Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Riyad, piyasaların ve arzın geleceğini tartışmak üzere dünya enerji liderlerini ağırlıyor

Suudi Arabistan Enerji Bakanı, 2023 yılında Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen 24. Dünya Petrol Kongresi’nin açılış töreninde (Reuters)
Suudi Arabistan Enerji Bakanı, 2023 yılında Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen 24. Dünya Petrol Kongresi’nin açılış töreninde (Reuters)
TT

Riyad, piyasaların ve arzın geleceğini tartışmak üzere dünya enerji liderlerini ağırlıyor

Suudi Arabistan Enerji Bakanı, 2023 yılında Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen 24. Dünya Petrol Kongresi’nin açılış töreninde (Reuters)
Suudi Arabistan Enerji Bakanı, 2023 yılında Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen 24. Dünya Petrol Kongresi’nin açılış töreninde (Reuters)

Suudi Arabistan, 11-15 Ekim tarihleri arasında bakanlar, yetkililer, enerji şirketi liderleri, yatırımcılar ve uzmanları bir araya getirecek uluslararası bir organizasyon olan Riyad Enerji Haftası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Etkinlik kapsamında arz güvenliği, petrol ve doğalgaz piyasalarındaki gelişmeler, yatırımlar, yeni teknolojiler ve küresel enerji sisteminin geleceği ele alınacak.

Yaklaşık 90 yıllık tarihinde ilk kez Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde ‘Herkes İçin Enerjinin Geleceğine Giden Yollar’ temasıyla düzenlenecek 25. Dünya Petrol Kongresi, haftanın en önemli odak noktalarından birini oluşturuyor. Kongrenin icra programı; enerji güvenliği, küresel petrol ve doğalgaz piyasaları, yatırım ve finansman, yapay zekâ ve dijital dönüşüm, kritik mineraller, karbon yönetimi ile doğalgaz ve enerji karmasının geleceğini kapsayan 30’dan fazla bakanlık, strateji ve liderlik oturumunu içeriyor.

Riyad Fuar ve Kongre Merkezi’nde 11-15 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek kongrenin resmi açılış töreni 12 Ekim’de yapılacak.

Organizatörler, 50 bin metrekarelik sergi alanında düzenlenecek kongreye 100 bakan, 500 CEO ve yaklaşık 800 konuşmacının yanı sıra yaklaşık bin şirketin temsilcileri de dahil olmak üzere 25 binden fazla katılımcının ilgi göstermesini bekliyor.

dcfgthyj
Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen 24. Dünya Petrol Kongresi’nde bir panel

Riyad Enerji Haftası, ana kongrenin ötesine geçen geniş kapsamlı programıyla ayrı bir önem taşıyor. Etkinlik; Uluslararası Enerji Forumu Bakanlar Toplantısı, Temiz Enerji Forumu ve Temiz Enerji Girişimi etkinliklerinin yanı sıra hükümetleri, uluslararası kuruluşları ve enerji zincirinin farklı alanlarında faaliyet gösteren şirketleri bir araya getiren diğer oturum ve organizasyonlara da ev sahipliği yapacak.

Uluslararası hükümet ve endüstri temsilcileri

Kongrenin açılışı, 12 Ekim’de Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile Dünya Petrol Konseyi Başkanı Pedro Miras tarafından resmi olarak gerçekleştirilecek. İcra programına Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim, Yatırım Bakanı Fahd Abdulcelil es-Seyf’in yanı sıra Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Kerim Bedevi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Genel Sekreteri Heysem el-Gays, Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri ve CEO’su Angela Wilkinson ile Uluslararası Enerji Forumu Genel Sekreteri Casım eş-Şiravi katılıyor.

Küresel enerji şirketleri düzeyinde ana konuşmacılar arasında ExxonMobil Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Darren Woods, TotalEnergies Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Patrick Pouyanne, Shell CEO’su Wael Sawan, BP CEO’su Meg O’Neill, Baker Hughes Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Lorenzo Simonelli, Siemens Energy CEO’su Christian Bruch, SLB CEO’su Olivier Le Peuch ve ConocoPhillips Başkanı ve CEO’su Andy O’Brien yer alıyor.

Ayrıca tartışmalarda S&P Global Başkan Yardımcısı Daniel Yergin, RBC Capital Markets Küresel Emtia Stratejisi ve Ortadoğu Araştırmaları Başkanı Helima Croft, Carlyle Kıdemli Danışmanı Jeffrey Currie, Energy Aspects Kurucusu ve Pazar İstihbarat Direktörü Amrita Sen ile Rapidan Energy Group Kurucusu ve Başkanı Bob McNally gibi enerji piyasalarının önde gelen analistleri de hazır bulunacak.

Enerji güvenliği ve piyasalar tartışmanın odak noktasında

Kongrenin odağında, üretici ve tüketici ülkelerin temsilcilerini bir araya getirerek piyasa gelişmelerini ve arzın geleceğini ele alacak bakanlık düzeyindeki oturumlarla birlikte enerji güvenliği ile küresel petrol ve doğalgaz piyasaları yer alıyor. Yergin ve Croft’un da bazı panel oturumlarının moderatörlüğünü üstlenecek olması, programın piyasalar, enerji ve jeopolitik arasındaki etkileşime verdiği önemi yansıtıyor.

Öte yandan program yalnızca petrol ve doğalgaz piyasalarıyla sınırlı kalmıyor; yapay zekâ ve dijitalleşmeden kritik minerallere, enerji projelerinin finansmanından karbon yönetimi ve yenilenebilir enerjiye kadar sektörü yeniden şekillendiren dönüşümlere de geniş bir alan ayırıyor.

Enerji sektörünün merkezinde yapay zekâ

Kongre programında yapay zekâ ve dijital dönüşüm üst sıralarda yer alırken; Aramco, Siemens Energy, SLB, Hitachi Energy, Microsoft ve Samsung E&A gibi şirketler dijital teknolojilerin enerji operasyonları, verimlilik ve performans üzerindeki etkilerini tartışacak.

scdfrgthy
Suudi Arabistan Enerji Bakanı, 2023 yılında Kanada’nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Petrol Konferansı’na katılmak üzere alana geldiğinde (Reuters)

Bu tartışmalar, yapay zekânın deneysel kullanımlardan işletim, bakım, veri analitiği ve süreç optimizasyonuna bağlı uygulamalara geçmesiyle birlikte, veri merkezlerinin genişlemesi için gerekli olan elektrik ve altyapı talebindeki artışa paralel olarak özel bir önem taşıyor.

Suudi Arabistan, ekonomi ve enerji dönüşümünün merkezinde

Kongrede, Suudi Arabistan’daki ekonomik dönüşümün ve ülkenin küresel enerji sistemindeki büyüyen rolünün ele alınacağı ‘Vizyon 2030: Ekonomik Dönüşüm ve Küresel Rekabetçilik’ başlıklı bakanlık düzeyinde bir oturum düzenlenecek.

Suudi katılımcı listesinde Aramco’dan Teknoloji ve İnovasyondan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Ahmed Al-Khowaiter, Arama ve Üretim Başkanı Nasir Al-Naimi, Mali İşler Direktörü Ziad Al-Murshed ve Strateji ve Kurumsal Gelişimden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Ashraf Al-Ghazzawi’nin yanı sıra SABIC, ACWA Power, Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve KAPSARC ile enerji, teknoloji ve yatırım alanlarında faaliyet gösteren diğer kurumlardan yöneticiler yer alıyor.

Program ayrıca kritik mineraller, tedarik zincirleri, karbon yakalama, kullanımı ve depolanması, karbon piyasaları, yenilenebilir enerji ve hidrojen konularını da kapsıyor. Bu durum, tartışma alanının geleneksel yakıt arz güvenliğinden enerjinin geleceği için gerekli teknoloji, altyapı ve hammadde güvenliğine doğru genişlediğini gösteriyor.

Sanatsal program ve eşlik eden etkinlikler

Dünya Petrol Kongresi, 5 ana başlık altında toplanan 30’dan fazla araştırma ve teknik sunum forumunu içeren geniş kapsamlı bir teknik programa ev sahipliği yapıyor. Bu ana başlıklar; birincil enerji arzı, altyapı, yakıtlar ve moleküller, enerji teknolojileri ile sektörde liderlik konularından oluşuyor.

Riyad Enerji Haftası bünyesinde ayrıca döngüsel karbon ekonomisi, enerjide kadın, gençlik ve profesyoneller, sosyal sorumluluk, yapay zekâ ve dijital dönüşüm alanlarında özel programların yanı sıra bir ‘enerji hackathonu’ ile katılımcılar arasında bilgi paylaşımı ve ağ kurmaya yönelik etkinlikler de düzenlenecek.


Suudi Arabistan, BM önünde seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının güvence altına alınmasının önemini vurguladı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (Reuters)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, BM önünde seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının güvence altına alınmasının önemini vurguladı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (Reuters)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (Reuters)

Suudi Arabistan yaptığı açıklamada, başta Hürmüz Boğazı, Babülmendeb, Kızıldeniz ve Aden Körfezi olmak üzere bütün uluslararası su yollarında seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının güvence altına alınmasının önemini vurguladı. Riyad ayrıca durumun 28 Şubat’tan önceki haline dönmesi, herhangi bir ücret veya kısıtlama uygulanmaması gerektiğini belirterek, herhangi bir tarafın bu hayati geçiş yollarını devletlere baskı yapmak, tehditte bulunmak veya çıkarlarına zarar vermek amacıyla araç olarak kullanmasını reddettiğini bildirdi.

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken, 81. Genel Kurul oturumunun dünyanın birçok bölgesinde kriz ve çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleştiğini söyledi. Bunun, Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilkelerine bağlı kalınması, uluslararası hukuka saygı gösterilmesi ve uluslararası kurumların etkinliğinin artırılması ihtiyacını daha da güçlendirdiğini belirten Bin Ferhan, bu adımların uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ve kalkınma ile barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını ifade etti.

Prens Faysal bin Ferhan, mevcut krizlerin kaynak veya fırsat eksikliğinden ziyade uluslararası toplumun üzerinde uzlaştığı ilkelere bağlılığın yetersizliğinden kaynaklandığını söyledi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Bin Ferhan, Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinin güvenliğini, kapasitesini ve sivil ve ekonomik tesislerini hedef alan doğrudan İran saldırılarına da dikkat çekti.

Suudi Arabistan, güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarını, topraklarında yaşayanları ve ulusal varlıklarını koruma konusundaki tam hakkını yeniden vurgularken, uluslararası topluma uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden her türlü gelişmeye karşı sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulundu.

fghtyju
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (EPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Körfez güvenliğinin bölge ve dünya güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Körfez’in güvenliğinin küresel enerji güvenliği, uluslararası ticaretin devamlılığı, küresel tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği ve seyrüsefer güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Bin Ferhan, tüm bunların küresel ekonominin bütün dünyayı etkileyebilecek risklerle karşı karşıya kalmasını önleyecek ciddi bir uluslararası iş birliğini gerektiren ortak bir sorumluluk olduğunu söyledi.

Bin Ferhan, bölgede güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesi ve bölge ülkeleri arasında kalıcı ilişkiler kurulmasına yönelik çabaların hegemonya, nüfuz dayatma veya krizlerin istismarına dayandırılamayacağını belirtti. Bunun yerine karşılıklı saygı, ortak çıkarlar, iyi komşuluk ilişkileri, devletlerin egemenliğine saygı ve uluslararası hukuk ile insancıl hukuka tam bağlılık temelinde ilerlenmesi gerektiğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın gerilimin azaltılmasına katkı sağlayan çabaları ve girişimleri desteklediğini yineleyen Bin Ferhan, başta Katar, Pakistan ile kardeş ve dost ülkelerin bölgeye istikrarı geri getirmeyi ve diyalog ile diplomasi için uygun koşulları oluşturmayı amaçlayan çabalarına destek verdiğini belirtti.

Suudi Arabistan ayrıca bölgenin güvenliğine ilişkin her türlü düzenlemenin kapsamlı, adil ve sürdürülebilir olması gerektiğini vurguladı. Bu düzenlemelerin tehdit ve istikrarsızlık kaynaklarını açık biçimde ele alması, Ortadoğu’nun kitle imha silahlarından tamamen arındırılması ve barışçıl nükleer programların uluslararası denetim, doğrulama ve güvence mekanizmalarına tabi tutulması gerektiğini belirten Riyad, bunun bölgesel ve uluslararası güvenliği koruyarak güvenin güçlendirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

cdsfgth
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin konuşmasını yaparken (EPA)

Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki Filistin halkının çektiği sıkıntıların devam etmesinin, İsrail işgalinin sivilleri hedef almasının, insani yardımların ulaştırılmasının engellenmesinin, zorla yerinden etme girişimlerinin ve yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin sürdürülmesinin uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlalleri olduğunu söyledi.

Bin Ferhan, Filistin topraklarının mevcut durumunu değiştirmeye yönelik tüm girişimleri Suudi Arabistan’ın reddettiğini vurguladı. Adil ve kalıcı barışın ancak iki devletli çözümün hayata geçirilmesi, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıyla mümkün olabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Yemen’in istikrarını güvence altına alacak, ekonomisini destekleyecek ve halkının insani sıkıntılarını hafifletecek kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma çabalarının desteklenmesinin önemini vurguladı. Suudi Arabistan’ın Yemen’e 29 milyar doları aşan insani ve kalkınma yardımı sağladığını belirten Bin Ferhan, ülkesinin 2025 yılında Yemen’e insani yardım sağlayan kuruluşlar arasında ilk sırada yer aldığını söyledi.

Bin Ferhan, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından yayımlanan ve Husi milislerinin Suudi Arabistan ile ticari gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını kınayan açıklamayı memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Suudi Arabistan ayrıca uluslararası topluma, söz konusu milislerin gerçekleştirdiği saldırıları reddetme ve kınama çağrısında bulundu. Riyad, Husilerin Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğini tehdit etme girişimlerinin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrar açısından risk oluşturduğunu belirtti.

Sudan konusunda ise Suudi Arabistan, Sudan’ın istikrarının, birliğinin, toprak bütünlüğünün, kaynaklarının ve ulusal kurumlarının korunmasının önemini vurguladı. Riyad, krizin çözümünün Sudanlı taraflar arasında yürütülecek, ülkenin egemenliğine ve birliğine saygı gösteren, Sudan devlet kurumlarını destekleyen siyasi bir çözüm olduğunu belirtti. Bu yaklaşımın Sudan halkının beklentilerini karşılaması, insani sıkıntılarını hafifletmesi ve güvenlik ile istikrarı güçlendirmesi gerektiği ifade edildi.

Suudi Arabistan ayrıca Suriye’nin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü güçlendirecek her türlü girişimi desteklediğini yineledi. Riyad, ABD’nin Suriye’yi “teröre destek veren devlet” olarak sınıflandırmasını kaldırmasını memnuniyetle karşıladığını belirterek bunun Suriye’nin yeniden yapılanma ve kalkınma çabalarını destekleyeceğini ifade etti. Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını zedeleyen veya egemenliği ile toprak bütünlüğüne zarar veren her türlü ihlali reddettiğini de vurguladı.

Riyad, Lübnan devletine ve meşru kurumlarına Taif Anlaşması’nın uygulanması, silahların devletin kontrolünde toplanması ve Lübnan’ın egemenliği, güvenliği ile istikrarının korunması konularında destek verdiğini belirtti. Ayrıca Irak ve halkının güvenlik, istikrar ve refahını güçlendirecek tüm girişimleri desteklediğini ifade eden Riyad, Irak hükümetinin güvenliğin pekiştirilmesi, karar alma mekanizmasının bağımsızlığının güçlendirilmesi ve silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki yapıcı adımlarını desteklediğini kaydetti.


Yemen cephelerini düzenlemek üzere Selman ile Tarık Salih’i bir araya getiriyor

Korgeneral Fahd es-Salman, cumartesi günü Riyad’da Orgeneral Tarık Salih ile görüşmesi sırasında (Koalisyon)
Korgeneral Fahd es-Salman, cumartesi günü Riyad’da Orgeneral Tarık Salih ile görüşmesi sırasında (Koalisyon)
TT

Yemen cephelerini düzenlemek üzere Selman ile Tarık Salih’i bir araya getiriyor

Korgeneral Fahd es-Salman, cumartesi günü Riyad’da Orgeneral Tarık Salih ile görüşmesi sırasında (Koalisyon)
Korgeneral Fahd es-Salman, cumartesi günü Riyad’da Orgeneral Tarık Salih ile görüşmesi sırasında (Koalisyon)

Suudi Arabistan Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fahd es-Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Ulusal Direniş güçleri komutanı Orgeneral Tarık Salih ile Yemen’deki gelişmeleri ele aldı.

Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, iki tarafın dün Riyad’da gerçekleştirdiği görüşmede, Yemen silahlı kuvvetlerinin devletin ve ulusal kurumlarının yeniden tesis edilmesi amacıyla bütün cephe ve eksenlerdeki hazırlık seviyesini destekleyecek ortak çabaların güçlendirilmesi ve koordinasyonu yollarını görüştüğü belirtildi.

Görüşmede ayrıca safların birliğinin sağlanmasının, çabaların birleştirilmesinin, görev ve rollerin bütünleştirilmesinin yanı sıra koordinasyon ve ortak çalışmaların sürdürülmesinin önemine vurgu yapıldı. Bu adımların, moral seviyesinin yükseltilmesine, birliklerin yeniden yapılandırılmasına ve devlet ile kurumlarının yeniden tesis edilmesi mücadelesinde muharebe hazırlığının artırılmasına katkı sağlayacağı ifade edildi. Ayrıca bu çabaların Yemen halkının güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesi ve geleceğin inşa edilmesine yönelik beklentilerinin karşılanmasına katkıda bulunacağı kaydedildi.

Es-Selman, Yemen Başkanlık Konseyi’ndeki liderlik rolü ve Ulusal Direniş güçlerinin komutasının yanı sıra, devletin yeniden tesis edilmesi ve darbenin sona erdirilmesi mücadelesinde Ulusal Direniş güçleri ve mensuplarının verdiği büyük fedakârlıklar dolayısıyla Tarık Salih’e teşekkür etti.