Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Suudi Arabistan Müftüsü: Husiler, inancı ve yöntemi bozuk bir kötülük çetesidir

Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Dr. Salih el-Fevzan (SPA)
Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Dr. Salih el-Fevzan (SPA)
TT

Suudi Arabistan Müftüsü: Husiler, inancı ve yöntemi bozuk bir kötülük çetesidir

Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Dr. Salih el-Fevzan (SPA)
Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Dr. Salih el-Fevzan (SPA)

Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Dr. Salih el-Fevzan, Husileri “kötülük çetesi ve düşmanların maşası” olarak nitelendirerek, grubun “inanç ve yöntem bakımından bozgunculuk üzerine kurulduğunu, kendi yöneticilerine karşı ayaklandığını ve uzun yıllar boyunca art arda yaşanan fitneler sonucunda ülkeyi ve halkı bölüp parçaladığını” belirtti.

Fevzan, nöbet tutan güçlere ve koalisyon güçlerine hitaben yayımladığı açıklamada, onları “Hz. Peygamber’in sahabelerini tekfir eden, Müslümanların kanlarını helal sayan ve camilerini yıkıp tahrip eden bu sapkın fırka ve bozuk gruba karşı tek saf halinde durmaya” çağırdı. Fevzan ayrıca, “Allah sizin yardımcınız ve destekçinizdir; O’na tevekkül edin” dedi.

Fevzan, “Allah bize bu dosdoğru dini (İslam’ı), bu bereketli ülkede birlik ve beraberliği, yöneticilerimizin etrafında tek saf olmayı lütfetti” ifadelerini kullandı. Suudi Arabistan’ın en büyük nimetlerinden birinin ülkenin Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünneti üzerine kurulması ve iki kutsal mescide hizmet etme şerefine nail olması olduğunu belirten Fevzan, bu kutsal mekânlara, Raşid Halifeler döneminden beri benzeri görülmemiş bir hizmet ve bakım sunulduğunu söyledi.

Suudi Arabistan’ın bu büyük yapısının korunmasını, sınırlarında nöbet tutulmasını, ülkeye yönelik saldırıların püskürtülmesini ve topraklarının bir karışına dahi zarar vermek isteyen herkesin cezalandırılmasını “en büyük görevlerden ve en faziletli ibadetlerden biri” olarak nitelendiren Fevzan, Müslümanların kutsal mekânlarını barındıran bu ülkede İslam’ın büyük ibadetlerinden hac ve umrenin gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Başmüftü, sınırda nöbet tutanların büyük fazilet ve sevaplara sahip olduğunu belirterek, “Görevi yerine getirmek için her zaman hazır olmanız, yöneticilerinize ve sahadaki komutanlarınıza itaat etmeniz ve emirleri eksiksiz biçimde yerine getirmeniz gerekir. Allah, Peygamberinin sahabelerine de böyle emretmiştir” dedi. Fevzan, “Siz de Peygamberinin sahabelerinin izinden gidiyorsunuz; Müslümanların kutsal mekânlarını savunuyor ve tevhid sancağını yükseltiyorsunuz” ifadelerini kullandı. Ayrıca güçlere sabır, sebat ve sınır nöbetini sürdürme çağrısında bulundu.

Fevzan, koalisyon güçlerinin “önemli bir cephede ve şerefli, yüce bir görev başında” olduğunu belirterek, “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; saflarınızı birleştirin, aranızda uyum içinde hareket edin ve söz birliği edin. Müslümanlara karşı düşmanlık eden, ülkede bozgunculuk çıkaran, yöneticilerine karşı ayaklanan ve Müslümanların kutsal mekânlarına kötülük yapmak isteyen bir düşmanla, yani Husilerle, savaştığınızı bilin. Ancak Allah onları gözetlemektedir” dedi.

Başmüftü, “Yemen’de meşru yönetimin idaresi altında güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesinin en zorunlu görevlerden biri olduğunu” vurguladı. Bunun, Yemenlilerin güven ve huzur içinde, refah ve istikrar içerisinde yaşaması ve ülkelerinin İslam dünyasındaki diğer ülkelerle birlikte kalkınma, gelişme ve toplumsal bütünlük yolunda ilerlemesi için gerekli olduğunu belirtti.

Fevzan, açıklamasının sonunda Allah’tan Suudi Arabistan ve Yemen’i her türlü kötülükten korumasını, sınırda nöbet tutan güçlere yardım etmesini ve Husilerin, onlara yardım eden ve destekleyenlerin kökünü kurutmasını diledi.


Küresel İttifak: Filistin meselesinin çözümü, barış ve bölgesel bütünleşmenin temelidir

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, bakanlar toplantısına katılırken (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, bakanlar toplantısına katılırken (SPA)
TT

Küresel İttifak: Filistin meselesinin çözümü, barış ve bölgesel bütünleşmenin temelidir

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, bakanlar toplantısına katılırken (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, bakanlar toplantısına katılırken (SPA)

“İki Devletli Çözümün Uygulanmasına Yönelik Küresel İttifak”, dün yaptığı açıklamada, Filistin meselesinin çözümünün Arap Barış Girişimi, New York Deklarasyonu ve kapsamlı barış planı temelinde bölgesel barış ve bütünleşmenin dayanağını oluşturduğunu vurguladı.

Açıklama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu marjında düzenlenen bakanlar toplantısının ardından yayımlanan ortak bildiride yer aldı. New York Deklarasyonu’nun kabul edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesinin ardından düzenlenen toplantıya Filistin Başbakanı, yaklaşık 100 ülke ve kuruluş ile Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi katıldı.

Toplantının eş başkanları, iki devletli çözümün Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alan, İsrail için kalıcı güvenliği sağlayan ve bütün bölgede barışı tesis eden uluslararası alanda üzerinde uzlaşılmış tek yol olduğunu belirtti. Katılımcılar, bu çözüme yönelik uluslararası mutabakatın son yıllara kıyasla daha güçlü olduğuna dikkat çekerken, uygulanma ihtimaline yönelik risklerin artmasına rağmen, fırsatların hâlâ mevcut olduğunu ifade etti.

Katılımcılar, sahada iki devletli çözümün dayanaklarını zayıflatan gelişmelerden duydukları ciddi endişeyi dile getirdi. Yerleşimlerin genişletilmesinin, buna “E1” planının da dahil olduğunu, yıkımların yanı sıra zorla yerinden etme, ilhak ve ilhak tehdidine yönelik politikaların ve yerleşimci şiddetindeki benzeri görülmemiş artışın, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’nın bütünlüğünü ve coğrafi bağlantısını zayıflattığını belirtti.

hkıyju
Toplantıya Filistin Başbakanı, 100 ülke ve kuruluş ile Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi katıldı (SPA)

Ortak bildiride, söz konusu uygulamalara son verilmesi, yerleşimci şiddetinden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması ve Kudüs’teki kutsal mekânlarda mevcut tarihi ve hukuki statükonun korunması çağrısı yapıldı.

Katılımcılar, “Tek Filistin. İki devlet. Barış içinde bir bölge” vizyonuna bağlılıklarını yineledi. Gazze ile Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’nın tek bir Filistin coğrafi bütünlüğü oluşturduğunu ve işgale son verilmesi gerektiğini vurguladı.

Bildiride, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme ve egemen, demokratik, coğrafi olarak bütünlük arz eden ve yaşanabilir bağımsız bir devlet kurma hakkının devredilemez olduğu belirtildi. Bu devletin, 1967 sınırları temelinde, uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda İsrail’le güvenlik ve barış içinde yan yana yaşaması gerektiği ifade edildi.

Bildiride ayrıca, New York Deklarasyonu, kapsamlı barış planı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararının birbirini tamamladığı ve güçlendirdiği ifade edildi. Gazze’nin siyasi geleceğinin Batı Şeria’dan ayrı olamayacağı vurgulanarak, “geçiş dönemi düzenlemelerinin Gazze’nin Batı Şeria ile yeniden birleştirilmesini ve meşru tek bir Filistin hükümetinin yönetimi altına alınmasını sağlaması gerektiği” belirtildi. Katılımcılar, Barış Konseyi, Yüksek Temsilcilik Ofisi, Gazze’nin yönetiminden sorumlu Ulusal Komite ve Uluslararası İstikrar Gücü’ne kendilerine verilen görevleri yerine getirmeleri konusunda desteklerini yineledi.

Katılımcılar, Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, Hamas ve tüm silahlı grupların silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin güvenilir ve doğrulanabilir bir uygulama mekanizmasıyla tamamen çekilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılması ve mensupları güvenlik soruşturmasından geçirilecek bir Filistin polis teşkilatının eğitilmesi de dahil olmak üzere güvenlik alanındaki geçiş sürecinin desteklenmesi istendi.

Bildiride, başta Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşları, özellikle de Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) aracılığıyla, insani yardımların Gazze Şeridi’nin tamamına hızlı, güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılması çağrısı yapıldı. Erken toparlanma ve yeniden imar çalışmalarına da güvenilir ve koordineli finansman desteğiyle derhal başlanması istendi.

fgthy
Toplantı, “New York Deklarasyonu”nun kabul edilmesinin birinci yıl dönümünde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu marjında düzenlendi (SPA)

Katılımcılar, Filistin Yönetimi’nin maruz kaldığı mali ve kurumsal baskılardan duydukları endişeyi dile getirerek, mali sürdürülebilirliğinin korunması gerektiğini vurguladı. Bu kapsamda, alıkonulan bütün gümrük gelirlerinin serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.

Katılımcılar ayrıca, seçimler de dahil olmak üzere Filistin öncülüğünde reformların gerçekleştirilmesini ve kurumların yenilenmesini desteklediklerini belirterek, tüm taraflara yaklaşan ulusal seçimlerin düzenlenmesini kolaylaştırma çağrısı yaptı. Bağışçılardan da Filistin Yönetimi’ni desteklemek üzere doğrudan yardım sağlamaları istendi.

Terör ve kışkırtmanın reddedildiği bildiride, “Bu, çözülebilir siyasi ve bölgesel bir çatışmadır; dini bir çatışma olarak tasvir edilmemelidir” denildi. Dini liderler ve toplumların bir arada yaşamayı güçlendirme, insan onurunu koruma ve barışı destekleme konusunda katkı sağlayabileceği belirtilerek, aşırılık yanlılarının dini terör, şiddet, dışlama veya tahakkümü meşrulaştırmak için kullanmalarının önlenmesi gerektiği vurgulandı.

Katılımcılar, uluslararası hukuka, ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına ve Uluslararası Adalet Divanı’nın 19 Temmuz 2024 tarihli danışma görüşüne bağlılıklarını yineledi. “Küresel İttifak”ın New York Deklarasyonu çerçevesinde alınan ulusal taahhütleri ve atılan adımları desteklemeyi sürdüreceği belirtildi.

Bildiride, Filistin devletinin kurulmasına ve Gazze’nin Batı Şeria’dan ayrılmamasına yönelik güçlü bağlılık vurgulandı. İsraillilere, iki devletli çözümün önüne engeller koymanın kalıcı güvenlik sağlamayacağı mesajı verilirken, bağımsız bir Filistin devletiyle yan yana barış içinde yaşanacak bir geleceğin hâlâ mümkün olduğu belirtildi. Uluslararası topluma ise iki devletli çözümü korumak ve sahada hayata geçirmek için şimdi harekete geçilmesi gerektiği, aksi halde çözümün dayanaklarının zayıflatılması riskiyle karşı karşıya kalınacağı ifade edildi.


Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destek

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destek

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)

Sudan'daki savaşı sona erdirmeye yönelik uluslararası girişimler, siyasi ve diplomatik çekişmelerin yeni bir aşamasına girdi. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan, “meşru ulusal devlet kurumlarına” desteklerini sürdürürken paralel yapılanmaları reddetti. Hartum ise Washington'ın savaşın taraflarının meşruiyetine ilişkin tutumunu reddetti. Bu gelişmelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler, Geçiş Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan'ın ABD vizesi krizinin sürmesinden endişe duyarken Washington ile ordu yönetimi arasında önerilen 90 günlük insani ateşkes konusunda da görüş ayrılığı derinleşiyor.

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu kapsamında New York'ta düzenlenen istişare toplantısında Sudan'ın egemenliği, birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik “sarsılmaz” desteklerini teyit etti. Bakanlar, “meşru ulusal devlet kurumlarının” korunmasının önemini vurgularken ülkenin egemenliğini ve birliğini zayıflatabilecek paralel yapılanmaların oluşturulmasını reddetti.

dfgthyju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da Sudanlı mevkidaşı Muhyiddin Salim Ahmed İbrahim'i kabul etti (SPA)

Bakanlar ayrıca Sudan'a yasa dışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçı akışının durdurulması çağrısında bulundu. Bu açıklama, Nisan 2023'ten bu yana devam eden savaşı sona erdirecek bir formül bulmak amacıyla uluslararası ve bölgesel girişimlerin yoğunlaştığı bir dönemde geldi.

Hartum'dan ret

Sudan Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü savaşın taraflarına ilişkin ABD'nin son tutumunu reddetti. Bakanlık, herhangi bir barış girişiminin Sudan'ın egemenliğine, birliğine, toprak bütünlüğüne ve “meşru ulusal kurumlarına” saygı temelinde şekillenmesi ve dış müdahaleler ile Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) yönelik destek kaynaklarını ele alması gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanlığı, ordu ile HDK'nın eşit tutulmasını veya herhangi bir müzakere sürecinin savaşın ortaya çıkardığı fiili duruma meşruiyet kazandırmasını reddetti. Bununla birlikte Hartum'un barışın sağlanması amacıyla ABD ve bölgesel ve uluslararası ortaklarla çalışmaya hazır olduğu vurgulandı.

cdfvgthy
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Washington'ın Burhan'a vize vermemesi nedeniyle endişeli (AP)

Bakanlığın açıklamasında, ABD'nin yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Rusya, Çin, Türkiye ve Pakistan ile Arap Birliği, Afrika Birliği, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki Afrika Grubu da Hartum'un işbirliğine hazır olduğunu belirttiği taraflar arasında sayıldı.

Guterres'ten vize krizi uyarısı

Öte yandan Burhan'ın ABD'ye giriş vizesi alamamasıyla ilgili kriz, Sudan'ın konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşımasının ardından daha da büyüdü.

Sudan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi el-Haris İdris, 21 Eylül'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e bir mektup göndererek ABD makamları nezdinde “acil müdahalede” bulunmasını ve Burhan ile beraberindeki heyete vize verilmesini güvence altına almasını istedi. İdris, sorunun devam etmesinin BM'ye üye bir ülkenin devlet başkanının Genel Kurul çalışmalarına bizzat katılmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

dfgthy
ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP)

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Guterres'in vizenin verilmemesinden “büyük endişe” duyduğunu ve Genel Sekreterlik makamının konuyu derhal ABD makamlarının gündemine taşıyarak temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Reuters'ın haberine göre Burhan New York'a seyahatini erteledi ancak vize başvurusunun reddedildiğine ilişkin resmi bir bildirim almadı. Ajansa konuşan başka bir Sudanlı kaynak ise Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapacağını söyledi.

90 günlük ateşkes önerisi

Vize krizi, ABD'nin 90 günlük insani ateşkes önerisi konusunda yaşanan daha geniş kapsamlı anlaşmazlıkla iç içe geçmiş durumda.

Reuters, Sudanlı bir diplomatik kaynak ile taraflar arasındaki görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir analiste dayanarak vize verilmesinin Burhan'ın ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos tarafından sunulan 90 günlük ateşkes önerisini kabul etmesine bağlı göründüğünü bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise vize verilmesini ateşkesin kabul edilmesine bağladığını resmi olarak açıklamadı.

Üst düzey Sudanlı bir kaynak, Reuters'a yaptığı açıklamada Burhan'ın öneriye “kabul et veya reddet” yaklaşımıyla karşılık vermeyi reddettiğini ve herhangi bir girişimin müzakereye ve değişikliğe açık olması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

İdris daha önce Burhan'ın temmuz ayında Boulos'a müzakereye hazır olduğunu ve 90 günlük insani ateşkes ilan edebileceğini bildirdiğini açıklamıştı. Ancak Burhan bunun için HDK'nın kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek mekanizmalar oluşturulmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını şart koşmuştu.

 cvbgnh
Beşir ile Turabi arasındaki ilişkide yaşanan çalkantılar, Sudan tarihinin dönüm noktalarından birine damga vurdu (AFP)

Burhan ayrıca pazartesi günü Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalesinde savaş konusunda dışarıdan verilen talimatları reddettiğini belirtti. Burhan, daha önceki ateşkes anlaşmalarının HDK ve destekçilerine saflarını yeniden düzenleme fırsatı verdiğini savundu.

Washington'ın dili sertleşiyor

Buna karşılık Washington, savaşın taraflarına yönelik söylemini sertleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Başkan Donald Trump'ın “dünyanın en kötü insani krizini” sona erdirme konusunda kararlı olduğunu belirtti.

Bakanlık, ordu ve HDK'yı acil ateşkese yönelik ciddi bir bağlılık göstermemekle, çatışmaları ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırmakla suçladı.

Washington, iki taraftan da defalarca “sunulan biçimiyle ve ön koşulsuz” bir insani ateşkesi kabul etmelerini ve sivil yönetime geçişe öncülük edecek kapsamlı bir siyasi diyaloğa girmelerini istediğini açıkladı.

ABD ayrıca çatışmanın sürmesinin maliyetini savaşan taraflar ve savaşı besleyen ağlar açısından “artırmak” için girişimlerde bulunacağı uyarısında bulundu.

Boulos da New York'ta bu tutumu yineleyerek Sudan halkının, “Sudanlılar arasında Sudanlıların yürüteceği bir diyaloğu” kolaylaştıracak bir insani ateşkesi hak ettiğini söyledi ve BM'nin uyguladığı silah ambargosunun genişletilmesi çağrısında bulundu.

Beşir dönemindeki vize krizi yeniden gündemde

Vize krizi, ABD'nin Birleşmiş Milletler merkezine ev sahipliği yapan ülke olarak üstlendiği yükümlülükleri yeniden gündeme getirirken Sudan'la ilgili 2013 yılına uzanan bir örneği de hatırlattı.

Eylül 2013'te eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan iki tutuklama emri nedeniyle tartışmaların yaşandığı bir dönemde New York'a gitmek için vize başvurusunda bulunmuştu.

Beşir o dönemde New York'a gitme konusundaki ısrarını sürdürmüş ancak ziyaret gerçekleşmemişti. Sudan'ın o dönemki Dışişleri Bakanı Ali Karti, Genel Kurul'da ülkesinin konuşmasını yapmıştı.

Aradan 13 yıl geçtikten sonra Burhan'la birlikte tablonun bir bölümü yeniden ortaya çıkıyor. Reuters'a göre Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapması bekleniyor. Ancak iki kriz arasındaki koşullar ve nedenler birbirinden farklı.