Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

Ankara, yeni Temsilciler Meclisi’yle ilişkilere ve iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesine açık olduğunu gösterdi

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
TT

Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)

Sağir el-Hidri
Tunus'un yeni Meclis Başkanı İbrahim Buderbale ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Çağlar Fahri Çakıralp arasında gerçekleşen görüşme, özellikle Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça eleştiren tek ülke olması nedeniyle büyük ses getirdi.
Tunus'un feshedilen Meclisi, Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın (İhvan-ı Müslimin) Türkiye'den yıllarca destek almış Tunus'taki siyasi kolu Nahda Hareketi'nin kontrolündeydi.
Burderbale-Çakıralp görüşmesi, Tunus'taki siyasi çevrelerde, Türkiye'nin 2021 yılında iktidardan düşmesine yol açan siyasi bir gerileme yaşayan ve halkın desteğini kaybeden Nahda Hareketi'ne verdiği destekten vazgeçeceğine dair spekülasyonların ortaya çıkmasına neden oldu.
Büyükelçi Çakıralp, Buderbale ile görüşmesinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un Tunuslu mevkidaşına yazdığı mektubu iletti.
Şentop, mektubunda, Tunus ile Türkiye arasındaki mükemmel ilişkilerden ve onları başta iki parlamento olmak üzere çeşitli alanlarda daha fazla desteklemek ve geliştirmek için aralıksız olarak çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"Başka bir seçeneği yok"
Türkiye, Tunus Cumhurbaşkanı Said'in 2022 yılında çalışmalarını aylarca askıya aldığı önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça ve en üst düzeyde kınayan ilk ülke olmasına rağmen Tunus'taki hızlı siyasi gelişmelere ilişkin tutumunda herhangi bir değişiklikten bahsetmedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 yılının nisan ayında yaptığı bir açıklamada, Tunus'ta seçilmiş parlamentonun feshedilmesinin Tunus halkının iradesine bir darbe olduğunu vurgulayarak, "Milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmasını üzüntüyle karşılıyoruz" ifadelerini kullanmıştı. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yorumu, Türkiye'den konuya ilişkin yapılan ilk eleştiri değildi.
TBMM Başkanı Şentop ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AkParti), Cumhurbaşkanı Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını kınamıştı.
Bu açıklamaların üzerine Tunus, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırarak bu açıklamaları resmen protesto etti.
Tunuslu Milletvekili Fatma el-Mesdi, konuyla ilgili değerlendirmesinde, "Türkiye'nin Tunus devletinin yeni yönelimini kabul etmekten başka seçeneği yok. Tunus artık, tıpkı Müslüman Kardeşleri ‘bir yıkım ve yolsuzluk unsuru' olarak gören diğer ülkeler gibi kanunların her şeyin üzerinde tutulmasına ve suç işleyen herkesin hesap vermesine yönelmiştir" ifadelerini kullandı. 
Independent Arabia'ya konuşan Mesdi, "Türkiye bunu Mısır için kabul ederse Tunus için de kabul eder diye düşünüyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, feshedilen Tunus Temsilciler Meclisi'nin başkanı olan İslamcı çizgideki Nahda Hareketi'nin lideri Raşid Gannuşi ile Tunus'ta Nahda Hareketi ile muhalifleri arasında tartışılan görüşmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Kays Said, 7 Nisan 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer Türk yetkililerin açıklamalarına üstü kapalı olarak verdiği yanıtta, "Biz bir vilayet değiliz. Belli bir otoriteden ferman beklemiyoruz. Egemenliğimiz, şerefimiz ve gurumuz bütün değerlendirmelerin önündedir" ifadelerini kullandı.

"Erdoğan değişmedi"
Son gelişme, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle Türkiye'de seçimler yaklaşırken Ankara'nın dış politikasında meydana gelen değişikliklerden sonra Nahda Hareketi'ni desteklemekten ve Cumhurbaşkanı Kais Said'in kararlarını eleştirmekten vazgeçecek mi yoksa aynı yaklaşımı sürdürecek mi sorularını gündeme getirdi.
Eski Tunus Dışişleri Bakanı ve diplomat Ahmed Venis, Tunus'ta bir yandan Raşid Gannuşi'nin daha önce Meclis Başkanı sıfatıyla doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi nedeniyle Türkiye ile Nahda Hareketi, diğer yandan Cumhurbaşkanı Kays Said ve destekçileri arasında bir kutuplaşma olduğunu söyledi. 
Özel açıklamalarını sürdüren Venis, şunları söyledi:
“Son görüşme (Burderbale-Çakıralp görüşmesi), Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin talebi üzerine gerçekleşti. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve genel olarak Türkiye, Gannuşi'nin artık Meclis Başkanı olmadığı, Türkiye'nin Tunus'tan uzaklaştığı ve bunun da çıkarlarını tehdit ettiği için değil, Raşid Gannuşi ile zorunlu olarak ilişki kurduğu suçlamalarından kurtulmaya ve ilişkilerin sürdüğünü göstermeye çalışıyorlar.”
Bu gelişmenin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaklaşımındaki bir değişiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendiren Venis, "Erdoğan değişmedi, ama ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik krizin baskısı altında değiştirmiş gibi yapıyor. Bu baskı nedeniyle Tunus gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerini geliştirmeye çalışmak zorunda kaldı" yorumunda bulundu.

Karşılıklı çıkarlar
Öte yandan analistler, her iki ülkenin de ciddi bir ekonomik krizin ağırlığı altında ezilmesi ve Tunus'un Uluslararası Para Fonu (IMF) ile arasındaki müzakerelerin durulması çerçevesinde Tunus ve Türkiye arasındaki eski anlaşmazlıkların aşılması için birbirlerine ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar.
Diğer taraftan 14 Mayıs'ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasi rakiplerinin kendisini devirmek için amansız mücadelesiyle karşı karşıya kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi dosyalar nedeniyle yıllarca süregelen yabancılaşmanın ardından Türkiye'nin Mısır ve diğer ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor.
Siyasi işlerde uzman Tunuslu gazeteci Ceyhan Alvan, Türkiye'nin Tunus Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesini kınayan ilk ülke olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bunu ‘halkın iradesine indirilen bir darbe' olarak değerlendirdiğini hatırlatarak, Türkiye'nin Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesinin, devrimin ardından on yıl boyunca desteklediği geçiş dönemine ve ülkenin demokratik sürecine zarar vermesinden korktuğu için böyle bir tutum sergilediğini söyledi.
Alvan, Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Türkiye, devrimden sonra ülkeyi yöneten ve halkın önemli bir kesiminde Türkiye ile Tunus'taki siyasal İslamcılar arasındaki ilişkinin gücünden söz ettiren Nahda Hareketi'ni destekledi. Böylece Türkiye, siyasal İslamcıları ve Arap ülkelerindeki devrimleri destekleyen en önemli yabancı taraflardan biri olarak sınıflandırıldı. Ancak nihayetinde, Türkiye'yi ilgilendirenin kendi çıkarlarından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Tunus Meclis Başkanı ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi arasında geçenlerde yapılan görüşme da bunu kanıtladı. Türk Büyükelçinin Meclis Başkanı Buderbale ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin bugün Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Temsilciler Meclisi'ni feshettiği sıradaki tutumunun aksine Said'in siyasi projesinin ve yeni anayasadan doğan kurumların yanında olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ediyor. Türkiye, böyle davranarak, mevcut durumla ilgilenen gerçekçi bir diplomasi benimsemeye karar vermiş görünüyor. Türkiye'nin de aralarındaki bulunduğu bazı ülkelerin eylemlerini belirleyen şeyin ideolojik kaygılar değil, pragmatik kaygılar olduğu artık kanıtlandı. Eğer bunun aksi olsaydı, Türkiye siyasal İslamcılara desteğini ve bir önceki Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesi konusunda aynı tavrını sürdürürdü. Türkiye'nin son on yılda Tunus devriminin ardından başlayan demokratik sürece verdiği destek, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerlere dayalı düşünceler çerçevesinde olmak yerine iktidara gelen birbirini izleyen güçlere verdiği destekten başka bir şey değildi. Bu meşru bir meseledir. Çünkü ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda dış politikalarını ve ilişkilerini belirleme hakkına sahiptir. Aynı durum, özellikle ekonomik krizin etkisini azaltmak için mali kaynakların seferber edilmesi ve IMF ile anlaşmaya bir alternatif bulmak için bugün dış ilişkilerini normalleştirmeye ilgili görünen Tunus için de geçerli.”

Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinden şüphe yok
Bu gelişme, Tunus muhalefetinin, Cumhurbaşkanı Kays Said üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde yaşandı.
Ancak Said, herhangi bir ulusal diyalog başlatmayı hâlâ reddettiğinden muhalefetin girişimleri Cumhurbaşkanı'nı geri adım atmaya zorlamayı başaramadı.
Cumhurbaşkanı Said, son günlerde yerel ve yabancı basında sağlık sorunları yaşadığına dair çıkan haberlerin ardından yaptığı açıklamada, "Halen ulusal diyalogdan bahsedenler var. Temsilciler Meclisi dışında diyalog olmaz, zaten bunun ne anlamı var ki?" ifadelerini kullandı.
Tunus'ta bir yandan ülkenin en büyük sendikası olan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) ve diğer kurumlar, Cumhurbaşkanı'nı siyasi ve ekonomik konuların ele alınacağı ulusal bir diyaloğa çağıran bir girişim başlatmaya hazırlanırken Nahda Hareketi'nin ana bileşeni olduğu Ulusal Selamet Cephesi, başta Temsilciler Meclisi olmak üzere yeni devlet kurumlarını tanımayı reddetmeye devem ediyor. Ulusal Selamet Cephesi, özellikle seçimlere katılımın çok zayıf olmasının ardından, yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini sorguluyor.
Milletvekili Fatıma el-Mesdi, "Yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini ne Türkiye ne de bir başkası sorgulayamaz. Seçimlerde hiç kimse dışlanmadı, katılanlar oldu. Tüm partiler katılıp kazanabilirdi. Çok farklı siyasi çevreler katılım gösterdi. Kazananlar ve kazanamayanlar oldu" değerlendirmesinde bulundu.
Mesdi, şunları söyledi:
“Tunus devletinin ve kurumlarının egemenliği, tüm diplomatik ilişkilerde temel bir noktadır ve her ülke iyi ilişkilere sahip olmak ister. İş birliği ve anlaşmalar yapabilmek için Tunus devlet kurumlarıyla temas halinde olmaları gerekiyor. Kendine saygı duyan her ülkenin Tunus devletinin kurumlarına da saygı göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bunun dışında olup bitenler, Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinin sorgulanması, bazı şahısların boş hayallerinden başka bir şey değildir.”
Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin Tunus Meclis Başkanı'nı ziyaretinin, Tunus'un 21 Ağustos 2021'de yeniden gözden geçireceğini duyurduğu, siyasi çevrelerinin iki ülke arasındaki ticaret açığının nedeni olarak gördükleri Ankara ile Tunus arasında imzalanan ticaret anlaşması gibi bazı yeniden gözden geçirme çabalarıyla ilgili olduğu görülüyor.
Tunus ve Türkiye, 2005 yılında, iki ülkenin aralarındaki ilişkileri güçlendirme çabaları çerçevesinde bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar.
Tunus Ticaret Bakanlığı Avrupa ile İşbirliği Direktörü Nebil Arfavi, daha önce yaptığı bir açıklamaya göre Türkiye, anlaşmayla ilgili müzakerelere katılacağını ve anlaşmayı değiştirmeye ve hatta iptal etmeye açık olacağını bildirmişti.
Tunus'un Türkiye ile olan ticaret açığının yaklaşık 890 milyon doları bulduğunu söyleyen Arfavi, Tunus'un Çin ve İtalya'nın ardından en büyük üçüncü ticaret açığının Türkiye ile olduğunu vurgulamıştı.
Arfavi, Tunuslu yetkililerin 2018 yılında Türkiye'den ithal edilen bazı ürünler için gümrük tarifelerini artırdıklarına, ancak bunun kötüleşen ticaret açığının boyutunda somut bir azalmaya yol açmadığına işaret etti.
Milletvekili Mesdi ise Türkiye'nin Tunus Büyükelçisinin ziyaretinin, iki ülke arasındaki anlaşmaların incelenmesi çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.
25 Temmuz 2021'den sonra Tunus'ta ulusal egemenliği dayatma yönünde yeni bir eğilim olduğunu belirten Mesdi, "TBMM, Ankara ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkiyi ve Tunus Temsilciler Meclisi'nin gözden geçireceği bazı anlaşmalar olup olmadığını konuşmak istemiş olabilir" yorumunda bulundu.
Türkiye ile yapılan anlaşmanın Tunus ekonomisine zarar verdiği için gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Mesdi, bu anlaşmayı ve diğer ülkelerle yapılan bazı anlaşmaları gözden geçirerek ulusal ekonomisini kurtarmasının Tunus devletinin çıkarına olduğunu vurguladı.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.