Analiz: Husiler neden ateşkesi uzatmıyor?

Mevcut fırsatlar ve Husilerin uzlaşmazlığı arasında Yemen barış endüstrisi

Husi saldırıları sonucu Yemen’in Taiz kentinde oluşan harabelerden bir görüntü (Reuters)
Husi saldırıları sonucu Yemen’in Taiz kentinde oluşan harabelerden bir görüntü (Reuters)
TT

Analiz: Husiler neden ateşkesi uzatmıyor?

Husi saldırıları sonucu Yemen’in Taiz kentinde oluşan harabelerden bir görüntü (Reuters)
Husi saldırıları sonucu Yemen’in Taiz kentinde oluşan harabelerden bir görüntü (Reuters)

Yemen siyasi çevrelerinde Yemen hükümeti ile Husi milisler arasındaki ateşkesin yenileneceğine yönelik bir anlaşmanın yakında ilan edileceğine dair açıklamalar yapılıyor. Ancak pek çok gerçek, çalışma ve kamuoyu anketi, milislerin yaklaşımı ve uygulamaları göz önüne alındığında bunun kalıcı bir barışa dönüşme şansının olmadığını gösteriyor.
Yemen Politika Merkezi tarafından yapılan bir araştırma, Nisan ve Eylül ayları arasındaki altı aylık ateşkesi, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğündeki barış sürecinin şimdiye kadarki en büyük başarısı olarak tanımlıyor. Ancak araştırmaya göre Sana Uluslararası Havalimanı’nın ticari uçuşlara yeniden açılması gibi bazı başarıları kutlansa da ateşkes, Yemenliler arasındaki hayal kırıklığı duygularını değiştirmedi.
Yakın zamanda yayınlanan araştırma, şiddetin birçok cephede hız kesmeden devam ettiği konusunda uyarıda bulunuyor. Araştırmanın yazarlarının görüşlerine başvurduğu kaynaklar, ihlallere, düşmanlıklara ve milislerin Taiz’deki el-Havban Yolu’nu açmayı kabul etmemesine odaklandı.
Kaynaklar ayrıca, çoğu Yemenli açısından hayatın gerçeklerinin ateşkes döneminde önemli ölçüde iyileşmediğini, sadece hareketlerine getirilen kısıtlamalardan değil, aynı zamanda günlük yaşam için gerekli olan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki önemli artıştan da zarar görmeye devam ettiklerini vurguladı. Aktarılana göre finansman kesintileri ayrıca uluslararası insani yardım kuruluşlarını en muhtaç gruplara desteği kesmeye itti.
Merkezin İngiliz Dışişleri Bakanlığı ve diğer uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde yürüttüğü saha araştırmasına göre birçok Yemenli, cephelerdeki ihlalleri ateşkesin başarılı olup olmadığının ana ölçüsü olarak görüyor ve bu da ihlalleri, bu ateşkesteki eksikliklerin kaynağı yapıyor.
Araştırma, bölge sakinlerinin bazı bölgelerde işlerine dönmelerine ve ailelerinin ihtiyaçlarına odaklanmalarına izin verildiğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı yerinden edilmişler, evlerine dönerken Beyhan kasabası da kamu sektörü maaşlarının ödenmesine başladı ve ticari faaliyetler de yeniden başladı. Ancak Husi milisler tarafından yerleştirilen kara mayınları, özellikle Hudeyde vilayetinde can kayıplarına yol açmaya devam ediyor.
Araştırmada ayrıca, “Ateşkes döneminde ateşkes ve etkileri hakkında kamuya açık bir iletişim yoktu. Yaşam koşullarının iyileştirilmesi beklentileri yönetilemedi” ifadelerine yer verildi.
Merkezi Aden’de bulunan Yemen Politika Merkezi’nin araştırması, Yemen sivil toplumunun büyük ölçüde müdahil olmaması nedeniyle ateşkesten yaşam koşullarını iyileştirmek için yararlanma çabalarının olmadığını belirtti.
Araştırma ayrıca uluslararası topluma ‘yerel ağların kurulması ve güçlendirilmesi, yerel barış inşası fırsatları ve olumlu etkileri hakkında bilgi toplama çabalarının sarf edilmesi ve ateşkes için yerel desteği sağlamak üzere kamuoyu iletişim kampanyalarının desteklenmesi’ çağrısı yapıldı. Araştırmaya göre arabulucuların ve uluslararası kuruluşların mevcut katılımı, yerel dinamikleri daha karmaşık hale getirme riski taşıyor ve barış inşası çabalarının, ülke içinde geliştirilmesi ve dışarıdan desteklenmesi gerekiyor.
Aktarılana göre ateşkes sırasında kara mayınlarını kaldırma, acil hizmet ve yardım sağlamak için uluslararası insani desteği dahil etme çabaları desteklenmedi. Bu çerçevede Hudeyde vilayetindeki yerinden edilmişler, bu alanlarda hizmet eksikliği, emtia fiyatlarının yüksek olması ve konut ve altyapıdaki yıkımın büyüklüğü nedeniyle geri dönmek için ateşkes döneminden yararlanmadı.
Çalışma, ateşkes sırasında Taiz şehrinde su, kamu hizmetleri ve altyapının sağlanmasına yönelik arabuluculuk girişimlerinin askıya alındığını belirtti. Araştırmaya göre Taiz şehrinin kuzeydoğusundaki cephe hattı, şehir nüfusunun çoğunluğunu başta su olmak üzere hizmetlerden izole ediyor.
Öte yandan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, olumlu etkilerin ülke genelinde eşit olarak sağlanamaması dolayısıyla, Yemen’deki ateşkesin faydalarının abartılı olduğuna inanıyor. BM’nin insani yardımın sağlanmasıyla ilgili raporları, ateşkes sırasında insani erişimin önündeki en büyük engelin, Husi milislerin yardım çalışanlarının hareketine kısıtlamalar getirmesi olduğuna dikkati çekti.
ABD’den faaliyet gösteren merkez, çatışma taraflarının uluslararası destek ve tavizlerle iyileştirilmesi çağrısı yaptığı ateşkes sonucunda Yemen’de bir istikrar düzeyine ulaşılmasına övgüde bulundu. Buna rağmen Husi milislerin mayınları ve çatışmaları nedeniyle ülkede can kayıpları yaşanıyor. Bu çerçevede merkez, sivillerin korunması ve insani yardım sağlanması çağrısında bulundu.
Başka bir ABD merkezli araştırma merkezi, altı ay süren BM ateşkesi sırasında Husi milislerin kontrolündeki bölgelerde şiddet eylemlerinin arttığını ortaya koymuştu.
Aynı şekilde çatışma veri analizi projesi de milisler tarafından gerçekleştirilen baskı eylemlerini, aralarındaki iç çatışmaları ve bunların Husi milisler tarafından kontrol edilen bölgelerde ateşkes sırasında nasıl bir istikrarsızlığa neden olduğunu inceledi.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.