Fenetilin, yalnızca yaptırımlarla yok edilebilir mi?

Yerel liderler uyuşturucu destekçilere karşı askeri müdahale çağrısı yaptı.

Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
TT

Fenetilin, yalnızca yaptırımlarla yok edilebilir mi?

Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı

Suriye’nin güneyindeki yerel liderler, ABD ve İngiltere’nin Fenetilin ticaretinde Suriye rejimiyle birlikte çalışan, bazıları güneyden Suriyeli şahsiyetlere uyguladığı yaptırımların etkisini küçümsüyor. Yerel liderler, bu olguyla mücadelenin doğrudan bölgeye askeri güçle gidilerek insanlara istihdam yaratan hizmet ve kalkınma projelerinin başlatılması gerektiğini vurguladı.
ABD Hazine Bakanlığı, salı günü yaptığı açıklamada, Suriye rejimi müttefikleri ve Hizbullah milisleri olan Suriyeli ve Lübnanlı 6 kişi ile 2 şirkete yaptırım uyguladığını duyurdu. Açıklamada yaptırım kapsamına alınan isimler arasında, Dera’nın doğusunda, Suriye- Ürdün sınırındaki Nassib kasabasından gelen Dera vilayetinin yerel lideri Imad Ebu Zureyk’in de adı geçiyor.
Salı günü ayrıca İngiltere hükümeti de üç yerel grup lideri de dahil olmak üzere Suriye rejimiyle bağlantılı 11 isim ve kuruluşa yaptırım uyguladığını açıkladı. Bunlardan ikisi Dera’dan Imad Ebu Zureyk ve El-Kasm’ lakaplı Mustafa el-Masalmeh ve Suveyda vilayetinden Raci Falhut. Açıklamada, bu isimlerin Suriye’nin güneyinde kaçakçılık ve Fenetilin imalatı işlerine karıştığı belirtildi.
Şarku’l Avsat, Dera’daki yerel liderlerden birine son İngiliz ve Amerikan yaptırımlarının Suriye’nin güneyinde uyuşturucu kaçakçılığı üzerindeki etkisini sorgualdı. Yetkili, “Suriye’nin güneyindeki yerel şahsiyetleri de içine alan yeni yaptırımlar, bölgenin uyuşturucunun yayılması ve güneyin birkaç nedenden dolayı komşu ülkeler için bir geçiş alanına dönüşmesi ile yaşadığı ikilemi etkilemişe benzemiyor. Sunulan isimler, güçlü güvenlik kurumlarının elindeki araçlardan başka bir şey değildir” dedi. Bölgede DEAŞ hücrelerine ve uyuşturucu tacirlerine yönelik son askeri operasyonlara katılanlardan biri olan yetkili, “Durum, şu anda uygulanmaktan da uzak. Öyle ki bahsi geçen isimleri teslim etmek veya durdurmak için ABD ve İngiltere yönetimden herhangi bir baskı aracı yoktur” dedi. Yetkili ayrıca, “Güney bölgesinde, Fenetilin ticareti, tanıtımı ve kaçakçılığıyla uğraşan onlarca kişi var ve bunlardan bazıları, son yaptırımlarda adı geçen zaten bilinen tüketici isimlerinden daha önemli. Bu ticarette çalışan birçok grup ve lider var. Bunların en önemlileri, Dera’nın kuzeyindeki Lajat bölgesi, Ürdün ile batı Suriye sınırında Dera’nın batısındaki Harab el-Şahem kasabası ve Ürdün ile doğu Suriye sınırında Suveyda’nın güneydoğusundaki eş-Şaab kasabasında bulunuyor. Bu gruplar, güvenlik servisleriyle ilişkiyle örtülü. Bu projelerden rastgele, güvensiz ve istikrarsız bir ortamda otoriter bir çıkar elde etmenin bir yolunu ve kötüleşen ekonomik ve yaşamsal koşulların ortasında maddi bir fayda elde etmenin bir yolunu buluyorlar” dedi.
Bu yeni yaptırımlar, ABD tarafından yakın zamanda çıkarılan Fenetilin karşıtı yasanın uygulanmasının başlangıcı ve bölgenin, bu isimlerle mücadele için orduya alınan kişiler aracılığıyla sınırlı operasyonlara tanık olması olası. Ancak bölgenin güvenlik, ekonomik ve yaşamsal koşullarının bu tür şahsiyetlerin, grupların ve projelerin üretimi için verimli bir ortam olduğu düşünülürse, yeni isimlerin ve tüccarların geri dönmesi mümkün. Çözüm, doğrudan bölgeye gitmek ve askeri gücü tüm tarafların güvenini kazanmış, bölgede güç, nüfuz ve otoriteye sahip bir hizip üzerinde yoğunlaştırmak, yani güvenlik çalışmalarının geliştirilmesi ve bu konuda uzmanlaşan ağların olması gerektiğidir. Aynı şekilde toplumsal desteğin sağlanması, bölgede iş fırsatları ve uygun bir gelir sağlayacak hizmet ve iyileştirme projelerinin başlatılması, ayrıca bölgeye işsizleri ve aileleri desteklemek, tedavi ve rehabilitasyon programları sağlamak için yardım sağlanması gerekiyor. Bu durum da etkili sonuçlara ulaşmak için toplum, hükümet ve uluslararası kuruluşların ortak çabalarını ve çabaların koordinasyonunu ve yoğunlaştırılmasını gerektiriyor.
Suriye’nin güneyinde aktivist Muhammed ez-Zaabi, son yaptırımların Dera’da hedef aldığı isimlerin Imad Ebu Zureyk, Mustafa el-Masalmeh ve Raci Falhut olduğunu açıkladı. Bu isimler, 2018 anlaşmalarından önce Askeri Harekât Merkezi’nin güvendiği liderler arasındaydılar. ABD ve Ürdün ile iyi bağlantılara sahiplerdi ve Harekât Merkezi’nin kapanmasıyla bölge ülkeleri, bu eski liderlerle tüm temaslarını kaybetti. Böylece onları kontrol etme araçlarını da kaybettiler. Bu durum, rejime ve müttefiklerine onlara yatırım yapmaları için hazır malzeme sağladı. Dolayısıyla bu liderler, gruplarıyla birlikte kendilerini güvenlik yetkililerinin veya Hizbullah milislerinin emrine bıraktılar. Yaptırımlara dahil edilmeleri, tek sığınakları olan rejimle organik bağlarının artmasına yol açıyor. Sistemin kendisi dışında, baskı ve müdahale araçlarının olmaması için bunlara yönelik yaptırımlar ise caydırıcı ve etkili olmayacak.

Ebu Zureyk
Imad Ebu Zureyk, özel ihtiyaçlara sahip bir kişi olarak görülüyor. 2018’den önce Suriye’nin güneyindeki en büyük ikinci muhalefet grubu olan ‘Yermuk Ordusu’nun eski bir lideri. Bölgeye yönelik anlaşmalardan sonra Imad Ebu Zureyk, Dera’daki Askeri Güvenlik Servisi ile arabuluculuk yaparak Ürdün’den geri döndü. Eski grubunun liderliğini ve Sınırdaki Nassib- Cabir geçidinin bitişiğinde yer alan Nassib kasabasındaki kalesinden ve Umm El-Miathin, Umm Veled, Sayda ve en-Naima kasabalarından başlayarak, Ürdün sınırındaki Dera’nın güney kırsalından doğudaki köy ve kasabaların güvenlik idaresini devraldı.

El-Kasm
‘El-Kasm’ lakaplı Mustafa el-Masalmeh, 2018’den önce muhalefet gruplarında bilinmiyordu veya Imad Ebu Zureyk gibi bir otorite figürü değildi. Dera el-Balad vilayetinde ‘Halid bin Velid’in Torunları Taburu’ adlı küçük bir gruba liderlik ediyordu. Çözüm uygulamalarından sonra rejimin Dera kentine yönelik güvenlik ve askeri operasyonlarının çoğuna katıldı. Grubu tutuklamalar, suikastlar ve adam kaçırmalarla ve Dera’nın banliyölerindeki merkezlerinden birinde Fenitilin haplarının üretimi için bir fabrikaya sahip olmakla suçlandı.

Falhut
Raci Falhut ise Suveyda kırsalındaki Atil kasabasında Suriye’deki Askeri İstihbarat Birimi’ne bağlı ‘El-Fecr Kuvvetleri’ olarak bilinen Suveyda şehrinde yerel bir grubun lideri. Cinayetler, adam kaçırmalar, yağma ve uyuşturucu ve silah kaçakçılığı da dahil olmak üzere grubu tarafından gerçekleştirilen çeşitli ihlallerden sonra karargâhı, Suveyda vilayetindeki yerel grupların çoğunun dahil olduğu şiddetli bir saldırıya maruz kaldı. O sıralarda El-Fecr Kuvvetleri grubunun liderlerini ortadan kaldırıp karargahlarına girmeyi başardı. Atil kasabasındaki karargahında ise bir ilaç üretim fabrikası bulundu ve fabrika, 28 Temmuz 2022’de Haysiyet Adamları Hareketi tarafından yıkılarak dağıtıldı. Raci’nin akıbeti ise hâlâ bilinmiyor.



Savaş, binlerce Sudanlı aileyi parçalarken BM 58 bin çocuğun yakınlarını arıyor

Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
TT

Savaş, binlerce Sudanlı aileyi parçalarken BM 58 bin çocuğun yakınlarını arıyor

Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)

Sudan krizi dördüncü yılına girerken, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR) insani felaketin daha da kötüleşeceği ve kapsamının genişleyeceği konusunda uyardı. BMMYK, Sudan’da yaşananların, başta çocuklar olmak üzere milyonlarca sivili etkileyen yıkıcı sonuçlar doğurarak dünyanın en büyük göç krizine dönüştüğünü vurguladı.

BMMYK, savaşın onları ailelerinden ayırmasının ardından, sığınma ülkelerinde ebeveynleri olmadan yaşayan yaklaşık 58 bin Sudanlı mülteci çocuğun olduğunu ortaya koydu. Bu çocukların büyük bir kısmı, şiddet ve göçün sonucu olarak fiziksel yaralanmalar ve derin psikolojik travmalar yaşıyor.

BMMYK'nin Doğu, Afrika Boynuzu ve Büyük Göller Bölge Bürosu'nun İletişim Görevlisi ve Sözcüsü Faith Kasina, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BMMYK’nin gizlilikle ilgili nedenlerden dolayı refakatsiz çocuklar hakkında ayrıntılı bilgi veremese de onları aileleriyle yeniden bir araya getirmek amacıyla yakın aileleri veya geniş aileleri ve akrabalarını bulmak için sürekli çalıştığını söyledi.

fbfvbfr
Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan ve Kuzey Darfur'daki et-Tavile beldesi yakınlarında toplanan Sudanlı kadın mülteciler, Şubat 2025 (AFP)

Kasina, ebeveynleri olmayan çocukların, gerçek ailelerine veya akrabalarına ulaşılana kadar, insani yardım kuruluşlarından destek alan seçilmiş koruyucu ailelere geçici olarak yerleştirildiğini açıkladı.

BMMYK, uluslararası topluma, refakatsiz ve ailelerinden ayrı düşmüş çocukların yanı sıra en savunmasız gruplar ve özel ihtiyaç sahiplerine daha fazla destek ve uzman hizmetler sağlanması talebini sürdürdüğünü vurguladı.

Finansman yetersizliği

Finansman kriziyle ilgili olarak Kasina, BMMYK ve insani yardım kuruluşlarından ortaklarının, Sudan krizine yönelik insani müdahaleye yönelik ciddi finansman eksikliğini gidermek için mümkün olan her türlü çabayı sürdürdüklerini belirtti. Bu çabalar, milyonlarca mülteci, ülke içinde yerinden edilmiş kişi, geri dönenler ve ev sahibi topluluklara koruma ve yardım sağlamak amacıyla uluslararası yardım çağrıları başlatılmasını içeriyor.

BMMYK, insani yardım kuruluşları ve kalkınma ortaklarının, Sudan'dan kaçan mültecileri barındıran yedi ülkede yaklaşık 5,9 milyon kişiye hayat kurtaran yardım sunmak için bu yıl 1,6 milyar dolara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

vbvfrbfr
Darfur bölgesindeki el-Cenine kentinden kaçan mülteciler, Fransız ordusuna ait bir kamyonla Çad'ın Adré kenti yakınlarındaki geçici barınaklara naklediliyor (Reuters)

Kasina, şimdiye kadar sağlanan finansman toplam ihtiyaçların sadece yüzde 10’unu karşılamasına rağmen insani yardım çalışmalarının devamlılığını sağlamak ve ortakların çatışmalardan etkilenenlerin acil ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini sağlamak için BMMYK’nin bağışçılarla birlikte çabalarını ikiye katlama konusundaki kararlılığını vurguladı.

Kasina, geçtiğimiz nisan ayı ortalarında Almanya, Avrupa Birliği (AB), Fransa, Birleşik Krallık, ABD ve Afrika Birliği'nin (AfB) çağrısıyla Berlin'de düzenlenen Sudan'a ilişkin 3. Uluslararası Konferans'ın, Sudan ve komşu ülkelerdeki insani yardım çabalarını desteklemek için 1,5 milyar avroyu aşan mali taahhütlerle sonuçlandığını belirtti.

Ayrıca, uluslararası kalkınma kuruluşlarının Sudan ve sığınmacı kabul eden ülkelere ayrılan yatırımlarını artırdığını belirten Kasina, Dünya Bankası'nın Sudan'a yönelik portföyünün 2024 yılında 130 milyon dolardan 2026 yılı sonunda 540 milyon dolara yükseleceğini ve önümüzdeki yıllarda büyümeye devam edeceğini söyledi.

Geri dönüşün zorlukları

Kasina, Körfez ülkelerindeki kalkınma kuruluşlarının, Afrika Kalkınma Bankası ve AB gibi uluslararası ortaklarla birlikte, ev sahibi toplulukları desteklemek, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin dayanıklılığını artırmak ve uzun vadede kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak için katılımlarını yoğunlaştırdığını vurguladı.

Sudan krizinin hâlâ dünyadaki en büyük mülteci krizi olduğunu ve en çok finansman sıkıntısı çeken kriz olduğunu vurguladı. Bağışçılar tarafından yeterli mali kaynak sağlanmazsa insani yardım programlarının devamının ciddi şekilde tehlikeye gireceği uyarısında bulundu.

Kasina konuşmasının sonunda, BM'nin uluslararası insani hukuka uyulması, sivillerin korunmasının sağlanması ve özellikle çatışma bölgeleri ile göç ve sığınma koridorlarında, yardıma muhtaç tüm kişilere hayat kurtaran insani yardımın ulaştırılmasının garanti altına alınması gerektiğine dair çağrılarını yineledi.


Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
TT

Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

İsrail parlamentosu Knesset’te Hamas’ın özel kuvvetler birimine mensup ve 7 Ekim 2023 saldırısını gerçekleştirmekle suçlanan kişilerle ilgili özel yasanın son maddelerine ilişkin görüşmeler sürerken, davanın temel çerçevesi büyük ölçüde netleşti. Buna göre yargılamaların, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Kalandiya Havaalanı binalarında gerçekleştirileceği belirtiliyor. İsrail hükümeti, söz konusu bölgede Yahudi yerleşim birimi inşa etmeyi planlıyor.

Bu süreçte yerleşim projesinin geçici olarak dondurulduğu, zira İsrail ordusunun yıllarca sürmesi beklenen davaları etkileyecek herhangi bir unsurun ortaya çıkmasını istemediği ifade edildi. Halihazırda havaalanındaki hangarların duruşmalar için hazırlandığı aktarıldı.

sdfrgfr
7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nden fırlatılan roketlerin ardından İsrail’in güney yerleşimlerinde yanan araçları gösteren bir hava fotoğrafı (Reuters)

Sanıkların kimlikleri ve kesin sayıları gizli tutulmaya devam ederken, basına sızan bilgilere göre davada yaklaşık 350 kişinin yargılanması bekleniyor. Polis ve istihbarat yetkililerinin, tüm sanıkların mahkûm edilmesi ve haklarında idam cezası verilmesi için yeterli delile sahip olduklarına inandığı kaydedildi. Ancak aynı yetkililerin, davaların adil yargılama görüntüsü vermesi amacıyla bazı sanıkların beraat etme ihtimalini de dışlamadığı belirtildi.

Duruşmalar ne zaman başlayacak ne nasıl olacak?

Planlamaya göre davaların 7 Ekim’de başlaması öngörülüyor, ancak sürecin birkaç ay daha ertelenebileceği belirtiliyor. Mahkeme heyetinin, bazıları yedek orduda görev yapan avukat kökenli askerlerden oluşan 15 askeri yargıçtan meydana geleceği ifade edildi.

Duruşmaların haftada 5 gün ve günde 8 saat yapılmasının planlandığı, bazı oturumların kamuya açık olacağı, bazı tanıklıkların ise kapalı kapılar ardında alınacağı aktarıldı. Sanıklara yöneltilen suçlamaların çeşitlilik gösterdiği ve bunların arasında idam cezası gerektiren çok sayıda suçlamanın da bulunduğu kaydedildi.

Hamas’ın İsrail’e yönelik sürpriz saldırısında birkaç saat içinde yaklaşık bin 200 İsraillinin öldüğü belirtilirken, İsrail’in buna karşılık olarak başlattığı savaşta Gazze Şeridi’nin büyük ölçüde yıkıma uğradığı ifade edildi. Saldırılarda şu ana kadar çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere yaklaşık 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği, iki milyon kişinin ise yerlerinden edildiği aktarıldı.

dvdevf
Savaşın Gazze Şeridi’nde yol açtığı yıkımdan (Reuters – Arşiv)

İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, 7 Ekim saldırısını öncelikle ‘İsrail’in başarısızlığı’ olarak değerlendirdi. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görev süresi sona eren Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar ve yerine atanan Omer Tishler, ordunun 7 Ekim 2023’te başarısız olduğunu kabul ettiklerini açıkladı.

Zamir, Bar’ın görevden alınma töreninde yaptığı konuşmada, “7 Ekim’de bu kuvvet, tıpkı tüm İsrail ordusu gibi, İsrail devletini savunma görevini yerine getirmekte başarısız oldu. Bu başarısızlık bizi her gün takip ediyor ve sorumluluk üstlenip meseleyi soruşturmamızı zorunlu kılıyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere siyasi liderliğin, söz konusu başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmeyi reddettiği ve olayla ilgili resmi bir soruşturma açılmasına karşı çıktığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı haberde, hükümetin kendi başarısızlıklarını örtbas etmek amacıyla kamuoyuna dönük gösterişli yöntemler aradığı, ‘Hamas’ın elit unsurları’ olarak tanımlanan kişilere yönelik davaların da bu çabaların bir parçası olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Duruşmaya nasıl hazırlık yapıldı?

Hamas özel kuvvetlerine yönelik yargılama yasası hakkında, parlamentonun anayasa, hukuk ve adalet komisyonuna bağlı gizli alt komisyonda iki yılı aşkın süre boyunca yürütülen gizli ve daha sonra açık oturumlarda çeşitli sorular gündeme geldi. Tartışmalarda, ‘Bu dava nasıl tam anlamıyla kazançlı bir yargılama süreci olacak?’, ‘Sanıkların savunmasını hangi avukatlar üstlenecek?’, ‘Sanıkların beraat etmesi durumunda ne yaşanacak?’, ‘İsrailliler ve dünya kamuoyu ülke tarihindeki bu uğursuz günden geriye neyi hatırlayacak?’ ve ‘Bu süreç yalnızca adalet için verilen bir mücadele mi, yoksa aynı zamanda anlatı ve tarih yazımı savaşı mı?’ sorularının öne çıktığı belirtildi.

cdvdfve
Gazze Şeridi sınırında alarm sirenlerinin sesini duyan bir İsrail askeri yere çöktü, Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Söz konusu yasa tasarısının sahibi Yulia Malinovsky. Rus kökenli olan 50 yaşındaki milletvekili, Yisrael Beiteinu adlı muhalefet partisinde görev yapıyor. Parti, Avigdor Lieberman tarafından yönetiliyor.

Malinovsky, “Hikâyeyi anlatmanın en iyi yolu hukuki süreçlerdir. Mahkeme salonlarında sunulacak iddianameler, tanıklıklar ve deliller kayda geçirilecek ve gelecek nesillere aktarılacak. Kurbanların hikâyesini anlatmalı ve ailelerini onurlandırmalıyız. Ailelerin katillerle yüz yüze gelmesi için birden fazla fırsat olacak. Savcılık yetkilileri bana herkes hakkında delile sahip olduklarını ve tüm hikâyeyi ortaya koyabileceklerini söylüyor” dedi.

Malinovsky, Yedioth Ahronoth gazetesine verdiği demeçte, davaya ilişkin düşüncenin Kasım 2023’te, yani saldırıdan yaklaşık bir ay sonra ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi: “Henüz hepimiz şok halindeydik. Kendimi çaresiz ve büyük korku içinde hissediyordum. Rehinelerin tamamı hâlâ Gazze Şeridi’nde tutuluyordu ve İsrail’de çok sayıda militanı yakalamıştık. Aslında yakalanmamaları, çatışmalarda ölmeleri daha iyi olurdu. Ama onları yakaladık ve artık bizim elimizdeler. Onlar şimdiye kadar gördüğümüz en kötü suçlular. Kendime ‘Bunlarla ne yapacağız?’ diye sordum. Onları adalet önüne çıkarmamız gerektiği benim için açıktı.”

cdsv
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Malinovsky, davanın orduya yüklenmesine ilişkin karara nasıl ulaşıldığını ve askeri yetkililerin bu göreve başlangıçta isteksiz yaklaşmasını da anlattı. Malinovsky, “Bu zor görevi kim üstlenecek ve kim yönetecek, kararsızlık içindeydik. Mantığa göre İsrail devleti kendisine zarar veren suçluları adalet önüne çıkarmalıydı. Bu nedenle davanın yerel bir mahkemede görülmesi ve devletin savcı konumunda olması gerekiyordu. Ancak yüzlerce sanık ve binlerce tanık ifadesi söz konusu olduğunda İsrail yargı sistemi muazzam bir yük altında çökecekti. Sonuçta bu kişiler belki de yargılanmadan, yaşlılıktan öleceklerdi” ifadelerini kullandı.

Nazi yargılamasının simülasyonu

Malinovsky, yasa tasarısının benzerini dünya tarihindeki büyük davalarla karşılaştırmak istediğini belirterek, bunun Nürnberg Mahkemeleri, Tokyo Duruşmaları ve eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi örnekleri takip etmesini hedeflediklerini söyledi.

Malinovsky ayrıca, İsrail’de 1960’larda Nazi yetkilisi Adolf Eichmann’ın yargılandığı büyük ölçekli davayı hatırlattı. Ancak bu örnekten önemli bir fark bulunduğunu, Eichmann davasının tek bir sanıkla sınırlı olduğunu, mevcut durumda ise yüzlerce sanığın yargılanmasının söz konusu olduğunu vurguladı.

dfvfd
Adolf Eichmann yargılanırken (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)

Malinovsky, mahkeme yapısının resmî olarak Lod Askerî Mahkemesi’ne bağlı olacağını belirtti. Ancak bu mahkemenin uzun süredir fiilen aktif olmadığı, yalnızca kâğıt üzerinde varlığını sürdürdüğü ifade edildi. Malinovsky’ye göre duruşmalar, Atarot bölgesindeki özel tesislerde yürütülecek. Ayrıca duruşmaların sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirileceği, bu önlemlerin yalnızca tutukluların kaçma riskine karşı değil, aynı zamanda aşırı sağcı İsrailliler tarafından gerçekleştirilebilecek olası saldırı girişimlerine karşı da alındığı aktarıldı.

Mahkeme için özel donanımlar

Ordu tarafından projeye, emekli Tuğgeneral Yair Barkat atandı. Eski Askerî Polis Komutanı ve İç Cephe Komutanlığı’nda üst düzey görevler üstlenmiş olan Barkat’ın, yasal süreç henüz tamamlanmadan projede çalışmaya başladığı aktarıldı.

Planlama kapsamında mahkeme kompleksi için bir arazi tespit edildi. Bu kompleksin içinde merkezi bir duruşma salonu, eş zamanlı oturumların yapılacağı ek mahkeme salonları ve kamuya açık izleme alanlarının yer alacağı belirtildi.

Tasarıya göre mahkemenin 6 ay ile 1 yıl içinde faaliyete geçmesi, yargılamaların ise birkaç yıl içinde tamamlanması hedefleniyor. Bazı duruşmaların halka açık olacağı ve canlı yayınlanacağı, birçok tanıklığın ise ilk kez kamuoyuna açıklanacağı ifade edildi.

erbr
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar (Arşiv)

Malinovsky, bugüne kadar medyada yer alanların ve yapılan açıklamaların, tanıklıklarda ortaya çıkacak içerikle kıyaslanamayacağını söyledi. Malinovsky, daha önce adı hiç duyulmamış ya da görülmemiş kişilerin mahkemede ifade vereceğini, bu ifadelerin soruşturma materyalleriyle destekleneceğini belirtti. Ayrıca tüm delillerin belgelenmiş ve doğrulanmış olduğunu, yargılama sürecinde ilk kez çok sayıda fotoğraf ve belgenin kamuoyuna sunulacağını ifade etti.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, önerilen yasa tasarısı ‘toplu öldürme’ suçlamasını içeriyor. Ancak Simcha Rothman başta olmak üzere bazı milletvekilleri ve çok sayıda bakan, suçlamanın ‘Yahudilere yönelik soykırımın planlanması ve başlatılması’ olarak düzenlenmesini talep ediyor.

Bazı milletvekilleri ise bu suçlamanın ispatının oldukça zor olabileceğini, bu nedenle tek başına yer almasının sanıklar açısından beraat ihtimalini güçlendirebileceğini savunuyor. Bu nedenle söz konusu madde, iddianamenin tek dayanağı olarak bırakılmayacak. Savcılığın, ‘soykırım’ ve ‘egemenliğin ihlali’ gibi farklı suçlamalar arasında seçim yapabileceği belirtiliyor. Bu suçlamaların her ikisinin de idam cezası gerektirebileceği ifade edilirken, ‘toplu terör eylemleri’, ‘silahlı güç kılığında sızma’ gibi suçların da dosyada yer alacağı, bu suçların çoğu sanık için müebbet hapis cezasına kadar varan yaptırımlar içerdiği kaydedildi. Ayrıca daha düşük dereceli suçlamaların da iddianamede yer alabileceği aktarılıyor.


Netanyahu, Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen baskında "Rıdvan Gücü" komutanının hedef alındığını duyurdu

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
TT

Netanyahu, Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen baskında "Rıdvan Gücü" komutanının hedef alındığını duyurdu

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)

Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı'na göre İsrail, Hizbullah ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkesin ardından ilk kez dün akşam Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan bir hava saldırısı düzenledi.

Ajansta yer alan kısa açıklamada, "İsrail savaş uçakları el-Gubeyri bölgesini hedef alan bir hava saldırısı düzenledi" ifadelerine yer verildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan Hizbullahı'nın üst düzey bir isminin hedef alındığını duyururken, Hizbullah’a yakın bir kaynak, AFP’ye yaptığı açıklamada, Rıdvan Gücü Operasyon Komutanı Malik Bellut'un saldırıda hayatını kaybettiğini doğruladı.

frbfrtb
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar- 6 Mayıs 2026 (AFP)

Saldırının ardından sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan Netanyahu, operasyon emrini bizzat verdiğini belirtti:

"Savunma Bakanı Israel Katz ile koordineli olarak, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü komutanının etkisiz hale getirilmesi amacıyla Beyrut’ta vurulması talimatını verdim."

Netanyahu, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: "Rıdvan teröristleri, İsrail yerleşim birimlerinin bombalanmasından ve İsrail askerlerine zarar verilmesinden sorumludur. Kimse hukukun üstünde değildir; İsrail’in uzun kolu her düşmana ve her katile ulaşacaktır."

Netanyahu açıklamasını, kuzey bölgelerindeki güvenliği sağlama sözüyle tamamlayarak şunları kaydetti: "Kuzey sakinlerine güvenlik sağlama konusunda kararlıyız. Bu iş böyle yapılır ve böyle yapılmaya devam edilecek!"