El-Mecelle, mirasını gelişmiş dijital platformlarla birleştiriyor

SRMG CEO'su Cumana er-Raşid: El-Mecelle’nin mirası bize onu koruma ve etkisini sürdürme sorumluluğu yüklüyor.

El-Mecelle’nin Arapça yayın yapan internet sitesi. (Şarku’l Avsat)
El-Mecelle’nin Arapça yayın yapan internet sitesi. (Şarku’l Avsat)
TT

El-Mecelle, mirasını gelişmiş dijital platformlarla birleştiriyor

El-Mecelle’nin Arapça yayın yapan internet sitesi. (Şarku’l Avsat)
El-Mecelle’nin Arapça yayın yapan internet sitesi. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Araştırma ve Pazarlama Grubu'na (SRMG) ait platformlarda El-Mecelle, kalkınma stratejisinin uygulanmasının ardından yolculuğunun yeni bir aşamasını başlatıyor. Strateji kapsamında, el-Mecelle’nin basılı Arapça versiyonun ve hem Arapça hem de İngilizce olarak yenilikçi interaktif dijital platformların yeniden lansmanı da dahil olmak üzere editoryal, sanatsal ve teknik çalışmaların tüm yönleri ele alındı.
El-Mecelle’nin lansmanı dün yapıldı. Geliştirme planı ise, platformun yeni stratejisi doğrultusunda ve yenilenen dağıtım ve yayım sistemlerini tamamlayacak şekilde sürekli güncellenerek devam edecek.
El-Mecelle okuma zevkini, bilgi derinliğini ve bilgilerin doğruluğunu birleştirerek uluslararası çapta en iyi uygulamalar doğrultusunda değerli içerik sağlamak için internet sitesini kapsamlı bir şekilde geliştirdi. Platform ayrıca görsel alanında özel bir bölüm geliştirmek ve yakında piyasaya sürülecek olan ses çalışmaları için de ayrı bir bölüm oluşturmak gibi basın alanında yenilikçi şablonlarla sunacak yeni ürünler geliştirdi.
Geliştirme stratejisi, El-Mecelle’nin kırk yıllık mirası dikkate alınarak yapıldı. Bu süre zarfında platform yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde başlıca yazarların, düşünürlerin, politikacıların ve karar merkezlerinin bazılarının manşetleri ve röportajları ile analizlerinin yanı sıra önemli bazı başlıklara da yer ayırdı. Platform bunu, ileriye dönük araştırma raporları hazırlayarak ve siyaset, ekonomi, kültür alanlarındaki seçkin kişiler ve toplumun ileri gelenleriyle özel röportajlar gerçekleştirerek sağladı. Derginin arşivi, eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, eski ABD Başkanı Ronald Reagan, eski Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, boksör Muhammed Ali ve şair Nizar Kabbani gibi önemli isimlerle yapılan seçkin ve özel röportajlar da yer alıyor.

El-Mecelle’nin güncellenmiş baskısının ilk sayısının kapağı İran dosyasına ayrıldı.
El-Mecelle, derginin zengin tarihinin devamı olarak önde gelen isimlerden oluşan bir grup tarafından yönetilen üst düzey editör ekipleri ile bölgeden ve dünyadan seçkin yazar, düşünür ve uzmanları kendine çekerek liderliğini sürdürmeyi amaçlıyor. Bu üst düzey editör ekip arasında, Osman Umeyr, Abdurrahman Raşid ve Adil et-Tarafi yer alıyor. El-Mecelle’de, gazeteciler entelektüeller ve Mısırlı romancı Necip Mahfuz gibi önde gelen yazarlar, ortaya çıkan yenilikleri geliştirmek için yürütülen çalışmalar da bulunuyor.
El-Mecelle, yeni görünümüyle okuyucular, araştırmacılar ve ilgililer için bir referans kaynağı olmak üzere güvenilir sunumu ve özel röportajları ile inandırıcılığa dayalı ölçülü bir gazetecilik çalışmasını esas alacak. Platform ayrıca, olayların tüm yönleriyle derinlemesine analizine, verilerle ve ileriye dönük analitikle desteklenen raporlara da ter verecek.
El-Mecelle, ürettiği içeriği başta Arap dünyası olmak üzere uluslararası alandan aydınları, düşünürleri, siyasetçileri, kadınları, iş inanlarını, araştırmacıları ve karar mercilerini okurlarının beğenisine sunuyor. El-Mecelle, Körfez ve Ortadoğu'nun ötesindeki kitlelere ve küresel öneme sahip bölgelere odaklanmakla birlikte büyük başkentlere de ulaşmayı amaçlıyor.
SRMG CEO'su Cumana er-Raşid konuyla ilgili şu açıklamada bulundu:
“Modern gazeteciliğin temel direkleri, modern platformlar veya uygulamalar geliştirmekten ibaret değil. Hedeflenen sektör ve alanları belirlemek, platformun takipçilerini ve ona ilgi duyanları araştırmak ve editoryal çalışma ilkelerini modern gereksinimler doğrultusunda geliştirmek için ayrıntılı bir çalışmanın da yapılması gerekir. Böyle bir çalışma basın materyallerinin hazırlanma mekanizması, bunların sunulma yöntemi ile yazılı, görsel ve işitsel yayın kanallarının belirlenmesinden başlamalı. Bu materyalleri değerlendirmek, geliştirmeye ve güncellemeye devam etmek ile son bulmalı. Bu, organizasyon yapılarının, prosedürel politikaların, değişen düzenlemelerin ve editoryal programların geliştirilmesi ve gazetecilik ve medya yeteneklerini iyileştirilmesi gerekti. Tüm bunlar, El-Mecelle’nin uzun süredir devam eden mirasına ve sağlam temellerine halel getirmeksizin yapılıyor. El-Mecelle’nin mirası bize onu koruma ve etkisini sürdürme sorumluluğu yüklüyor. El-Mecelle dergisi son kırk yılda, güvenilir bir medya ve bilgi kaynağı oldu. Platform, güvenilirlik ve doğruluğa dayalı yaklaşımı sayesinde Arap Körfezi ve Ortadoğu bölgesi için bir medya referansı haline gelene kadar siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel farkındalıkta etkili bir faktör konumunda. Bugün, dünyanın dört bir yanındaki okuyucular tarafından takip edilmesi ve beklentileri karşılaması umuduyla El-Mecelle’nin ilk sayısını yeni versiyonuyla sunuyoruz.”
El-Mecelle, güncellenmiş baskısının ilk sayısının kapak hikayesini İran dosyasına, Tahran'daki değişime ve bunun bölge üzerindeki yansımalarına ayırıyor. Bu ilk sayıda aynı zamanda Arap ve uluslararası kanaat önderleri ve aydınlarla yapılan özel röportajlar, ekonomi ve teknolojideki son gelişmeleri ele alan tarihi resmi belgeler ve raporlar da sunuluyor. Ayrıca Arap bölgesinden ve dünyadan kültürel makalelere de bu sayıda yer veriliyor.
SRMG platformları, El-Mecelle ile birlikte, çatısı altında 30'dan fazla medya platformunu içeriyor. Söz konusu medya platformlarından bazıları araında Şarku’l Avsat, Asharq News, Arab News, Independent Arabia, Sayidaty, El-İktisadiye ve Er-Riyadiyye bulunuyor. SRMG ayrıca en önde gelen küresel medya platformları ile yenilikçi ve uzun vadeli medya ortaklıklarına da yatırım yapıyor.



Suudi Arabistan’da uluslararası e-ticaret işlemlerine güveni artıran BM sözleşmesi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

Suudi Arabistan’da uluslararası e-ticaret işlemlerine güveni artıran BM sözleşmesi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Suudi Arabistan’ın dijital dönüşüme uyumlu bir yasama ortamını güçlendirme yönündeki yaklaşımını yansıtan bir adım olarak, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, Uluslararası Sözleşmelerde Elektronik İletişimin Kullanımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne katılma kararı aldı. Kararın, sınır ötesi elektronik işlemlerin güvenilirliğini artırması ve uluslararası ticarette dijital sözleşme ve yazışmaların hukuki olarak tanınmasını desteklemesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) tarafından hazırlanan ve 2005 yılında New York’ta kabul edilen Uluslararası Sözleşmelerde Elektronik İletişimin Kullanımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin temel amacı, uluslararası ticarette elektronik ortamda düzenlenen sözleşme veya yazışmaların, kâğıt nüshadaki muadilleriyle aynı şekilde hukuken tanınmasını ve uygulanmasını sağlamak.

Bakanlar Kurulu’nun aldığı yeni karar, Suudi şirketleri ile uluslararası ticari ortaklarına daha açık ve güvenilir bir hukuki çerçeve sunuyor. Kararın dijital ticaretin kolaylaştırılmasına, işlem maliyetlerinin düşürülmesine ve Suudi Arabistan’daki iş ortamının küresel ölçekte rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlaması bekleniyor.

Yasal çerçevenin geliştirilmesi

Sözleşmenin onaylanması, Suudi Arabistan’ın iş dünyasına yönelik mevzuat altyapısını geliştirme ve bunu uluslararası en iyi uygulamalar ile standartlarla uyumlu hale getirme çabalarının devamı niteliği taşıyor. Bu adımın, uluslararası sözleşmeler ve ticari işlemlerde elektronik iletişimin kullanımını kolaylaştırması, bu işlemlerin güvenilirliğini artırması ve geçerliliği ile uygulanabilirliğine ilişkin hukuki güvenceyi güçlendirmesi bekleniyor.

CS
İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz dün Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)

Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasabi, Bakanlar Kurulu’nun Uluslararası Sözleşmelerde Elektronik İletişimin Kullanımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni onaylama kararının küresel ticaretin hareketliliğini kolaylaştıracağını ve iş dünyasının rekabet gücünü ve buna ilişkin yasal çerçeveyi destekleyeceğini söyledi.

Yasal düzenlemeler

Uluslararası ticaret uzmanı Dr. Fevaz el-Alimi ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu adımın öneminin elektronik sözleşme ve yazışmaların tanınmasının ötesine geçtiğini belirterek, uluslararası ticarette güvenin tesis edilme biçiminde yaşanan dönüşümü yansıttığını söyledi.

El-Alimi, “Artık bir işlemin ne kadar hızlı tamamlandığı tek başına rekabet gücünün ölçütü değil. İşlemi düzenleyen hukuki kuralların açık olması ve farklı ülkelerdeki tarafların anlaşılır ve büyük ölçüde uyumlu bir çerçeve içinde işlem yapabilmesi, ticari karar alma süreçlerinin temel unsurları haline geldi” dedi.

El-Alimi, Suudi Arabistan’ın söz konusu uluslararası çerçeveye katılmasının, özellikle dijital ticaret ve elektronik hizmetlerin hızla büyüdüğü bir dönemde, Suudi şirketlerine küresel pazarlarda daha güvenli hareket etme imkânı sağlayacağını ifade etti.

İşlemlerin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması

El-Alimi’ye göre bu adım, yabancı yatırımcı ve ticari ortaklara da önemli bir mesaj veriyor. Buna göre Suudi Arabistan’ın yasal düzenlemeleri yalnızca dijital dönüşüme ayak uydurmakla kalmıyor, aynı zamanda modern ticaretin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir hukuk sistemi oluşturmayı hedefliyor.

El-Alimi, söz konusu adımın asıl değerinin uygulamada ortaya çıkacağını belirterek, “Elektronik işlemler daha açık, güvenilir ve daha az karmaşık hale geldikçe, bu durum iş yapma maliyetlerine ve anlaşmaların tamamlanma hızına, dolayısıyla da Suudi ekonomisinin rekabet gücüne yansıyacak” dedi. Bunun görünüşte teknik bir mevzuat adımı olabileceğini, ancak özünde daha açık, dijitalleşmiş ve küresel piyasalarla daha güçlü bağlantılara sahip bir ekonomiye geçiş sürecinin parçası olduğunu vurguladı.

Otomatik sistemler

Öte yandan, hükümetin yeni yaklaşımının Suudi şirketleri ile yabancı şirketler arasındaki ticari işlemlere duyulan güveni artırması bekleniyor. Buna göre müzakere, teklif, kabul ve belgelerin gönderilmesi gibi süreçler elektronik ortamda gerçekleştirilebilecek ve bu işlemlerin tanınmasına yönelik daha açık bir uluslararası hukuki çerçeve bulunacak. Böylece zaman ve idari maliyetlerin yanı sıra kâğıt belgeler ve geleneksel yazışmalar azalırken, elektronik yazışmaların hukuki geçerliliğine ilişkin anlaşmazlıkların ve başka ülkelerdeki şirketlerle yapılan işlemlerde yaşanan hukuki belirsizliklerin de önüne geçilmesi hedefleniyor.

Sözleşme ayrıca, elektronik iletişimin gönderilme ve teslim alınma zamanı ile yeri gibi önemli konuları da düzenliyor. Bunun yanı sıra, her aşaması insan tarafından denetlenmeden otomatik sistemler aracılığıyla oluşturulan sözleşmelere ilişkin hükümler de içeriyor. Bu düzenleme, dijital ticaretin ve otomatik sistemlerin hızla geliştiği günümüzde büyük önem taşıyor.


Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarku’l Avsat’a konuştu: Mekke Anlaşması caydırıcılığı güçlendiriyor ve hiçbir ülkeyi hedef almıyor

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şarku’l Avsat’a konuştu: Mekke Anlaşması caydırıcılığı güçlendiriyor ve hiçbir ülkeyi hedef almıyor

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Şahbaz Şerif (SPA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerin stratejik bir ilişki olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha üst seviyelere taşıyacak adımlar atılacağını açıkladı. Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati damarlarından biri olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta Mekke’de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le birlikte imzaladığı Mekke Savunma Anlaşması ardından Şarku’l Avsat’a konuştu.

Cumhurbaşkanı, Mekke Savunma Anlaşması’nı ABD ile İran arasındaki gerilimin konjonktürel bir yansıması olarak görmenin yanlış olduğunu belirterek, anlaşmanın salt askeri boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Bu anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik bilincini güçlendirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır” dedi.

Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını belirten Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını, aksine katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu vurguladı.

Erdoğan ayrıca İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal sona ermesi gerektiğini söyledi. Suriye’nin yeni bir aşamaya girdiğini belirten Erdoğan, en önemli beklentimizin bu aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden imarı için zemin hazırlaması olduğunu ifade etti. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek örgüt ya da yapıların varlığına izin vermeyeceğini söyledi.

Mekke Üçlü Anlaşması

*Sayın Cumhurbaşkanı, “Mekke Üçlü Anlaşması” fikri nasıl ortaya çıktı ve buna giden başlıca gelişmeler nelerdi?

Mekke Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni koşullar ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilinci sonucunda doğdu. Bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandık ve bu yöndeki çözüm arayışlarını daima destekledik. Yaklaşımımızın temelini her zaman bu anlayış oluşturdu.

Bölgesel meselelerin, o bölgede rol oynayan aktörler tarafından çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bu adımla birlikte bunun gerçekleşmesi yönünde ilk adımı attığımızı düşünüyoruz.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, kardeş ve dost ülkeler arasındaki eşgüdüm ve dayanışma çabalarının taşıdığı hayati önemi açıkça ortaya koydu. Türkiye olarak geçmişte olduğu gibi bugün de anlaşmazlıkları derinleştirmek yerine diyaloğu ve istişare kanallarını güçlendirmeye çağırıyoruz. Çünkü kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sağlanamayacağını; karşılıklı güven köprülerinin kurulması, güçlü siyasi irade ve ortak bir gelecek vizyonu oluşturulması gerektiğini biliyoruz.

gthyu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalarken (SPA)

Dolayısıyla Mekke Savunma Anlaşması bu anlayışın bir ürünüdür. Bu anlaşma üç ülke arasındaki bir mutabakat olmanın ötesinde, bölgede istikrarı sağlamak ve kardeş ve dost halkların güvenlik ve huzur içinde yaşamasını mümkün kılmak konusunda üstlendiğimiz tarihi sorumluluğun bir göstergesidir.

Burada son derece önemli bir hususu vurgulamak istiyorum: Bu anlaşma, barış ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere açıktır.

Türkiye olarak bugün olduğu gibi geçmişte de barışı, istikrarı ve kardeşlerimizle dayanışmayı güçlendirmeyi destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz. «Mekke Savunma Anlaşması»nı bu güçlü iradenin somut bir yansıması olarak görüyoruz. Başka ülkelerin bu anlaşmaya katılmasına yönelik hiçbir itirazımız yok.

İnşallah Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olarak bölgemizde yeni bir işbirliği ve ortak çalışma döneminin kapısını açmış olacağız. Türkiye, bu kapıyı her zaman sonuna kadar açık tutma ve bölgede barış ve istikrarı güçlendirme çabalarına mümkün olan en güçlü katkıyı sunma iradesine sahiptir.

Anlaşmanın ABD-İran gerilimiyle bağlantısı

*Anlaşmanın ABD ile İran arasında tırmanan gerilimle bir bağlantısı var mı, yoksa üçlü koordinasyon fikri daha önce de gündemde miydi?

ABD ile İran arasındaki gerilimin yükselmesinin bölgede yaşanan gelişmeler açısından tehlikeli olduğu şüphesizdir. Ancak Mekke Savunma Anlaşması’nı yalnızca bu gerilimin konjonktürel bir yansıması olarak değerlendirmek yanlıştır. Böyle bir yaklaşım, Türkiye’nin izlediği politikaların ve niyetlerinin yanlış anlaşılmasına yol açar.

Bu anlaşma, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla yapılmıştır ve hiçbir ülkeyi hedef almamaktadır. Amaç, bölgede güvenliği, refahı ve istikrarı güçlendirmektir. Anlaşma, katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açıktır.

Bizim vizyonumuz yalnızca üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, hatta bir gün uygun koşulların oluşması halinde bölgedeki tüm ülkelerin aynı çatı altında bir araya gelmesini arzu ediyoruz. Bu, bölgenin tamamında kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en ideal adım olacaktır.

Bugün attığımız bu adım bir anda ortaya çıkmış değildir. Anlaşma uzun zamandır, anlaşmayı imzaladığımız ortaklarımızla ve bölgedeki diğer ülkelerle gerçekleştirdiğimiz görüşmeler ve toplantılar sırasında gündemdeydi.

Yıllardır bölgemizde barış ve güvenliğin güçlendirilmesinin, ilgili ülkeler arasında düzenli istişareleri gerektirdiğini vurguluyoruz. Çabalarımız da buna hizmet etmeye yönelikti. Çünkü bölgesel sorunların çözümü dışarıdan dayatılan reçetelerden uzak şekilde gerçekleştirilmelidir. Dışarıdan ithal edilen çözümlerin felaket getirdiğini çok iyi biliyoruz.

Bu nedenle Türkiye olarak sürekli şekilde bölge ülkelerinin kendi iradesine ve ortak aklına dayanan politikalar doğrultusunda hareket ettik.

Dolayısıyla Mekke Anlaşması’ndan doğan üçlü mekanizmayı belirli bir uluslararası duruma karşı verilmiş anlık bir tepki olarak görmüyoruz. Aksine bunu, bölgedeki gelişmeler karşısında stratejik bir iradeden hareketle attığımız güçlü bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye olarak her zaman tırmanmadan ziyade diplomatik çözümlerden, çatışmadan ziyade diyalogdan, bölünmeden ziyade bölgesel işbirliği ve ortak çalışma bağlarının güçlendirilmesinden yanayız.

Türkiye tüm taraflarla konuşabilen ve zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülkedir. Bölgenin tamamında barış ve kalıcı istikrarın sağlanması için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Kolektif caydırıcılık

*Anlaşma savunma niteliği taşısa da metinde, taraflardan herhangi birine yönelik saldırının üç tarafa yönelik saldırı sayılacağı belirtiliyor. Bu doğru mu?

Evet. Adından da anlaşılacağı üzere Mekke Savunma Anlaşması kolektif savunma temelinde şekilleniyor. Ayrıca anlaşmanın kardeş ülkeler arasında Mekke’de imzalanması ona özel bir sembolik anlam kazandırıyor. Bu bizim için büyük bir memnuniyet kaynağıdır.

Mekke Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılık temelinde yükseliyor. Anlaşma, güvenlik ve savunma alanlarındaki işbirliğini güçlendirmeyi, savunma sanayisinde ortak projelerin geliştirilmesinin önünü açmayı ve terörle mücadele çabalarını desteklemeyi amaçlıyor.

Bu anlaşma herhangi bir tarafı hedef almıyor. Amacı halklarımız için barış, istikrar ve refahı sağlamaktır. Metindeki maddeler son derece açık ve herhangi bir belirsizlik içermiyor.

gthyuj
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif, ülkelerinin savunma ve dışişleri bakanları ile istihbarat teşkilatı başkanlarıyla birlikte Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından toplu fotoğraf çektirdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Anlaşmanın temel yaklaşımı, taraflardan birinin güvenliğine yönelik herhangi bir tehdidin diğer imzacı taraflar açısından da güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesidir.

Ancak konuyu yalnızca askeri boyutuyla değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, tarafların güvenlik bilincini aralarındaki dayanışma ruhunu güçlendirerek pekiştirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır.

Türkiye savunma ve güvenlik alanında büyük başarılar elde etmiş ve bu alanda herkesin takdirini kazanmıştır. Kardeş ve dost ülkelerle yapılan bu tür anlaşmalar sayesinde bu başarılarımızı barışı destekleyen bölgesel bir boyuta taşıyoruz.

Aynı zamanda anlaşmaya taraf ülkeler birbirleri açısından tehdit unsuru olmayacaklarını, aksine aralarındaki dayanışmayı güçlendirecek her türlü çabayı göstereceklerini taahhüt ediyor.

Mekke Savunma Anlaşması’nı imzalayan tarafların vermek istediği mesaj açık ve nettir: Güvenliğimiz hepimizin güvenliğini sağlayacak adımlarla mümkündür. Bu kapsayıcı yaklaşımı hayata geçirdiğimiz takdirde hepimiz için barış, istikrar ve refahı sağlamış olacağımıza inanıyoruz.

Bölgesel güvenlik sorumluluğu

*Ortadoğu’daki bölgesel güçlerin, geçmişte büyük güçlerin sorumluluğunda görülen güvenlik ve istikrarın sorumluluğunu artık üstlenmeye karar verdiği söylenebilir mi?

Bugün bölge ülkeleri kendi güvenliklerinin, istikrarlarının ve geleceklerinin sorumluluğunu her zamankinden daha fazla kendileri üstlenmek zorunda. Bu, her zaman savunduğumuz bir ilkedir: Bölgenin meselelerini hiç kimse bölge ülkeleri ve halkları kadar iyi bilemez.

Bölgesel gelişmelerin uluslararası yansımaları olabilir. Ancak bölgesel egemenliğin, ortak dayanışmanın ve kolektif iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın da güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

Türkiye olarak bölge ülkeleri arasında güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla daha sağlam mekanizmaların ortaklaşa oluşturulmasının büyük önem taşıdığına inanıyoruz.

Bölge ülkelerinin çoğuyla iyi ilişkilerimiz bulunuyor ve bu ilişkilerin kalıcı, kurumsal işbirliklerine dönüştürülmesinin son derece faydalı olduğunun farkındayız.

Bu nedenle bölge ülkelerinin güvenliklerini ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarındaki kurumsal ilişkiler üzerinden güvence altına almaları gerektiğine inanıyoruz.

Mevcut tablo, bölgenin geleceğinin bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız şekilde şekillendirilemeyeceğini gösteriyor.

Amacımız dışlayıcı bloklar oluşturmak değil; egemenliğe ve toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi kurmak olmalıdır.

Türkiye bu yaklaşım doğrultusunda çalışmayı sürdürecek, gerektiğinde sorumluluklarını üstlenecek ve bölgede barış, güvenlik ve istikrarı güçlendirmek için diplomatik çabalarını sürdürecektir.

Enerji arz güvenliği

*Mekke Anlaşması küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan Körfez bölgesindeki güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacak mı?

Elbette. Ben de bunu böyle görüyorum. Başından beri vurguladığım gibi bölgemizin refahına, güvenliğine ve istikrarına hizmet edecek bir anlaşma imzaladık.

Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da büyük önem taşıyor.

Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının güvenliğine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar çok sayıda konu doğrudan bu bölgenin güvenliği ve barışıyla bağlantılı.

Bu yalnızca teorik bir değerlendirme değil. Son aylarda yaşanan gelişmeler bunu açıkça ortaya koydu.

Bu nedenle Körfez bölgesinde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik her adımın yalnızca bölgesel açıdan değil, küresel barış ve refah açısından da büyük değer taşıdığına inanıyoruz.

Mekke Savunma Anlaşması’nın bölgede ortak güvenlik ve dayanışma anlayışının yerleşmesine önemli katkı sağlayacağını ve bölgede hâkim olan yaklaşımda değişim yaratacağını düşünüyoruz.

Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı değerlendirilemez. Siyasi istikrar ile ekonomik kalkınmanın el ele ilerlediğini defalarca vurguladım.

Avrupa, büyük savaşların ardından önce ortak hareket ederek istikrar ve güvenliği sağladı, ardından ekonomik bütünleşme ve refaha yöneldi. Biz de bütün bu acıları ve sıkıntıları yaşamadan birlikte bu aşamaya ulaşabiliriz.

Barış ve istikrar olmadan ticaretin, yatırımların ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değildir.

Körfez bölgesinin istikrarı aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği açısından stratejik bir meseledir.

Körfez'de barış ve istikrarı, kendi güvenliğimiz ve bölgesel barış vizyonumuzdan ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

Hürmüz Boğazı

*Hürmüz Boğazı’ndaki durumun mevcut çatışma öncesindeki seyrine dönmesini bekliyor musunuz?

Hürmüz Boğazı yalnızca bölgesel değil, küresel öneme sahip bir bölgedir. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret açısından son derece önemli bir stratejik geçiş noktasıdır.

Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin sonuçları yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmaz. Dünya bunun etkilerini petrol fiyatları üzerinden açık şekilde gördü ve hissetti.

Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati damarlarından biri olduğu kanıtlandı.

Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir.

Bunun gerçekleşmesi ise tüm tarafların itidalli davranmasına ve diplomasi kanallarını açık tutmasına bağlıdır.

gthyju
İran'ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)

Gerilimin tırmandırılmasını hiçbir zaman desteklemedik. Aksine sorunların müzakere yoluyla çözülmesini, tüm taraflarla diyalog kurulmasını savunduk. Tarafları aynı masa etrafında buluşturmaya çalıştık.

Çünkü Hürmüz Boğazı, Ukrayna veya Filistin konusunda kalıcı bir çözüme çatışma yoluyla değil, diplomasi yoluyla ulaşılabileceğini biliyoruz.

Böylesine önemli ve hassas bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerine büyük sorumluluk düşüyor.

Bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin Hürmüz Boğazı'nın istikrarına büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Hedef, Hürmüz Boğazı'nın güvenli ve istikrarlı normal düzenine dönmesi ve bu durumun sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmesi olmalıdır.

Stratejik ilişki

*Suudi Arabistan ile mevcut ilişkilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimiz, kardeşlik bağlarımız ve karşılıklı çıkarlarımız tarafından şekillendirilmiş stratejik bir ilişki olarak görüyoruz.

Türkiye ve Suudi Arabistan yalnızca dost ve kardeş iki ülke değil, aynı zamanda bölgede barış, istikrar ve refah konusunda önemli sorumluluklar üstlenen iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizin kazandığı ivmeden memnuniyet duyuyoruz.

Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayisi, enerji ve turizm başta olmak üzere çok sayıda alandaki işbirliğimizi de geliştiriyoruz.

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi güncel gelişmelerin ve konjonktürel koşulların ötesinde, uzun vadeli ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz.

Bölgemizin son derece ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki sürekli istişare ve işbirliği her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Mekke Anlaşması’nın başta savunma işbirliği olmak üzere birçok alanda ilişkilerimizi güçlendireceğini düşünüyoruz.

Bölgemizin barışı ve istikrarına ilişkin ortak sorumluluklarımızın farkındayız ve buna göre hareket ediyoruz.

Türkiye olarak Suudi Arabistan'ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarına ve güvenliğine büyük önem veriyoruz.

Bölgemizde yaşanan herhangi bir kriz, ne kadar sınırlı olursa olsun, özellikle göç ve terör açısından bölgedeki tüm ülkeleri etkiliyor.

Önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha üst seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum.

Lübnan'ın istikrarı

*Türkiye Lübnan'daki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Lübnan'da yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lübnan bizim için yalnızca coğrafi açıdan yakın bir ülke değil, aynı zamanda tarihi bağlarımız bulunan dost ve kardeş bir ülkedir.

Lübnan'ın güvenliği, barışı ve istikrarı tüm bölgemizin istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Lübnan'ın egemenliği, siyasi birliği ve toprak bütünlüğü korunmalıdır.

Lübnan'daki iç meselelerin dış müdahaleler veya askeri yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine ve ülkenin dış güçler arasındaki rekabetin sahasına dönüştürülmesine karşıyız.

Lübnan halkının kendi geleceğine ilişkin kararları özgür iradesiyle alma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.

thyjuı
İsrail tankları, Güney Lübnan’daki Batı Zutar’dan görülen Doğu Zutar’da, 5 Ağustos 2026 (EPA)

İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının, İsrail'in bölgedeki temel sorun teşkil eden saldırgan ve yayılmacı politikaları çerçevesinde derhal sona ermesi gerekiyor.

Bu kapsamda Lübnan'da ateşkese ulaşmak amacıyla yürütülen görüşmeleri olumlu bir adım olarak görüyoruz.

Lübnan'ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı değerlendirilemez.

Ortadoğu'nun tarihi sürekli çatışmalar, yıkım ve acılar üzerinden yazılmamalı. Bu bölge de barış, huzur ve refahı hak ediyor.

Türkiye'nin tüm diplomatik çabaları bu yaklaşım temelinde yürütülüyor.

Bölgemiz uzun yıllardır savaş ve gözyaşıyla anılıyor. Bu gerçekliği değiştirmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Elbette Lübnan'ın istikrarını yeniden kazanmasını, kurumlarının güçlenmesini ve halkının geleceğine güven ve huzur içinde bakabilmesini istiyoruz.

Bu çerçevede her türlü teknik desteği ve işbirliğini sağlamaya hazırız.

Bu konudaki irademizi ve taahhüdümüzü, kısa süre önce ülkemizde ağırladığımız Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam'a da ilettik.

Suriye... Yeni bir aşama

*Suriye'deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye'de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye, ilk günden itibaren Suriye'nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savundu.

Suriye'nin yaşadığı savaş, terör ve istikrarsızlık bölgenin tamamına ağır bedeller ödetti.

Şimdi yeni bir aşamanın önündeyiz.

En önemli beklentimiz, bu yeni aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye'nin yeniden imarı için zemin hazırlamasıdır.

Suriye'nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir örgüt ya da yapının varlığına izin vermeyeceğiz.

Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse Türkiye'nin ulusal güvenliği de aynı ölçüde önemlidir.

Bu aşamanın başından itibaren temel beklentimiz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve barış içinde yaşayabilmeleriydi.

Suriye, Aralık 2024'ten bu yana ülkedeki güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınmanın zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi yolunda önemli mesafe katetti.

Elbette bölgesel sahiplenmenin ve Suriye hükümetine verilen bölgesel desteğin bu sonuçların elde edilmesinde önemli rolü oldu.

Bölge ülkeleri ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmeyi başaran Suriye hükümeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanarak yeni çatışmalara dahil olmaktan kaçınma konusunda bir kapasite ortaya koydu.

Bugün Suriye'deki durumun normalleşmesi, aslında tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir mesele haline geldi.

Suriye'nin adının bir istikrarsızlık kaynağıyla anılması yerine artık bağlantı ve kalkınma projeleriyle anılmaya başlandığını görüyoruz.

Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye'nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlendirilmesi için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye ve gerekli çabayı göstermeye devam edecek.

Türkiye bu doğrultuda bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla işbirliği yapma konusunda kararlıdır.

Suriye'de yeni bir sayfanın açıldığı bu dönemde, bu sayfanın yeni acılarla değil; barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek vizyonuyla yazılması gerekiyor.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Zelenskiy bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçtiğimiz nisan ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçtiğimiz nisan ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinden bir kare (SPA)
TT

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Zelenskiy bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçtiğimiz nisan ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçtiğimiz nisan ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinden bir kare (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri değerlendirdi.

Muhammed bin Selman, Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki ortak iş birliği alanlarını ve bunların geliştirilmesine yönelik yolları ele aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ni Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması dolayısıyla tebrik ederek, anlaşmanın bölgenin güvenlik ve istikrarının sağlanmasına katkıda bulunmasını temenni etti.

Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin güvenliklerini güçlendirme, bölgede ve dünyada güvenlik, barış ve istikrarı sağlama ve güvenli ve müreffeh bir gelecek inşa etme yönündeki kararlılığını yansıtıyor.

Anlaşma, üç ülke arasındaki köklü tarihî bağlar, onları bir araya getiren kardeşlik ve İslami dayanışma ilişkileri ile ortak stratejik çıkarlar ve yakın savunma iş birliği temelinde imzalandı.