Çin, Ukrayna ve yeni uluslararası düzen

Taraflar, istenen sonuçları doğuramayan girişimleri ve fikirleri ortaya koymadan önce konumlarını sağlamlaştırmaya çalışıyorlar

Çin, Karadeniz genelinde yürürlükte olan buğday tedarik düzenlemelerinin önemini vurguladı (AFP)
Çin, Karadeniz genelinde yürürlükte olan buğday tedarik düzenlemelerinin önemini vurguladı (AFP)
TT

Çin, Ukrayna ve yeni uluslararası düzen

Çin, Karadeniz genelinde yürürlükte olan buğday tedarik düzenlemelerinin önemini vurguladı (AFP)
Çin, Karadeniz genelinde yürürlükte olan buğday tedarik düzenlemelerinin önemini vurguladı (AFP)

Nebil Fehmi
Eski Çin Dışişleri Bakanı ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) Politbüro üyesi Wang Yi geçtiğimiz günlerde Moskova'yı ziyaret ederek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü ve burada birtakım açıklamalarda bulundu. Çin’in mevcut Dışişleri Bakanı Çin Gang, bir ses kaydı ile katıldığım Pekin'deki uluslararası güvenlik konulu bir konferansta konuştu. Her ikisi de doğrudan ve dolaylı olarak Çin'in uluslararası güvenliğe bakışından bahsederken 21. yüzyılda uluslararası ilişkilerde uyulması gereken ilkelere değindiler. Her iki konuşma da birçok ortak unsuru barındırıyordu.
Bu unsurlar, Rusya ve Batı ülkelerine farklı, gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere uluslararası topluma ise genel olarak stratejik silahlarla ilgili olan farklı mesajlar taşıyordu. Çin’in siyasi ittifaklarında ve uygulamalarında bir değişiklik olduğunu ortaya koyan bu iki konuşma, Çin'in modern uluslararası sisteme bakış açısı için önemli mülahazaları da barındırıyordu.
Bu mülahazalardan ilki, Ukrayna'daki durum ve bu durumun, bazıları tarafından nabzın tutulmasına, askeri operasyonları durdurmayı ya da çatışmanın yoğunluğunu azaltmayı amaçlayan fikirler öne sürmesine ve girişimlerde bulunmasına yol açan, tehlikeli ve maliyetli hale gelen riskleri ve yansımalarıyla ilgiliydi. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns’ün Ukrayna tarafından pek iyi karşılanmayıp dolaylı olarak reddedilen bir öneride bulunduğuna dair birtakım haberler olsa da bu haberler belgelenemedi. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından öne sürülen, ancak Ukrayna’da daha güçlü bir şekilde reddedilen görüşler de var. Bunların ardından Çin, bir girişimde bulundu. Ancak Pekin, böyle adımlar atmaya alışkın değildi. Bu da Çin’in durumun ciddiyetinin farkında olduğu ve taraflar arasında mevcut çıkmazdan bir çıkış yolu arama konusunda daha fazla çaba sarf edildiğini yansıtıyor.
İkinci ve önemli mülahaza, Çin’in girişiminin, siyasi sistemine karşı artan güvenini yansıtması ve diplomasiyi daha açık ve güçlü bir şekilde uygulama niyetinde olduğunun bir göstergesi olmasıydı. Bu da Çin Devlet Başkanı’nın (Şi Cinping) ÇKP’nin son Ulusal Kongresi’nde birçok kişinin dikkatini çeken konuşmasıyla ve ardından Çin Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin ABD'den gelen eleştirilere yanıt olarak yaptığı güçlü ve bazen keskin açıklamalarla oldukça uyumlu. Çin Devlet Başkanı’nın Davos Zirvesi öncesi ülkesinin küreselleşme çağında uluslararası ekonomik sistemin reformunda öncü bir rol oynamaya hazır olduğunu duyurduğu konuşmasını da hatırlamalıyız.
Çin'in girişimi, Ukrayna krizi için ayrıntılı ve operasyonel bir barış planı olmayıp genel ilkeler ve unsurlardan oluşan bir belge olduğunu belirtmekte fayda var. Çin'in kapsamlı ve sürdürülebilir bir uluslararası güvenlik sisteminin geliştirilmesi için yaptığı yeni çağrısı çerçevesinde aynı anda birkaç tarafa hitap ederken bir yandan da Çin’in uluslararası erişimi sadece süper güçlere özel olmadığı, dünyanın çeşitli ülkelerinin de erişiminin olmadığı gerektirdiğine dair anlayışını da yansıtıyordu.
Çin'in önerisinde her biri dikkatlice hesaplanmış ve yönlendirilmiş 12 madde yer aldı. Çin her ne kadar taraflardan herhangi birinin adını vermekten kaçınsa da bu maddelerden ilki, Ukrayna topraklarına saldırmasından ötürü esasen Rusya’ya yönelik bir mesaj olduğu anlaşılan ‘devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi’ zorunluluğuna yapılan vurguydu.
İkinci maddede, temelde askeri anlamda iki taraf arasındaki güç dengesi olan ‘Soğuk Savaş mantığının terk edilmesi’ çağrısıydı. Bu çağrı, başkalarının saygı duyduğu ‘nüfuz alanları’ ile ilgili gayrı resmi anlayışların yanı sıra ve burada hem ABD’ye hem de Rusya’ya gönderilen bir mesajdı. Ukrayna krizi, geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde güç dengesinin tanık olduğu kavramların, anlayışların ve dengesizliklerin bir sonucudur.
Bunların ardından çatışan taraflara hitaben Ukrayna'da ateşkes çağrısı yapan Çin, taraflardan herhangi birinin galip geleceği askeri bir çözüme yer olmadığı, bir ülkenin güvenliğinin diğerlerinin güvenliği pahasına sağlanamayacağı, bölgesel güvenliğin askeri blokları genişleterek garantiye alınamayacağı ve şiddetin devam etmesinin daha fazla kayıptan başka bir şey getirmeyeceğini vurguladı.
Çin, önemli bir çağrı olan ve krizden çıkış yollarıyla ilgili arayışa kapıyı aralayan bir çağrı ile çatışan taraflar arasında barış müzakerelerinin başlatılması gerektiğini belirtse de bu çağrıya hemen bir yanıt verilmesini beklemediğini de ekledi.
Çin'in daha sonra Ukrayna'daki durumla ilgili insani krizle mücadele çağrısında bulunması, önerisinde bir dereceye kadar denge olduğunu gösterirken tek başına olmamakla birlikte, Ukrayna tarafına yönelik olumlu bir mesajdır.
Çin'in sivillerin ve savaş esirlerini haklarının korunması gereğini vurgulaması, savaş yasaları ve uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka saygılı bir taraf olarak imajını destekledi.
Çin, nükleer silahlarla uğraşmanın ve onlarla tehdit etmenin doğru olmadığı vurgulayarak nükleer tesislerin korunmasının yanı sıra stratejik çatışma potansiyelinin azaltılması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca kimyasal ve biyolojik silahların, yani tüm kitle imha silahlarının da kullanılmasına karşı olduğunu belirtti. Çin, bu şekilde, yetkilileri arasında basın üzerinden nükleer silah kullanımıyla ilgili girdikleri polemik nedeniyle ABD ve Rusya’ya mesajlar gönderdi.
Çin, özellikle gelişmekte olan ülkelere gönderdiği bir mesajla, Karadeniz üzerinden buğday arzı için düzenlemelerin sürdürülmesinin önemini vurguladı.
Bunun yanında tek taraflı yaptırımların durdurulmasını isteyen Çin, böylece özellikle yaptırım uygulama yöntemine defalarca kez başvuran Washington'a kritik bir mesaj gönderdi. Çünkü Çin, özellikle uluslararası ticari finans sisteminin ABD dolarına bağımlı olmasının ABD'nin doları etkilemesini ve bu sistemi kontrol etmesini kolaylaştırırken, kendi ekonomisinin bundan olumsuz yönde etkilenmesinden korkuyor.
Çin’in başta endüstriyel tedarik zincirleri olmak üzere uluslararası ekonomik ve ticari sistemin korunmasını istemesi, herkes için olumlu bir mesaj olurken bilgeliğinin ve dengeli tutumunun bir göstergesi olarak yorumlanabilir.
Çin, aynı olumlu ve bilgece tutumla, çatışma sonrası yeniden yapılanma ve istikrar için yeterli kaynakları sağlamaya hazır olunması çağrısında bulunarak buna olumlu katkıda bulunmaya hazır olduğunun da altını çizdi.
Ukrayna’daki çatışmanın hızlı bir şekilde sona ermesini beklemiyorum. Kışın geçmesinden sonra ilkbahar ve yazın bir bölümünde askeri bir tırmanış olmasını bekliyorum.
Taraflar, istenen sonuçları doğuramayan girişimleri ve fikirleri ortaya koymadan önce konumlarını sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Bu da tarafların birbirinin nabzını ölçtüğü aşamadır. Bunu, taraflar arasında kademeli olarak zımni anlaşmalara varmadan önce, askeri arenada kademeli bir ateşkese ulaşmak için uzatılabilecek bir dönem ya da başka bir deyişle kontrollü çatışmanın uzatılmış bir aşaması takip edecektir. Belki de bu, aralarında yasal bir anlaşmaya giden yolu açacaktır. Ancak tüm bu aşamaların uzun süreceğini ve taraflar arasında yasal bir anlaşmaya dönüşmeyecek üstü kapalı anlaşmalarla sona erebileceğini düşünüyorum.
Çin’in girişimi önemli. Çünkü Ukrayna ihtilafında yeni bir aşamanın başladığının bir göstergesi olabilir. Ancak asıl önemi, şu anda şekillenmekte olan yeni uluslararası düzenin oluşumunu etkilemesinden ve Çin'in diplomasisinin yenilendiğinin bir göstergesi olmasından kaynaklanıyor.



Berlin havaalanı, buzlanma nedeniyle bugün de kapalı kalacak

Berlin havaalanının içinden, (Arşiv-Reuters)
Berlin havaalanının içinden, (Arşiv-Reuters)
TT

Berlin havaalanı, buzlanma nedeniyle bugün de kapalı kalacak

Berlin havaalanının içinden, (Arşiv-Reuters)
Berlin havaalanının içinden, (Arşiv-Reuters)

Alman Basın Ajansı’na (DPA) göre Berlin havaalanı sözcüsü, buzlanma nedeniyle havaalanının bugün de kapalı kalacağını ve hava trafiğinin yeniden ne zaman başlayacağının belirsiz olduğunu belirtti.

Dün, havaalanını kaplayan kar ve kara buz nedeniyle havayolları uçuşlarını ertelemek veya iptal etmek zorunda kaldı.

Havalimanının internet sitesinde şu ifade yer alıyordu: "Hava koşulları nedeniyle şu anda kalkış veya iniş mümkün değildir."

Kara buz, sıcaklıklar düştüğünde yüzeylerde oluşan ince, şeffaf bir buz tabakasıdır. Havalimanlarında kara buz, uçakların pistte kaymasına, kalkış ve inişlerin askıya alınmasına veya iptal edilmesine yol açabileceği için önemli bir tehlike oluşturmaktadır.


Maskat’ta ikinci tur görüşmeler… Arakçi’den ön hazırlık planı

İran müzakere heyetinin başkanı Abbas Arakçi’nin ABD Temsilcisi Steve Witkoff ile yapılacak görüşmeler için Maskat’taki müzakere merkezine gelişi, (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran müzakere heyetinin başkanı Abbas Arakçi’nin ABD Temsilcisi Steve Witkoff ile yapılacak görüşmeler için Maskat’taki müzakere merkezine gelişi, (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Maskat’ta ikinci tur görüşmeler… Arakçi’den ön hazırlık planı

İran müzakere heyetinin başkanı Abbas Arakçi’nin ABD Temsilcisi Steve Witkoff ile yapılacak görüşmeler için Maskat’taki müzakere merkezine gelişi, (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran müzakere heyetinin başkanı Abbas Arakçi’nin ABD Temsilcisi Steve Witkoff ile yapılacak görüşmeler için Maskat’taki müzakere merkezine gelişi, (İran Dışişleri Bakanlığı)

Maskat’ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff arasında yürütülen nükleer müzakereler, İran-Umman istişarelerinin ardından başladı. İran medyasına göre bu istişareler, müzakere mekanizması ve ele alınacak dosyaların çerçevesini belirledi.

Görüşmeler öncesinde konuşan Arakçi, İran’ın ABD’den gelebilecek “aşırı talepler ya da maceracı adımlar” karşısında kendini savunmaya hazır olduğunu söyledi. Arakçi, ülkesinin “ulusal çıkarları güvence altına almak için diplomasi temelli bir yaklaşım” izleyeceğini vurgulayarak, diplomatik seçeneğin egemenlik ve ulusal güvenliğin tam anlamıyla savunulmasıyla çelişmediğini ifade etti.

Arakçi’nin bu açıklamaları, Maskat’ta Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi ile yaptığı toplantı öncesinde geldi. Umman, Tahran ile Washington arasında arabuluculuk rolünü üstleniyor.

Arakçi, Steve Wittkopf ile görüşmelerin başlamasından önce Ummanlı mevkidaşı Badr Al Busaidi ile bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)Arakçi, Steve Wittkopf ile görüşmelerin başlamasından önce Ummanlı mevkidaşı Badr Al Busaidi ile bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)

Arakçi, İran’ın her türlü tehdide karşı “tam hazırlık içinde” olduğunu belirtirken, ABD Başkanı Donald Trump da Tahran’a karşı askeri seçeneği dışlamadığını ima etti.

Müzakere sürecini ilerletmeye yönelik plan

İran hükümetinin resmî internet sitesinde yer alan bilgilere göre Arakçi, Ummanlı mevkidaşıyla yaptığı ilk görüşmede, İran-ABD ilişkilerindeki mevcut koşulların yönetilmesi ve müzakere sürecinin ilerletilmesini amaçlayan bir ön hazırlık planı sundu.

Planın, el-Busaidi tarafından Witkoff’a iletildiği ve “ABD heyetinin planı dakikalar içinde incelemeyi tamamladığı” belirtildi.

Müzakerelerin ilk turunda taraflar, ev sahibi ülke Umman’ın katılımıyla düzenlenen oturumda görüş ve değerlendirmelerini sundu.

Belirlenen takvime göre Arakçi ve beraberindeki heyet, Maskat saatiyle 13.30’da ABD tarafıyla yapılacak ikinci tur görüşmeler için müzakere merkezine geçti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD tarafında, Amerikalı müzakerecilere ait bir konvoy Maskat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bir saraya giriş yaptı, araçlardan birinde ABD bayrağı bulunuyordu.

Witkoff’a, Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in de eşlik ettiği belirtildi. Kushner son dönemde Gazze ve Abu Dabi’de yürütülen uluslararası temaslara ilişkin siyasi girişimlerde yer almıştı. ABD heyeti Maskat görüşmeleri öncesinde bölgesel tur kapsamında Abu Dabi’den Katar’a geçti.

Wall Street Journal ise bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, heyette ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ın da yer alacağını aktardı. Savunma yetkililerinin üst düzey diplomatik görüşmelere katılımı alışılmış olmasa da Trump’ın başkanlığı döneminde benzer örnekler yaşandı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün yaptığı açıklamada, Trump’ın bir anlaşmaya varılıp varılamayacağını görmek istediğini, ancak aynı zamanda uyarıda bulunduğunu belirtti. Leavitt, “Bu müzakereler sürerken İran rejimine şunu hatırlatmak isterim: Başkanın, dünyanın tarihindeki en güçlü ordunun başkomutanı olarak, diplomasinin ötesinde de birçok seçeneği var” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’a atıfla, “Müzakere ediyorlar. Bizi vurmak istemiyorlar. Oraya doğru ilerleyen büyük bir filomuz var” ifadesini kullandı. Trump, anlaşma sağlanmaması halinde “kötü şeylerin” yaşanabileceği uyarısında bulunarak Tahran üzerindeki baskıyı artırdı.

Taraflar, İsrail’in geçen haziran ayında İran’a karşı 12 gün süren savaşının ardından kesintiye uğrayan müzakere sürecinden aylar sonra yeniden Umman’da bir araya geliyor. ABD, söz konusu savaş sırasında İran’ın nükleer tesislerini vurmuş; bu saldırıların, uranyum zenginleştirmede kullanılan çok sayıda santrifüjü tahrip ettiği değerlendiriliyor.

İsrail saldırıları ayrıca İran’ın hava savunma sistemlerini ve balistik füze cephaneliğinin bazı bölümlerini hedef almıştı.

ABD’li yetkililer, Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere, İran yönetiminin 1979 devriminden bu yana en zayıf dönemini yaşadığını savunuyor. Geçen ay İran’da patlak veren geniş çaplı protestolar, 86 yaşındaki Dini Lider Ali Hamaney yönetimi için en ciddi meydan okuma olarak değerlendiriliyor. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişinin öldüğü, on binlercesinin gözaltına alındığı bildiriliyor.

Trump, başlangıçta protestoculara yönelik baskılar nedeniyle askeri müdahale tehdidinde bulunmuş ve göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak son günlerde söylemini, Batı’nın nükleer silah üretmeyi amaçladığını düşündüğü İran nükleer programının sınırlandırılmasına odakladı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, çarşamba günü yayımlanan bir radyo röportajında Trump’ın “tüm seçenekleri açık tutacağını”, önceliğin askeri olmayan yöntemler olacağını, ancak başka bir seçenek kalmazsa askeri yola başvurabileceğini ifade etti.

 "Air 9" filosuna ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi "Abraham Lincoln" üzerinde uçuyor (ABD Ordusu)"Air 9" filosuna ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi "Abraham Lincoln" üzerinde uçuyor (ABD Ordusu)

Bölgede “Abraham Lincoln” uçak gemisinin ve diğer savaş gemilerinin varlığıyla ABD, hava ve deniz askeri varlığını artırmış durumda. Buna karşılık bölge ülkeleri, olası bir saldırının tüm bölgeyi etkileyebilecek geniş çaplı bir savaşı tetiklemesinden endişe ediyor.

Bu kaygılar, ABD güçlerinin “Lincoln” yakınlarında bir İran insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nda ABD bayraklı bir gemiyi durdurmaya çalışmasının ardından daha da arttı.

Analistler, Washington’un şu anda bir saldırı düzenleme kapasitesine sahip olduğunu, ancak bu tür saldırıların İran’ın davranışlarını değiştirme ya da rejimi zayıflatma konusunda ne kadar etkili olacağının belirsiz olduğunu belirtiyor.

İran’ın resmî Mehr Haber Ajansı, Maskat görüşmelerinin Washington’un “ne kadar gerçekçi olduğunu test eden bir sınav” niteliği taşıdığını yazdı. Ajans, müzakere konusunun yalnızca nükleer dosya olduğunu, savunma kapasitesi ya da bölgesel dosyaların gündeme getirilmesinin diplomatik süreci baltalayacağını vurguladı.

Ajans ayrıca ne aşırı iyimserlik ne de peşin bir karamsarlıkla yaklaşılması gerektiğini, görüşmelerin tarafların güç dengesi içinde anlaşmazlıkları yönetme kapasitesini test ettiğini kaydetti.

Atlantik Konseyi’nden araştırmacı Alissa Pavia ise Trump’ın İran’ı artan siyasi ve askeri baskıyla nükleer tavizlere zorlamayı hedeflediğini söyledi. Pavia’ya göre, ekonomik krizler, vekâlet savaşları ve iç karışıklıklar nedeniyle zayıflayan İran’ın durumu, Trump tarafından yeni bir nükleer anlaşma için fırsat olarak görülüyor.

Sınırlı detaylar

Görüşmeler öncesinde müzakerenin kapsamı, niteliği ve katılımcıları netlik kazanmazken, Umman sınırlarında güvenlik önlemleri artırıldı.

Bir adam, yetkililerin "casus yuvası" olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş, Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren bir duvar resminin önünden geçiyor (AFP).Bir adam, yetkililerin "casus yuvası" olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş, Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren bir duvar resminin önünden geçiyor (AFP).

İran Dini Lideri’nin danışmanı Ali Şemhani, Arakçi’ye destek vererek onu “üst düzey karar alma ve askeri istihbarat çevrelerinde güvenilir, stratejik ve yetkin bir müzakereci” olarak tanımladı.

Şemhani, İran silahlı kuvvetleri ile diplomasinin, liderliğin talimatları doğrultusunda ulusal çıkarları koruyacağını söyledi.

ABD tarafının ise İran’ın hangi koşullarda müzakereye hazır olduğu konusunda belirsizlik sürüyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalacağını, füze kapasitesi ya da bölgesel nüfuz konularının gündeme gelmeyeceğini vurguluyor.

Buna karşılık bazı bölgesel diplomatlar, üç yıllık zenginleştirme askıya alma ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına çıkarılmasını içeren bir öneri sundu. Ancak İran, programın sonlandırılmasını ya da stokların devrini reddediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio ise anlamlı bir anlaşmanın nükleer program, füzeler ve bölgesel davranışları kapsaması gerektiğini savunarak, anlaşmaya varılmasına dair şüphelerini dile getirdi.


Trump, pazar günü yapılacak seçim öncesinde Japonya Başbakanı'na desteğini açıkladı

Trump, Yokosuka'da Japonya Başbakanı Takeichi ile birlikte ABD Donanması'na bir konuşma yaptı (Arşiv- AFP)
Trump, Yokosuka'da Japonya Başbakanı Takeichi ile birlikte ABD Donanması'na bir konuşma yaptı (Arşiv- AFP)
TT

Trump, pazar günü yapılacak seçim öncesinde Japonya Başbakanı'na desteğini açıkladı

Trump, Yokosuka'da Japonya Başbakanı Takeichi ile birlikte ABD Donanması'na bir konuşma yaptı (Arşiv- AFP)
Trump, Yokosuka'da Japonya Başbakanı Takeichi ile birlikte ABD Donanması'na bir konuşma yaptı (Arşiv- AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Japonya'da pazar günü yapılacak ulusal seçimler öncesinde Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'ye "tam desteğini" ifade etti ve 19 Mart'ta Beyaz Saray'da kendisiyle görüşeceğini belirtti.

Kamuoyu yoklamalarına göre koalisyonunun kazanması beklenen Japonya'nın ilk kadın başbakanı, yatırımcıları tedirgin eden harcama planları ve Çin ile ilişkileri daha da gerginleştirebilecek savunma güçlendirme politikaları konusunda halktan destek arıyor.

Anketler, Takeachi'nin Liberal Demokrat Partisi ve koalisyon ortağı Japonya Yenilenme Partisi'nin, 465 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde yaklaşık 300 sandalye kazanabileceğini gösteriyor; bu da gerçekleşirse, mevcut az farkla elde ettikleri çoğunluğa kıyasla önemli bir artış anlamına geliyor.

Trump, dün Truth Social platformunda şunları yazdı: "Başbakan Takaichi, kendisinin ve koalisyonunun yaptığı çalışmalar nedeniyle son derece saygın bir isimdir." Şöyle devam etti: "Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak, kendisine ve son derece saygın koalisyonuna tam ve eksiksiz desteğimi sunmaktan onur duyuyorum."