Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Limanlar ve lojistik, yılın ilk yarısında Suudi Arabistan’ın ulaştırma sektöründeki büyüme ivmesine öncülük etti

Cidde İslam Limanı (SPA)
Cidde İslam Limanı (SPA)
TT

Limanlar ve lojistik, yılın ilk yarısında Suudi Arabistan’ın ulaştırma sektöründeki büyüme ivmesine öncülük etti

Cidde İslam Limanı (SPA)
Cidde İslam Limanı (SPA)

Suudi Arabistan ulaştırma sektörü, 2026 yılının ilk yarısında operasyonel faaliyetlerin genişlemesi ile lojistik, liman ve taşımacılık alanlarında faaliyet gösteren halka açık şirketlerin performansındaki iyileşmeye bağlı olarak finansal ivmesini artırdı. Sektördeki şirketlerin toplam net kârı, 2025 yılının aynı döneminde kaydedilen 254,4 milyon riyalden (67,8 milyon dolar) yüzde 155,5 artışla yaklaşık 395,6 milyon riyal yükselerek 650 milyon riyale (173,3 milyon dolar) ulaştı.

Söz konusu finansal toparlanmada ikinci çeyrekte sergilenen güçlü performans etkili oldu. Sektörde yer alan dokuz şirketin toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 13,1 artarak yaklaşık 6,21 milyar riyale çıkarken, 2025'in ikinci çeyreğinde kaydedilen 341,4 milyon riyallik zarar, bu yılın aynı döneminde 156,1 milyon riyal net kâra dönüştü.

İkinci çeyrek sonuçlarındaki bu kayda değer dönüşüm, kiralama ile havacılık bağlantılı bazı faaliyetlerdeki baskıların sürmesine rağmen lojistik, liman ve taşımacılık şirketlerinin performansındaki artışı yansıttı.

Sektörde SAL Saudi Logistics, Saudi Ground Services, Budget Saudi, Theeb, Lumi, SAPTCO, SISCO Holding, Flynas ve Sharey olmak üzere toplam dokuz şirket yer alıyor.

SAL kârda lider konumda

SAL Saudi Logistics, ilk yarıda net kârını 2025'in aynı dönemine göre yüzde 10,4 artışla 315,3 milyon riyalden yaklaşık 348 milyon riyale çıkararak sektörün toplam kârının yaklaşık yüzde 53,5'ini elde etti.

Şirket, kâr artışını kargo yer hizmetleri ve lojistik sektörlerindeki operasyonel performansın iyileşmesine ve gelir büyümesine bağladı.

United International Transportation Company (Budget Saudi) ise ilk yarıda kaydettiği 127,8 milyon riyal net kâr ile kârlılıkta ikinci sırada yer aldı. Bir önceki yılın aynı döneminde 168,4 milyon riyal kâr açıklayan şirketin kârı yüzde 24 oranında geriledi.

DFGB HNM
SAL Saudi Logistics binası (Şirketin internet sitesi)

Şirket, kâr düşüşünün jeopolitik koşullar nedeniyle kısa süreli kiralama faaliyetlerindeki doluluk oranlarının azalması, sigorta maliyetlerinin artması ve daha ihtiyatlı bir politika kapsamında alacak karşılıklarının yükselmesinden kaynaklandığını belirtti.

Üçüncü sırada yer alan SISCO Holding’in net kârı; liman ve lojistik sektörlerindeki gelir büyümesi ile güçlü performansın etkisiyle 2025'in ilk yarısındaki 44,7 milyon riyalden yüzde 91 artarak 85,4 milyon riyale yükseldi.

Sektör yeniden kârlılığa dönüyor

Sektör şirketleri ikinci çeyrekte finansal performanslarında büyük bir dönüşüme imza atarak 2025'in aynı çeyreğinde kaydedilen 341 milyon riyallik zarara kıyasla yaklaşık 156 milyon riyal net kâr açıkladı.

Aynı dönemde toplam gelirler, geçen yılın aynı dönemindeki 5,5 milyar riyale kıyasla yüzde 13 artış göstererek 6,213 milyar riyale ulaştı.

Söz konusu dönüşüm, faaliyetlerdeki büyümenin artık yalnızca gelirlere yansımakla kalmayıp, kârlılık ve operasyonel verimlilikte de gözle görülür bir iyileşmeye dönüştüğünü göstermesi bakımından kritik önem taşıyor.

Lojistik talebi büyümeyi destekliyor

Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan finans ve ekonomi uzmanı Dr. Süleyman Al Humeyd el-Halidi; Suudi ulaştırma ve lojistik sektörünün 2026'nın ilk yarısında güçlü bir finansal performans sergilediğini belirtti. El-Halidi, bu gelişmede lojistik hizmetlere yönelik talebin artması, kargo ve taşımacılık trafiğindeki büyüme ile dev projeler ve Vizyon 2030 ile bağlantılı ekonomik faaliyetlerin genişlemesinin etkili olduğunu ifade etti.

Söz konusu etkenlerin, Suudi ekonomisinin kollarından biri olan ulaştırma ve lojistik alanında krallığın gelişmiş ülkeler arasındaki konumunu pekiştirdiğini aktaran el-Halidi, operasyonel verimliliğin artması ve kâr marjlarındaki iyileşmenin sonuçları desteklediğini kaydetti.

El-Halidi, katma değerli hizmetlerdeki genişleme ile dijital dönüşümün verimliliği artırmaya, filo ve tedarik zinciri yönetimini geliştirmeye yardımcı olduğunu dile getirdi.

Gelirlerdeki büyümenin kârlılığa dönüşmesinin geçici bir iyileşme değil, talebin gücü ve sürdürülebilirliğinin olumlu bir göstergesi olduğunu vurgulayan el-Halidi; sanayi, ticaret, turizm, perakende ve altyapı projelerindeki genişlemenin taşımacılık, depolama ve tedarik hizmetlerine olan talebi artırdığını ifade etti.

İlk yarı sonuçlarındaki en önemli unsurun yalnızca gelir artışı olmadığını, şirketlerin bu büyümeyi daha iyi kâr marjlarına dönüştürme yeteneği olduğunu belirten el-Halidi, bunun büyüme kalitesini ve operasyonel verimliliği yansıttığını kaydetti.

El-Halidi ayrıca, altyapı yatırımları ile liman, havalimanı ve lojistik bölgelerin geliştirilmesinin yanı sıra krallığın üç kıtayı birbirine bağlayan bölgesel bir lojistik merkezi olma konumunun güçlenmesiyle sektörün önümüzdeki dönemde büyük büyüme fırsatlarıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Rakamlarla sektör verileri:

- 650 milyon riyal: Ulaştırma sektörü şirketlerinin ilk yarı net kârı.

- %155,5: Kârlılıkta yıllık bazda yaşanan artış oranı.

- 173,3 milyon dolar: Sektörün toplam konsolide kâr değeri.

- 6,21 milyar riyal: Şirketlerin ikinci çeyrekteki toplam geliri.

- %13,1: Gelirlerde yıllık bazda kaydedilen büyüme oranı.


Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı, Riyad’da 5 bin ziyaretçiyle sona erdi

Riyad’da düzenlenen 2026 Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı oturumlarına ve etkinliklerine büyük ilgi gösterildi. (SPA)
Riyad’da düzenlenen 2026 Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı oturumlarına ve etkinliklerine büyük ilgi gösterildi. (SPA)
TT

Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı, Riyad’da 5 bin ziyaretçiyle sona erdi

Riyad’da düzenlenen 2026 Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı oturumlarına ve etkinliklerine büyük ilgi gösterildi. (SPA)
Riyad’da düzenlenen 2026 Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı oturumlarına ve etkinliklerine büyük ilgi gösterildi. (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı tarafından ‘Tarihimiz ve Geleceğimiz... Güvenlik ve Gelişim’ temasıyla düzenlenen 2026 Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Konferansı, dün Riyad’da sona erdi. Konferans; ülke içinden ve dışından prensler, bakanlar, yetkililer, uzmanlar, araştırmacılar, akademisyenler, yazarlar ve uzmanların katılımıyla yoğun ilgi gördü.

İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif’in himayesinde gerçekleştirilen ve üç gün süren konferansı 5 bin 200’den fazla kişi ziyaret etti. Etkinlikler, sosyal medya platformları ve canlı yayınlar aracılığıyla yerel ve uluslararası ölçekte takip edildi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın tarihi ile güvenlik, istikrar ve kalkınma tecrübesine yönelik tartışmalara olan ilgiyi ortaya koydu.

Yetkilileri, karar alıcıları, güvenlik yöneticilerini, tarihçileri, akademisyenleri ve gazetecileri bir araya getiren konferans, Suudi Arabistan tecrübesini farklı açılardan değerlendirme ve geçmişi gelecekle ilişkilendirme imkânı sundu.

Program kapsamında ‘Diyalog Platformu’ ve ‘Güvenlik ve Tarih Tiyatrosu’ alanlarında 60 saatten fazla süren 60’ı aşkın panel, etkileşimli oturum ve özel söyleşi gerçekleştirildi. Etkinliklere yurt içinden ve yurt dışından 160’ı aşkın konuşmacı ile yaklaşık 30 kamu, akademik ve bilimsel kurum katıldı.

DFRGTHY
Konferans programında 60’tan fazla panel, interaktif oturum, konuşma ve özel söyleşi yer aldı. (SPA)

Konferansta, güvenlik kavramı ve bu kavramın devlet ile toplum inşasının farklı alanlarıyla olan ilişkisini ele alan çeşitli konular tartışıldı. Görüşmelerde Suudi Arabistan tarihindeki güvenlik süreci, kurumların inşası, adalet, istikrar, vatandaşlık ve ulusal kimlik, güvenlik ve yatırım, bilinç ve ölçülülük, uluslararası ilişkiler, güvenlik ortaklıkları, vatandaşın, ailenin ve kadının rolü, medya, kültür, sanat, medeniyet mirası, yapay zekâ ve geleceğin güvenliği gibi başlıklar öne çıktı.

Oturumlarda Suudi Arabistan tarihinin dönüm noktaları, kurucu Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud’un şahsiyeti, devlet kurumları ile güvenlik teşkilatlarının gelişimi, Haremeyn-i Şerifeyn ve kutsal mekanların korunması ile askeri ve güvenlik mirası değerlendirildi. Ayrıca Suudi Arabistan’ın kalkınma, ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşüm tecrübesi ile güvenlik ve istikrarın bu sürece sağladığı katkılar ele alındı.

Konferans kapsamında düzenlenen özel söyleşi ve konuşmalarda yerli ve yabancı yetkililer, diplomatlar ve uzmanlar, Suudi Arabistan ve yaşanan dönüşümlere dair deneyimlerini paylaştı. Bu katkılar, oturumlarda sunulan bilimsel ve tarihi içeriğe insani ve pratik bir boyut kazandırdı.

DSF
Konferans, güvenlik kavramı ve bunun çeşitli yönleriyle bağlantısı etrafındaki konuların çeşitliliğini ve tartışmaların zenginliğini yansıtan çok sayıda konuyu ele aldı. (SPA)

Konferans oturumları aydınlar, gazeteciler, araştırmacılar, Suudi tarihine ilgi duyanlar ile çok sayıda genç ve öğrenci tarafından takip edildi. Katılımcı profilindeki çeşitlilik; resmi, akademik, kültürel ve medya birikimi ile farklı kuşaklar arasında diyalog alanları açarak tartışmaları zenginleştirdi.

Konferans, İçişleri Bakanlığı tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen Güvenlik ve Tarih Diyaloğu Forumu’nun bir devamı niteliğini taşıyor. Bu yıl kapsamı genişletilerek üç günlük bir programa dönüştürülen etkinlik; Suudi Arabistan tarihine dair bilinci artırmayı, inşa ve kalkınma sürecinde güvenliğin önemini vurgulamayı ve ülke tecrübesini belgeleyerek gelecek nesillere aktaracak bilgi içeriği üretmeyi hedefliyor.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerin ‘kaldıramayacakları bir kapı açtığını’ belirterek, ülkesinin herhangi bir saldırıya karşı kendisini savunmaktan çekinmeyeceğini ve çıkarlarını korumak için mevcut tüm imkanları kullanacağını vurguladı.

Prens Faysal bin Ferhan, bu açıklamayı dün Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptı. Açıklama, Husilerin bir gün önce Suudi Arabistan’ın Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedefleri vurmasının ardından geldi. Saldırılarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 73 sivil yaralanmıştı.

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon ise Husileri caydırmak ve düşmanca tutumlarıyla kararlılıkla mücadele etmek amacıyla ‘gerekli tüm operasyonel tedbirlerin alınacağını’ bildirdi. Koalisyon, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını korumak ve ülkede yaşayan vatandaşlar ile yabancıların güvenliğini sağlamak amacı taşıdığını belirtti. Açıklamada ayrıca, tehdit kaynaklarına karşılık vermek ve tehlikeyi bertaraf etmek için tedbirler alınacağı kaydedildi.

Düşmanca yaklaşımı reddetmek

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Husilerin saldırılarını ve Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik eylemlerini sürdürerek uluslararası deniz ulaşımının serbestisini tehdit etmesini ‘en sert şekilde’ kınadı. Bakanlık, milislerin Yemen’in ve Arap ve İslam dünyasının güvenlik ve istikrarını tehdit eden düşmanca yaklaşımını ve suç teşkil eden eylemlerini kesinlikle reddettiğini belirterek, Husilerin tüm barış girişimlerini reddetmeyi sürdürdüğünü vurguladı.

Bakanlık, Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını ve vatandaşlarıyla ülke topraklarında yaşayanların güvenliğini korumak amacıyla uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde gerekli tüm tedbirleri alma hakkının bulunduğunu belirtti. Açıklamada, Suudi Arabistan’ın kendisini hedef alan hiçbir saldırıya müsamaha göstermeyeceği vurgulandı.

Suudi Arabistan, Husilerin sivilleri ve sivil tesisleri hedef almaya devam etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak, tüm tırmanış girişimlerinin ve deniz ulaşımının güvenliğine yönelik devam eden tehditlerin derhal sonlandırılmasını istedi. Riyad ayrıca, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve başta 2216 ve 2722 sayılı kararlar olmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarını uygulama çağrısında bulundu.

Aşırı suçlu davranış

Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husilerin ‘sorumsuzca gerçekleştirdiği saldırıların’, örgütün düşmanca ve sorumsuz yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirtti. Maliki, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi, vatandaşları ile ülke topraklarında yaşayanların güvenlik ve emniyetine doğrudan tehdit oluşturulması ve ülkenin ulusal kaynakları ile sivil tesis ve hedeflerine kasıtlı olarak zarar verilmesi anlamına geldiğini söyledi. Saldırıların ayrıca, Yemen ve Arap ve İslam dünyasının çevresinde barış ve istikrarın sağlanmasını reddeden, aşırılık yanlısı ve suç niteliğindeki milis tutumunu yansıttığını ifade etti.

Prens Faysal bin Ferhan ise basın toplantısında, Suudi Arabistan’ın “Yemen ve bölgenin çıkarlarına hizmet eden her türlü girişimi desteklemekten çekinmeyeceğini” söyledi. Husilerle temas konusunda diplomasi kapısının hâlâ açık olduğunu belirten Faysal bin Ferhan, Yemen’in meşru hükümetinin de Husilere sorumlu bir şekilde müzakere etme fırsatı sunduğunu kaydetti.

Faysal bin Ferhan, Husilerin Yemen ve halkının çıkarları yerine kendi dar ve kişisel çıkarlarını tercih ettiğini, ülkedeki iç sorunlarını Suudi Arabistan’a taşımaya çalıştığını ve kendisini zor durumda bulduğu her seferinde şiddete başvurduğunu söyledi. Husilerin krizi sona erdirecek siyasi sürece sorumlu bir şekilde katılmak yerine Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ısrar ettiğini belirtti.

Kabul edilemez saldırılar

Lavrov, Suudi mevkidaşıyla düzenlediği basın toplantısında, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını ‘kabul edilemez ve ters sonuçlar doğuran’ eylemler olarak nitelendirdi. Bu saldırıların sivillerin hayatını ve sivil tesisleri tehlikeye attığını, küresel ekonomiye zarar verdiğini belirten Lavrov, Moskova’nın Riyad’ın Yemen’de barışçıl çözüm için yol haritasını hayata geçirme yönündeki çabalarına tam destek verdiğini vurguladı.

Lavrov, sorunların askeri yöntemlerle çözülmesi girişimlerini reddettiklerini belirterek, Yemen kıyılarına bitişik bölgeler de dahil olmak üzere uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğü ve güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti. Lavrov, Suudi Arabistan’ın girişimiyle hazırlanan yol haritası temelinde Yemen’de etkili aktörler arasında doğrudan diyaloğun bir an önce başlatılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise dün gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Husilerin ‘İran’ın vekil gücü’ olduğunu söyledi. Rubio, “Yaşananların bazılarının arkasında İran’ın elinin açıkça bulunduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı. ABD’nin Suudi Arabistan ile çok güçlü bir savunma ve askeri ilişkisi bulunduğunu vurguladı.

Rubio, “Bu gelişmeleri yakından izliyoruz. (...) Ayrıca bazı kara operasyonlarının da gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Yemen güçleri Husilere karşı koyuyor ve onların sahada elde etmeye çalıştığı bazı ilerlemeleri geri püskürtüyor” dedi.

Husilerin saldırıları, Körfez ülkeleri ile Arap ve İslam dünyasından art arda gelen açıklamalarla kınandı. Açıklamalarda, Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik açık ihlaller karşısında Riyad’la tam dayanışma içinde olunduğu belirtilirken, sivillerin, tesislerin ve sivil hedeflerin vurulması reddedildi. Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını korumaya yönelik attığı adımlara destek yinelenirken, söz konusu uygulamalara karşı ‘kararlı ve caydırıcı’ bir tutum alınması, saldırıları gerçekleştirenler ile bunlara destek verenlerin hesap vermesi ve ilgili uluslararası kararların uygulanması çağrısında bulunuldu.

Uluslararası dayanışma

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu hain saldırılar yalnızca masum insanların hayatlarını değil, bölgenin güvenlik ve barışını da tehdit ediyor” ifadesini kullandı. Şerif, ülkesinin Suudi Arabistan’ın egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz desteğini yineleyerek, Pakistan’ın yönetimi ve halkıyla birlikte Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu ve tam dayanışma içinde bulunduğunu vurguladı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ise Husilerin saldırılarının uluslararası hukuk ve teamüllerin ihlali olduğunu belirtti. Budeyvi, saldırıların bölgenin güvenliğini ve bölgesel ve uluslararası barışı tehdit eden ‘aşırılıkçı ve suç niteliğinde bir yaklaşımı’ yansıttığını ifade ederek, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın yanında ‘tek saf halinde’ durduğunu yineledi.

Diplomatik sürecin desteklenmesi

Moskova’daki görüşmeye dönersek, Suudi Arabistan ve Rusya, iki ülkenin dışişleri bakanlarının gerçekleştirdiği resmi görüşmede, Filistin meselesi ve Yemen’deki durum da dahil olmak üzere mevcut bölgesel ve uluslararası sorunların çözümünde diplomatik sürecin desteklenmesinin önemini vurguladı. Taraflar ayrıca, başta Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb olmak üzere uluslararası su yollarında seyrüsefer güvenliği ve özgürlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti.

Prens Faysal bin Ferhan ile Lavrov, gerilimi düşürmek ve tansiyonu yatıştırmak amacıyla yürütülen çabaları ele aldı. Görüşmede ayrıca, uluslararası platformlarda koordinasyon ve istişarenin güçlendirilmesinin, çok taraflı iş birliğini sağlamlaştırmaya yönelik girişimlerin desteklenmesinin ve küresel gelişmeler karşısında daha etkin bir uluslararası sistem oluşturulması amacıyla mevcut mekanizmaların reforme edilmesinin önemi üzerinde duruldu. Bu adımların uluslararası güvenlik ve barışın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.

İki ülke arasında çeşitli alanlardaki iş birliği ve koordinasyonun geliştirilmesi yollarının da ele alındığı görüşmede, taraflar ilişkileri daha geniş ufuklara taşımayı hedeflediklerini belirtti. Suudi Arabistan ve Rusya, 100 yıllık diplomatik ilişkiler ve kesintisiz iş birliği mirasına dayanan ilişkileri, daha iddialı ve kapsamlı bir ikinci yüzyıla taşımayı hedeflediklerini vurguladı. Bunun, ortaklığın derinliğini yansıtacağı, ortak çıkarlara hizmet edeceği ve güvenlik, istikrar, kalkınma ve refahı destekleyeceği kaydedildi.

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki iş birliğinin bugün geniş bir siyasi ve ekonomik konu yelpazesini kapsadığını belirtti. Bu iş birliğinin küresel enerji piyasalarının istikrarının desteklenmesi ve üreticiler ile tüketicilerin çıkarlarını gözeten bir dengenin sağlanması açısından önemini kanıtladığını ifade eden Faysal bin Ferhan, söz konusu ortaklığın küresel ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine katkıda bulunduğunu ve ekonomik, ticari ve yatırım alanlarındaki iş birliğini güçlendirdiğini söyledi.