Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Tahran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Riyad ile yapılan anlaşmadan yararlanmak için bölgedeki rolünü gözden geçirmeli

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması: Yansımalar ve gereklilikler

Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)
Anlaşma, tarafların şartlara uymasıyla sürerse bu, bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etki yaratır. (AFP)

Hüda Rauf
Önce Irak ve Umman Sultanlığı gözetiminde birkaç diyalog turunun, sonra da Çin’in aracılığıyla yapılan görüşmelerin ardından 10 Mart’ta Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Hiç şüphesiz anlaşma ilanı, Ortadoğu bölgesi ve dışında büyük bir yankı uyandırdı. İki ülkenin bu bölgedeki bölgesel güçleri temsil etmesi itibarıyla anlaşmanın etkilerine dair çok sayıda analiz yapılabilir.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’a göre Suudi Arabistan, anlaşmanın iki ülke arasında mevcut anlaşmazlıkların çözümü anlamına gelmediğini, daha ziyade bir diyalog, sakinleşme ve anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde halledilmesi yolunu izleme arzusunu yansıttığını açıkladı. Diğer bazı bölgesel sistemler gibi Ortadoğu’daki ortamın da işbirlikçi değil rekabetçi ve çatışmacı karakterini göz önüne getirerek şu soruyu soralım: Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel güvenliğe etkisi nedir? Anlaşmanın başarılı ve sürekli olması için ne gerekir?
Birçok ülke, iki ülke arasındaki iletişimin yeniden kurulmasını övgüyle karşıladı. Anlaşma BAE, Umman, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Türkiye gibi birçok bölge ülkesi tarafından olumlu karşılandı. Hizbullah, Husiler ve Filistin Yönetimi de anlaşmaya dair iyimserliklerini ifade ettiler.
Anlaşma tarafların şartlara bağlı kalmasıyla sürerse, Yemen savaşı gibi bölgesel çekişmeler başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve istikrar için olumlu bir etkisi olacak. İran’ın BM Daimi Temsilcisi, ‘İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın Yemen’de bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını’ dile getirdi. Görünüşe bakılırsa İran ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Yemen’de bir ateşkesin sağlanmasını, halk diyalogunun başlamasını ve ulusal bir hükümetin kurulmasını hızlandıracak. Anlaşma ayrıca, Suriye’nin Araplara dönüşünü kolaylaştırmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma ya da tüm deniz koridorlarında seyrüsefer tehdidine son vererek Körfez’in güvenlik sorununu yatıştırmak üzere bir adım atacak.
Bir sonraki aşamada Çin’in, çekişmeleri çözmek için mekanizmalar bulmak adına bölgesel bir güvenlik forumu çağrısı yaptığına tanık olmak mümkün. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin, bölge ülkelerine yeni değişim ve İran’a ayak uydurma fırsatı verdiği de söylenebilir.
Anlaşmanın İran nükleer dosyası üzerindeki etkisine gelince; anlaşmanın İran’ı, bir arada barış içinde yaşamak için komşularının endişelerini gidermeye, dolayısıyla nükleer yeteneklerini geliştirmeyi bırakmaya sevk edip etmeyeceği belli değil. Birtakım sorular var ve cevaplamak için beklemek gerek; zaman, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini gösterecek.
Bu anlaşma, etkin bir dış politika takip eden birçok bölgesel taraf olması itibarıyla bölgesel çoğulculuğa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle bağlantılı dış tarafların çokluğu ile öne çıkan Ortadoğu’da değişen manzaraya da ışık tutuyor. Bölge artık Asya’ya yönelme politikası doğrultusunda bölgeden çekildiği görülen ABD varlığıyla sınırlı değil. Bugün Çin’i, bölge ülkeleriyle ilişkileri olan önemli bir ekonomik taraf ve en önemli iki taraf arasındaki en mühim anlaşmanın garantörü olarak görüyoruz. Rusya’nın da bölgenin birçok dosyasındaki rolü malum…
Güven inşası, kolay gerçekleşebilecek bir şey olmadığından anlaşmanın başarılı bir şekilde devam etmesi için birtakım şartların karşılanması gerekir. Mesela İran, uluslararası ve bölgesel yalnızlıktan kurtulmak ve Suudi Arabistan’la yapılan anlaşmadan istifade etmek için bölgedeki rolünü, çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden değerlendirmesi gerektiğini anlamalı. Zaten birçok İranlı yetkili de şiddetli siyasi ve mali yalnızlık döneminde Suudi Arabistan’la yakınlaşmadan ekonomik fayda beklediklerini belirtti.
Anlaşma aynı zamanda İran rejiminin ülke içindeki imajını düzeltecek ve barış içinde bir arada yaşama niyetini ve bölgesel kaynakların İranlılar da dahil olmak üzere herkesin yararına geliştirilmesi için işbirliğine yönelik eğilimi gösterecektir. Pekin’in açıklamasından bir gün sonra İran Petrol Bakanı Cevad Avci, İran’ın Çin’le birçok büyük ekonomik proje belirlediğini, büyük Çinli şirketlerle iyi anlaşmalara varıldığını ve bunların ileride duyurulacağını açıkladı.
Suudi Arabistan, çatışma ve gerilim yerine İran’la diyalog kurarak diplomasi yolunu izleme şeklindeki son adımı onaylamayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek üzere yapılan anlaşmanın, iki ülkenin aralarındaki tüm anlaşmazlıkları çözüme kavuşturdukları anlamına gelmediğini belirtti. Açıklamasın devamında anlaşmanın, iki tarafın da anlaşmazlıkları iletişim ve diyalog yoluyla çözme arzusunu teyit ettiğinin altını çizdi ve ülkesinin, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki sorumluluk duygusundan dolayı seçtiği sükunet yolunda ilerlediğini yineledi.
Anlaşma, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi gerekliliğini de vurguladı. Dolayısıyla anlaşmanın devamını sağlamak için Körfez ülkelerinin Körfez güvenliğine yönelik tehdit olarak gördüğü faaliyetlerin durması gerekir. Etkin bölgesel güvenlik düzenlemeleri içinse anlaşmazlıkları çözmek ve çatışmayı önlemek için güven inşa eden adımlar atılmalıdır.
Anlaşma, bazı bölge ülkelerinde uzun süredir kargaşa, çatışma ve iç savaş yaşayan bir bölgede yeni bir yol açtı. Dolayısı ile bölgeyi, bir yapılanma ve  kalkınma aşamasına taşımaya devam edeceğini umuyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi, ulusal şirket Ceer’in ilk otomobillerini tanıttı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, ulusal şirket Ceer’in ilk otomobillerini tanıttı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bugün Suudi Arabistan’ın ulusal otomobil şirketi Ceer’in ilk modellerini tanıttı. Lansman, Krallığın Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda ileri bir sanayi sektörünün geliştirilmesine yönelik stratejik yaklaşımının bir yansıması olurken, Suudi Arabistan’ın küresel otomotiv endüstrisindeki konumunun güçlendirilmesini de amaçlıyor.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, lansman dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Ceer’in ilk otomobillerinin piyasaya sürülmesi, Suudi Arabistan’ın sürdürülebilir ve gelişen bir sanayi ekosistemi oluşturma yolculuğunda attığı yeni bir adımdır. Otomotiv sektörünün yatırımları çekerek, ulusal yetkinlikleri destekleyerek ve özel sektörün rolünü güçlendirerek ekonomik büyümenin temel unsurlarından biri haline getirilmesini amaçlıyoruz. Böylece Krallığın bu alanda bölgesel ve küresel ölçekte öncü bir merkez olmasını hedefliyoruz” dedi.

Sedan ve SUV olmak üzere iki farklı versiyona sahip Exobot, Ceer’in önümüzdeki beş yıl içinde aşamalı olarak piyasaya süreceği 7 modelden oluşan ürün paketinin ilk araçlarını oluşturuyor. Orta ve küçük boyutlu modellerin yanı sıra farklı çekiş sistemlerine sahip araçların da yer alacağı seri, müşterilerin çeşitli ihtiyaçlarına hitap edecek. Tüm modeller, Kral Selman Otomotiv Sanayi Kompleksi bünyesinde, Kral Abdullah Ekonomik Şehri’ndeki Ceer Sanayi Kompleksi’nde üretilecek. Tesisin Ortadoğu’daki türünün en büyük kompleksi olduğu ve dünya genelindeki en gelişmiş otomotiv üretim tesislerinden biri olduğu belirtiliyor.

Exobot, Suudi Arabistan topraklarından ilham alan, ülkenin kültürüne dayanan ve vizyonunu yansıtan özgün bir tasarıma sahip. Araçların tasarım ve mühendislik çalışmaları, en yüksek uluslararası standartlar doğrultusunda Suudi Arabistan’da gerçekleştirildi. Projenin, Krallığın otomotiv sektöründe yükselen bölgesel bir güç olarak konumunu pekiştirmesi bekleniyor.

THYJ
Suudi Arabistan’ın ulusal otomobil şirketi Ceer’in ilk modeli Exobot (SPA)

Ceer’in 2034 yılına kadar Suudi Arabistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasına (GSYİH) 30 milyar riyalden (8 milyar dolar) fazla katkı sağlaması, dış ticaret dengesini yaklaşık 80 milyar riyal (21 milyar dolar) iyileştirmesi ve doğrudan ve dolaylı nitelikli istihdam olanakları oluşturması bekleniyor.

Ceer’in ilk otomobillerinin tanıtılması, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) Suudi Arabistan’da entegre ve rekabetçi bir yerli otomotiv sanayi ekosistemi oluşturma çabalarıyla örtüşüyor. PIF, ülke ekonomisinin çeşitlendirilmesinde temel itici güç olarak üstlendiği rol çerçevesinde 2022 yılında Ceer’i, Suudi Arabistan’ın ilk yerli otomobil markası olarak kurmuştu. Şirketin kuruluşuyla ulusal sanayi ekosisteminin geliştirilmesi, yatırımların çekilmesi, özel sektör için yeni fırsatlar oluşturulması ve GSYİH’nin artırılması hedefleniyor.


El-Ula’nın ban ağaçları... Tarlalardan dünya pazarlarına

Suudi Arabistan, el-Ula’da ban ağacından elde edilen ürünlerin üretimini gerçekleştiriyor. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, el-Ula’da ban ağacından elde edilen ürünlerin üretimini gerçekleştiriyor. (Şarku’l Avsat)
TT

El-Ula’nın ban ağaçları... Tarlalardan dünya pazarlarına

Suudi Arabistan, el-Ula’da ban ağacından elde edilen ürünlerin üretimini gerçekleştiriyor. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, el-Ula’da ban ağacından elde edilen ürünlerin üretimini gerçekleştiriyor. (Şarku’l Avsat)

El-Ula’da nesillerdir yerel çevreyle özdeşleşen ban ağacı, tarlalardan laboratuvarlara ve küresel pazarlara uzanan yeni bir süreçten geçiyor. Ban Al-Ula şirketi, yalnızca ham madde pazarlamak yerine, güzellik ve kişisel bakım alanlarında kullanılabilecek doğal yağlar, özler ve bileşenler geliştirerek yerel kaynağa dış pazarlara ulaşmadan önce ülke içinde katma değer kazandırmayı hedefliyor.

Al-Ula Kraliyet Komisyonu tarafından ağacın ve özlerinin ekonomik kullanım alanlarını geliştirmek amacıyla 2021 yılında kurulan Ban Al-Ula, halen cilt ve saç bakımı ile spa ürünlerindeki uygulamalarını genişletmeye ve dış pazarlardaki varlığını artırmaya odaklanıyor.

Bu hamle, yerel kaynakların katma değerini artırmanın ve petrol dışı ihracat tabanını genişletmenin önem kazandığı bir dönemde geliyor. Şirket, bileşenlerin Suudi Arabistan içinde geliştirilip işlenmesinin, ham madde ihraç etmeye kıyasla daha yüksek ekonomik getiri sağlayacağını ve Suudi bilgi birikimi ile teknolojisini taşıyan ürünlerin uluslararası pazarlara sunulmasına imkân tanıyacağını öngörüyor.

Ban Al-Ula CEO’su Mühendis Ebu Bekir el-Enezi, Şarku’l Avsat’a verdiği özel demeçte, şirketin hedefini el-Ula’dan bölgesel ve küresel pazarlara açılan, yüksek kaliteli ve etkili doğal bileşenler alanında öncü bir Suudi platformu haline gelmek ve özellikle cilt, saç ve kişisel bakım sektörlerindeki büyümeye odaklanmak olarak açıkladı.

Katma değer

El-Enezi’ye göre şirket; bilinen kaynaklara dayanan, bilimsel verilerle desteklenen doğal bileşenlere yönelik artan talebin yanı sıra sorumlu tedarik zincirlerine olan ilgiden de yararlanarak uluslararası pazarlarda kademeli bir varlık göstermeyi hedefliyor.

Sadece bir Suudi ürününü ihraç etmekle sınırlı kalmadıklarını belirten el-Enezi; amacın, yerel doğal kaynaklara dayanan, araştırma-geliştirme ve üretimi ülke içinde bir araya getiren bileşen ile ürünler geliştirmek ve böylece dış pazarlara sunulmadan önce ürünün katma değerini yükseltmek olduğunu ifade etti.

dvbt
Suudi Arabistan’ın batısında yer alan el-Ula vilayetindeki ban ağaçları (Şarku’l Avsat)

Geliştirme süreçlerinin Arap ban ağacı ve bünyesindeki seramidler, bitkisel eksozomlar, biyoaktif peptitler ile antioksidanlar gibi doğal bileşiklere odaklandığını açıklayan el-Enezi, şirketin cilt bakımında çeşitli uygulamalarda kullanılabilecek bir dizi yağ ve öz geliştirdiğini belirtti.

Bu ürünlerin geliştirilmesi, ticari uygulamalara geçilmeden önce etkinliklerinin doğrulanması amacıyla bilimsel araştırmalara, laboratuvar testlerine ve klinik değerlendirmelere dayanıyor. El-Enezi, bu çalışmalar sonucunda dört patent tescillendiğini ve bunun da şirketin ürünlerinin arkasındaki araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin bir göstergesi olduğunu sözlerine ekledi.

Konaklama sektörü

Konaklama sektörüne de değinen el-Enezi; şirketin, Arap bakım geleneklerinden esinlenen ancak modern formüllerle geliştirilen, oteller ve spa merkezlerine özel ürün ve çözümler tasarladığını ifade etti. Tek tip bir ürün sunmak yerine her tesisin kimliğini yansıtacak biçimde özel formüller ve kokular hazırlandığını belirten el-Enezi, ürün geliştirme sürecinin pazarın ve iş ortaklarının ihtiyaçlarının belirlenmesiyle başladığını, nihai formüle ulaşılmadan önce bilimsel ve teknik değerlendirmelerden geçtiğini aktardı.

rnbgtynb
El-Ula’da ban ağacı ürünlerini ayıran ve temizleyen bir işçi (Şarku’l Avsat)

Sürdürülebilirlik konusuna ilişkin olarak el-Enezi; yerel çiftçilerle iş birliği içinde gerçekleştirilen tarım ve hasat süreçlerinden, bileşenlerin el-Ula’da işlenmesi ve geliştirilmesine kadar sorumlu uygulamaların, iş modelinin ve tedarik zincirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Şirket bu doğrultuda, sorumlu tedarik uygulamalarının yanı sıra ham maddelerin izlenebilirliğine, kaynaklarının ve üretim aşamalarındaki süreçlerinin takibine odaklanıyor.

El-Enezi, tedarik zincirinin sorumlu tedarik kapsamında Ahlaki Biyoçeşitlilik Ticareti Birliği (UEBT) tarafından uluslararası standartlara uygunluğunun doğrulandığına dikkat çekti. Ülke içindeki işleme ve üretim süreçlerinin geliştirilmesinin yerel katma değeri artırdığını belirten el-Enezi, bu durumun bölgede söz konusu faaliyet etrafında entegre bir ekonomik zincirin oluşmasını desteklediğini kaydetti.

Ayrıca şirketin, yerel çiftçilerin ve tedarikçilerin katılımını güçlendirmek, bilgi transferi sağlamak ve Suudi Arabistan'da doğal bileşenler sektörünün büyümesi için gerekli kapasiteyi geliştirmek adına çalışmalar yürüttüğünü sözlerine ekledi.

Ekonominin çeşitlendirilmesi

El-Enezi, Ban Al-Ula’nın iş modelinin; ekonominin çeşitlendirilmesi, yerel içeriğin artırılması, katma değere dayalı sanayilerin geliştirilmesi ve turizm ile konaklama sektörlerindeki büyümeden faydalanılması başta olmak üzere Vizyon 2030 hedefleriyle örtüştüğünü belirtti.

El-Enezi, “El-Ula’ya özgü doğal bir kaynağı, ülke içinde geliştirilip üretilen bileşenlere ve ürünlere dönüştürerek ham madde satışının ötesinde bir ekonomik değer yaratıyoruz” dedi. Suudi Arabistan’daki turizm ve konaklama sektörlerindeki büyümenin; oteller, spa merkezleri ve sağlık-yaşam sektörü için bölgenin kimliğiyle ve ziyaretçi deneyimiyle bağ kuran Suudi çözümleri geliştirilmesine imkân tanıdığını ekledi.

csdfvghyj
El-Ula vilayetindeki ban ağaçları (Şarku’l Avsat)

Doğal bileşenler ile bunların kişisel bakım ve güzellik alanındaki uygulamalarında uzmanlaşmış, iç pazarın ötesine geçebilecek bir sektörün geliştirilmesi için fırsat bulunduğuna dikkat çeken el-Enezi, bu yaklaşımın doğal kaynakları, bilimsel araştırmayı, üretimi ve turizm ile konaklama sektörlerine bağlı hizmetleri bir araya getirdiğini ifade etti.

Dışa doğru genişleme

El-Enezi, bilimsel verilerle desteklenen ve kaynağı izlenebilir doğal bileşenlere yönelik küresel talebin arttığı bir ortamda, ihracatın şirketin büyüme stratejisindeki temel unsurlardan birini oluşturduğunu ifade etti.

Sözlerini sürdüren el-Enezi, “Modelimizi ayrıcalıklı kılan husus; doğal ham maddeden araştırma-geliştirmeye, işleme ve üretimden dış pazarlara yönelik nihai ürün veya bileşenlerin hazırlanmasına kadar tüm katma değerin Suudi Arabistan içinde yaratılmasıdır” dedi. Şirketin yalnızca ham madde ihraç etmeyi değil, daha yüksek değere sahip uzmanlaşmış ürün ve bileşenler geliştirmeyi hedeflediğini vurguladı.

Fuar ve ihtisas platformları aracılığıyla ticari ilişkileri ve uluslararası pazarlardaki varlığı genişletmek için çalışmalar yürüttüklerini, aynı zamanda küresel şirketler ve markalarla ortaklıklar kurduklarını açıklayan el-Enezi; yurt dışına açılmanın Suudi Arabistan’ın petrol dışı ihracatındaki büyümeyi destekleyebileceğini ve yerel olarak geliştirilen ürün ile bileşenlere yeni pazarlar kazandıracağını kaydetti.

El-Enezi, uzun vadeli hedeflerinin ise el-Ula’da geliştirilen ürünlerin ‘Suudi Arabistan’da üretilmiştir’ etiketiyle küresel pazarlara ulaşması olduğunu; bu etiketin menşe ülkenin yanı sıra ürüne yerel düzeyde kazandırılan geliştirme, bilgi birikimi ve üretim değerini de yansıtacağını sözlerine ekledi.