Rusya ve Çin arasındaki ortaklık sınırdaki şehirlerde bozuluyor mu?

Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
TT

Rusya ve Çin arasındaki ortaklık sınırdaki şehirlerde bozuluyor mu?

Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)

Moskova ve Pekin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının patlak vermesinden yıllar önce, iki küresel güç arasında karşılıklı refah ve yakın ortaklığa kapı açmak amacıyla Çin-Rusya sınırındaki şehirlere büyük yatırımlar yaptı.
Ancak salgının yeniden yayılması ve Çin’in hastalığın yayılmasını kontrol altına almak amacıyla sınırları kapatmasının ardından durum değişmiş gibi görünüyor.
Aynı şekilde Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımların ardından bu sınır şehirlerinde Moskova ile Pekin arasındaki ortaklığın ‘aşındığına’ dair bazı işaretler görülmeye başladı.
Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal gazetesinden aktardığı analize göre, Rusya’nın Blagoveşçensk şehrinin sınır komşusu olan Çin’in Heihe şehrinde Uluslararası Ticaret Merkezi bulunuyor.
Kürk, deri mont ve ayakkabı arayan Rus müşteriler arasında popüler olan üç katlı bu alışveriş merkezi şimdi büyük ölçüde boş ve açık olan dükkanlar zemin katın sadece yarısını kaplıyor.
Bu merkezde mağazası olan Yang Wen (47), “Ruslar, Ukrayna savaşının ardından Batı’nın uyguladığı yaptırımlar nedeniyle ekonomik kriz yaşıyor. Bu nedenle şu anda buradan alışveriş yapacak kadar paraları yok. Buna, salgın sırasında Rus müşterilerin tamamen ortadan kaybolmasına yol açan sınırların kapatılması da eklendi” dedi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile görüşmek üzere bugün Rusya’yı ziyaret ediyor.
Her ne kadar iki lider, daha önce beyan ettikleri gibi ‘iki ülke arasındaki dostluğun sınırı yok ve hiçbir alanda işbirliğine engel bir durum yok’ vurgusu yapsalar da, söz konusu analize göre perde arkasında iki ülke ilişkisini baltalayan ekonomik, siyasi, kültürel ve tarihi ihtilaflar var.
Rusya ile Çin arasındaki ticaret geçen yıl yüzde 30’dan fazla artarak 1,3 trilyon yuana (189 milyar dolar) ulaştı.
Çin gümrük verilerine göre bu, Çin ile ABD arasındaki ithalat ve ihracat değerinin yalnızca dörtte biri.
Çinli ve Batılı güvenlik analistleri, Çin’in şu anda çıkarları ve ekonomik durumunu iyileştirecek değişiklikler yapmaya çalıştığını söylüyor. Ancak bu, ‘askeri operasyonu’ da dahil olmak üzere uluslararası düzeni bozmaya çalışan Rusya ile ikili işbirliğini zorlaştırıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) geçtiğimiz hafta Putin için savaş suçları suçlamasıyla tutuklama emri çıkarmasından sonra işler daha da karmaşık hale geldi.
Çin’deki Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden araştırmacı Zhao Long’a göre, Çin ile Rusya arasındaki ilişkiler ‘homojen bir blok’ olmaktan çok uzak.
Pekin açısından Moskova ile ilişkiler asla bu şekilde olmamalı.
Birçok yönden, Çin ve Rusya ekonomileri çok tamamlayıcı görünüyor.
Rusya, Çin’in endüstriyel ekonomisini desteklemek için ihtiyaç duyduğu doğal kaynakları ihraç ederken, Çin Rus tüketicilerin istediği malları satıyor.
Özellikle enerji cephesinde, Çin’in Ukrayna’nın işgalinden bu yana yaptığı petrol ve gaz alımları, Rusya’nın Batı yaptırımlarını atlatmasına yardımcı oldu.
Ancak, Rusya ve Çin arasında uzun bir güvensizlik geçmişi var.
Heihe’de, ‘Rus askerlerinin Çinlilere karşı yüzyıllardır sürdürdüğü saldırganlığı’ gösteren bir müze var.
Müze görevlilerinden biri, Rus vatandaşlarının hakarete uğrama korkusuyla müzeye girmelerine izin verilmediğini söyledi.
Müzenin sergilerinden biri, 1900 yılında bölgede binlerce Çinlinin Ruslar tarafından katledilmesini anlatıyor.
Ziyaretçiler sergiye girdiklerinde şu ifadeleri duyuyor;
“Bugün Rusya-Çin ilişkileri barışçıl bir hal aldı. Ancak Çin uyanık kalmalıdır. Bu tarihi asla unutamayız. Geride kalırsan yenilirsin.”
Güvenlik uzmanlarına göre, Rusya ve Çin’in aralarındaki tarihsel bölünmeler ve ihtilafları aşmasına büyük ölçüde yardımcı olan şey, ABD’nin adaletsizliğine ilişkin ortak düşünce.
Aynı zamanda, yaptırımlar Rusya’nın Çin’e olan ekonomik bağımlılığını artırıyor.
Çin Dışişleri Bakanı Chen Gang, Rusya-Çin ilişkilerini ‘yeni bir uluslararası ilişkiler türü’ olarak nitelendirerek övgüde bulundu.
Chen bu ay düzenlediği bir basın toplantısında, “Dünya ne kadar istikrarsız hale gelirse, Çin ve Rusya’nın ilişkilerini sarsılmaz bir şekilde güçlendirmesi o kadar gerekli hale geliyor” dedi.
Ukrayna’nın işgalinden önce, Çin ile Rusya arasındaki ticaret işlemlerinin çoğu ABD doları veya euro cinsinden yapılıyordu.
Bu, savaştan sonra Batı yaptırımları ile kaldırıldı ve sonuç olarak, Çinli şirketler artık ödeme almakta zorlanıyor.
Yerel merkez bankası yetkilileri tarafından Rusya ile iş yapan Çin merkezli şirketlerle yapılan bir ankete göre, bu şirketlerin yüzde 60’ı, Ukrayna işgalinden sonra yaptırımlardan kaynaklanan lojistik ve mali engeller nedeniyle Moskova ile iş yapmayı bıraktı ya da zar zor iş yaptı.
Çin’in merkezindeki Çengçou şehrinde Rusya ile Çin arasındaki sevkiyatlar için bir lojistik şirketi işleten Henry Zhang, iki ülke arasındaki ticaretteki en büyük krizin deniz taşımacılığı olduğunu söyledi.
Henry konuya ilişkin değerlendirmesine şu ifadelerle devam etti;
“Rusya bir yıl önce Ukrayna’yı işgal ettikten sonra, birçok Batılı nakliye devi Rusya’ya mal sevkiyatını durdurdu. O zamandan beri, Çin’den Rusya’ya deniz taşımacılığı fiyatları önemli ölçüde arttı ve mevcut yük kapasitesinin ihtiyaç duyulanın beşte birine düştüğüne inanıyorum.”
Çin, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi çağrısında bulundu, ancak Rusya’yı doğrudan eleştirmekten kaçındı. Bunun yerine Pekin, ABD’yi Ukrayna’ya silah sağlayarak savaşı körüklemekle suçladı.
Çin ve Rusya, 10 yılı aşkın bir süre önce sınırın bir bölümünü oluşturan Amur Nehri üzerinde bir demiryolu köprüsü inşa etme konusunda anlaşmıştı.
Anlaşmaya göre, köprünün Çin tarafı, Heihe’nin yaklaşık 300 mil güneydoğusundaki küçük Tongjiang şehrine bağlanacaktı.
Çin devlet medyasında çıkan haberlere göre, Çinliler yeni köprü üzerinde çalışmaya başlamış ve 2015 sonlarına doğru Çin bölümü şekillenmişti.
Ancak o sırada Pekin, Rusların kendi tarafında zar zor çalışmaya başladığını fark etti ve daha sonra Rusya’nın köprü yapımında gerekli olan para için mücadele ettiğini öğrendi.
Çinli yetkililer, 2017’de devlet medyasına yaptıkları açıklamada, “Çin’in egemen servet fonu, Rusya’ya köprü için gerekli miktarın ödenmesine yardımcı olmak için on milyonlarca dolar ödemeyi kabul etti” dedi.
Yerel yetkililere göre, böylece Rusya’nın köprü inşası için gereken maliyet sorunu tamamen çözüldü.
Yetkililer, köprünün bu olaydan bir yıl sonra tamamlanacağını düşündü ama geçen seneye kadar hizmete girmedi.
Oysa bu, Moskova’nın Batı’dan izolasyonla karşı karşıya kaldıktan sonra Çin ile artan ticaretinden faydalanması için uygun bir zamandı.
Ancak uzmanlar, Rusya’nın Çin’e artan bağımlılığının, iki ülke ilişkilerde herhangi bir aksama olması durumunda Rusya’yı riske atabileceği konusunda uyarıyor.
Şu anda Almanya’da yaşayan Rusya Merkez Bankası eski yetkilisi Alexandra Prokopenko, “Moskova’nın yuana artan bağımlılığı, iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulması durumunda onu Çin’in önlemleri ve yaptırımlarına karşı daha savunmasız hale getiriyor” dedi.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”