Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Suudi Arabistan, İsrail’in Mescid-i Aksa’daki ihlallerini kınadı ve İsrail’in ilhak planlarını reddetti

Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının yetkililerinin Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif uygulamalarını sürdürmesini kınadı. (DPA)
Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının yetkililerinin Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif uygulamalarını sürdürmesini kınadı. (DPA)
TT

Suudi Arabistan, İsrail’in Mescid-i Aksa’daki ihlallerini kınadı ve İsrail’in ilhak planlarını reddetti

Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının yetkililerinin Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif uygulamalarını sürdürmesini kınadı. (DPA)
Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının yetkililerinin Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif uygulamalarını sürdürmesini kınadı. (DPA)

Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının yetkilileri ile bir grup aşırılık yanlısı yerleşimcinin Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif uygulamalarını sürdürmesini ve işgal güçlerinin koruması altında mescidin kutsiyetine, dini ve tarihi mekânlarına yönelik saldırılarını kınadığını bildirdi. Riyad, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını kesin bir dille reddettiğini ve bu ihlallerin dünya genelindeki Müslümanların duygularını provoke ettiğini vurguladı.

Suudi Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki bazı bölgeleri ve Gazze Şeridi’nde “sarı hat”a kadar uzanan bölgeleri ilhak etmeye yönelik açıklamalarının, Filistin halkının 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma hakkına yönelik sistematik ve giderek artan İsrail girişimlerinin devamı olduğu belirtildi.

Suudi Arabistan, Filistin halkının meşru haklarını zayıflatacak veya işgal altındaki Filistin topraklarında mevcut hukuki ve tarihi statüyü değiştirecek her türlü adımı reddettiğini yineledi.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), İsrail hükümetindeki aşırılık yanlılarının Mescid-i Aksa’nın avlusuna düzenlediği baskını ve yerleşimcilerin mescide yönelik baskınlarını sürdürerek, burada provokatif ritüeller gerçekleştirmesini en sert ifadelerle kınadı.

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, söz konusu ihlallerin Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine yönelik açık bir saldırı olduğunu ve gerilimi artrarak bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden kabul edilemez bir gelişme teşkil ettiğini belirtti. Budeyvi, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve bu ihlalleri durdurmak, ayrıca mescidin mevcut tarihi ve hukuki statüsünü korumak için acilen ve kararlı şekilde harekete geçme çağrısında bulundu.

Budeyvi, yaptığı açıklamada, KİK ülkelerinin Filistin davasına ve Filistin halkının meşru haklarına yönelik değişmez desteğini yineledi. Bu hakların başında, 4 Haziran 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının geldiğini belirtti.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği de İsrail’in Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine yönelik devam eden baskın ve saldırılarını, bunlara eşlik eden ihlalleri ve provokatif uygulamaları sert biçimde kınadı. Birlik ayrıca Güney Lübnan ve Gazze Şeridi’ndeki bazı bölgelerin ilhakına ilişkin açıklamalara da tepki gösterdi.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Muhammed el-İsa yaptığı açıklamada, bu tehlikeli ihlallerin dünya genelindeki Müslümanların duygularını kışkırttığını belirterek, söz konusu uygulamaların İslami kutsallara yönelik ağır bir saldırı anlamına geldiğini ifade etti. El-İsa, bölgede barış çabalarını sekteye uğratan diğer saldırı ve tehditleri de kınadı.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Washington’da

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Washington’da

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, resmi ziyaret kapsamında ABD’nin başkenti Washington’a geldi.

Prens Faysal bin Ferhan, ziyareti sırasında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya gelecek. Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası arenadaki başlıca gelişmeler ele alınacak.


Medine’den dünyaya... Nesillerin fikri bağışıklığını güçlendirmek için Suudi Arabistan’ın aralıksız çabaları

Medine Valisi, Suudi Arabistan’ın Fikri Sapmalarla Mücadele Çabaları Uluslararası Konferansı’nın açılışında (SPA)
Medine Valisi, Suudi Arabistan’ın Fikri Sapmalarla Mücadele Çabaları Uluslararası Konferansı’nın açılışında (SPA)
TT

Medine’den dünyaya... Nesillerin fikri bağışıklığını güçlendirmek için Suudi Arabistan’ın aralıksız çabaları

Medine Valisi, Suudi Arabistan’ın Fikri Sapmalarla Mücadele Çabaları Uluslararası Konferansı’nın açılışında (SPA)
Medine Valisi, Suudi Arabistan’ın Fikri Sapmalarla Mücadele Çabaları Uluslararası Konferansı’nın açılışında (SPA)

Medine Valisi Prens Selman bin Sultan, Suudi Arabistan’ın bilinç oluşturma, düşünce yapısını koruma, itidal ve ölçülülük değerlerini pekiştirme, aşırılık, radikalizm ve fikri sapmalarla mücadele konularına büyük önem verdiğini belirtti. Bunun, düşünce güvenliğinin toplumların güvenliği, istikrarı ve refahının temelini oluşturduğu inancından kaynaklandığını ifade etti.

Prens Selman bin Sultan dün Medine İslam Üniversitesi tarafından düzenlenen Suudi Arabistan’ın Fikri Sapmalarla Mücadele Çabaları Uluslararası Konferansı’nın çalışmalarını başlattı. Konferansa İslam dünyasından çok sayıda alim ve fetva kurumu temsilcisinin yanı sıra Suudi Arabistan içinden ve dışından araştırmacılar ve uzmanlar katıldı.

fghyju
Medine’de düzenlenen uluslararası konferansın açılışından, 27 Eylül 2026 (SPA)

Medine Valisi, açılışta yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’ın liderliğinin desteği ve yönlendirmesiyle hoşgörü ve itidal değerlerinin yaygınlaştırılmasına, düşünsel farkındalığın güçlendirilmesine ve aşırılık yanlısı söylemlerle mücadeleye katkı sağladığını belirtti. Bu çalışmaların, din, eğitim, güvenlik ve medya kurumlarının çabalarının bütünleştiği kapsamlı bir sistem aracılığıyla yürütüldüğünü kaydeden Prens Selman bin Sultan, bunun toplumu korumaya, İslam dünyasının meselelerine hizmet etmeye ve halklar ile kültürler arasında diyalog ve bir arada yaşamayı desteklemeye katkı sağladığını ifade etti.

Selman bin Sultan, dünyanın hızlı dönüşümlerden geçtiği ve çeşitli modern araçlar üzerinden düşünsel etki kaynaklarının arttığı bir dönemde İslam toplumlarının bilinç, bilgi ve doğru inanç temelinde korunmasının önemine dikkat çekti. Bu durumun, farkındalığın geliştirilmesini, ayırt etme kapasitesinin güçlendirilmesini ve genç nesillerin aşırılık, radikalizm ve düşünsel sapma çağrılarından korunmasını gerektirdiğini belirtti.

Bağışıklık kazanmak

Prens Selman bin Sultan, eğitimin bu fikri bağışıklığın oluşturulmasında başlıca araçların başında geldiğini belirterek, üniversitenin düşünsel farkındalığın güçlendirilmesi ve itidal ile ölçülülük değerlerinin pekiştirilmesinde üstlendiği önemli role dikkat çekti. Üniversitenin evrensel akademik misyonu, kültürel çeşitliliği ve mezunlarının dünyanın farklı bölgelerine yayılmış olması sayesinde bilim ve bilginin yaygınlaştırılmasına, itidal ve ölçülülük değerlerinin pekiştirilmesine katkısının güçlendiğini ifade etti.

Konferansın, Suudi Arabistan’ın fikri sapmalarla mücadeledeki çabalarını ve öncü deneyimlerini ortaya koymak, alimler, araştırmacılar ve uzmanlar arasında deneyim paylaşımını sağlamak ve ilgili kurumlar arasındaki iş birliğini güçlendirmek için bilimsel bir platform niteliği taşıdığını belirten Selman bin Sultan, toplumların düşünsel açıdan korunmasına, farkındalığın geliştirilmesine, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak etkili görüş ve girişimlere ulaşılmasının hedeflendiğini kaydetti.

gthyuı
Medine Valisi Prens Selman bin Sultan, Uluslararası Konferans’ın yan etkinliği olarak düzenlenen sergiyi gezdi. (SPA)

Medine Valisi, konferansa eşlik eden serginin stantlarını da gezdi. Sergide, fikri sapmaların nedenleri ve etkileri ile bunlarla mücadele yöntemlerinin yanı sıra düşünceyi koruma, aşırılık ve radikalizmle mücadele alanındaki ulusal girişimler ele alınıyor. Sergide ayrıca doğru inancın, ruh sağlığının ve toplumsal kurumların düşünsel korunmadaki rolü ile modern teknolojiler, yapay zekâ ve sosyal medya ağlarının farkındalığın güçlendirilmesi ve günümüzdeki düşünsel zorluklarla mücadelede kullanılması konuları da ele alınıyor.

Aşırılıkla mücadele

Öte yandan Suudi Arabistan Baş Müftüsü Dr. Salih el-Fevzan, Kıdemli Alimler Konseyi Genel Sekreteri Dr. Fahd el-Macid tarafından okunan konuşmasında, aşırılık, radikalizm ve düşünsel sapmalarla mücadelenin geçici veya sonradan ortaya çıkan bir mesele olmadığını belirtti. İslam hukukunun itidal ve ölçülülük ilkesini ortaya koyduğunu ifade eden el-Fevzan, dini konularda sınırları aşma, haddi aşma ve aşırılık konusunda uyarıda bulunan çok sayıda hadis bulunduğuna dikkat çekti.

El-Fevzan, önceki toplumların helak olmasının temelinde aşırılık hastalığının bulunduğunu belirterek, İslam dininin hoşgörü ve kolaylık esaslarının onun temel yaklaşımını oluşturduğunu söyledi. Fikri sapmanın özünde, anlama ve delillendirme konusunda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yönteminden açık bir sapma, müteşabih ayet ve meselelere sarılma, Kur’an ve Sünnet metinleri ile selef-i salihinin bunlara ilişkin anlayışı yerine kişisel arzuları tercih etme anlamına geldiğini ifade etti.

Baş Müftü, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın desteği ve yönlendirmesiyle Suudi Arabistan’ın bu sapkın düşünceyle mücadele konusunda yürüttüğü çalışmaların, bilimsel, düşünsel, eğitimsel ve güvenlik boyutlarını kapsayan bütüncül bir model oluşturduğunu belirtti.

El-Fevzan, ülkedeki alimlerin ve dini kurumların yanı sıra eğitim ve davet kurumlarının da bu bozuk düşünceyle mücadelede önemli rol üstlendiğini kaydetti. Bu çabaların, aşırılık yanlılarının şüphelerini çürüten ve yorumlarının yanlışlığını vahyin ölçüleriyle ortaya koyan sağlam bir şer’i temele dayandığını ifade etti. Söz konusu çabaların eğitim, medya ve güvenlik alanlarında kurumsal yapılanmayı da kapsadığını belirten el-Fevzan, Suudi Arabistan’ın bunun ötesine geçerek Birleşmiş Milletler (BM) ve bölgesel platformlarda da etkin bir ortak haline geldiğini söyledi. El-Fevzan, ülkesinin Müslümanların sözünü itidal etrafında birleştiren ve dünyada İslam imajını düzeltmeyi amaçlayan küresel girişimlere öncülük ettiğini ifade etti.

fgthyu
Kıdemli Alimler Konseyi Genel Sekreteri Dr. Fahd el-Macid, Baş Müftü Dr. Salih el-Fevzan adına bir konuşma yaptı. (SPA)

Suudi Arabistan Baş Müftüsü, sapkın düşünceyle mücadelenin tek bir kurumun sorumluluğunda olmadığını, herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Anne ve babaların çocuklarını takip etmeleri, onları kötü çevrelerden ve şüpheli internet sitelerinden korumaları, din ve vatan sevgisiyle yetiştirmeleri gerektiğini belirtti. Öğretmenler, din görevlileri ve medya çalışanlarının da üstlendikleri sorumluluğun bilincinde hareket etmeleri, gençlere doğruyu anlatmaları ve onları bu sapkın düşünceden sakındırmaları gerektiğini ifade etti.

Yolunu kaybetmiş bir grup

Düşünsel sapmaların en tehlikelileri arasında, sapkın ve saptırıcı grupların yürüttüğü faaliyetlerin bulunduğunu belirten el-Fevzan, bu grupların ülkelerin birliğini hedef aldığını, saldırganlığı benimsediğini ve ülkelerde yolsuzluk ile yıkımı yaydığını söyledi. Bu grupların başında, ülkelerindeki yöneticilere karşı çıkan, Müslümanların kanını döken ve onların kutsallarına saldırmaya cüret eden terör örgütü Husilerin geldiğini ifade etti.

El-Fevzan, “Mekke’ye yönelik hain saldırı girişimleri daha dün gibi hafızamızda. Ancak Allah onları gözetlemektedir; ardından da bu ülkenin koruyucuları ve yöneticileri bulunmaktadır. Allah’tan Husi milislerini rezil etmesini, köklerini kurutmasını ve Yemen’i meşru yönetiminin gölgesinde koruyarak güvenlik ve istikrarını muhafaza etmesini diliyorum” dedi.

Bilimsel toplantıya katılan araştırmacı ve uzmanlara, çalışmalarında bu boyutları göz önünde bulundurmaları çağrısında bulunan el-Fevzan, sunulan araştırma ve bilimsel bildirilerin oturumların sona ermesiyle sınırlı kalmadığını belirtti. Bunların, ümmetin evlatlarının zihinlerini korumaya yönelik canlı bir katkı ve Suudi Arabistan’ın çabalarına önemli bir destek olduğunu ifade eden el-Fevzan, ülkesinin sapkın düşüncenin bertaraf edilmesi, ülkelerin güvenliğinin ve insanların çıkarlarının korunması konusunda yol gösterici bir ışık olmaya devam etmesini temenni etti.

Ortak sorumluluk

Öte yandan Medine İslam Üniversitesi Rektörü Dr. Salih el-Akla, fikri sapmalar konusunun artık sınırlı bir olgudan veya belirli bir topluma özgü bir tehditten ibaret olmadığını belirtti. Bunun, aileden başlayan, eğitim kurumlarında pekişen ve dini, kültürel ve medya kuruluşlarının desteğiyle sürdürülen ortak ve bütüncül bir sorumluluk olduğunu ifade eden el-Akla, böylece bireylerde dengeli bir anlayış ve bilinçli şekilde ayırt etme kapasitesinin oluşturulabileceğini kaydetti.

El-Akla, Suudi Arabistan’ın düşünsel sapmalarla mücadelesine ilişkin çalışmaların ele alındığı uluslararası konferansın öneminin, yalnızca tehdidi tanımlamakla sınırlı kalmamasından kaynaklandığını belirtti. Konferansın, düşünce güvenliğini insanın inşasının, toplumun korunmasının ve geleceğin şekillendirilmesinin temeli olarak ele alan, öncü ve uzun soluklu bir ulusal deneyim üzerinde düşünmeye imkân sunduğunu ifade etti.

Konferansa 40’tan fazla ülkeden alim ve uzmanların katıldığı, 56 hakemli bilimsel araştırmanın ele alınacağı ve 9 panel düzenleneceği belirtildi.