ABD'nin Libya'daki hareketliliğinin arkasındaki neden petrol mü yoksa Rusya-Çin yakınlaşması mı?

Uzmanlar, ‘ülkenin uluslararası bir savaş arenasına dönüştürülmesine’ karşı uyardı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
TT

ABD'nin Libya'daki hareketliliğinin arkasındaki neden petrol mü yoksa Rusya-Çin yakınlaşması mı?

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)

Kerime Naci
Libya arenası, ABD’nin diplomatik hareketliliğine tanık olurken gözlemciler bu hareketliliği önceki yıllara kıyasla ‘aktif’ olarak nitelendirdi. Bu hareketlilik, mevcut yılın başlarında, ABD Dış İstihbarat Servisi (CIA) Direktörü William Burns'ün ülkenin batısındaki siyasi başkent Trablus'a yaptığı ve burada Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile görüştüğü ve ardından Libya'nın doğusundaki Bingazi kentinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’le bir araya geldiği sürpriz ziyaretle başladı.
Burns'ün ziyaretinden bir hafta sonra Hafter ile ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Leslie Ordman ve ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı General John D. Lamontagne arasında Bingazi'de bir görüşme gerçekleşti.


Burns ile Dibeybe görüşmesinden bir kare (UBH resmi internet sitesi)

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf başkanlığındaki ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ve ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Leslie Ordman’ın yer aldığı bir heyet, geçtiğimiz hafta Libya’yı ziyaret etti. ABD heyeti, UBH Başbakanı Dibeybe, Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ve LUO Başkomutanı Halife Hafter ile yapılan görüşmeler sırasında, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) TM ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) ile koordinasyon sağlayarak seçim yasaları üzerinde uzlaşılması ve cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin bu yıl bitmeden yapılması çabalarını desteklediğini ifade etti.
Leaf, Hafter ile görüşmesinde Rus paralı asker grubu Wagner’in ulusötesi bir suç örgütü olarak sınıflandırıldığını vurgularken Wagner’in ‘Libya ve tüm bölgede istikrarsızlaştırıcı ve fırsatçı bir rol’ oynadığını söyledi.

“10 yıllık plan”
Beyaz Saray, bu hareketliliğin ortasında ABD Başkanı Joe Biden'ın Libya'da istikrarı artırmak için Kongre'ye 10 yıllık bir plan sunacağını duyurdu. ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yeni on yıllık plan, Libya halkının istikrar, hesap verebilirlik ve duyarlı yönetim özlemlerini destekleyen yapıcı ortaklıklara ve topluluk programlarına dayanıyor” dedi.
Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Norland, “Bu girişim, ABD'nin Libya halkının yanında olacağı ve kamu hizmetlerini yerine getirebilen, tüm alanlarda ekonomik büyümeyi teşvik edebilen birleşik, demokratik olarak seçilmiş bir hükümetin kurulmasını destekleyeceği yönünde verdiği sözü teyit ediyor.
Amerikan Honeywell UOP şirketinin Libya Zallaf Petrol Şirketi ile ülkenin güneyinde günlük 300 bin varil kapasiteli bir rafineri kurmak için anlaşma imzaladığını duyurması ABD stratejisinin hedeflerinin hayata geçirilmeye başlandığının bir işareti olarak görüldü.
Libya meselelerinde uzman isimler, özellikle Wagner’in Libya’daki kamplarının petrol sahalarının yakınlarında bulunmasından ötürü Rusya’nın Libya’nın petrolünü ve doğalgazını ele geçireceği korkusuyla adımlarına hız kazandırdığını belirttiler. Bazı uzmanlar, Washington'ın Libya dosyasına yönelik politikasının değişmediğini düşünürken bazıları, ABD’nin Libya'daki hareketliliğinin önceki yıllara göre kıyasla arttığına işaret ettiler. Farklı bir görüşe sahip olan siyasi analist Cibril el-Ubeyd ise Muammer Kaddafi rejiminin 2011 yılında devrilmesinden bu yana Washington'ın çıkarlarının kendi çerçevesinde kaldığına ve ABD’nin artık Rusya’dan ithal edilen doğalgaza alternatif bulma çabasında olduğuna işaret etti. Şu an Libya'nın sadece Ukrayna savaşından sonra Rusya'dan ithal edilen doğalgaza alternatif bir kaynak haline geldiğini söyleyen Ubeyd, bunun ABD’yi Libya sahnesinde yeniden ön koltuklarda yer almaya ittiğini ve ABD'li yetkililerin son zamanlarda ülkeye yaptığı ziyaretlerin belki de bunun en iyi kanıtı olduğunu vurguladı.
Washington'ın ilgilendiği meselenin, 17 Şubat devriminin patlak vermesinden bu yana ülkeyi kaosa sürükleyen siyasi ve güvenlik bölünmelerini gidermek amacıyla taraflar arasında arabuluculuk yapmak olduğunu düşünenlerin yanıldığını belirten Ubeyd, ABD’nin asıl endişesinin, Libya'daki varlığına ve Libya'nın ana giriş kapısı olduğu Afrika kıtasındaki çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturan Wagner'den nasıl kurtulacağını bulmak olduğunu kaydetti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, siyasi analist, Libya'nın petrol ve doğalgaz sahalarını geliştirmek için modern teknolojilere sahip olmaması nedeniyle, doğalgaz arama faaliyetleri karşılığında siyasi ve güvenlik istikrarı sağlayarak karşılıklı siyasi çıkarlar elde etmenin amaçlandığını vurguladı.

Çin - Rusya ittifakının çekiciliği
Güvenlik ve siyasi işler uzmanı Mahmud İsmail, çeşitli göstergeler, başta Afrika Kıtası’nın maden ve su kaynaklarını sömürmeyi planlayan Çin-Rusya ittifakı olmak üzere mevcut küresel koşullar nedeniyle gelecekteki savaşların su ile ilgili olacağı düşünüldüğünde bunun ABD’nin önceki yıllara kıyasla Libya dosyasına ilgisinin boyutunu ortaya koyduğunu söyledi. Bu durumun ABD'yi özellikle Libya'nın güney sınırlarına yakın ve doğalgaz ve altın açısından zengin olan Afrika ülkelerinde yayılmacı hedeflerini gerçekleştirebilmesinin odak noktası olan Libya ile diplomasisini harekete geçirmeye ittiğini belirten İsmail’e göre bu da ABD Başkanı Joe Biden'ın Kongre'ye yeni bir 10 yıllık plan sunmasının yanı sıra dünyanın en önemli yeraltı su kaynaklarından birinin üzerinde yer alan ve topraklarında önemli maden zenginlikleri bulunduran Libya'nın güneyini korumaya yönelmesini açıklıyor.
Güvenlik ve siyasi işler uzmanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD petrolünün rezervlerindeki azalma, ABD'yi Libya krizini çözme konusunda harekete geçmeye ve geçiş aşamalarını sona erdirecek seçimlerin hızla yapılması için çabalamaya itti. Washington'ın, başta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Moskova’nın Afrika kıtasındaki yayılmacı haritasını genişletmek için güvendiği gizli askeri kanadı Wagner olmak üzere Libya topraklarındaki yabancı güçlerin ve paralı askerlerin sınır dışı edilmesi için askeri bölünmeye hızla sona verme ve Libya ordusunu birleştirme arzusunun en belirgin kanıtı olarak ülkenin batısı ile doğusundaki askeri taraflar arasındaki görüşmeler, pazar akşamı Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Abdullah Batili’nin arabuluculuğunda, Trablus'ta yapılacak. ABD’nin Wagner’in Libya’daki petrol ve doğalgaz arzını kontrol etmek amacıyla kullandığı Libya krizini sona erdirmek için düğmeye bastığı açık. CIA Direktörü’nün bu yılın başlarında Libya'ya yaptığı ziyaret, Washington'ın Libya dosyasındaki rolünün boyutunun en açık kanıtı.”
Libya’da çatışan taraflarla art arda yapılan görüşmelerin, Washington'ın çıkarlarının ve ABD'nin sert bir düşüş yaşayan petrol rezervlerini yenilemek için kullanacağı Libya’nın petrol ve doğalgaz kartın başkaları tarafından kullanılmasına artık tahammülü kalmadığının bir göstergesi olduğunu vurgulayan İsmail, ABD’nin Libya'daki diplomatik hareketliliğinin aynı zamanda İtalya, Fransa, Yunanistan gibi müttefiklerin ve Akdeniz'i çevreleyen diğer ülkelerin çıkarlarına da hizmet ettiğinin altını çizdi.
ABD-Rusya ilişkilerinin özellikle doğalgaz ve petrol kaynakları nedeniyle tüm bölgeyi iki güç arasında uzun süreli bir savaşa sürükleyecek bir kıvılcım olacak iki yanı keskin bir bıçak üzerinde ilerlediği ve Libya’yı yeni bir Ukrayna'ya dönüşebileceği uyarısında bulunan güvenlik ve siyasi işler uzmanı, Rusya ile ABD arasındaki savaş Ukrayna topraklarında netlik kazandı. Şimdi de özellikle Çin'in Rusya'ya yakınlığının ve Wagner’in Afrikalı muhalif unsurlar için bir eğitim sahasına dönüşen Libya topraklarında üslerinin varlığının ortaya çıkmasıyla Libya'da yoğunlaşması bekleniyor. Bu Afrikalı muhalif unsurların bazıları Ukrayna'da Rusya'nın gündemini yerine getirmek ya da birkaç Afrika ülkesinde rejime karşı savaşmak için kullanılıyorlar. Bazıları da her an el koyduklarını duyurabilecekleri petrol ve doğalgaz sahalarının yakınlarına konuşlu.
Tüm bu faktörler, Libya'da Rusya ile ABD arasında bir savaş yaşanması ihtimaline yol açıyor. Wagner'in ülkede kalması ABD için riski artırıyor. Çünkü Rusya, 2011 yılından bu yana Seyfülislam Kaddafi başta olmak üzere eski rejimin önde gelen simalarını iktidara geri getirmek için çalışıyor.



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.