Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Suudi Arabistan ve Fransa: Dönüşüm döneminde bağımsız karar alma üzerine stratejik bir anlaşma

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve Fransa: Dönüşüm döneminde bağımsız karar alma üzerine stratejik bir anlaşma

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

Hattar Ebu Diyab

Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un daveti üzerine, diplomatik ziyaretlerin en üst ve en prestijli seviyesi olan resmi ziyaret kapsamında 23-24 Ağustos tarihlerinde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı ağırladı.

Hassas bir bölgesel ve uluslararası dönemde, zirvede özellikle Arap Körfez bölgesi ve Ortadoğu'daki güncel konular ve jeopolitik çatışmalar ele alındı. Üst düzey görüşmeler, ikili ilişkilerde niteliksel bir sıçrama ve iki taraf arasında istikrarlı bir stratejik yakınlaşma ile sonuçlandı.

Çağdaşlık ve süreklilik

Riyad ve Paris, 1926'da diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana iş birliklerinin kapsamını genişletmek için çalıştı. Köklü güven düzeyi ve ortaklıklarının gelişmesi ve çeşitlenmesi, bu sürekliliği açıkça ortaya koyuyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Paris ziyaretine Fransa Cumhurbaşkanı ile birlikte katıldığı E-spor Dünya Kupası finali ile başladı. Etkinlik ilk kez Suudi Arabistan dışında düzenleniyor ve bu da, Krallığın 2030 Vizyonu kapsamındaki “yumuşak güç” stratejisini yansıtıyor.

Veliaht Prens, ziyaretine 1986'da Riyad Sergisi'ne ev sahipliği yapan aynı mekân olan Grand Palais'de düzenlenen E-spor Dünya Kupası finaline katılarak başladı. Kırk yıl sonra, babası Kral Selman'ın izinden giderek aynı mekâna geri döndü ve Krallığın yumuşak güç başarılarını daha da pekiştirdi

Etkinlik, Fransa’nın başkentinin kalbindeki tarihi Grand Palais'de düzenlendi. “Riyad: Dün ve Bugün” sergisi daha önce aynı mekânda 1986 yılında, o zaman Riyad Valisi olan Hadimul Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz ile dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın katılımıyla düzenlenmişti.

tbtrbt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Paris'teki Grand Palais'de düzenlenen E-spor Dünya Kupası'nın kapanış törenine katıldı, 23 Ağustos 2026 (AFP)

Bahsedilen serginin büyük başarısı nedeniyle, Krallığın tüm bölgelerinin mirasını ve kültürünü kapsayacak şekilde adı “Krallık: Dün ve Bugün” olarak değiştirildi. Böylece, kırk yıl sonra, Prens Muhammed bin Selman, babasının izinden giderek, Suudi Arabistan'ın “yumuşak gücünün” başarılarını pekiştirmek ve Paris ile Riyad arasındaki ilişkide çağdaşlık ve süreklilik arasındaki bağı vurgulamak için aynı mekâna geri döndü.

Stratejik ortaklığın güçlendirilmesi

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan-Fransa ilişkileri, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile Fransa Cumhurbaşkanı arasında çok sayıda görüşme ve zirveye tanık olmuş ve bu da aralarındaki bağların güçlenmesini sağlamıştır. Suudi Arabistan ve Fransa, dış politikada karar alma süreçlerinde ve uluslararası ilişkilerin yönetiminde tam egemenlik ve bağımsızlığı korumaya dayalı net bir stratejik pozisyonu benimsiyor. Bu nedenle, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri, Avrupa ve Akdeniz'in kilit güçlerinden biri olan Fransa ile İslam ve Arap dünyasında önde gelen bir role sahip etkili bir uluslararası oyuncu olan Suudi Arabistan arasındaki etkileşim doğaldır. Bu siyasi, ekonomik ve diplomatik ağırlık, her iki tarafın da bölgesel ve uluslararası karar alma süreçlerine katkıda bulunmasına olanak tanıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı'nın 2024 yılının sonunda Riyad'ı ziyareti sırasında kurulan Fransa-Suudi Arabistan Stratejik Ortaklık Konseyi'nin ilk toplantısına ev sahipliği yapan Elysee Zirvesi'nde, iki lider jeopolitik krizleri, Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu ile Fransa'nın 2030 Planı'nın sunduğu fırsatlardan yararlanarak ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür ve miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma, güvenlik gibi alanlarda ikili ekonomik ortaklıkların geliştirilmesini ele aldılar.

Ortak bildiri, önemli krizler konusunda yakın koordinasyonu yansıttı: Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere yönelik saldırıları kınamak, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve devlet dışı aktörlerin silahsızlandırılmasını talep etmek, Hamas'ın silahsızlandırılması anlaşmasını memnuniyetle karşılamak ve Filistinlilerin bağımsız bir devlete sahip olma hakkını savunmak

İran'dan Lübnan'a, enerji ve savunmayı da kapsayan alanlarda Paris, Prens Muhammed bin Selman'ı Ortadoğu'da kilit bir figür olarak görüyor, bölgedeki etkisini sürdürmeyi ve Riyad ile özel, çok yönlü bir ilişki kurmayı amaçlıyor.

Böylece, Prens Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Macron, 2023 ve 2026 yılları arasındaki savaşlar serisinden sonra yeni bölgesel düzeni şekillendirmede temel taşı olması amaçlanan gerçek bir stratejik ortaklığın yeni bir aşamasını başlattılar.

Jeopolitik zorluklar ve gelişmeler

Bölgedeki ciddi jeopolitik zorluklara karşı Paris görüşmeleri, önemli bölgesel krizler konusunda yakın koordinasyonla sonuçlandı. Bu, her iki tarafın da Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik saldırıları kınadığı ve İran nükleer sorununa diplomatik bir çözüm bulma taahhüdünü ifade ettiği kapsamlı ortak bildiriyle somutlaştı.

Lübnan meselesinde ise iki taraf, İsrail'in tüm Lübnan topraklarından çekilmesinin ve Lübnan devletine bağlı olmayan tüm örgütlerin silahsızlandırılmasının tamamlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Her iki taraf da Hamas'ın silahsızlandırılmasına ilişkin anlaşmanın duyurulmasını memnuniyetle karşıladı ve Filistin halkının bağımsız devlet kurma hakkını baltalama girişimlerini bir kez daha kesin bir şekilde reddetti.

İki taraf da Yemen Liderlik Konseyi'ne ve BM'nin çabalarına desteklerini yineledi ve Sudan'daki krizi sona erdirmeye, yabancı müdahaleyi durdurmaya yönelik çabaları yoğunlaştırmanın önemini vurguladı. Ayrıca Suriye'nin birliğine, istikrarına ve ekonomik iyileşmesine olan bağlılıklarını da yineledi.

dfvrgbthy
Paris'teki Elysee Sarayı'nda iki ülke arasında imzalanan ticaret anlaşmasının ardından, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al-Suud ve Fransa Ekonomi Bakanı, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

Görüşlerdeki yakınlaşma, Suudi Arabistan ve Fransa'nın iki devletli çözümü yeniden canlandırmak için BM'ye sunduğu ortak girişim gibi pratik düzeyde de yansıma buluyor. Paris, bölgedeki belirsizliği, Suudi Arabistan'ın başlattığı iki büyük girişimin ardından oluşan yeni güç dengelerini yakından izliyor. Bunlar Pakistan ve Türkiye ile imzalanan Mekke Savunma Anlaşması ile Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü sağlamak için kurulan deniz koalisyonudur.

Riyad, insansız hava aracı saldırılarını püskürten Fransız Thales Grubu’na ait hava savunma ekipmanlarını takdir ediyor. Paris ise Mekke Savunma Anlaşması ve Kızıldeniz'deki deniz koalisyonunun ardından oluşan yeni güç dengelerini yakından izliyor

Fransa-Suudi Arabistan savunma iş birliğinin, Riyad'a ihtiyaç duyduğu yeni teknolojileri ve savunma silahlarını sağlayacağına şüphe yok.

 Konuyla ilgili bilgi sahibi bir Fransız kaynak, Riyad'ın, Krallığı hedef alan insansız hava aracı saldırılarını püskürtmede hayati rol oynayan Fransız Thales Grubu'na ait hava savunma ekipmanlarını takdir ettiğini açıkladı.

Enerji güvenliği konusunda ise ortak açıklamada, petrol ve petrokimya sektörlerinde stratejik iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu bağlamda Paris, Krallığın tedarik zincirlerinin dayanıklılığını ve enerji kaynaklarının sürdürülebilirliğini destekleme çabalarını övdü.

İkili ortaklığın kültür ve eğlence boyutu

Prens Muhammed bin Selman'ın Paris ziyareti, Suudi Arabistan'ın yumuşak gücünü pekiştirdi ve gençler için geleceğin önünü açtı. Şüphesiz ki, e-spor da dahil olmak üzere tüm sporlar, kültür, spor, turizm ve eğlencenin tüm yönlerini kapsayan bir gelecek vizyonu için temel bir yapı taşıdır.

İki ülke arasındaki yeni yakınlaşma alanları, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 çerçevesinde geçirdiği dönüşüme ve Fransa'nın enerji, altyapı, kültür, inovasyon, yapay zeka, eğitim ve yaratıcı endüstriler gibi sektörlerdeki güçlü yönlerine dayanıyor.

Bu bağlamda, ortak açıklamada kültürel konulara da yer verildi. El-Ula'nın 21. yüzyılda önemli bir kültür ve miras merkezi olarak sunduğu fırsatlar göz önünde bulundurularak, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığının 2035 yılına kadar uzatılması kararı alındı.

Her iki taraf da Suudi Arabistan için tarihi bir olay olan Riyad Expo'ya Fransa'nın katılımını memnuniyetle karşıladı ve Expo'nun Fransa-Suudi Arabistan ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olması konusunda mutabık kaldı.

Eğlence alanında ise iki ülke, özellikle Île-de-France bölgesindeki Cergy-Pontoise'da üç eğlence tesisinin geliştirilmesini içeren ve toplamda 6 milyar Euro'ya ulaşan Suudi yatırımlarını kapsayan Qiddiya Yatırım Şirketi projesi başta olmak üzere, ekonomik bağlarını ve karşılıklı yatırımlarını güçlendirme konusunda anlaştı.

cdvfgt
Suudi Arabistan Spor Bakanı Prens Abdulaziz bin Türki el-Faysal ve Fransa Spor Bakanı Marina Ferrari, Paris'teki Grand Palais'de düzenlenecek E-spor Dünya Kupası finali öncesinde bir spor iş birliği anlaşması imzaladı, 23 Ağustos 2026 (Reuters)

Daha önce, Île-de-France Bölgesi Başkanı Valérie Pécresse, popüler Japon manga serisi “Dragon Ball”dan esinlenen bir tema parkı projesi üzerinde 18 aydır çalıştığını duyurmuştu. Pécresse, “Bu, Île-de-France'ın turizm destinasyonu olarak çekiciliğini önemli ölçüde artıracak Disney büyüklüğünde bir proje” diye de eklemişti. Fransa Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan'ın “dünyanın önde gelen turizm destinasyonu” olan Fransa'ya duyduğu güven için Veliaht Prense teşekkürlerini ifade etti.

Prens Muhammed bin Selman'ın ziyareti, çok güçlü ikili Fransa-Suudi Arabistan ortaklığından, kriz zamanlarında güçlendirilen kapsamlı bir stratejik ortaklığa geçişi vurguladı. İki taraf, yüzyılı aşkın süredir gelişen tarihi derin bir ilişki sayesinde yapıcı mutabakatlara vardı. Saygı, bağımsızlık, istikrar ve kalkınmaya yönelik çalışma ve uluslararası hukuka saygı temelinde müreffeh bir geleceğe umutla bakıyorlar.


Güneş ve rüzgârın ötesinde... Suudi Arabistan ‘depolanmış enerjiye’ yatırım yapıyor

Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
TT

Güneş ve rüzgârın ötesinde... Suudi Arabistan ‘depolanmış enerjiye’ yatırım yapıyor

Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Suudi Arabistan’da enerji haritasını yeniden şekillendiren güneş ve rüzgâr projelerinin arkasında, elektrik depolama odaklı yeni bir pazar oluşuyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarına olan bağımlılığın artmasıyla birlikte bataryalar, elektriği bol olduğu anlarda muhafaza eden ve ihtiyaç duyulduğunda sisteme geri veren temel bir unsur olarak sistemde öne çıkıyor.

Söz konusu dönüşüm, elektrik sektörüne yalnızca yeni bir teknolojinin eklenmesinden ibaret kalmayıp bataryaların yenilenebilir enerji projelerine destekleyici bir çözüm olmaktan çıkıp elektrik yönetimi ile şebeke esnekliği ve güvenilirliğini artırmak için gerekli altyapının bir parçasına dönüştüğü bağımsız bir yatırım faaliyetinin kademeli olarak temelini atıyor.

Suudi Arabistan, Suudi Enerji Tedarik Şirketi’nin (SPPC), Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman’ın katılımıyla, bağımsız batarya enerji depolama projelerine yönelik 4 anlaşma imzalamasıyla bu yolda yeni bir adım atıyor. Toplam 4 saat süreyle 2000 megavat kapasiteye sahip projelerin yatırım tutarının 4,35 milyar riyali (1,16 milyar dolar) aştığı bildirildi.

Depolama pazarını şekillendiren 4 proje

İlk grup; Mekke bölgesinde yer alan Al-Muwayh ve Haden ile Ha'il bölgesindeki Al-Kahfah projelerini kapsıyor. Her biri 4 saat süreyle 500 megavat kapasiteye sahip bu üç projenin anlaşmaları, Saudi Energy Company, ACWA Power ve Al Sharif Group for Contracting & Trading ortak girişim grubuyla imzalandı.

Aynı kapasiteye sahip Al-Khushaybi projesini içeren ikinci grup ise el-Kasım bölgesinde yer alıyor. Bu projenin anlaşması ENGIE ve Haji Abdullah Alireza & Co. Ltd. ortak girişimi ile yapıldı.

Söz konusu projeler, Suudi Arabistan’daki elektrik üretiminin güvenilirliğini ve verimliliğini artırmayı hedefleyen enerji sektörü çalışmaları kapsamında; Yap-Sahip Ol-İşlet (BOO) modeliyle hayata geçirilen ilk enerji depolama projeleri grubunu oluşturuyor.

sgrftg
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, anlaşmaların imzalanması sırasında (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

‘Depolama’ yenilenebilir enerjiyi geliştiriyor

Projenin analitik bir değerlendirmesini yapan Suudi Arabistan Petrol Bakanı Eski Kıdemli Danışmanı Dr. Muhammed es-Sabban, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, bu yönelimin yenilenebilir enerji kaynaklarındaki hızlı genişleme ışığında enerji sektörünün önümüzdeki döneme ilişkin ihtiyaçlarının merkezinde yer aldığını belirtti.

Es-Sabban, batarya enerji depolama projesinin, Suudi Arabistan’daki elektrik üretim sistemi içinde başta güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının konumunu güçlendirmek için temel bir kaldıraç sunduğunu açıkladı.

Depolamanın öneminin yenilenebilir enerji kaynaklarının doğasından kaynaklandığını vurgulayan es-Sabban, bu kaynaklardan üretilen enerjiden yararlanmanın genellikle 4 saati aşmayan sınırlı bir zaman aralığında yoğunlaştığını; bu nedenle enerjinin bataryalarda depolanmasının, kullanım süresini uzatmak ve ilerleyen saatlerde elektrik sektörünün ihtiyaçlarını karşılamak adına kritik bir unsur olduğunu ifade etti.

Es-Sabban; mevcut kapasitenin, önemine rağmen hava koşullarındaki dalgalanmalar ve özellikle gün batımından sonra güneş enerjisinden yararlanılabilecek sürenin kısalığı göz önüne alındığında tek başına henüz yeterli olmadığını belirterek, bu durumun yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma verimliliğini artırmak adına önümüzdeki dönemde bu tür projelerin önemini daha da pekiştirdiğini kaydetti.

‘Depolama’, elektrik sistemini yeniden şekillendiriyor

Finans ve Ekonomi Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu anlaşmaların eş zamanlı olarak imzalanmasının önemli bir gösterge taşıdığına dikkat çekti. El-Attas, Suudi Arabistan’ın yenilenebilir enerjiyi artık yalnızca yeni üretim kapasiteleri eklemek olarak görmediğini, aksine üretim, depolama, yük yönetimi ve şebeke güvenilirliğini artırmayı içeren entegre bir elektrik sistemi kurma aşamasına geçtiğini vurguladı.

Depolamanın, güneş ve rüzgâr enerjisini kesintili kaynaklar olmaktan çıkarıp yönetilebilir ve ihtiyaç anında yararlanılabilir kaynaklara dönüştüren kilit unsur olduğunu belirten el-Attas, bu durumun, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarında hedeflenen büyük genişleme göz önüne alındığında, elektrik sektöründe daha olgun bir aşamayı yansıttığını ifade etti.

Söz konusu projelerin ekonomik açıdan elektrik varlıklarının kullanım verimliliğini artırmaya ve yalnızca puant (zirve) saatlerde çalışan geleneksel kapasitelerin inşasına duyulan ihtiyacı azaltmaya katkı sağladığını ekleyen el-Attas, şebeke istikrarının da güçlendirildiğini belirtti. Katma değerin yalnızca bataryalarda değil, bunların tüm elektrik sistemine kazandırdığı esneklikte yattığının altını çizdi.

Milyarlar... Yerel içerik için bir fırsat

El-Attas, ‘sözleşme değerlerinin yerli katkı (yerli içerik) adına iyi bir fırsat sunduğunu, ancak bataryaların üretimi ile değer zincirinin diğer bileşenleri arasında ayrım yapılması gerektiğini’ ifade etti. Bu fırsatların ilk aşamada; sivil ve elektrik işleri, inşaat, kurulum, işletme ve bakımın yanı sıra bazı montaj işleri ile destekleyici sistemlerde yoğunlaşmasını beklediğini kaydetti. Buna karşın, gelişmiş batarya teknolojileri ve hücrelerin başlangıçta daha çok ithalata bağımlı kalacağını belirtti.

Ekonomik açıdan en önemli unsurun gelecekteki pazarın büyüklüğü olduğunu vurgulayan el-Attas, Suudi Arabistan’ın depolama projeleri için büyük ve istikrarlı bir pazara dönüşmesinin, montaj fabrikalarının, ardından bazı bileşenlerin ve ilerleyen süreçte belki de daha geniş kapsamlı bir üretimin yerlileştirilmesi adına gerçek bir teşvik oluşturabileceğine dikkat çekti. Sanayinin yalnızca bir veya iki projenin varlığıyla bir pazara taşınmayacağını, ancak sürdürülebilir bir talep ve net bir ekonomik ölçek gördüğünde bunun gerçekleşeceğini belirterek, Suudi Arabistan’daki depolama programının kesintisiz devam etmesinin önemini vurguladı.

Bağımsız bir yatırım kaynağı

El-Attas, bu projelerin enerji depolamayı yalnızca bir güneş veya rüzgâr santraline bağlı bir bileşen olarak değil, bağımsız bir yatırım varlık sınıfı olarak ele alma yolunda önemli bir adım oluşturduğunu düşünüyor. 15 yıllık uzun vadeli sözleşmelerin, net bir sözleşme yapısının ve öngörülebilir nakit akışlarının mevcudiyetinin, bu tür varlıkları yatırımcılar ve proje finansörleri için daha cazip hâle getirdiğini açıklıyor.

sxdcvdfd
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Geleneksel üretim santrallerine kıyasla depolamanın cazibesinin esneklik sunması ve ihtiyaç anında enerji sağlaması gibi farklı bir hizmetten kaynaklandığına dikkat çeken el-Attas, yenilenebilir enerji projeleriyle karşılaştırıldığında ise bunların en büyük sorunlarından biri olan üretim zamanı ile talep zamanının uyuşmaması durumunu çözüme kavuşturduğunu belirtti.

ACWA Power, enerji altyapısındaki varlığını genişletiyor

Mekke ve Ha'il’deki üç projede yaklaşık yüzde 35’lik payıyla ana aktörlerden biri olarak öne çıkan ACWA Power’ın bu konumunu değerlendiren el-Attas, bunun yalnızca elektrik üretim projeleriyle sınırlı kalmayıp daha geniş bir enerji altyapısı varlıkları portföyü oluşturmaya yönelik bir eğilimi yansıttığını belirtti.

Suudi Arabistan bu projelerle, artan elektrik talebine paralel olarak enerji karması içindeki yenilenebilir enerji ve enerji depolama sistemlerinin payını 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 50’ye çıkarmayı; böylelikle sistemin güvenilirliğini, verimliliğini ve operasyonel esnekliğini artırmayı hedefliyor.

‘Ana alıcı’ sıfatıyla SPPC, ön çalışmaları yürütme, elektrik üretimi ve enerji depolama projelerini ihaleye çıkarma görevlerinin yanı sıra geliştirici konsorsiyumlarla elektrik alım anlaşmaları ve enerji depolama hizmet anlaşmaları imzalanmasını üstleniyor.

Elektrik sisteminin yeniden şekillendirilmesi yalnızca depolama kapasitelerinin eklenmesiyle sınırlı kalmayıp yeni üretim kaynaklarında beklenen genişlemeye ayak uydurmak adına şebeke altyapısının güçlendirilmesine yönelik eş zamanlı bir adımla da destekleniyor. Nitekim Saudi Energy Company, elektrik şebekesini geliştirme ve genişletme projelerini finanse etmenin yanı sıra şirketin yürüttüğü satın alma ve projeler için finansman çözümleri sağlamak amacıyla Bpifrance ile bir iş birliği anlaşması imzaladı.

Söz konusu anlaşma, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’ya resmi ziyaretiyle eş zamanlı olarak Paris’te düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı sırasında imzalandı.

Anlaşma, şebeke istikrarıyla ilgili ekipmanlar da dâhil olmak üzere satın alma programını ve elektrik altyapı projelerini desteklemek amacıyla değeri 3 milyar dolara ulaşan bir finansman kolaylığı tesis edilmesine yönelik daha önceki bir mutabakat zaptına dayanıyor.

Sonuç olarak, bugün şekillenen tablo yalnızca bataryalarla ilgili olmayıp Suudi elektrik sisteminin önümüzdeki yıllarda gelebileceği noktayı gözler önüne seriyor: Elektrik üreten güneş ve rüzgâr, bunu muhafaza eden bataryalar ve ihtiyaç anında bu enerjiyi iletme ve yönetme kapasitesi daha yüksek bir şebeke. Bu halkalar arasında, önümüzdeki dönemde enerji sektöründeki en öne çıkan yatırım hikâyelerinden biri olabilecek yeni bir pazar oluşuyor.


Suudi Dışişleri Bakanı, Katar ve Türkiye Dışişleri Bakanlarıyla bölgesel gerilimi azaltma çabalarını görüştü

Suudi Dışişleri Bakanı, Katar ve Türkiye Dışişleri Bakanlarıyla bölgesel gerilimi azaltma çabalarını görüştü
TT

Suudi Dışişleri Bakanı, Katar ve Türkiye Dışişleri Bakanlarıyla bölgesel gerilimi azaltma çabalarını görüştü

Suudi Dışişleri Bakanı, Katar ve Türkiye Dışişleri Bakanlarıyla bölgesel gerilimi azaltma çabalarını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah, Katar ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde, bölgesel gerilimin azaltılması için yürütülen çabaları ele aldı. Görüşmelerde, bölgenin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesi amacıyla sürdürülen koordinasyon ve ortak çabaların birleştirilmesi değerlendirildi.

Görüşmeler, Suudi Dışişleri Bakanı'nın Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan ayrı ayrı aldığı telefon görüşmeleri sırasında gerçekleştirildi.