Fenetilin, yalnızca yaptırımlarla yok edilebilir mi?

Yerel liderler uyuşturucu destekçilere karşı askeri müdahale çağrısı yaptı.

Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
TT

Fenetilin, yalnızca yaptırımlarla yok edilebilir mi?

Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı
Dera’nın doğusunda Imad Ebu Zureyk’e bağlı bir grubun karargahında bulunan uyuşturucunun ‘Sekizinci Tugay’ tarafından yayınlanan bir fotoğrafı

Suriye’nin güneyindeki yerel liderler, ABD ve İngiltere’nin Fenetilin ticaretinde Suriye rejimiyle birlikte çalışan, bazıları güneyden Suriyeli şahsiyetlere uyguladığı yaptırımların etkisini küçümsüyor. Yerel liderler, bu olguyla mücadelenin doğrudan bölgeye askeri güçle gidilerek insanlara istihdam yaratan hizmet ve kalkınma projelerinin başlatılması gerektiğini vurguladı.
ABD Hazine Bakanlığı, salı günü yaptığı açıklamada, Suriye rejimi müttefikleri ve Hizbullah milisleri olan Suriyeli ve Lübnanlı 6 kişi ile 2 şirkete yaptırım uyguladığını duyurdu. Açıklamada yaptırım kapsamına alınan isimler arasında, Dera’nın doğusunda, Suriye- Ürdün sınırındaki Nassib kasabasından gelen Dera vilayetinin yerel lideri Imad Ebu Zureyk’in de adı geçiyor.
Salı günü ayrıca İngiltere hükümeti de üç yerel grup lideri de dahil olmak üzere Suriye rejimiyle bağlantılı 11 isim ve kuruluşa yaptırım uyguladığını açıkladı. Bunlardan ikisi Dera’dan Imad Ebu Zureyk ve El-Kasm’ lakaplı Mustafa el-Masalmeh ve Suveyda vilayetinden Raci Falhut. Açıklamada, bu isimlerin Suriye’nin güneyinde kaçakçılık ve Fenetilin imalatı işlerine karıştığı belirtildi.
Şarku’l Avsat, Dera’daki yerel liderlerden birine son İngiliz ve Amerikan yaptırımlarının Suriye’nin güneyinde uyuşturucu kaçakçılığı üzerindeki etkisini sorgualdı. Yetkili, “Suriye’nin güneyindeki yerel şahsiyetleri de içine alan yeni yaptırımlar, bölgenin uyuşturucunun yayılması ve güneyin birkaç nedenden dolayı komşu ülkeler için bir geçiş alanına dönüşmesi ile yaşadığı ikilemi etkilemişe benzemiyor. Sunulan isimler, güçlü güvenlik kurumlarının elindeki araçlardan başka bir şey değildir” dedi. Bölgede DEAŞ hücrelerine ve uyuşturucu tacirlerine yönelik son askeri operasyonlara katılanlardan biri olan yetkili, “Durum, şu anda uygulanmaktan da uzak. Öyle ki bahsi geçen isimleri teslim etmek veya durdurmak için ABD ve İngiltere yönetimden herhangi bir baskı aracı yoktur” dedi. Yetkili ayrıca, “Güney bölgesinde, Fenetilin ticareti, tanıtımı ve kaçakçılığıyla uğraşan onlarca kişi var ve bunlardan bazıları, son yaptırımlarda adı geçen zaten bilinen tüketici isimlerinden daha önemli. Bu ticarette çalışan birçok grup ve lider var. Bunların en önemlileri, Dera’nın kuzeyindeki Lajat bölgesi, Ürdün ile batı Suriye sınırında Dera’nın batısındaki Harab el-Şahem kasabası ve Ürdün ile doğu Suriye sınırında Suveyda’nın güneydoğusundaki eş-Şaab kasabasında bulunuyor. Bu gruplar, güvenlik servisleriyle ilişkiyle örtülü. Bu projelerden rastgele, güvensiz ve istikrarsız bir ortamda otoriter bir çıkar elde etmenin bir yolunu ve kötüleşen ekonomik ve yaşamsal koşulların ortasında maddi bir fayda elde etmenin bir yolunu buluyorlar” dedi.
Bu yeni yaptırımlar, ABD tarafından yakın zamanda çıkarılan Fenetilin karşıtı yasanın uygulanmasının başlangıcı ve bölgenin, bu isimlerle mücadele için orduya alınan kişiler aracılığıyla sınırlı operasyonlara tanık olması olası. Ancak bölgenin güvenlik, ekonomik ve yaşamsal koşullarının bu tür şahsiyetlerin, grupların ve projelerin üretimi için verimli bir ortam olduğu düşünülürse, yeni isimlerin ve tüccarların geri dönmesi mümkün. Çözüm, doğrudan bölgeye gitmek ve askeri gücü tüm tarafların güvenini kazanmış, bölgede güç, nüfuz ve otoriteye sahip bir hizip üzerinde yoğunlaştırmak, yani güvenlik çalışmalarının geliştirilmesi ve bu konuda uzmanlaşan ağların olması gerektiğidir. Aynı şekilde toplumsal desteğin sağlanması, bölgede iş fırsatları ve uygun bir gelir sağlayacak hizmet ve iyileştirme projelerinin başlatılması, ayrıca bölgeye işsizleri ve aileleri desteklemek, tedavi ve rehabilitasyon programları sağlamak için yardım sağlanması gerekiyor. Bu durum da etkili sonuçlara ulaşmak için toplum, hükümet ve uluslararası kuruluşların ortak çabalarını ve çabaların koordinasyonunu ve yoğunlaştırılmasını gerektiriyor.
Suriye’nin güneyinde aktivist Muhammed ez-Zaabi, son yaptırımların Dera’da hedef aldığı isimlerin Imad Ebu Zureyk, Mustafa el-Masalmeh ve Raci Falhut olduğunu açıkladı. Bu isimler, 2018 anlaşmalarından önce Askeri Harekât Merkezi’nin güvendiği liderler arasındaydılar. ABD ve Ürdün ile iyi bağlantılara sahiplerdi ve Harekât Merkezi’nin kapanmasıyla bölge ülkeleri, bu eski liderlerle tüm temaslarını kaybetti. Böylece onları kontrol etme araçlarını da kaybettiler. Bu durum, rejime ve müttefiklerine onlara yatırım yapmaları için hazır malzeme sağladı. Dolayısıyla bu liderler, gruplarıyla birlikte kendilerini güvenlik yetkililerinin veya Hizbullah milislerinin emrine bıraktılar. Yaptırımlara dahil edilmeleri, tek sığınakları olan rejimle organik bağlarının artmasına yol açıyor. Sistemin kendisi dışında, baskı ve müdahale araçlarının olmaması için bunlara yönelik yaptırımlar ise caydırıcı ve etkili olmayacak.

Ebu Zureyk
Imad Ebu Zureyk, özel ihtiyaçlara sahip bir kişi olarak görülüyor. 2018’den önce Suriye’nin güneyindeki en büyük ikinci muhalefet grubu olan ‘Yermuk Ordusu’nun eski bir lideri. Bölgeye yönelik anlaşmalardan sonra Imad Ebu Zureyk, Dera’daki Askeri Güvenlik Servisi ile arabuluculuk yaparak Ürdün’den geri döndü. Eski grubunun liderliğini ve Sınırdaki Nassib- Cabir geçidinin bitişiğinde yer alan Nassib kasabasındaki kalesinden ve Umm El-Miathin, Umm Veled, Sayda ve en-Naima kasabalarından başlayarak, Ürdün sınırındaki Dera’nın güney kırsalından doğudaki köy ve kasabaların güvenlik idaresini devraldı.

El-Kasm
‘El-Kasm’ lakaplı Mustafa el-Masalmeh, 2018’den önce muhalefet gruplarında bilinmiyordu veya Imad Ebu Zureyk gibi bir otorite figürü değildi. Dera el-Balad vilayetinde ‘Halid bin Velid’in Torunları Taburu’ adlı küçük bir gruba liderlik ediyordu. Çözüm uygulamalarından sonra rejimin Dera kentine yönelik güvenlik ve askeri operasyonlarının çoğuna katıldı. Grubu tutuklamalar, suikastlar ve adam kaçırmalarla ve Dera’nın banliyölerindeki merkezlerinden birinde Fenitilin haplarının üretimi için bir fabrikaya sahip olmakla suçlandı.

Falhut
Raci Falhut ise Suveyda kırsalındaki Atil kasabasında Suriye’deki Askeri İstihbarat Birimi’ne bağlı ‘El-Fecr Kuvvetleri’ olarak bilinen Suveyda şehrinde yerel bir grubun lideri. Cinayetler, adam kaçırmalar, yağma ve uyuşturucu ve silah kaçakçılığı da dahil olmak üzere grubu tarafından gerçekleştirilen çeşitli ihlallerden sonra karargâhı, Suveyda vilayetindeki yerel grupların çoğunun dahil olduğu şiddetli bir saldırıya maruz kaldı. O sıralarda El-Fecr Kuvvetleri grubunun liderlerini ortadan kaldırıp karargahlarına girmeyi başardı. Atil kasabasındaki karargahında ise bir ilaç üretim fabrikası bulundu ve fabrika, 28 Temmuz 2022’de Haysiyet Adamları Hareketi tarafından yıkılarak dağıtıldı. Raci’nin akıbeti ise hâlâ bilinmiyor.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.