ABD kaygılı: Sudan Libya ya da Sudan olabilir

Şarku'l Avsat ABD’li yetkililerle görüştü

16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
TT

ABD kaygılı: Sudan Libya ya da Sudan olabilir

16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)

"Durum trajik". "Sudan halkı iki generalin rehinesi”. "Sudan'daki durumun kötüleşmesinden ABD yönetimi sorumludur." Sivil liderlik zayıftı ama gerekliydi Sudan, Libya ya da Suriye'ye dönüşebilir.” Bunlar, Şarku'l Avsat’ın Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Daklu (Hamideti) ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan arasındaki mevcut krize ilişkin konumlarını gözden geçirmek için röportaj yaptığı eski ABD siyasi liderleri ve temsilcilerinin söylediği cümlelerden sadece birkaçı.
Senatör James Risch, eski Afrika Boynuzu ABD Özel Temsilcisi Jeffrey D. Feltman, ABD'nin eski Sudan ve Güney Sudan Temsilcisi Donald E. Booth, Hartum'daki eski ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Alberto Fernandez, ABD'nin eski Sudan Özel Temsilci Ofisi Direktörü Cameron Hudson mevcut duruma ilişkin vizyonları ve krizin çözümüne yönelik tavsiyelerinden bahsettiler. ABD yönetiminin genel olarak Afrika ve özel olarak Sudan'daki stratejisine ilişkin değerlendirmelerine ek olarak, ‘en büyük endişelerini’ dile getirdiler.

James Risch: Biden yönetiminin başarısızlığı
Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki kıdemli Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda ABD'nin Sudan'daki stratejisi hakkında konuştu. Risch, “ABD'nin Sudan'daki politikasının, Sudan'da demokrasi yanlısı eylemler pahasına herhangi bir kısa vadeli anlaşmaya varmaya odaklanmaya devam etmesinden ve böylece daha fazla askeri çatışmanın önünü açmasından endişe duyuyorum” şeklinde konuştu.
Risch, “ABD, Biden yönetiminin sürdürülebilir bir çözüm yerine hızlı bir galibiyet deneme kararıyla Burhan ve Hamideti'ye gereksiz bir itibar kazandırdı” dedi. Başkan Joe Biden yönetimini ‘sabotajcıları eylemlerinden sorumlu tutma tehdidini yerine getirmemekle’ suçladı. Risch, sözlerini "Sudan'daki Amerikan politikasının ciddi bir liderlik ve yaklaşım gözden geçirmesine ihtiyacı var" diyerek bitirdi.

Sudan'daki mevcut durum
Nisan 2021'den Ocak 2022'ye kadar görev yapan Feltman, Sudan'da yaşananların ‘henüz bir iç savaş olmadığı’ değerlendirmesinde bulundu. Aksine, iki general ve kurumları arasındaki dostane bir çatışmadır. Feltman, Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve HDK Komutanı Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) iktidar arzusuyla 46 milyon Sudanlı sivili rehin aldığını belirtti.
Öte yandan 2007-2009 yılları arasında Sudan'da görev yapan Fernandez, Sudan Ordusu’nun şu anda HDK’den üstün olduğunu kaydetti. Fernandez, “Ancak HDK hâlâ kararlı ve hava saldırılarından kaçınmak ve devam etmek için Hartum'daki yerleşim bölgelerinde saklanmak gibi korkutucu ama zekice bir stratejileri var. Uluslararası toplum ateşkes istiyor, ancak çatışmanın her iki tarafı da zafer istiyor” şeklinde konuştu. Bugün Sudan'da olanları ‘korkunç bir trajedi’ olarak nitelendirdi.
2019-2021 yılları arasında Sudan'ın eski Özel Elçisi Booth, bununla birlikte, ‘birkaç başarısız girişimden sonra, sivillere çatışma bölgelerinden kaçma veya yiyecek ve su elde etme fırsatı veren ateşkesin başarılı olduğu görülüyor’ şeklindeki iyimserliğini dile getirdi. Booth, “Mesele iki general arasındaki bir güç mücadelesinden daha fazlasıdır, ne yazık ki her zaman barışçıl yöntemlerden ziyade askeri çatışma ile temsil edilen Sudan'ın merkezi ile çevresi arasındaki rekabetin bir devamıdır. Sudanlıların çoğunluğunun ülkelerini barışçıl bir siyasi yolla inşa etme fırsatını istediğine ve bunu hak ettiğine inanıyorum” dedi.
Ayrıca 2005-2012 yılları arasında Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'nda Afrika dosyası üzerinde çalışan Hudson, “Siviller çapraz ateş arasında kaldığı ve güvenlik ve yardım aramaya çalıştıkları için durum acı verici. Görünüşe göre, uluslararası diplomatlara söylediklerine rağmen, çatışmanın her iki tarafı da çatışma planlarına bağlı” dedi.

ABD'nin Sudan stratejisi
Görevden bir yılı aşkın bir süre önce ayrılan Feltman, “Washington'ın bugün Sudan'daki önceliğinin insani ateşkes olduğu açık. Bu doğru bir karar, çatışmalar devam ettiği sürece Sudanlılar yiyecek ve su bulamayacak. Ülkeden ayrılmak isteyenler bunu güvenli bir şekilde yapamazlar. İki generalin rehin aldığı 46 milyon Sudanlı için acil hedef çatışmayı durdurmak olmalı” şeklinde konuştu.
Ancak Fernandez, farklı bir görüşe sahipti. Biden yönetimini mevcut şiddet olaylarına neden olmakla suçladı. Fernandez, “ABD stratejisinin, özellikle Dışişleri Bakanlığı'nın stratejisinin, özellikle 25 Ekim 2021'den sonra bugün gördüğümüz durumu yaratan şiddete doğrudan katkıda bulunduğuna inanıyorum. Çünkü sivil bileşen yerinden edildiğinde böyle oluyor. Başlangıçta sivil hükümet vardı ve durum kaotik ve eksik olmasına rağmen bir denge vardı. 25 Ekim'den sonra sivil unsur devrildiğinde, ABD’liler, işleri normale döndürmeye çalıştılar ve başarılı olamadılar ve ardından stratejiler oluşturmak için mevcut taraflarla birlikte çalışmaya çalıştılar, ancak denklemde sivil bileşenin varlığının gerekli olduğunu bilmiyorlardı. Bu bileşeni kaldırdığınızda, iki askeri bileşen üçüncü taraf olmadan kalır ve bu felakettir. Bence Biden yönetimi ve Afrika İşleri Ofisi bunu hafife aldı; Çünkü eski Başbakan Abdullah Hamduk'un ve sivillerin etkisiz hale getirilmesi, kompozisyondaki dengeleri bozmuş, ordu ile destek güçleri arasındaki çatışmanın yoğunluğunu ve vahşetini artırmıştır” dedi.
Öte yandan Booth, ABD kamu politikasına bir göz atarak ‘kesin gerçeklikle başa çıkma’ gereğini vurguladı. Boot, “Kendi ekonomik çıkarları sağlam olan silahlı aktörler, sırf Sudan halkı istiyor diye ya da biz öyle dememiz gerektiğini söylüyoruz diye gücü ve zenginliği teslim etmeyecek” dedi. Booth, ABD'nin Temmuz 2019 siyasi bildirgesini ve geçiş anayasasını desteklediğini kaydederek, “Bu, sivillere Sudan'ı yönetme konusunda eksik de olsa bir temel sağladı. Bu nedenle, Hamduk hükümetini desteklemek için uluslararası çabalara öncülük etti. 25 Ekim darbesinden sonra ABD, insani olmayan yardımı dondurdu ve çabalarını yeni bir sivil geçiş hükümeti kurmaya odakladı. Şimdi, Sudanlıların ülkelerinde istikrarı nasıl empoze edecekleri, yönetecekleri ve yeniden inşa edecekleri konusundaki diyaloğu yeniden başlatabilmeleri için çatışmayı durdurmaya odaklanıyor” ifadelerini kullandı.
Hudson'a gelince, "ABD öncelikle çalışanlarını ve vatandaşlarını oradan çıkarmaya ve güvenliklerini sağlamaya odaklanıyor ve muhtemelen bu görev tamamlanana kadar zincirlenmiş gibi hissediyor” dedi.

Krizi çözmek için öneriler
Feltman, Bugün önceliğin sivillerin korunması olması gerektiğini ve bunun ateşkes lehine çabaları seferber etmek anlamına geldiğini vurguladı. Ancak Fernandez, yönetimin 25 Ekim'den sonra askeri bileşene yaptırım uygulamadığı için fırsatı kaçırdığını düşünüyor. Fernandez, “Askeri bileşenin durumun tersine çevirmek ve eski haline getirmek için erken yaptırımların ve zorlamanın bugün birçok hayatı kurtarabileceğine inanıyorum. Bugün gördüğümüz kandan iki generalin ama aynı zamanda uluslararası toplumun da sorumlu olduğuna inanıyorum. Çünkü durumu düzeltmek için yeterli zamanı olduğunu düşündü. Uluslararası toplumun durumu kontrol altına alabileceğini düşünüyorum. 25 Ekim'den sonra hükümetsiz iki ordu kaldı. Bu çok büyük bir hatadır. Çünkü zayıf bir sivil hükümetin ve zayıf bir sivil varlığın mevcudiyeti, iki tarafın kendi aralarında rekabete girmesini engelleyebilirdi” dedi. Fernandez, ABD'nin Rusya ve Çin'in çıkarları nedeniyle yalnızca Afrika ile ilgilendiğini düşünüyordu. Ayrıca “Yönetimin Wagner grubuna olan takıntısı, onu Afrika'ya odaklanmaya sevk etti. Yani yatırımın nedeni rekabetti, başka bir şey değil. Sudan'da bir süredir savaşın sona ermesine yönelik bir ilgi var ancak bu ilgi, 25 Ekim'den sonra bugün gördüğümüz çatışmanın tohumlarını eken feci kararı telafi etmiyor” şeklinde konuştu.
Booth kendince tavsiyelerde bulunarak “Mevcut ateşkesi temel almalı ve istikrar bozucular şiddeti canlandırmasın diye bunu kuvvetler ayrılığı müzakerelerini de içeren kalıcı bir anlaşmaya dönüştürmeliyiz.  Bu, ortak kolaylaştırma gerektirebilir. Askeri güçlerin kamplarda ayrılması ve sınırlandırılmasından sonra, siyasi müzakerelerin derhal başlaması gerekiyor. Müzakereler, direniş komiteleri, sivil toplum örgütleri ve diğer grupların temsilcilerini, Beşir hükümetinin bir tarafı olmayan siyasi partileri ve Cuba anlaşması taraflarını ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey, ordu ve HDK gibi diğer bileşenleri içermelidir” ifadelerini kullandı.
Hudson, Burhan ve Hamideti'ye tekrar güvenmenin erken olduğunu ve ülkeyi doğru yola geri getirmek için konuşmanın henüz erken olduğunu belirterek uyarıda bulundu. Ayrıca “Bu generallerin bu çatışmadan sonra siyasi olarak kurtulmalarına asla izin verilemeyeceği açıktır. İnançlarını kaybettiler ve yönetimde ikinci bir fırsat verilmemelidir” dedi.

Sivil bileşen hakkında
Şarku'l Avsat’ın “Sivil bileşen hakkında ne düşünüyorsunuz? sorusu üzerine Fernandez, ‘sivil liderliğe sahip olmanın, sahip olmamaktan çok daha iyi olduğunu’ söyledi. Alberto Fernandez, “Hamduk ve hükümetinin (üyelerinin) mükemmel olmadığı doğru. Ama yeterince güvenilmemesi ve generallere güvenmesi dışında iyi ve dürüst bir adam. Bence bu, doğrudan bugün gördüğümüz çatışmaya yol açan büyük bir hataydı” dedi.
Öte yandan, Booth, Beşir'e karşı gerçekleştirilen devrimi başlatan ve sivil yönetim talebini sürdüren kadınlar ve gençlere olan güvenini ifade ederek, “Bu kişiler Haziran 2019'daki şiddetli saldırıdan sonra Hartum'da ısrarla sivil yönetim talebini sürdürdüler, Ekim darbesine karşı protesto düzenlediler ve kriz sırasında direniş komiteleri aracılığıyla topluluklarını desteklediler. Geleneksel Sudan partileri aracılığıyla sesleri duyulamaz, çünkü birçoğu güçlülerle anlaşmalar yapmaya alışkınlar” dedi.
Ancak Hudson'ın görüşü daha karamsardı ve yanıtında şu ifadeleri kullandı: “Hangi liderlikten bahsediyoruz? Sivil liderlik yok. Sanki hiç var olmamış gibi ortadan kayboldu.”

Çatışma alanının genişlemesi
Feltman, şiddetin yayılmasından endişe edip edemediği sorulduğunda şunları söyledi: "Beni endişelendiren şey, Sudan'ın komşularından veya bölgedeki ortaklarından hiç kimse bu çatışmanın çıkmasını istemedi. Bu şiddetin, genel olarak istikrarı sarsması halinde Sudanlı sivillerin ve tüm bölgenin ödeyeceği ağır bedeli herkes biliyor. Ancak, çatışma uzadıkça, bu komşular ve dış aktörler, uzun bir savaş görmek isteyen generallerin lehine müdahale etmeye başlayabilirler. Bölgesel ve uluslararası aktörlerin Sudan ordusuna ve HDK’ya somut destek vermeye başlaması durumunda, bu savaşı körükleyebilir ve komşu ülkelere kadar uzanan bir göç krizine yol açabilir."
Booth, çatışmanın Sudan dışına yayılma olasılığını dışlayarak, “Sudan dışında müdahale edebilecek destekçileri olduğu için ordu ve HDK askeri çatışmalarda devam ederse, çatışmanın yoğunluğunu ve süresini artıracak şekilde Sudan'da şiddet döngüsünün genişlemesi gerçek bir olasılıktır. Sudan güçleri arasındaki çatışmanın komşu ülkelere yayılacağını düşünmüyorum, ancak olasılık var” dedi.

En büyük endişe
Son soru Sudan hakkında en büyük endişelerinin ne olduğuyla ilgiliydi. Feltman, “İki rakip arasındaki iç çatışmanın Suriye veya Libya'ya benzer bir şeye dönüşmesi. Tek fark, çok daha kalabalık nüfusa sahip ülkelerde yaşanacak olmasıdır” dedi.
Feltman’ın değerlendirmesine dolaylı olarak katılan Hudson, kendi özel değerlendirmesini ekleyerek şunları söyledi: " Korkarım, HDK’yı sona erdirme çabaları çerçevesinde ana şehirlerin tamamen yıkılmasıyla Sudan, silahlı milis grupları tarafından yönetilen Libya gibi veya Suriye gibi olacak. Her iki durumda da Sudan'ın sivil yönetime giden yolu, Beşir'in iktidara gelmesinden önceye dayanıyor.”
 



Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
TT

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.

Kuşatma planı

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.

DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.

bfdbf
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)

Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.

Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.

Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.

Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.

Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.

Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.

Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.

Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.

dfvgthy
Curf es-Sahr’daki Ketaib Hizbullah mensupları (AFP)

Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.

Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.

Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.

Daha geniş çaplı konuşlandırma

Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.

Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.

Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.

İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)

Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.

İran için ‘uygun zaman değil’

Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.

Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.

İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.

Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”


Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.

Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.

Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.


Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.