!

Spielberg'e göre sinemanın "dünya kurucuları"

Spielberg, Villeneuve'ü sinema tarihindeki çok dar bir yönetmenler halkasının yeni üyesi olarak gördüğünü söyledi. Spielberg'e göre bu "dünya kuran yönetmenler" listesinde şu isimler yer alıyor: Georges Méliès, Walt Disney, Stanley Kubrick, George Lucas, Federico Fellini, Tim Burton, James Cameron, Ridley Scott, Christopher Nolan, Peter Jackson, Wes Anderson ve Guillermo del Toro.

Nolan da hayranlar arasında

Villeneuve'e bir övgü de çağdaş sinemanın bir diğer devi Christopher Nolan'dan gelmişti. 2024'te Nolan, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki'nin (Dune: Part 2) uyarlama başarısını "mucizevi" diye nitelendirerek, filmin olayları basitleştirmek yerine kitaptaki karmaşıklığı daha da derinleştirdiğini ve dünyayı genişlettiğini vurgulamıştı.

Spielberg'in merakla beklenen filmi İfşa Günü, 12 Haziran'da vizyona giriyor. Filmin oyuncu kadrosunda Emily Blunt, Josh O'Connor, Colin Firth, Eve Hewson ve Colman Domingo gibi yıldızlar yer alıyor.

Filmin tanıtım metninde şu ifadeler kullanılıyor: 

Yalnız olmadığımızı öğrenseniz... Biri size bunu gösterse, kanıtlasa, korkar mıydınız? Bu yaz, gerçek 7 milyar insana ait. İfşa Günü'ne yaklaşıyoruz.

Herbert'ın 1969 tarihli romanı Dune Mesihi'ne (Dune: Messiah) dayanan Dune: Çöl Gezegeni Bölüm Üç (Dune: Part Three) ise 18 Aralık'ta izleyiciyle buluşacak.

Öte yandan, kariyerinde bilimkurguyla devleşen Villeneuve, rotayı şaşırtıcı bir yöne çeviriyor. 

Başarılı sinemacı, 2015 yapımı Sicario'dan bu yana ilk aksiyon denemesi olacak olan yeni James Bond filminin yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanıyor. 

Henüz yeni 007'nin kim olacağı bilinmese de bir "dünya kurucusunun" Bond evrenine neler katacağı şimdiden merak konusu.

Independent Türkçe, Variety, GamesRadar, Empire


Euphoria için veda vakti: Zendaya doğruladı

Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
TT

Euphoria için veda vakti: Zendaya doğruladı

Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)

HBO'nun dünya çapında ses getiren gençlik draması Euphoria için yolun sonu görünüyor. 

Dizinin başrol oyuncusu Zendaya, katıldığı sohbet programında hayranlarını üzecek bir açıklamada bulunarak üçüncü sezonun muhtemelen final olacağını söyledi.

4 yıllık uzun bir aranın ardından ekranlara dönmeye hazırlanan Euphoria cephesinden çarpıcı bir haber geldi. Dizinin yıldızı Zendaya, konuk olduğu The Drew Barrymore Show'da yaptığı açıklamada, yeni sezonun aynı zamanda dizinin finali olup olmayacağı sorusuna "Sanırım öyle, evet" yanıtını verdi. 

HBO konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmaktan kaçınsa da Zendaya'nın "O veda anı yaklaşıyor" sözleri dizinin final yapacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi.

Karakterler artık yetişkin

Dizinin yaratıcısı Sam Levinson, yeni sezonda hikayeyi lise döneminden çıkarıp karakterlerin yetişkinlik yıllarına taşıyor.

Üçüncü sezonda hikaye 5 yıl ileri saracak; çocukluk arkadaşlarının yetişkinlik hayatlarıyla birlikte inanç, kurtuluş ve kötülükle sınanması anlatılacak.

Yeni sezonda Zendaya'nın canlandırdığı Rue karakteri, Meksika'daki uyuşturucu baronlarından kaçarken izleyici karşısına çıkacak.

Kadroya yeni yıldızlar katılıyor

Dizinin ana kadrosunda yer alan Sydney Sweeney, Jacob Elordi ve Hunter Schafer gibi isimlerin Hollywood'un en çok aranan oyuncuları haline gelmesi, çekim takvimlerini zorlaştırsa da ekip son kez bir araya geldi. 

Yeni sezonda kadroya Sharon Stone, Rosalía, Danielle Deadwyler ve Natasha Lyonne gibi dev isimler dahil oluyor.

Yeni sezona hüzün de eşlik ediyor

Yeni sezon, hem yapım ekibi hem de izleyiciler için hüzünlü bir anlam taşıyor. 2023'te hayatını kaybeden, Fezco rolündeki Angus Cloud'un yokluğu hissedilecek. Şubatta ALS nedeniyle yaşamını yitiren Eric Dane'in dizideki son performansı da bu sezonda yer alacak.

8 bölümden oluşan Euphoria'nın merakla beklenen üçüncü sezonu, 13 Nisan'dan itibaren HBO Max'te izleyiciyle buluşacak.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety, The Drew Barrymore Show


Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
TT

Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)

Meriç Şenyüz 

Başlıktaki sorunun ağırlığı son yıllarda giderek artıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD’nin belirleyici olduğu tek kutuplu dünya düzeni artık o kadar da tek kutuplu değil. Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik kapasitesi, teknolojik atılımları, jeopolitik etkisi ve kurduğu yeni ilişkiler ağıyla her geçen gün "tek süper gücün" rakibi haline geliyor.

Ne var ki, ülkemizde bu iki kutba dair bir bilgi asimetrisi mevcut. 1950'lerden beri "küçük Amerikalılaşma" sürecinde oluşumuzun da etkisiyle ABD'yi; hamburgerinden Trump'ına, ekonomisinden blue jean'ine, Hollywood'undan Patriot füzesine kadar gayet yakinen tanıyoruz. Öyle ki bu bilgi yığınını diğer kutup hakkında bildiklerimizle karşılaştırırsak Çin hakkında kara cahil olduğumuzu söylemek mümkün. Zira bildiğimizi sandıklarımız da çoğu zaman önyargı, ezber ve kulaktan dolma temelsiz kanaatlerden ibaret.

Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz adlı çalışması işte tam da bu bilgi eksiğinin yarattığı boşluğa doğuyor. 176 sayfadan ibaret bu özet çalışma, Çin’i merak eden ama nereden başlayacağını bilmeyen okura kolay anlaşılır, bir solukta okunan, akıcı ve olabildiğince dengeli bir giriş metni sunuyor. 

Yerli literatürde üç ana damar

Türkçede Çin üzerine çıkan "kültür kitaplarını" (akademik çalışmaları hariç tutuyoruz) incelediğimizde literatürde üç ana damar göze çarpıyor:

Bunlardan birincisi Çin'i bütünüyle Batı'nın kavramları ve endişeleri üzerinden okuyan çizgi… Anaakım yayınevlerinin bastığı Çin kitaplarının büyük bir kısmı bu kategoride değerlendirilebilir.

İkinci yaklaşımda mevcut Çin yönetimine hayırhah yaklaşan ve ABD-Çin rekabetini, emperyalizmle ezilen dünya ya da kapitalizmle sosyalizm arasındaki bir çelişme gibi okuyan kitapları görüyoruz. Bunlarda genellikle Çin'deki "serbest pazar sosyalizminin" başarıları anlatılıyor. Canut Yayınları'ndan çıkan kuramsal çalışmaları ya da Kırmızı Kedi'nin daha hafif Çin kitaplarını bu kategoride değerlendirmek mümkün.

Bir üçüncü damar olarak Marksist eleştirel literatürden söz edebiliriz. Fakat bu yaklaşım da çoğu zaman başlangıç düzeyindeki okur için bir ilk duraktan ziyade ikinci aşama okumalara daha elverişli. Yordam Yayınları'nın kimi Çin kitaplarıyla Patika Yayınları'nın bastıklarını bu kategoride sayabiliriz.

Bu üç kategoriden azade objektif değerlendirmeye yakın hiç mi kitap yok diye soracak olursanız olumlu bir örnek olarak Fatih Oktay'ın İş Bankası Yayınları'ndan çıkan Çin - Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri adlı epeyce hacimli yapıtı sayılabilir. Ancak konuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayan bir okurun kaynakça hariç büyük boy 572 sayfalık, yoğun iktisat ve kamu yönetimi terminolojisi içeren bir çalışmayı okumasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. 

Bu durumda Çağdaş Üngör’ün çalışması benzersiz bir nitelik kazanıyor. Bu üç hattın hiçbirine tam olarak yerleşmeyen ve bir solukta okunan ideal bir başlangıç kitabı… İletişim Yayınları'ndan çıkan kitap, belki Batılı perspektife bir miktar daha yakın duruyor ancak yine de kesinlikle tek taraflı bir ideolojik metin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Berrak, yetkin ve sürükleyici

Kitabın en büyük avantajlarından biri yazarın yetkinliği kadar anlatımındaki açıklık. Çağdaş Üngör, Marmara Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyen ve Türkiye’de sayıları çok fazla olmayan Çin uzmanlarından biri. Vuhan ve Pekin'de Çince eğitimi ve araştırma deneyimi bulunuyor. Yani karşımızda yalnızca masa başından konuşan bir akademisyen değil, sahaya temas etmiş bir araştırmacı var.

Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)

Buna rağmen kitap akademik jargona boğulmuş değil. Metin ne kuru, ne de gösterişçi. Aksine, yer yer kişisel bir tını taşıyan, rahat okunan bir üsluba sahip. Özellikle yazarın Çin’le kendi ilişkisinin izlerini taşıyan önsöz, kitabın tonunu belirleyen güçlü bir başlangıç işlevi görüyor. Bu önsöz karşımızda yalnızca akademik bir kalem değil edebi hasletlere sahip gerçek bir yazarın bulunduğunu göstermeye yetiyor.

Kitap her biri bu ilginç ülkeye dair farklı bir boyutu ele alan 5 bölümden oluşuyor.

"Çin rüyası" gerçek mi, pazarlama sloganı mı?

İlk bölüm Asya devinin yükselişini tartışmaya açıyor. “Çin rüyası gerçek olur mu?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, Çin’in dünya ekonomisi ve siyaseti içindeki büyüyen ağırlığını ve bu yükselişin sınırlarını tartışıyor. Burada özellikle Çin’in “zengin olmadan yaşlanan” ilk büyük ülke olabileceği tespiti dikkat çekici. Bu saptama, yalnızca büyüme rakamlarına bakarak Çin’i anlamanın yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Demografi, üretim modeli, refah düzeyi ve toplumsal maliyetler birlikte düşünülmeden sağlıklı bir Çin okuması yapmak zor.

İkinci bölüm Çin’in siyasal yapısına odaklanıyor. Komünist Parti, devlet aygıtı, muhalefet biçimleri, milliyetçilik ve toplumsal kontrol mekanizmaları bu bölümün ana başlıkları. Üngör burada Çin’i yekpare bir yapı gibi sunmaktan kaçınıyor. Parti-devlet ilişkisi, etnik meseleler, muhalif aydınlar ve bölgesel gerilimler daha geniş bir çerçeve içinde ele alınıyor. Yazarın en net tezlerinden biri de bugünkü Çin’in sosyalist olarak tanımlanmasının giderek güçleştiği yönünde. Bunu da artan toplumsal eşitsizlikler ve piyasa mantığının belirleyici hale gelmesi üzerinden tartışıyor.

Bölümde dikkat çeken bir başka nokta, Deng Şiaoping için kullanılan “Çin’in Turgut Özal’ı” benzetmesi. Bu tür karşılaştırmalar özellikle Türkiye’deki okur açısından Çin’in dönüşümünü anlamayı kolaylaştırıyor.

Bilmediğimiz Çin

Kitabın belki de en güçlü kısmı, üçüncü bölüm: “Çin’de Yaşam, Toplum ve Kültür”. Zira Türkiye’de Çin’e dair en büyük bilgi boşluğu tam da burada başlıyor. Çin denince çoğu kişinin aklına devlet, ekonomi, teknoloji veya jeopolitik geliyor; oysa gündelik hayat, aile yapısı, din, inanç, dil ve kültürel çeşitlilik neredeyse hiç bilinmiyor.

Üngör bu alanda hem akademik bilgisini hem de kişisel gözlemlerini devreye sokarak son derece değerli bir panorama çiziyor. Çin’in tek biçimli bir yapı değil, farklı bölgelerin, iklimlerin, tarihsel deneyimlerin ve toplumsal dokuların bir arada bulunduğu devasa bir ülke olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Çin’i değişmez bir “stratejik akıl”la açıklamaya çalışan oryantalist yaklaşımlara karşı da önemli bir panzehir niteliğinde.

Dördüncü bölüm medya ve propaganda meselesine odaklanıyor. Üngör burada Çin’in ekonomik ve teknolojik gücüne rağmen kültürel ve ideolojik cazibe üretmekte Batı’nın oldukça gerisinde kaldığını savunuyor. Bu tespit ikna edici görünüyor. Çin güçlü olabilir, zengin olabilir, etkili olabilir; ancak bu, onun dünya ölçeğinde taklit edilen bir ideolojik model oluşturduğu anlamına gelmiyor.

Mao Zedong döneminde, Çin’in radikal eşitlik fikri üzerinden küresel sol üzerinde 1960'larda kurduğu ideolojik etkinin bugün büyük ölçüde kaybolmuş olması da bu açıdan dikkat çekici bir gözlem.

Son bölüm ise dış politikaya ayrılmış. “Çin dünyayı ele mi geçirecek?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, güncel jeopolitik tartışmalarla doğrudan bağlantı kuruyor ve kitabın genel çerçevesini tamamlıyor.

Bütün bunlara rağmen kitabın eksiksiz olduğu söylenemez. Bana göre en önemli eksikliklerden biri, Çin’in bugünkü yükselişini mümkün kılan tarihsel temelin, özellikle Mao döneminin kurucu rolünün biraz yüzeysel geçilmesi. Deng sonrası reformların ekonomik gelişimde oynadığı role hiç şüphe yok ancak bu sıçramanın önkoşullarını hazırlayan ilk 30 yılın tarihsel ağırlığı daha derin işlenebilirdi sanki… 

Yine de bu eleştiri kitabın değerini hiçbir şekilde azaltmıyor. Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, adının tersine, Çin hakkında gerçekten bilmemiz gereken temel çerçeveyi berrak ve okunabilir bir özet sunuyor.

Giderek iki kutuplu hale gelen dünyada yalnızca bir kutbu tanıyıp diğerine karşı cehaletle yetinmek mümkün değil. Çin’i anlamak isteyen ama propaganda metinleriyle ideolojik polemikler arasında kaybolmak istemeyen okur için bu kitap güçlü bir başlangıç sunuyor. Özellikle konuya ilk kez eğilecek genç okurlar için yerinde, faydalı ve sahici bir giriş kapısı niteliğinde.

*Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, İletişim Yayınları, 2025, 176 sf.

© The Independentturkish