Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan bir yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölge, devlet finansmanından daha geniş kapsamlı ortaklıklara geçiyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
TT

Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri; hükümetleri, kalkınma bankalarını, egemen yatırımcıları ve özel sektörü bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklar aracılığıyla, uzun vadeli özel ve kurumsal sermayeyi harekete geçirmeye dayalı yeni bir altyapı finansmanı aşamasına geçiyor.

Bu dönüşüm; bölgenin enerji, su ve dijitalleşme alanlarındaki ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte büyük projelerin uzun vadeli yatırılabilir varlıklara dönüştürülmesinin önem kazanmasıyla gerçekleşiyor.

Körfez’de yaşanan bu değişimler, yalnızca altyapı harcamalarının hacmindeki artışı değil, finansman denkleminin kendisindeki daha derin bir değişimi de gösteriyor. Enerji, su, ulaşım ve dijital ekonomi projelerinin genişlemesiyle birlikte, artan yatırım ihtiyaçlarını karşılamada tek başına kamu finansmanı yetersiz kalıyor. Emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve varlık yöneticileri ise doğaları gereği uzun yıllar boyunca istikrarlı nakit akışı sağlayan varlıklarla uyumlu, uzun vadeli sermayeye sahip bulunuyor.

Bu doğrultuda bölge; riskleri paylaşabilen, projelerin kredi değerliliğini artıran ve kamu yatırımlarını özel sermaye ile kurumsal sermayeyi çekebilecek fırsatlara dönüştüren finansman yapıları kurmaya yöneliyor.

Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde ‘temellerin güçlü’ olduğunu belirtti. Es-Seyyari; nüfus artışı, kentleşme ve ekonomik dönüşüm programlarının yenilenebilir enerji, dijital altyapı, su ve sağlık hizmetleri alanlarında geniş bir fırsat yelpazesi yarattığını vurguladı.

Zorluğun artık mevcut fırsatların büyüklüğünden ziyade, risklerin nasıl yapılandırılacağı ve projelerin hayata geçirilmesi için gerekli sermayenin nasıl toplanacağıyla ilgili olduğunu belirten es-Seyyari, çok taraflı kalkınma kurumlarının projeleri daha finanse edilebilir hale getirmede, yatırımcılar için riskleri azaltmada ve kendi doğrudan katkılarının çok ötesinde sermaye akışlarını teşvik etmede kilit bir rol oynayabileceğini ifade etti.

Yenilenebilir enerji ve dijital altyapı

Es-Seyyari, önümüzdeki beş yıl içindeki en belirgin yatırım fırsatlarının ekonomik büyüme ile iklim ve sürdürülebilirlik hedeflerinin kesişim noktasında yer alacağını açıkladı. Bu kapsamda, depolama teknolojileriyle birlikte büyük ölçekli yenilenebilir enerji projelerinin bölgedeki enerji dönüşümünün temel taşını oluşturacağını belirtti.

xscdfg
Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari (AIIB)

Es-Seyyari, bu tür projelere örnek olarak Umman’daki 500 megavat kapasiteli İbri II Güneş Enerjisi Santrali’nin finansman deneyimini gösterdi.

Ulusal fiber optik ağlardan akıllı lojistik hizmetlerine kadar teknoloji destekli altyapının ‘diğer tüm varlık sınıflarının değerini katladığını’ ifade eden es-Seyyari; sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal altyapının da bölgedeki nüfus artışı ve kentleşmeye paralel olarak büyüyeceğini kaydetti.

Es-Seyyari ayrıca, “Disiplinli yapılandırma ile güçlü çevresel ve sosyal standartlar, bir fırsatı sürdürülebilir ve uzun vadeli bir değere dönüştüren temel unsurlardır” ifadesini kullandı.

Kalkınma kurumları, projelerin finansman edilebilirliğini destekliyor

Es-Seyyari, çok taraflı kalkınma bankalarının riskleri paylaşarak ve gerekli teknik uzmanlığı sağlayarak, hükümetlerin altyapı planlarını finanse edilebilir ve yatırılabilir projelere dönüştürmede kilit bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Bu doğrultuda, ana su arıtma tesislerinin modernizasyonunu hedefleyen ve Suudi Arabistan Su İdaresi ile gerçekleştirilen son finansman projesini örnek gösteren es-Seyyari, bu işlemin Ulusal Altyapı Fonu ve ticari borç verenlerle iş birliği içinde yapılandırıldığını belirtti. Es-Seyyari, bu ölçekteki bir projenin yatırılabilir hale gelmesinin; çok taraflı bir kalkınma kurumunun ticari kreditörlerin üstlenemeyeceği riskleri absorbe etmesi, çevresel ve sosyal özen incelemelerini yürütmesi ve anlaşmayı uluslararası standartlara göre yapılandırmak için gerekli teknik kapasiteyi sağlaması sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.

Es-Seyyari değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Model tam olarak budur; çok taraflı kalkınma kurumları, disiplinli hazırlık, karma finansman ve kredi değerliliğinin artırılması yoluyla hedefleri finanse edilebilir projelere dönüştürür.”

Es-Seyyari, bankanın projelerde yer almasının ‘piyasaya güven verdiğini, algılanan riskleri azalttığını ve özel sermayeyi kendi doğrudan taahhütlerinin çok ötesinde teşvik ettiğini’ de sözlerine ekledi.

Risk dağılımı

Özel sektörün altyapı projelerine katılımının artmasının önündeki engellere değinen es-Seyyari, bu sektördeki risklerin tamamen ortadan kaldırılamayacağını, ancak taraflar arasında uygun şekilde dağıtılması gerektiğini belirtti. Es-Seyyari, düzenleyici belirsizlikler, erken aşama inşaat riskleri veya net geçmişi bulunmayan gelir modelleri gibi yatırımcıların fiyatlandırmakta zorlandığı riskleri üstlenmelerinin istendiği durumlarda zorlukların ortaya çıktığını vurguladı.

“Çok taraflı bir kalkınma bankası olarak görevimiz, bu risk dağılımını düzeltmektir” ifadesini kullanan es-Seyyari, bankanın bu doğrultuda hareket ettiğini kaydetti.

Es-Seyyari, kamu bütçeleri üzerindeki yükü hafifleten egemen olmayan finansmanın yanı sıra, garanti mekanizmaları ve ilk zarar üstlenme yapılarının kurumsal yatırımcılar için ticari dilimlerin cazibesini artırdığını, ayrıca projelerin uygulama ve işletme süreçlerine olan güveni pekiştirdiğini belirtti.

Gelecekteki projelerin yatırımcılar açısından şeffaf ve öngörülebilir olmasının önemine dikkat çeken es-Seyyari, bankanın Suudi Arabistan ile geliştirdiği yatırım programının, tekil anlaşmalara bağımlı kalmak yerine piyasaya yapılandırılmış bir dizi yatırım fırsatı konusunda daha net bir vizyon sunduğunu vurguladı.

Kurumsal yatırımcıları çekmek için 4 koşul

Es-Seyyari, emeklilik fonları ve sigorta şirketlerinin devasa miktarlarda uzun vadeli sermaye yönettiğini, bu yatırımların niteliği ile söz konusu kurumların yükümlülükleri arasındaki doğal uyuma rağmen, portföylerinin yalnızca sınırlı bir kısmının altyapıya ayrılmış durumda olduğunu ifade etti.

Altyapı yatırımlarının uzun vadeli, öngörülebilir ve genellikle enflasyona endeksli nakit akışları sunduğunu belirten es-Seyyari, bu durumun kurumsal yatırımcıların yükümlülükleriyle yüksek düzeyde uyum sağladığını vurguladı.

Bu tür yatırımların önünü daha fazla açmak için dört temel şart belirleyen es-Seyyari, bunları; net kamu-özel iş birliği düzenlemelerini de içeren istikrarlı hukuki ve düzenleyici çerçeveler, ihale belgeleri ile proje yapılarının standartlaştırılması, kredi değerliliğini artırıcı araçların sağlanması ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında güvenilir bir performans sergilenmesi şeklinde sıraladı.

“Küresel yatırımcıların birçoğu net sıfır emisyon taahhütlerine tabi durumda. Bu nedenle Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu varlıklar arıyorlar” diyen es-Seyyari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu şartlar sağlandığında, Körfez’deki altyapı projeleri kurumsal yatırımcılar için ana varlık sınıfına dönüşebilir. Sermaye de bunu takip edecektir.”

Bölgesel fonlar sermaye mobilizasyonunu güçlendiriyor

Es-Seyyari, bölgesel fonları Körfez’de ve genel olarak bölgedeki altyapı projeleri için özel sermayeyi harekete geçirmede en etkili araçlardan biri olarak nitelendirdi.

Doğrudan kredinin tek bir projeyi finanse ettiğini belirten es-Seyyari, iyi yapılandırılmış bir yatırım platformunun ise birden fazla projeden oluşan bir portföyü finanse edebileceğini, riskleri çeşitlendirebileceğini ve etrafında entegre bir yatırım ekosistemi kurabileceğini açıkladı.

AIIB’nin Körfez ülkelerindeki altyapı fonlarına yönelik taahhütlerine dikkat çeken es-Seyyari, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Umman Yatırım Otoritesi gibi yatırımcıların desteğiyle hareket eden Rakiza ile Aberdeen Standard Investcorp Infrastructure Partners gibi fonları örnek gösterdi. Es-Seyyari, bu fonların sağlık, eğitim, su, ulaşım ve dijital ağlar da dâhil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki sürdürülebilir temel altyapıları hedeflediğini kaydetti.

AIIB’nin katılımının yalnızca sermaye sağlamakla kalmayıp aynı zamanda projelere belirli standartlar getirdiğini vurgulayan es-Seyyari, alt projelerin bankanın kriterlerine göre değerlendirildiğini, uygun olmayan faaliyetlerin kapsam dışı bırakıldığını ve yönetişim gerekliliklerinin sözleşmelere dâhil edildiğini belirtti.

Es-Seyyari, ‘ölçek, disiplin ve yerel uzmanlık’ bileşiminin, kurumsal sermayeyi bölgenin altyapı ihtiyaçlarına yönlendirmede temel unsur olduğunu ifade etti.

Mevcut varlıkların güncellenmesi

Es-Seyyari, Körfez ülkelerinin ekonomik büyüme, çevresel hedefler ve uzun vadeli finansman ihtiyaçları arasında denge kuran sürdürülebilir bir altyapı ekosistemi inşa etmede kaydettiği ilerlemeyi övdü. Sürdürülebilirliğin, net sıfır taahhütlerinden yenilenebilir enerji hedeflerine kadar bölgedeki ulusal vizyonların temel bir parçası haline geldiğini belirten es-Seyyari, özellikle dikkat çeken hususun, bölge ülkelerinin sadece yeni projeler inşa etmekle kalmayıp mevcut varlıkları modernize etmeye yönelmesi olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’daki su arıtma tesislerinin modernizasyonunu buna örnek gösteren es-Seyyari, termal arıtma teknolojilerinden ters ozmoz teknolojisine geçişin, üretim kapasitesini artırıp varlıkların ömrünü uzatırken enerji tüketimini ve emisyonları azaltacağını açıkladı.

“Büyüme ve çevresel performans birlikte ilerliyor” diyen es-Seyyari, bölgedeki finansman ekosisteminin de çok taraflı, ulusal ve ticari kurumları bir araya getiren finansal yapılarla hızla geliştiğini belirtti.

AIIB tarafından onaylanan her finansmanın Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olduğunu vurgulayan es-Seyyari, “Bölgenin yönü net ve biz bu süreci desteklemekten gurur duyuyoruz” dedi.

Enerji, su ve yeşil hidrojen

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıl içinde Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin altyapıyla bağlantılı bir dizi alanda öne çıkacağını öngörüyor. Bu alanların başında yenilenebilir enerji ve depolama sistemleri, gelişmekte olan yeşil hidrojen ekonomisinin yanı sıra teknoloji odaklı altyapı ile iklim değişikliklerine karşı dirençli su sistemleri geliyor. Bölgenin bağlantı altyapısı, veri merkezi kapasiteleri ve dijital altyapı alanlarında halihazırda ileri düzey yatırımlara sahip olduğunu belirten es-Seyyari; su güvenliğinin ise bölgenin yapısı ve gelecekteki ihtiyaçları dikkate alındığında stratejik bir öncelik teşkil ettiğini vurguladı.

Finansman modellerinde dönüşüm

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıldaki en belirgin gelişmenin sadece altyapı projelerinin niteliğiyle sınırlı kalmayacağını, bu projelerin finanse edilme yöntemlerine de yayılacağını değerlendiriyor. Bu süreçte, ağırlıklı olarak kamu finansmanına dayanan modellerden; hükümetleri, kalkınma kurumlarını, egemen yatırımcıları ve özel sermayeyi bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklara doğru kademeli bir geçiş yaşanması öngörülüyor.

frgty
Asya Altyapı Yatırım Bankası binası (AIIB)

Bu dönüşümün AIIB’nin desteklemek amacıyla kurulduğu rolün özünü oluşturduğunu belirten es-Seyyari, bankanın Doha’da ev sahipliği yapacağı 11. Yıllık Toplantısı’nın ‘Yarının Altyapısı: Etki ve İnovasyon’ teması altında önemli bir dönüm noktası olacağını ifade etti. Es-Seyyari, önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yenilenebilir enerji, dijital altyapı ve su sistemleri alanlarında bir dizi küresel trende öncülük etmesini beklediğini kaydetti.



Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını görüşmek üzere gelecek hafta Riyad’da olağanüstü toplanacağını açıkladı.

İshak Dar, cuma günü düzenlediği basın toplantısında, komitenin toplantı sırasında atılacak sonraki adımları belirleyeceğini söyledi. Dar ayrıca 6’dan fazla ülkenin “Mekke İttifakı”na katılmak istediğini belirtti. Reuters’ın aktardığına göre Dar, söz konusu açıklamaları yaptı.

Pakistan ordusu da cuma günü yaptığı açıklamada, üst düzey komutanların Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi. Açıklamada, Pakistan’ın Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğu ve İslami kutsal mekanların güvenliğine bağlılığını sürdürdüğü ifade edildi.

f67k8
İstanbul’da düzenlenen “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısından (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif tarafından 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Anlaşması”na göre taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırı, tüm taraflara yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.

Ortak askeri müdahaleye ilişkin karar ise özellikle saldırıya uğrayan ülke başta olmak üzere anlaşmanın taraflarınca değerlendiriliyor. Müdahalenin gerekliliği, saldırının niteliği, tehdidin düzeyi ve ciddiyeti ile taraflardan beklenen katkı dikkate alınarak değerlendiriliyor. Böylece tarafların savunma kapasitelerinin arzu edilen bütünleşme çerçevesinde bir araya getirilmesi hedefleniyor.

İstanbul, 31 Ağustos’ta “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yaptı. Toplantıya Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları katıldı.

Üç ülke toplantı sırasında, bölgelerinde barış ve sürdürülebilir istikrarı sağlamak amacıyla “Mekke Anlaşması” çerçevesinde birlikte çalışma kararlılıklarını yineledi. Taraflar ayrıca gerilimi azaltmaya ve itidali teşvik etmeye yönelik çabaları desteklemeyi ve krizlerin barışçıl yollarla çözümünü teşvik etmeyi sürdüreceklerini belirtti. Bu yaklaşımın, üç ülkenin bölgesel sorumluluklarını yerine getirme konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığı ifade edildi.

hyujı
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’taki toplantıda Hakan Fidan ve Muhammed İshak Dar’ın arasında (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Üç ülkenin dışişleri bakanları 24 Eylül’de New York’ta bir araya geldi. Görüşmede anlaşma kapsamında oluşturulacak genel sekreterlik, komiteler ve çalışma gruplarının kurulmasına ilişkin kaydedilen ilerleme ile çalışmaların başlamasına yönelik hazırlıklar ele alındı.

Bakanlar ayrıca Mekke’ye yönelik saldırılar ile Suudi Arabistan’daki sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kınadı. Suudi Arabistan’ın, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca güvenliğini savunmak için uygun gördüğü tedbirleri alma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Üç ülkenin genelkurmay başkanları da 25 Eylül’de Riyad’da düzenlenen toplantıda güvenlik durumunu ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ele aldı. Komutanlar, Mekke’yi ve ülkenin sivil ve ekonomik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı.

gthyju
Riyad’da bir araya gelen Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan genelkurmay başkanları (Reuters)

Toplantıda ayrıca üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının ve askeri koordinasyonun geliştirilmesi ile savunma kapasitesinin bütünleştirilmesi yolları ele alındı. Bu adımların caydırıcılığın ve kolektif savunmanın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.


Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
TT

Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Suudi Arabistan kamu maliyesinin, petrol üretimindeki düşüşe bağlı küçülmenin ardından petrol dışı sektörün sağladığı dirençle birlikte 2027 yılına yeni bir dinamikle girmesi bekleniyor. Yayımlanan ön bütçe açıklamasına göre, kademeli bütçe açığını azaltma hedefi doğrultusunda yatırım harcamaları ve ekonomik çeşitlendirme odaklı stratejinin sürdürüldüğü bildirildi.

Ön bütçe verilerine göre, 2026 yılında yaşanması beklenen yüzde 3,6’lık daralmanın ardından Suudi Arabistan reel gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) 2027 yılında yüzde 12,8 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Bütçe açığının ise GSYİH’ye oranla yüzde 3,6 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Bu süreçte petrol dışı gelirler, özel sektörün artan rolü ve ekonomik dönüşüm yatırımları vasıtasıyla petrol dışı sektörün ekonomideki payının genişlemeyi sürdürdüğü kaydedildi.

Uzmanlar, söz konusu göstergelerin büyüme ve gelir kaynaklarında kademeli bir dönüşüme işaret ettiğini belirtti. Petrolün kamu maliyesi ve ihracattaki temel rolünü koruduğu, ancak ekonominin gelir ve büyüme üreten daha geniş bir faaliyet tabanına kavuştuğu ifade edildi.

2027 yılı bütçe öngörülerinde kamu harcamalarının 1,392 trilyon riyal (371 milyar dolar), bütçe gelirlerinin ise 1,202 trilyon riyal (320,5 milyar dolar) seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bütçe açığının ise 190 milyar riyal (50,5 milyar dolar) olacağı tahmin ediliyor.

Üç gelir senaryosu

2027 yılı bütçe öngörülerinde, devlet harcamalarının yıllık yaklaşık 1,392 trilyon riyal seviyesinde sabit tutulduğu 2027-2029 dönemine ilişkin üç ayrı gelir senaryosuna yer verildi. Bu durum, gelirlerin izleyeceği seyre bağlı olarak ortaya çıkabilecek farklı mali sonuçları göz önüne seriyor.

Temel senaryoya göre bütçe gelirlerinin 1,202 trilyon riyal, bütçe açığının ise yaklaşık 191 milyar riyal seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Yüksek gelir senaryosunda gelirlerin 1,261 trilyon riyale yükselmesi ve bütçe açığının yaklaşık 132 milyar riyale gerilemesi varsayılıyor. Düşük gelir senaryosunda ise gelirlerin 1,134 trilyon riyale düşmesiyle birlikte bütçe açığının yaklaşık 259 milyar riyale çıkacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu senaryolar, gelirlerin bir kısmının petrol piyasalarındaki gelişmeler ve küresel ekonomiye bağlı olması nedeniyle kamu maliyesinin karşı karşıya bulunduğu olasılık yelpazesini yansıtırken; hükümetin harcamaları belirli seviyeler dahlinde planlamayı sürdürdüğünü gösteriyor. Bu yaklaşım ayrıca, maliye politikasının harcamaları kısa vadeli gelir dalgalanmalarına doğrudan bağlamak yerine, bütçe açığı seviyesindeki değişimler vasıtasıyla gelir farklılıklarını absorbe etme kapasitesini ortaya koyuyor.

Harcamalar ve bütçe açığı

Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdullah el-Mir, 2027 bütçesinde açık verilmesine rağmen harcamaların yüksek seviyelerde sürdürülmesinin, maliye politikasının büyümeyi destekleme ve ekonomideki yapısal dönüşümü finanse etme amacıyla kullanıldığını gösterdiğini belirtti.

GSYİH’nin yaklaşık yüzde 3,6’sı olarak öngörülen bütçe açığının, ekonomik faaliyeti desteklemek ile mali sürdürülebilirliği korumak arasında denge kurmayı hedefleyen bir maliye politikasının sonucu olduğunu ifade eden el-Mir, açık seviyesinin değerlendirilmesinde finansman sağlanan harcamanın niteliğinin belirleyici olduğuna dikkat çekti.

Harcamaların altyapı, kalkınma ve ekonomik dönüşüm projelerine yönlendirilmesinin büyümeyi destekleyebileceğini ve petrol dışı faaliyet tabanını genişletebileceğini vurgulayan el-Mir, üretken olmayan cari harcamalardaki artışın ise borç yükünü ve finansman maliyetlerini yükselterek rezervler üzerinde baskı oluşturabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, Suudi Arabistan’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının mevcut tahminlere göre yüzde 30 ila 33 arasında seyrettiğini, hükümetin ise sukuk ve tahvil dâhil olmak üzere yerel ve uluslararası finansman araçlarını kullanmaya devam ettiğini bildirdi.

Petrol dışı gelirler

El-Mir, gelir yapısındaki dönüşümün ekonomik tabanın genişlemesi ve kamu maliyesinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalması açısından önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Bu doğrultuda, petrol dışı gelirlerin toplam harcamaları karşılama oranının 2015 yılındaki yaklaşık yüzde 17 seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık yüzde 36’ya yükseldiğine dikkat çekti.

Söz konusu dönüşümün Suudi Arabistan ekonomisinin büyümesi, özel sektör katkısı ve yatırımlardaki artışla eş zamanlı gerçekleştiğini ifade eden el-Mir, bu gelişmenin altyapı, turizm ve dijital dönüşümün de aralarında bulunduğu sektörlerdeki petrol dışı faaliyetlerin genişlemesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir ayrıca, Ulusal Yatırım Stratejisi kapsamındaki yatırımların, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) genişleme adımlarının ve Bölgesel Merkez Ofis Programı’nın petrol dışı sektörleri canlandırdığını kaydetti. Tahminlerine göre, 700’den fazla uluslararası şirketin bölgesel merkez ofislerini Riyad’a taşıdığı bilgisini paylaştı.

Dış riskler

El-Mir, 2027 bütçesinin karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin olarak, bölgedeki ve dünyadaki jeopolitik gelişmelerin petrol ve emtia piyasaları ile navlun süreçlerini etkileyen en önemli unsurlar arasında yer almayı sürdürdüğünü belirtti.

Küresel ekonomideki yavaşlamanın enerji fiyatlarındaki artışla eş zamanlı seyretmesinin Suudi Arabistan’ın petrol ve petrol dışı ihracat talebine yansıyabileceğini ifade eden el-Mir, küresel enflasyonun devam etmesi ve yüksek faiz oranlarının ise özel sektörün finansman maliyetlerini artırabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, küresel enflasyonist baskıların bir kısmının mal, hizmet ve navlun maliyetlerindeki artış yoluyla iç piyasa fiyatlarına yansıma ihtimaline dikkat çekerek, Suudi Arabistan’da enflasyonun 2026 yılında yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiğini aktardı.

Petrol dışı ekonomi endeksi

El-Mir, petrol dışı faaliyetlerin reel GSYİH büyümesinin, ekonomik çeşitlendirmenin sürdürülebilirliği ve petrole olan nispi bağımlılığın azalmasının bir göstergesi olarak 2027 yılında Suudi Arabistan ekonomisinin performansını takip etmedeki en önemli kriter olacağını belirtti.

Petrol dışı faaliyetlerdeki büyümenin petrol dışı gelirler, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği ve istihdam piyasasına olumlu yansıdığını ifade eden el-Mir, enflasyon, petrol dışı gelirlerin harcamaları karşılama oranı, Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, özel sektörün GSYİH’ye katkısı ve borcun GSYİH’ye oranı gibi göstergelerin de bu süreçte kritik önem taşıdığını vurguladı.

Ekonomik dönüşüm

Finans Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, 2027 bütçe rakamlarının maliye politikasının yalnızca harcamaları denetleme veya bütçe açığını kısma odaklı olmadığını; mali sürdürülebilirlikle eş zamanlı olarak ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine odaklandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

fvgrbthyjukılo
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Bütçenin ekonomik dönüşümü destekleyen projelere ve sektörlere harcama yapmaya devam etmeyi, özel sektörün rolünü güçlendirmeyi ve petrol dışı faaliyetlerin katkısını artırmayı hedeflediğini belirten el-Attas; aynı zamanda büyüme ve yatırımları destekleyecek harcama seviyelerinin korunduğunu aktardı.

El-Attas, bu durumun maliye politikasının petrol gelirlerini yönetme odaklı anlayıştan, daha çeşitli bir ekonomiyi yönetme ve kamu maliyesini sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir araç olarak kullanma yaklaşımına evrildiğini gösterdiğini kaydetti.

Petrol dışı gelir artışı

El-Attas, son on yıldaki en göze çarpan dönüşümün petrol dışı gelirlerdeki büyük artış olduğuna dikkat çekerek, bu gelirlerin 2015 yılındaki yaklaşık 166 milyar riyal seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 505 milyar riyale yükseldiğini belirtti. Bu büyümenin yalnızca gelirlerdeki geçici bir artıştan ibaret olmadığını, ekonomideki yapısal dönüşümü yansıttığını vurguladı.

Petrol dışı ekonomik faaliyet tabanının genişlemesinin; özel sektörün, turizmin, hizmetlerin, sanayinin, teknolojinin ve yatırımların artan rolüyle birlikte Suudi Arabistan ekonomisine büyüme ve gelir üretme noktasında daha geniş bir zemin kazandırdığını da sözlerine ekledi.

Petrol hâlâ temel unsur

El-Attas’a göre, Vizyon 2030’un hayata geçirilmesinin ardından geçen yaklaşık on yıllık süreçteki en belirgin ekonomik başarı, ekonomik çeşitlendirmenin planlama ve girişim aşamasından çıkarak ekonomide ve kamu maliyesinde somut etkilerini göstermeye başlaması oldu. Bu doğrultuda petrol dışı gelirlerin kamu maliyesi için kritik bir kaynak haline geldiği ifade edildi.

Suudi Arabistan ekonomisinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalmasının ham petrolün etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirten el-Attas, petrolün gelirler ve ihracat içindeki ana bileşen konumunu koruduğunu, bu nedenle fiyat ve üretim değişimlerinin kamu maliyesi üzerindeki etkisinin sürdüğünü kaydetti.

Bununla birlikte el-Attas, günümüzdeki temel farkın petrol dışı ekonominin genişlemesi ile büyüme ve gelir üretme kapasitesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun, petrol ana sütun olarak kalmaya devam ederken Suudi Arabistan ekonomisinin büyüme motorlarını çok yönlü hale getirdiğini vurguladı.

Ekonomik dönüşümün özünün petrolden vazgeçmek olmadığını dile getiren el-Attas, amacın petrol piyasasındaki değişen koşullara rağmen büyümeyi ve genişlemeyi sürdürebilen bir ekonomi inşa etmek olduğunu ifade etti.


Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
TT

Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Kral Selman bin Abdulaziz adına çarşamba günü Şura Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’ın bölgesel krizlere yaklaşımına ilişkin bir dizi mesaj yer aldı.

Analistlere göre söz konusu mesajlar, istikrarın ve siyasi çözüm yollarının desteklenmesi, egemenlik ve çıkarların korunması ile Vizyon 2030 programları kapsamında hız kazanan ekonomik reformların sürdürülmesine vurgu yaptı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi konuşmasında, ülkesinin uluslararası iş birliğini güçlendirmek, gerilimi azaltmak ve gerginliklerin önüne geçmek için çalıştığını belirterek, kendisine yönelik herhangi bir tehdit veya saldırıya karşı kararlı şekilde karşılık vermekten çekinmeyeceğini vurguladı. Muhammed bin Selman ayrıca ülkesinin, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu aracılığıyla Yemen hükümetini desteklediğini belirterek, bunun amacının ‘ülke genelinde otoritesini tesis etmek, istikrarı yeniden sağlamak ve kaos ve yıkımı, Yemen halkını ve bölgeyi tehdit etmeyi kendisine yol edinmiş terörist Husilerin saldırılarına karşı koymak’ olduğunu ifade etti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın konuşmasında, tüm Körfez ülkelerini hedef alan saldırıların bölgenin güvenliği ve istikrarının bölünmez bir bütün olduğunu teyit ettiğini belirterek, “Kardeşlerimizle birlikte Körfez güvenliğini korumak, stratejik iş birliği ve ekonomik bütünleşme için çalışıyoruz” dedi. Muhammed bin Selman ayrıca, Suudi Arabistan’ın Filistin halkının haklarına bağlılığının köklü bir tutum olduğunu ve Filistin halkı meşru haklarına kavuşana kadar devam edecek kesintisiz bir çaba niteliği taşıdığını vurguladı.

6 önemli nokta

Siyasi analist Münif el-Harbi, Kral’ın konuşmasının altı temel noktayı içerdiğini belirtti. Bunların başında, Yemen hükümetinin meşru otoritesinin ülke topraklarının tamamında hakimiyet kurabilmesi için desteklenmesine yapılan vurgu geldiğini ifade eden el-Harbi, bunun siyasi bir çözüme ulaşılabilmesi için ‘sahada Yemen hükümetinin meşru otoritesi lehine etkili bir değişim’ gerektiğine işaret ettiğini söyledi.

Mekke İttifakı

El-Harbi, Veliaht Prens’in Mekke İttifakı olarak adlandırdığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda Türkiye ve Pakistan’ın üstlendiği rollere yönelik Suudi Arabistan’ın ‘açık memnuniyetine’ de dikkat çekti. Ayrıca çok uluslu savunma amaçlı deniz ittifakının, deniz ulaşımının serbestisinin ve uluslararası toplumun bu konudaki sorumluluğunun önemine vurgu yapıldığını belirtti.

Filistin meselesi, Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasında yer alıyor

El-Harbi’ye göre, bölgedeki art arda yaşanan krizlere rağmen Filistin meselesinin konuşmada yer alması, konunun Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasındaki yerini koruduğunu gösteriyor. Bunun, Ortadoğu’da barışın sağlanmasının 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasına bağlı olduğunun vurgulanmasıyla ortaya konulduğunu belirtti.

İç politikaya ilişkin olarak ise el-Harbi, konuşmada siyasi ve güvenlik koşullarıyla mücadele ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında bağlantı kurulduğuna dikkat çekti. Veliaht Prens’in, vizyon kapsamındaki programların hedeflerinin yüzde 93’üne ulaşıldığını belirttiğini aktaran el-Harbi, kalkınma, ülkenin güçlendirilmesi ve refahın artırılması ile yaşam kalitesinin iyileştirilmesine odaklanılmaya devam edildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri yetenekleri hakkında bir mesaj

El-Harbi, konuşmanın Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri kapasitesine ve tehditlerle başa çıkma kabiliyetine ilişkin de bir mesaj içerdiğini belirtti. Bunun yanı sıra, krallığın karşı karşıya olduğu zorluklarla mücadele etmesini ve bunları fırsatlara dönüştürmesini sağlayan ‘nitelikli caydırıcılık kapasitesine’ dikkat çekildiğini ifade etti.

Siyasi araştırmacı Faysal eş-Şemri ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın ‘kendine güvenen, çıkarlarını bilen ve bölgesel meseleleri istikrar ve sorumlu güç anlayışıyla ele alan bir devlet’ konumundan hareket ettiğini yansıttığını değerlendirdi.

Eş-Şemri, konuşmanın siyasi boyutunda Körfez güvenliğinin birbiriyle bağlantılı olduğuna ve bölgesel sorunların birbirinden bağımsız meseleler olarak değil, bölgenin güvenlik ve istikrarına yansıyan tek bir sistemin parçaları olarak ele alınması gerektiğine vurgu yapıldığını söyledi.

Konuşmanın, bir yandan diplomatik çözümlerin desteklenmesi ve gerilimin azaltılması, diğer yandan egemenliğin ve ulusal çıkarların korunmasına yönelik vurgular arasında bir denge ortaya koyduğunu belirten eş-Şemri, değerlendirmesini bu yönde sürdürdü.

Stratejik bir boşluk bırakmamak

Eş-Şemri, Filistin meselesi, Kızıldeniz ve Körfez’in güvenliği ile Yemen’in istikrarına ilişkin tutumların, Suudi Arabistan’ın bu konulardaki dış politika ilkelerinin devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Konuşmanın genel mesajının ise krallığın gerilimi tırmandırmayı amaçlamadığı, ancak aynı zamanda çevresinde ‘stratejik bir boşluk’ oluşmasına da izin vermediği yönünde olduğunu ifade etti.

Uluslararası ilişkiler uzmanı araştırmacı Ahmed el-İbrahim ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın diplomatik girişimlerle ulusal çıkarlarını koruma kapasitesini bir arada sürdürdüğünü gösterdiğini belirtti. El-İbrahim, bölgenin istikrarının devlet kurumlarının desteklenmesi ve krizlerin uzun vadeli tehdit kaynaklarına dönüşmesinin önlenmesiyle bağlantılı olduğunun vurgulandığını kaydetti.

El-İbrahim, bölgesel gelişmeler ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında kurulan bağlantının, Riyad’ın kalkınmayı krizlerle birlikte kesintiye uğramayan stratejik bir süreç olarak gördüğüne işaret ettiğini söyledi. Bölgesel meseleler açısından ise Yemen, deniz ulaşımının güvenliği ve Filistin meselesinin, siyasi çözümlerin önemini vurgulayan bir çerçevede öne çıktığını belirten el-İbrahim, bunun yanı sıra Suudi Arabistan’ın kendi güvenliğini ve bölgenin istikrarını tehdit eden unsurlarla mücadele etmeye hazır olduğunun ortaya konulduğunu ifade etti.