ABD kaygılı: Sudan Libya ya da Sudan olabilir

Şarku'l Avsat ABD’li yetkililerle görüştü

16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
TT

ABD kaygılı: Sudan Libya ya da Sudan olabilir

16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)
16 Nisan'da Hartum'daki çatışmalardan dumanlar yükselirken (AFP)

"Durum trajik". "Sudan halkı iki generalin rehinesi”. "Sudan'daki durumun kötüleşmesinden ABD yönetimi sorumludur." Sivil liderlik zayıftı ama gerekliydi Sudan, Libya ya da Suriye'ye dönüşebilir.” Bunlar, Şarku'l Avsat’ın Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Daklu (Hamideti) ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan arasındaki mevcut krize ilişkin konumlarını gözden geçirmek için röportaj yaptığı eski ABD siyasi liderleri ve temsilcilerinin söylediği cümlelerden sadece birkaçı.
Senatör James Risch, eski Afrika Boynuzu ABD Özel Temsilcisi Jeffrey D. Feltman, ABD'nin eski Sudan ve Güney Sudan Temsilcisi Donald E. Booth, Hartum'daki eski ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Alberto Fernandez, ABD'nin eski Sudan Özel Temsilci Ofisi Direktörü Cameron Hudson mevcut duruma ilişkin vizyonları ve krizin çözümüne yönelik tavsiyelerinden bahsettiler. ABD yönetiminin genel olarak Afrika ve özel olarak Sudan'daki stratejisine ilişkin değerlendirmelerine ek olarak, ‘en büyük endişelerini’ dile getirdiler.

James Risch: Biden yönetiminin başarısızlığı
Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki kıdemli Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda ABD'nin Sudan'daki stratejisi hakkında konuştu. Risch, “ABD'nin Sudan'daki politikasının, Sudan'da demokrasi yanlısı eylemler pahasına herhangi bir kısa vadeli anlaşmaya varmaya odaklanmaya devam etmesinden ve böylece daha fazla askeri çatışmanın önünü açmasından endişe duyuyorum” şeklinde konuştu.
Risch, “ABD, Biden yönetiminin sürdürülebilir bir çözüm yerine hızlı bir galibiyet deneme kararıyla Burhan ve Hamideti'ye gereksiz bir itibar kazandırdı” dedi. Başkan Joe Biden yönetimini ‘sabotajcıları eylemlerinden sorumlu tutma tehdidini yerine getirmemekle’ suçladı. Risch, sözlerini "Sudan'daki Amerikan politikasının ciddi bir liderlik ve yaklaşım gözden geçirmesine ihtiyacı var" diyerek bitirdi.

Sudan'daki mevcut durum
Nisan 2021'den Ocak 2022'ye kadar görev yapan Feltman, Sudan'da yaşananların ‘henüz bir iç savaş olmadığı’ değerlendirmesinde bulundu. Aksine, iki general ve kurumları arasındaki dostane bir çatışmadır. Feltman, Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve HDK Komutanı Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) iktidar arzusuyla 46 milyon Sudanlı sivili rehin aldığını belirtti.
Öte yandan 2007-2009 yılları arasında Sudan'da görev yapan Fernandez, Sudan Ordusu’nun şu anda HDK’den üstün olduğunu kaydetti. Fernandez, “Ancak HDK hâlâ kararlı ve hava saldırılarından kaçınmak ve devam etmek için Hartum'daki yerleşim bölgelerinde saklanmak gibi korkutucu ama zekice bir stratejileri var. Uluslararası toplum ateşkes istiyor, ancak çatışmanın her iki tarafı da zafer istiyor” şeklinde konuştu. Bugün Sudan'da olanları ‘korkunç bir trajedi’ olarak nitelendirdi.
2019-2021 yılları arasında Sudan'ın eski Özel Elçisi Booth, bununla birlikte, ‘birkaç başarısız girişimden sonra, sivillere çatışma bölgelerinden kaçma veya yiyecek ve su elde etme fırsatı veren ateşkesin başarılı olduğu görülüyor’ şeklindeki iyimserliğini dile getirdi. Booth, “Mesele iki general arasındaki bir güç mücadelesinden daha fazlasıdır, ne yazık ki her zaman barışçıl yöntemlerden ziyade askeri çatışma ile temsil edilen Sudan'ın merkezi ile çevresi arasındaki rekabetin bir devamıdır. Sudanlıların çoğunluğunun ülkelerini barışçıl bir siyasi yolla inşa etme fırsatını istediğine ve bunu hak ettiğine inanıyorum” dedi.
Ayrıca 2005-2012 yılları arasında Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'nda Afrika dosyası üzerinde çalışan Hudson, “Siviller çapraz ateş arasında kaldığı ve güvenlik ve yardım aramaya çalıştıkları için durum acı verici. Görünüşe göre, uluslararası diplomatlara söylediklerine rağmen, çatışmanın her iki tarafı da çatışma planlarına bağlı” dedi.

ABD'nin Sudan stratejisi
Görevden bir yılı aşkın bir süre önce ayrılan Feltman, “Washington'ın bugün Sudan'daki önceliğinin insani ateşkes olduğu açık. Bu doğru bir karar, çatışmalar devam ettiği sürece Sudanlılar yiyecek ve su bulamayacak. Ülkeden ayrılmak isteyenler bunu güvenli bir şekilde yapamazlar. İki generalin rehin aldığı 46 milyon Sudanlı için acil hedef çatışmayı durdurmak olmalı” şeklinde konuştu.
Ancak Fernandez, farklı bir görüşe sahipti. Biden yönetimini mevcut şiddet olaylarına neden olmakla suçladı. Fernandez, “ABD stratejisinin, özellikle Dışişleri Bakanlığı'nın stratejisinin, özellikle 25 Ekim 2021'den sonra bugün gördüğümüz durumu yaratan şiddete doğrudan katkıda bulunduğuna inanıyorum. Çünkü sivil bileşen yerinden edildiğinde böyle oluyor. Başlangıçta sivil hükümet vardı ve durum kaotik ve eksik olmasına rağmen bir denge vardı. 25 Ekim'den sonra sivil unsur devrildiğinde, ABD’liler, işleri normale döndürmeye çalıştılar ve başarılı olamadılar ve ardından stratejiler oluşturmak için mevcut taraflarla birlikte çalışmaya çalıştılar, ancak denklemde sivil bileşenin varlığının gerekli olduğunu bilmiyorlardı. Bu bileşeni kaldırdığınızda, iki askeri bileşen üçüncü taraf olmadan kalır ve bu felakettir. Bence Biden yönetimi ve Afrika İşleri Ofisi bunu hafife aldı; Çünkü eski Başbakan Abdullah Hamduk'un ve sivillerin etkisiz hale getirilmesi, kompozisyondaki dengeleri bozmuş, ordu ile destek güçleri arasındaki çatışmanın yoğunluğunu ve vahşetini artırmıştır” dedi.
Öte yandan Booth, ABD kamu politikasına bir göz atarak ‘kesin gerçeklikle başa çıkma’ gereğini vurguladı. Boot, “Kendi ekonomik çıkarları sağlam olan silahlı aktörler, sırf Sudan halkı istiyor diye ya da biz öyle dememiz gerektiğini söylüyoruz diye gücü ve zenginliği teslim etmeyecek” dedi. Booth, ABD'nin Temmuz 2019 siyasi bildirgesini ve geçiş anayasasını desteklediğini kaydederek, “Bu, sivillere Sudan'ı yönetme konusunda eksik de olsa bir temel sağladı. Bu nedenle, Hamduk hükümetini desteklemek için uluslararası çabalara öncülük etti. 25 Ekim darbesinden sonra ABD, insani olmayan yardımı dondurdu ve çabalarını yeni bir sivil geçiş hükümeti kurmaya odakladı. Şimdi, Sudanlıların ülkelerinde istikrarı nasıl empoze edecekleri, yönetecekleri ve yeniden inşa edecekleri konusundaki diyaloğu yeniden başlatabilmeleri için çatışmayı durdurmaya odaklanıyor” ifadelerini kullandı.
Hudson'a gelince, "ABD öncelikle çalışanlarını ve vatandaşlarını oradan çıkarmaya ve güvenliklerini sağlamaya odaklanıyor ve muhtemelen bu görev tamamlanana kadar zincirlenmiş gibi hissediyor” dedi.

Krizi çözmek için öneriler
Feltman, Bugün önceliğin sivillerin korunması olması gerektiğini ve bunun ateşkes lehine çabaları seferber etmek anlamına geldiğini vurguladı. Ancak Fernandez, yönetimin 25 Ekim'den sonra askeri bileşene yaptırım uygulamadığı için fırsatı kaçırdığını düşünüyor. Fernandez, “Askeri bileşenin durumun tersine çevirmek ve eski haline getirmek için erken yaptırımların ve zorlamanın bugün birçok hayatı kurtarabileceğine inanıyorum. Bugün gördüğümüz kandan iki generalin ama aynı zamanda uluslararası toplumun da sorumlu olduğuna inanıyorum. Çünkü durumu düzeltmek için yeterli zamanı olduğunu düşündü. Uluslararası toplumun durumu kontrol altına alabileceğini düşünüyorum. 25 Ekim'den sonra hükümetsiz iki ordu kaldı. Bu çok büyük bir hatadır. Çünkü zayıf bir sivil hükümetin ve zayıf bir sivil varlığın mevcudiyeti, iki tarafın kendi aralarında rekabete girmesini engelleyebilirdi” dedi. Fernandez, ABD'nin Rusya ve Çin'in çıkarları nedeniyle yalnızca Afrika ile ilgilendiğini düşünüyordu. Ayrıca “Yönetimin Wagner grubuna olan takıntısı, onu Afrika'ya odaklanmaya sevk etti. Yani yatırımın nedeni rekabetti, başka bir şey değil. Sudan'da bir süredir savaşın sona ermesine yönelik bir ilgi var ancak bu ilgi, 25 Ekim'den sonra bugün gördüğümüz çatışmanın tohumlarını eken feci kararı telafi etmiyor” şeklinde konuştu.
Booth kendince tavsiyelerde bulunarak “Mevcut ateşkesi temel almalı ve istikrar bozucular şiddeti canlandırmasın diye bunu kuvvetler ayrılığı müzakerelerini de içeren kalıcı bir anlaşmaya dönüştürmeliyiz.  Bu, ortak kolaylaştırma gerektirebilir. Askeri güçlerin kamplarda ayrılması ve sınırlandırılmasından sonra, siyasi müzakerelerin derhal başlaması gerekiyor. Müzakereler, direniş komiteleri, sivil toplum örgütleri ve diğer grupların temsilcilerini, Beşir hükümetinin bir tarafı olmayan siyasi partileri ve Cuba anlaşması taraflarını ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey, ordu ve HDK gibi diğer bileşenleri içermelidir” ifadelerini kullandı.
Hudson, Burhan ve Hamideti'ye tekrar güvenmenin erken olduğunu ve ülkeyi doğru yola geri getirmek için konuşmanın henüz erken olduğunu belirterek uyarıda bulundu. Ayrıca “Bu generallerin bu çatışmadan sonra siyasi olarak kurtulmalarına asla izin verilemeyeceği açıktır. İnançlarını kaybettiler ve yönetimde ikinci bir fırsat verilmemelidir” dedi.

Sivil bileşen hakkında
Şarku'l Avsat’ın “Sivil bileşen hakkında ne düşünüyorsunuz? sorusu üzerine Fernandez, ‘sivil liderliğe sahip olmanın, sahip olmamaktan çok daha iyi olduğunu’ söyledi. Alberto Fernandez, “Hamduk ve hükümetinin (üyelerinin) mükemmel olmadığı doğru. Ama yeterince güvenilmemesi ve generallere güvenmesi dışında iyi ve dürüst bir adam. Bence bu, doğrudan bugün gördüğümüz çatışmaya yol açan büyük bir hataydı” dedi.
Öte yandan, Booth, Beşir'e karşı gerçekleştirilen devrimi başlatan ve sivil yönetim talebini sürdüren kadınlar ve gençlere olan güvenini ifade ederek, “Bu kişiler Haziran 2019'daki şiddetli saldırıdan sonra Hartum'da ısrarla sivil yönetim talebini sürdürdüler, Ekim darbesine karşı protesto düzenlediler ve kriz sırasında direniş komiteleri aracılığıyla topluluklarını desteklediler. Geleneksel Sudan partileri aracılığıyla sesleri duyulamaz, çünkü birçoğu güçlülerle anlaşmalar yapmaya alışkınlar” dedi.
Ancak Hudson'ın görüşü daha karamsardı ve yanıtında şu ifadeleri kullandı: “Hangi liderlikten bahsediyoruz? Sivil liderlik yok. Sanki hiç var olmamış gibi ortadan kayboldu.”

Çatışma alanının genişlemesi
Feltman, şiddetin yayılmasından endişe edip edemediği sorulduğunda şunları söyledi: "Beni endişelendiren şey, Sudan'ın komşularından veya bölgedeki ortaklarından hiç kimse bu çatışmanın çıkmasını istemedi. Bu şiddetin, genel olarak istikrarı sarsması halinde Sudanlı sivillerin ve tüm bölgenin ödeyeceği ağır bedeli herkes biliyor. Ancak, çatışma uzadıkça, bu komşular ve dış aktörler, uzun bir savaş görmek isteyen generallerin lehine müdahale etmeye başlayabilirler. Bölgesel ve uluslararası aktörlerin Sudan ordusuna ve HDK’ya somut destek vermeye başlaması durumunda, bu savaşı körükleyebilir ve komşu ülkelere kadar uzanan bir göç krizine yol açabilir."
Booth, çatışmanın Sudan dışına yayılma olasılığını dışlayarak, “Sudan dışında müdahale edebilecek destekçileri olduğu için ordu ve HDK askeri çatışmalarda devam ederse, çatışmanın yoğunluğunu ve süresini artıracak şekilde Sudan'da şiddet döngüsünün genişlemesi gerçek bir olasılıktır. Sudan güçleri arasındaki çatışmanın komşu ülkelere yayılacağını düşünmüyorum, ancak olasılık var” dedi.

En büyük endişe
Son soru Sudan hakkında en büyük endişelerinin ne olduğuyla ilgiliydi. Feltman, “İki rakip arasındaki iç çatışmanın Suriye veya Libya'ya benzer bir şeye dönüşmesi. Tek fark, çok daha kalabalık nüfusa sahip ülkelerde yaşanacak olmasıdır” dedi.
Feltman’ın değerlendirmesine dolaylı olarak katılan Hudson, kendi özel değerlendirmesini ekleyerek şunları söyledi: " Korkarım, HDK’yı sona erdirme çabaları çerçevesinde ana şehirlerin tamamen yıkılmasıyla Sudan, silahlı milis grupları tarafından yönetilen Libya gibi veya Suriye gibi olacak. Her iki durumda da Sudan'ın sivil yönetime giden yolu, Beşir'in iktidara gelmesinden önceye dayanıyor.”
 



Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.


Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
TT

Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)

Sudan’ın batısındaki Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, devletin ülkede daha fazla milis gücü oluşturmayı sürdürmesini protesto ederek, yeniden silahlı isyana başvurabilecekleri uyarısında bulundu. Minavi’nin açıklamaları, güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Sudan ordusuyla birlikte savaştığı bir dönemde, siyasi ve askerî açıdan ne anlama geldiğine ilişkin yoğun tartışmalara yol açtı.

Minavi, çarşamba günü başkent Hartum’da düzenlenen halk toplantısında, “Milisleri destekleyen bir devlet istemiyoruz. Cancavid milislerini veya hangi ad altında olursa olsun herhangi bir milisi destekleyen devlete karşı isyan edeceğiz” dedi. Minavi, “hangi ad altında olursa olsun” ifadesini birkaç defa tekrarladı.

Darfur Valisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sudanlı vergi mükelleflerinin parasıyla ya da bizim ve çocuklarımızın kanı pahasına herhangi bir Cancavid mensubunu veya milis üyesini getirip destekleyen bir devleti kabul etmeyeceğiz.”

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)

Buna karşılık Minavi, Darfur’daki Ortak Güç ile Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin, HDK’nin kontrolündeki son bölgeyi kurtarmak için karada ve havada omuz omuza mücadele ettiğini söyledi. Minavi, bu açıklamayla HDK’nin kontrolünü tamamen elinde tuttuğu Darfur bölgesine işaret etti.

Minavi, Darfur’daki Ortak Güç’ü oluşturan silahlı grupların en büyüğü olan Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi’ne liderlik ediyor. Söz konusu güç, HDK’ye karşı savaşta Sudan ordusunun yanında yer alıyor. Ortak Güç bünyesinde ayrıca Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi de bulunuyor.

Minavi, açıklamalarından yalnızca birkaç saat sonra X platformunda yayımladığı mesajla sözlerine açıklık getirdi. Milislere karşı çıktığı konuşmasının “Cancavid yanlısı bir medya mensubu tarafından çarpıtıldığını” öne sürdü. HDK mensuplarına atıfta bulunan Minavi, “Evet, sizin deneyiminizden ders çıkararak milislere karşı çıkıyorum. Siz ne kadar çarpıtır veya kışkırtırsanız kışkırtın, şu ana kadar sizden başka milis yok. İlk milis sizdiniz ve sonuncusu da siz olmalısınız” ifadelerini kullandı.

Minavi’nin tehdit olarak yorumlanan açıklamalarının, HDK’den ayrılarak Sudan ordusuna katılan bazı saha komutanlarını bir araya getirmesi beklenen ve “Batı Kalkanı” adıyla anılan yeni bir askerî ittifaka ilişkin kaygıları yansıttığı değerlendirmeleri yapıldı. Söz konusu komutanların çoğunun Darfur’daki Arap topluluklarından geldiği belirtiliyor.

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).

Öte yandan, HDK’ye karşı savaşta ordunun başlıca müttefiklerinden biri olan Minavi’nin açıklamaları, hükümet yanlıları arasında öfke ve sert tepkilere neden oldu. Hükümet yanlısı bazı isimler, sosyal medya üzerinden Minavi’yi hedef aldı. Bu kesimden bazıları, açıklamaları ordunun açıkça tehdit edilmesi olarak yorumladı. Söz konusu yorumlarda, ordunun HDK’den ayrılan grupları kendi bünyesinde toplamasının, müttefik silahlı gruplar arasındaki olası çatışmalara karşı bir önlem olduğu ileri sürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, Sudan ordusu veya HDK saflarında savaşan silahlı grupların büyük bölümünün, aksini iddia etseler de aşiret ve bölgesel aidiyetler temelinde şekillendiğini belirtti. Kaynaklar, devletin ve ordunun denetimi dışında faaliyet gösteren çok sayıda milisin Sudan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

Nisan 2023’te savaşın başlamasından bu yana milis gruplarının sayısındaki artışın, ülkenin farklı bölgelerinde yeni savaş ve silahlı çatışmaların patlak vermesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Minavi’ye yönelik yoğun eleştiriler, onun geçmişteki bir isyan girişimini de yeniden gündeme getirdi. Minavi, 2013 yılında devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde üst düzey yardımcılık görevini yürütürken ikinci kez isyan etmişti.

Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)
Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)

Minavi’nin destekçileri ise açıklamalarının, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın bütün silahlı grupların orduya entegre edilmesi yönündeki tutumuyla tamamen örtüştüğünü savundu.

Minavi’nin hareketinin yanı sıra Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan İttifak Güçleri’ni de bünyesinde barındıran Ortak Güç, HDK’ye karşı sahada faaliyet gösteren önemli silahlı oluşumlar arasında yer alıyor. Bu güçlere bağlı birlikler, hâlihazırda Kurdufan ve Darfur bölgelerinde devam eden askerî operasyonlara katılıyor.


İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)

Gazze'de Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçerken, İsrail ordusu saldırılarını ve Filistinlileri yerinden etme politikasını sürdürüyor.

 31 yaşındaki beş çocuk annesi Fida el-Tutah, ailesiyle kaldığı çadırda kızının saçını tararken açılan ateş sonucu başından vurularak öldürüldü.

BBC'ye konuşan oğlu Eziz, küçük kardeşinin annesine sarıldığında ellerinin kana bulandığını gördüğünü söylüyor. Annesinin vurulduğunu o anda anlamış.

Fida'nın kardeşi İbrahim, İsrail güçlerinin çadıra ateş açtığını, havadan drone'la saldırı düzenlendiğini belirtiyor.

Aynı gün Gazze'nin güneyindeki el-Mevasi bölgesinde 14 yaşındaki İsmail el-Bardavil de vurularak öldürüldü.

Ailesi, İsmail'in kardeşleriyle kıyıdan yaklaşık 20 metre açıkta balık tutarken İsrail güçleri tarafından vurulduğunu söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise BBC'nin her iki olayla ilgili yorum talebine gönderdiği yanıtta, sözkonusu saldırılar hakkında kayıt veya bilgi bulunmadığını öne sürdü.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na göre, ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin başladığı 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 300'ü çocuk 1400'den fazla kişi öldürüldü.

Fida ve İsmail'in vurulduğu bölgeler, IDF'nin kontrolündeki alanlarla Hamas'ın kontrolündeki bölgeleri ayıran "sarı hatta" yakın. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin sık sık ateş açması nedeniyle Gazze'nin en tehlikeli kesimlerine dönüştü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan bir uluslararası yardım görevlisi de ortada gerçek bir ateşkes olmadığını söylüyor.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörlüğü (UNSCO) Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Gazze'ye giren yardım miktarındaki artışa rağmen bölgede ciddi bir sağlık krizi yaşandığına dikkat çekiyor. Aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığını, yetersiz hijyen koşullarının sorunu ağırlaştırdığını ifade ediyor.

İsrail saldırılarında evi yıkılan 70 yaşındaki Salih Kilani, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini söylüyor:

En büyük korkum bu durumun devam etmesi. Ne savaş ne de barış olarak tanımlanabilecek bir dönemden geçiyoruz.

Independent Türkçe, BBC, Guardian