Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Şeyh Hamad bin Halife'nin vefatı nedeniyle Katar Emiri'ne taziyelerini iletti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Şeyh Hamad bin Halife'nin vefatı nedeniyle Katar Emiri'ne taziyelerini iletti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz, bugün (pazartesi) Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile telefonda görüştü.

Veliaht Prens, görüşmede Şeyh Hamad bin Halife Al Sani'nin vefatı dolayısıyla Katar Emiri'ne taziye ve başsağlığı dileklerini iletti.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ise, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a samimi kardeşlik duygularını yansıtan taziye mesajı ve destekleri dolayısıyla teşekkür etti.


Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor
TT

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Donohoe: Suudi Arabistan büyüme modelini geliştirmenin ötesine geçerek kalkınma bilgisini ihraç ediyor

Suudi Arabistan'da iş gücü piyasasında yaşanan dönüşüm artık yalnızca işsizlik oranının tarihi düşük seviye olan yüzde 2,8'e gerilemesi ya da çalışan Suudi vatandaşlarının yarısının özel sektörde istihdam edilmesiyle ölçülmüyor. Ülkenin beşeri sermaye ve teknoloji yatırımlarını uluslararası kurumların dikkatini çeken kalkınma modellerine dönüştürebilme kapasitesi de bu dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

Dünyanın en büyük sanal sağlık hizmeti sağlayıcısı olarak kabul edilen Seha Sanal Hastanesi, dijital teknolojiler ve yapay zekâyı kullanarak sağlık hizmetlerinin kapsamını genişletmesi ve verimliliğini artırmasıyla bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Dünya Bankası, bu deneyimi bilgi ve inovasyona dayalı geleceğin ekonomisini yansıtan başarılı bir model olarak değerlendiriyor.

Bu değerlendirme, Dünya Bankası ile Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın ortaklaşa hazırladığı "On Yıllık İlerleme: Suudi İş Gücü Piyasasındaki Dönüşüme Derinlemesine Bakış" başlıklı raporla da destekleniyor. Raporda ekonominin insan sermayesi, özel sektör ve dijital ekonomi ekseninde yeni bir aşamaya geçtiği belirtilirken, iş gücüne katılım oranının yüzde 67,1'e yükseldiği, çalışan Suudilerin yarısının özel sektörde görev yaptığı ve dijital ekonominin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yaklaşık yüzde 15'e ulaştığı kaydediliyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü (Chief Knowledge Officer))  Paschal  Donohoe, Suudi Arabistan'ın elde ettiği başarının ekonomik göstergelerin iyileştirilmesinin ötesine geçtiğini belirterek, ülkenin istihdam, beceri, inovasyon ve bilginin kamu hizmetlerinde kullanımını bir araya getiren, daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma modeli oluşturduğunu söyledi.

Dünyanın ilgisini çeken sağlık modeli

Donohoe'nun övgü dolu değerlendirmesi, pazar günü Riyad'daki Seha Sanal Hastanesi'ne gerçekleştirdiği ziyaretin ardından geldi.

Hastanenin dijital sağlık hizmetlerini yerinde inceleyen Donohoe, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada tesisi, "teknolojinin insanın hizmetine sunulmasında gördüğüm en etkileyici modellerden biri" olarak nitelendirdi. Yapay zekânın sağlık hizmetlerine kapsamlı bir kalkınma vizyonu çerçevesinde entegre edilmesinin başarılı bir örneği olduğunu ifade etti.

Donohoe'ya göre Suudi sağlık sistemini küresel ölçekte öne çıkaran üç temel unsur bulunuyor. Bunların ilki, yapay zekânın hastalar ile en uzman doktorlar arasında anlık ve etkin iletişim kuracak şekilde başarıyla kullanılması. İkincisi, dijital bağlantının hastane içi ve dışındaki sağlık hizmetlerini kapsayacak biçimde genişletilebilmesi. Üçüncüsü ise ilgili kurumların hizmetlerin etkisini bilimsel doğrulukla ölçebilmesini sağlayan gelişmiş anlık takip ve denetim sistemleri.

Finansmandan bilgi paylaşımına

Donohoe, Suudi Arabistan ile Dünya Bankası arasındaki ilişkinin artık finansman ve teknik danışmanlık boyutunu aşarak bilgi üretimi ve deneyim paylaşımına dayandığını söyledi.

Riyad'da açılan ve bölgede türünün ilk örneği olan Bilgi Merkezi'nin, bu ortaklıkta yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini belirten Donohoe, merkezin başarılı Suudi uygulamalarını belgeleyerek geliştireceğini ve diğer ülkelerde uygulanabilecek kalkınma modellerine dönüştüreceğini ifade etti.

Suudi Arabistan'ın artık uluslararası deneyimlerden yararlanan bir ülke olmanın ötesine geçtiğini vurgulayan Donohoe, kalkınma bilgisinin üretilmesi ve paylaşılmasında aktif bir ortak haline geldiğini söyledi.

sdfvtrht
Dünya Bankası Grubu Genel Müdürü ve Bilgi Direktörü Paschal Donohoe, Şarku’l Avsat'a konuştu. (Turki El Akili)

Dünya Bankası'nın özellikle sağlık alanında Suudi kurumlarıyla iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini kaydeden Donohoe, Seha Sanal Hastanesi modelinin gelişmekte olan ülkelerin ve sağlık personeli yetersizliği yaşayan bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanmasının bölgesel ve küresel kalkınmaya katkı sağlayacağını dile getirdi.

Yeni bir yapısal ekonomik gerçeklik

Dünya Bankası'nın Suudi deneyimini başka ülkelere taşımaya ilgi göstermesinin temelinde, bunun tek bir proje ya da sektörün başarısından ziyade kapsamlı bir yapısal ekonomik dönüşümü yansıtması bulunuyor.

2030 Vizyonu kapsamında hayata geçirilen reformlar yalnızca yeni istihdam alanları oluşturmakla kalmadı; eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirdi, özel sektörün rolünü güçlendirdi ve bilgi ile inovasyona dayalı ekonomik faaliyetlerin payını artırarak büyümeyi daha sürdürülebilir ve teknolojik dönüşümlere daha uyumlu hale getirdi.

Donohoe, bu dönüşümün öneminin insan yatırımı, verimlilik ve inovasyonu bir araya getirmesinden kaynaklandığını belirterek, dijital sağlık hizmetlerinin eğitim, beceri geliştirme ve dijital dönüşüm reformlarının somut sonucu olduğunu, yalnızca teknolojik bir proje olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Yapay zekâ sınavı

Yapay zekânın hızla gelişmesi dünya genelinde istihdamın geleceğine ilişkin kaygıları artırırken, Dünya Bankası önümüzdeki dönemde yaklaşık 1,2 milyar gencin iş gücü piyasasına katılacağını, buna karşılık yalnızca yaklaşık 400 milyon yeni iş oluşturulabileceğini öngörüyor.

Donohoe'ya göre Suudi Arabistan bu konuda farklı bir yaklaşım sergiliyor. Ülke, yapay zekâyı insanın yerine geçen bir unsur değil, verimliliği artıran ve yeni istihdam alanları oluşturan bir araç olarak kullanıyor.

Dijital becerilere erken dönemde yapılan yatırımların ve modern teknolojilerin eğitim ile mesleki gelişim programlarına entegre edilmesinin nitelikli insan kaynağının oluşmasına katkı sağladığını belirten Donohoe, dijital ekonominin GSYH içindeki payının da bu süreçte önemli ölçüde arttığını ifade etti.

Suudi Arabistan'ın özellikle dijital sağlık alanındaki yapay zekâ uygulamalarının, teknolojinin hem hizmet kalitesini yükseltebildiğini hem de geleceğin uzmanlık alanlarında yeni iş fırsatları oluşturabildiğini gösterdiğini söyledi.

Önemli olan sadece istihdam değil, nitelikli istihdam

Donohoe, iş gücü piyasalarının başarısının yalnızca oluşturulan iş sayısıyla değil, bu işlerin niteliği, sürdürülebilir gelir sağlaması, kariyer gelişimine imkân vermesi ve verimliliği artırmasıyla ölçülmesi gerektiğini vurguladı.

Son yıllarda küresel ekonomik yavaşlama ve artan yaşam maliyetlerinin, "nitelikli istihdam" konusunu dünya genelinde politika yapıcıların en önemli gündem maddelerinden biri haline getirdiğini belirtti.

Dünya Bankası'nın sağlık, turizm ve tarım gibi yüksek katma değerli sektörlerde kaliteli istihdamın artırılması için hükümetlerle birlikte çalıştığını ifade eden Donohoe, özel sektör yatırımlarını teşvik edecek düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesine de destek verdiklerini söyledi.

Suudi Arabistan'ın bu alanda ileri düzey bir örnek oluşturduğunu belirten Donohoe, Riyad'daki Bilgi Merkezi'nin yalnızca deneyim paylaşımı için değil, iş kalitesini ve verimliliğini artıracak politika geliştirme açısından da önemli bir platform olacağını ifade etti.

Yeni dönemin lokomotifi özel sektör

Donohoe'ya göre kaliteli istihdamın artırılması, özel sektörün yatırım ve büyümenin ana motoru haline gelmesine bağlı.

İstihdam artışının gelecekte kamu harcamalarından ziyade özel sektör yatırımları sayesinde sürdürülebileceğini belirten Donohoe, Dünya Bankası analizlerinin Suudi özel sektörünün halihazırda birçok stratejik alanda önemli rol üstlendiğini ortaya koyduğunu söyledi.

Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde özel sektörün yatırımlarını büyütmesi ve yeni istihdam oluşturabilmesi için daha fazla teşvik mekanizmasına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

"Hiçbir ülke, ne kadar zengin olursa olsun, her şeyi yalnızca kamu sermayesiyle gerçekleştiremez." diyen Donohoe, Dünya Bankası'nın hükümetlerle birlikte yatırımcı güvenini artıracak ve uzun vadeli özel sermaye yatırımlarını teşvik edecek düzenlemeler üzerinde çalıştığını belirtti.

Donohoe, bunun 2030 Vizyonu'nun en güçlü yönlerinden biri olduğunu, çünkü Suudi Arabistan'ın özel sektörün ekonomik büyümede daha büyük rol üstlenmesine olanak sağlayan yatırım ortamını ve altyapıyı başarıyla oluşturduğunu ifade etti.

Küresel belirsizliklere rağmen dirençli büyüme

Suudi Arabistan'daki yapısal reformlar, jeopolitik ve ticari gerilimlerin küresel ekonomiyi zorladığı bir dönemde hayata geçiriliyor.

Dünya Bankası'nın tahminlerine göre bölge ekonomisinin büyüme beklentisi, çatışmaların ekonomik etkileri nedeniyle yaklaşık yüzde 4 seviyesinden yüzde 1,5-2,5 aralığına gerilemiş durumda.

Buna rağmen Donohoe, Suudi ekonomisinin tedarik zinciri sorunları, enflasyon baskısı ve küresel gıda fiyatlarındaki artış gibi olumsuzluklara karşı güçlü bir dayanıklılık sergilediğini söyledi.

Sağlık, eğitim ve istihdam alanlarında dayanıklılığın güçlendirilmesinin ekonomilerin zaman içinde şokları absorbe edebilmesini sağlayacağını belirten Donohoe, Suudi Arabistan'ın bilgi, inovasyon ve özel sektör ortaklığına dayalı yaklaşımı sayesinde küresel dönüşümlere uyum sağlayabilen esnek bir ekonomik model geliştirdiğini ifade etti.

Donohoe, bu nedenle Suudi Arabistan'ın artık yalnızca iş gücü piyasası ve ekonomi alanındaki başarılarıyla değil, diğer ülkelerin de yararlanabileceği bir kalkınma modeli sunmasıyla öne çıktığını sözlerine ekledi.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı telefon görüşmelerinde bölgesel gelişmeleri ele aldı

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı telefon görüşmelerinde bölgesel gelişmeleri ele aldı

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, bölgedeki son gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Bahreyn Dışişleri Bakanı Dr. Abdüllatif ez-Zeyani ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile bir dizi telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Dün gerçekleştirilen görüşmelerde, İran'ın bölge ülkelerine yönelik tekrarlayan saldırıları kınandı. Bakanlar, ülkelerin egemenlik haklarını ihlal eden ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit eden her türlü girişimi reddettiklerini bir kez daha vurguladılar. Görüşmelerde ayrıca bölgedeki güvenlik ortamının yeniden tesisi ve tansiyonun düşürülmesi amacıyla atılabilecek adımlar ele alındı. Taraflar, küresel enerji ve ticaret hattı için hayati öneme sahip olan Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunmasının öncelikli bir konu olduğu konusunda görüş birliğine vardı.

Bu diplomatik girişim, bölgedeki güvenlik endişelerinin arttığı bir dönemde, Arap ülkelerinin ortak güvenlik ve istikrar vizyonu çerçevesinde koordinasyon içinde hareket etme kararlılığını yansıtıyor.