Putin ve Esed görüşmesinde ‘ortaklığı güçlendirme ve yeni zorluklarla mücadeleye’ odaklanıldı

Şam ve Ankara arasındaki normalleşme iki liderin gündeminde yer aldı

Esed, Moskova’daki Meçhul Asker Anıtı’na çelenk bıraktı (AFP)
Esed, Moskova’daki Meçhul Asker Anıtı’na çelenk bıraktı (AFP)
TT

Putin ve Esed görüşmesinde ‘ortaklığı güçlendirme ve yeni zorluklarla mücadeleye’ odaklanıldı

Esed, Moskova’daki Meçhul Asker Anıtı’na çelenk bıraktı (AFP)
Esed, Moskova’daki Meçhul Asker Anıtı’na çelenk bıraktı (AFP)

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, iki yıl sonra Rusya’ya yaptığı ilk ziyarette Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’a göre, Putin ve Esed iki ülke heyetlerinin huzurunda genişletilmiş bir görüşme düzenledi ve ardından ikili kapalı bir toplantı yaptı.
Putin görüşmeye, iki ülke arasındaki yakın temaslar ve ilişkileri geliştirme çabalarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı.
Rus lider, “Rus silahlı kuvvetlerinin çabaları sayesinde Suriye’deki küresel terörizm tehdidi ortadan kaldırıldı. Bu da, siyasi bir çözüm için umutları artırmaya, ekonomik ve yaşam seviyelerinde daha fazla iç istikrara odaklanılmasına izin verdi” dedi.
Suriye’nin deprem felaketiyle karşılaşmasına değinen Putin, Rus kuvvetleri ile Acil Durumlar Bakanlığı’nın afetin etkilerine karşı oynadığı role dikkat çekti.
Geçen yıl karşılıklı ticaretin gelişmesine vurgu yapan Putin, bu gelişmenin bu yılda devam edeceğini söyledi.

Esed’den teşekkür
Esed ise Putin’e daveti için teşekkür ederek, “Çeşitli düzeylerdeki görüşmelere ara verilmemiş olsa da, son bir yılda meydana gelen büyük değişiklikler nedeniyle liderler düzeyindeki toplantı ayrı bir önem taşıyor ve artık bir sonraki aşama için bir araya gelmemizi ve ortak algılar geliştirmemizi gerektiriyor” dedi.
Rusya’nın deprem felaketinde Suriye’ye verdiği destek nedeniyle teşekkür eden Esed, “Suriye’nin egemenliği ve birliğini koruma, terörizmi ve topraklarımızdaki yabancı askeri varlığını reddetmeyi içeren Rus tutumu için minnettarız. Moskova şu anda savaş durumunda olmasına rağmen tavrını değiştirmedi ve sağlamlığını korudu” diye konuştu.
Esed, Ukrayna’daki savaştan sonraki Moskova’ya gerçekleştirdiği ilk ziyarette, Neo-Nazizm karşısında Rusya’yı desteklediklerini teyit ettiklerini söyleyerek, “Şam’ın konumu, dünyanın dengeyi yeniden sağlama ihtiyacından kaynaklanıyor, aksi takdirde dünya yıkıma gidecek” dedi.
Suriye Devlet Başkanı, Suriye-Rusya ortak hükümet komitesinin son toplantılarının sonuçlarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Toplantının sonuçları, ekonomik işbirliğinde yeni bir aşamanın yolunu açıyor. Sadece veri değil, pratik fikirler de taşıyor” ifadelerini kullandı.
Esed, bu ziyaretinde ‘bir sonraki aşamada üzerine inşa edebilecek gerçek sonuçlar’ üretme arzusunu da belirtti.

Esed’in bu ziyareti öncekilerden çok farklıydı
Esed’in yaptığı çalışma ziyaretinin düzenlemeleri, biçim ve içerik olarak Rusya’ya yaptığı önceki ziyaretlerden farklıydı.
Son ziyaret, resmi protokoller uygulanan ve kamuya açıklanan ilk ziyaret oldu.
Daha önceki ziyaretlerinde Esed, Rus savaş uçaklarına binerek Moskova’ya gitmiş ve ziyareti ancak bittikten sonra duyurulmuştu.
Esed bu kez, Vnukovo Uluslararası Havaalanı’nda Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov tarafından karşılandı. Törende iki ülkenin milli marşı çalındı ​​ve şeref kıtası geçit töreni yaptı.
Esed de yabancı liderlerin ziyaret protokollerine uyarak, Çarşamba sabahı Kızıl Meydan yakınlarındaki Meçhul Asker Anıtı’na çelenk koydu ve ziyaret faaliyetlerine başladı.
Ayrıca Esed, kendisine eşlik eden kişisel tercüman dışında, Rusya’ya önceki dört ziyaretinde yalnızdı. Hiçbirinde devlet amblemi ve toplantı odasında dalgalanan Suriye bayrağı yoktu.
Suriyeli lidere son ziyaretinde, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, Devlet Başkanlığı İşlerinden Sorumlu Bakan Mansur Azzam, Ekonomi ve Dış ticaret Bakanı Muhammed Samir Halil, Savunma Bakanı Ali Abbas ve Suriye’nin Moskova Büyükelçisi Beşar el-Caferi gibi isimler eşlik etti.
Peskov: Suriye-Türkiye ilişkileri, muhakkak gündemin bir parçası olacak
Kremlin’in iki liderin görüşmesine yönelik geniş gündeme odaklanması da dikkat çekti.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov görüşmeden önce yaptığı açıklamada, iki liderin Suriye ve çevresindeki durumun kapsamlı bir şekilde çözülmesine yönelik umutların yanı sıra siyasi, ticari, ekonomik ve insani alanlarda Rusya-Suriye işbirliğinin daha da geliştirilmesi çerçevesinde ikili ilişkileri ele alacağını bildirdi.
Peskov ayrıca, “Suriye-Türkiye ilişkileri, muhakkak gündemin bir parçası olacak” ifadelerini kullandı.
Rus kaynaklar ise, Putin’in görüşmeye özel ilgi göstereceğini ve Esed’i Türkiye ile ilişkileri normalleştirme konusunda yeterli derecede esneklik göstermeye çağıracağını vurgulamıştı.
Şarku’l Avsat’a konuşan diplomatik kaynaklar, “Moskova, siyasi çözüm yolunun olgunlaşması için koşulların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar çerçevesinde, iki ülke arasındaki yakınlaşma yolunun ilerlemesine büyük önem veriyor” ifadelerini kullanmıştı.
Son günlerde, Suriye’nin Türkiye ile yakınlaşma konusuna ilişkin tereddüdünün olduğu iddia edilmişti.
Medyada yer alan haberlere göre, Şam, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi için bir takvim belirlemek ve yakınlaşma yolunda ilerlemeden önce Suriye muhalefetine desteği durdurması da dahil olmak üzere koşullar belirledi.
Öte yandan Moskova, Suriye’deki Türk varlığının geçici olduğuna ve 1998’de imzalanan Adana Anlaşması’na bağlı olduğuna ve işgal olarak görülmediğine inanıyor.
Ayrıca Ankara, Astana grubunun garantileri çerçevesinde, siyasi çözüm yolu netleşir netleşmez ve sınır bölgelerindeki güvenlik çıkarları için garantiler alır almaz güçlerini geri çekme taahhüdünde bulundu.

Lavrov ve Mikdad görüşmesi
Putin-Esed görüşmesi öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad ile bir araya geldi.
Lavrov, görüşmenin başında “Bu görüşme çok uygun bir zamanda yapılıyor ve iki liderin zirvesinin ayrı bir önemi var” dedi.
Lavrov, iki tarafın geçmiş toplantılarda varılan anlaşmaların uygulanmasına ilişkin birçok sorusu olduğunu belirtti.
İkili işbirliğinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası konuların görüşmelerde önemli yer tuttuğunu söyleyen Lavrov şu ifadelerle devam etti;
“Başta Suriye’nin Arap Birliği’ndeki haklarının dönüşü olmak üzere bölgedeki durumun nasıl değiştiğini görüyoruz. Arap dünyasındaki bu olumlu gidişatı ve olumlu duyguları önümüzdeki aylarda düzenlemeyi planladığımız Arap Birliği ile Rusya arasındaki bakanlar düzeyindeki toplantıda da desteklemeye devam edeceğiz.”
Lavrov, bölgesel atmosfere de değinerek, Mikdad’a hitaben şunları söyledi;
“Biliyorsunuz ki, yıllardır Suriyeli dostlarımız ve diğer Arap ülkelerinin desteğiyle yürüttüğümüz girişimlerimiz, Körfez bölgesinde ve bu kilit bölgeye komşu daha geniş bölgede toplu güvenliğin sağlanması içindir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda Çinli dostlarımızın da desteğiyle varılan mutabakatlar bu konu bağlamında önemli bir olaydır. Bütün bunlar, Suriye konusunda siyasi bir çözüme doğru ilerlemek için daha uygun koşulları olgunlaştırıyor. Moskova, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde adil anlaşmalara varmaya çalışıyor. Bu, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi ve terör tehdidinin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Tüm bu alanlarda aktif olarak sizinle işbirliği yapıyoruz.”
Lavrov daha sonra, Ukrayna’daki çatışmanın arka planında uluslararası duruma değinerek, “Rusya ve Suriye’nin yanı sıra Birleşmiş Milletler’in diğer üyelerinin ezici çoğunluğunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul tarafından alınan kararları uygulama çabaları, dayandığımız ilkeleri savunmak ortak ve daha geniş çalışmamızın bir parçasıdır” dedi.
Lavrov son olarak, Suriye ve Rusya’da yapılan görüşmelerin, ikili stratejik ortaklığı yeni bir düzeye taşıyacağına olan güveni de dile getirdi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.