Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Hamideti Şarku'l Avsat'a konuştu: Başkenti kontrol ediyoruz ve dış müdahale korkumuz yok

Birliklerinin asi olduğunu yalanlayan HDK Komutanı, 30'dan fazla diplomatik misyonun tahliyesine katkıda bulunduklarını söyledi.

Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Reuters)
Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Reuters)
TT

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Hamideti Şarku'l Avsat'a konuştu: Başkenti kontrol ediyoruz ve dış müdahale korkumuz yok

Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Reuters)
Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Reuters)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), kuvvetlerinin üç önemli şehri (Hartum, Kuzey Hartum ve Omdurman) neredeyse tamamen kontrol altında tuttuğunu su, elektrik ve diğer hizmet sorunlarına çözüm bulmak için vatandaşlarla yakın çalıştıklarını ifade etti. Çatışmalar nedeniyle Sudan halkının maruz kaldığı insani koşulların ağırlaşmasından duyduğu üzüntüyü dile getiren Hamideti, “Bu, savaşı ateşleyenlerin üzerinde büyük bir sorumluluktur” dedi.
HDK Komutanı Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, kuvvetlerinin ‘insani ateşkes’ anlaşmasını ‘halkın acılarını hafifletmek’ için imzaladığını vurguladı. Hamideti, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD'ye savaşı sona erdirmek için gösterdikleri iyi niyetten dolayı teşekkür etti.
Kuvvetlerinin çılgına dönerek vatandaşları ve diplomatları hedef aldığına dair söylentileri yalanlayan Hamideti, karşı tarafça başlatılan söz konusu propagandanın bu kısmını “yerel ve uluslararası kamuoyu nezdinde HDK’nin imajını zedelemek” olarak değerlendirdi. “Biz bu tür iftiralara maruz kalmaya alışkınız” diyen Hamideti, HDK’nin çeşitli yabancı ülkelerden 30'dan fazla diplomatik misyon ve sakinin tahliyesine katkıda bulunduğunu ve “bunu kim yaparsa yapsın sivilleri hedef almadığını” belirtti.
Hamideti, eski rejimin kalıntılarını savaşın kapsamını genişletmeye çalışmakla suçlayarak, HDK’nin ülkenin güvenlik ve istikrarını korumak ve bu savaştan kaynaklanabilecek riskleri azaltmak için çalıştığını vurguladı. "Bölge ülkeleri Sudan'ın ve bölgenin güvenlik ve istikrarı konusunda yakın işbirliği içinde çalışıyor ve tabii ki salt Sudan meselesine müdahale etmeyecekler" diyerek aynı zamanda dış veya bölgesel müdahale korkularını da ortadan kaldırıyor.
“Çerçeve Anlaşması’nı yeniden hayata geçirmek için çalışıyoruz. Biz anlaşmalara ihanet etmeyiz.”

- Sahadaki durumla ilgili çelişkili bilgiler var. Sizin güçlerinizin durumu nedir?
Çelişkili haberler, darbeci ordu liderlerinden ve onların arkasında yalanlar uyduran ve yanlış bilgiler yayan devrik rejimin radikal destekçilerinden kaynaklanıyor. Ancak belki de başkent Hartum dahil şehirlerde sizin (Şarku’l Avsat) yapacağınız kısa bir gezinti, tutarsızlıkları gidermek ve işleri yoluna koymak için yeterlidir.
Allah’a şükür güçlerimiz, Hartum'u neredeyse tamamen kontrol altında tutuyor ve darbeci güçlerle eski rejimin destekçilerinin kalıntılarına karşı büyük bir üstünlük elde etti.

- Hangi stratejik bölgeleri kontrol ediyorsunuz?
Kontrol ettiğimiz bölgeleri sıralayamam ama üç önemli şehri (Hartum, Kuzey Hartum ve Omdurman), neredeyse tamamen kontrol altına aldığımızı ve geriye yalnızca küçük noktaların ve bölgelerin kaldığını söyleyebilirim.

- Sahadaki bir sonraki adımınız nedir?
Bir sonraki adım, sahadaki verilerle belirlenir. Sonraki adımlarımızı açıklamıyoruz.

“Eski rejimin sembollerinin cezaevinden çıkması bekleniyordu ve bu darbe senaryosu içinde geldi.”

- Ordu Genel Komutanlığı'nda sürekli çatışmalar yaşanıyor. Sizce bu son çatışma mı?
Az evvel söylediğim gibi, saha planımızı açıklamıyoruz. Saha, birçok faktör göz önünde bulundurularak yönetilir.

- Bazıları, her iki tarafın da ilan ettiği zaferleri sadece destekçilerine moral vermek olarak yorumluyor. Bu konu hakkında ne söylersiniz?
Bu, gerçek dışı bir tablo çizmeye çalışan karşı taraf için geçerli olabilir ama bizim güçlerimiz için durum farklı. Bizim ifadelerimiz, zaferlerin boyutunu ve doğruluğunu yansıtan canlı bir gerçeklik ve neredeyse tam bir kontrol var.

- Çatışmaların sonunun yakın olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu mesele beklenti ve isteklerle değil, sahada belirlenir. Ancak halkımızın ızdırabını hafifletmek için bu sayfayı bir an önce çevirmeyi umuyoruz. Defalarca söylediğimiz gibi savaş hiçbir zaman seçeneklerimiz arasında olmadı. Ancak bu bize dayatıldı. Kendimizi ve eski rejimin yönetimine geri dönmeyi reddeden halkımızın isteklerini savunmak zorunda kaldık.

- 72 saatlik yeni bir ateşkes ilan edildi. Kalıcı barışı bunun üzerine inşa etmek mümkün mü?
Öncelikle iyi niyetinden dolayı ABD'ye ve özellikle de bizimle temas halinde olan Dışişleri Bakanı Sayın Antony Blinken'e teşekkür ediyoruz. Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere kardeş ve dost ülkelere de şükranlarımızı sunuyoruz.
Biz halkımızın ızdırabını dindirmek ve insani koridorlar açmak için ateşkesi kabul ettik. Ancak karşı taraf ateşkesin şartlarına uymadı ve ihlal etmeye devam etti. Uçak ve top mermilerine maruz kalan masum vatandaşlara karşı büyük zulümler yaptı.
Bu nedenle diyoruz ki: Kim 72 saatlik ateşkese uymazsa, yakın ve uzak gelecekte taahhütlerini yerine getirebileceğini zannetmiyorum. Diğer bir konu ise şu ki, darbe güçleri ve devrilen rejimin kalıntıları, birçok karar alma merkezinden bize karşı mücadele veriyor. Ordunun kararlarını kontrol eden birden fazla taraf olduğu bizce kanıtlandı. Peki, çatışmaların ve düşmanlıkların kalıcı olarak durdurulmasını hangi tarafla inşa edeceğiz?!

- Vatandaşlar arasında gerçek bir ızdırap var: su ve elektrik sıkıntısı, hizmet dışı kalan hastaneler, kapalı bankalar, dükkanlar… Ayrıca bir kıtlık korkusu var ve insanların parası da yok. Bu hizmetleri daha erken geri getirme planları var mı?
Halkımızın maruz kaldığı bu insani koşullardan üzüntü duyuyoruz. Bu noktada savaşı başlatanlara büyük sorumluluk düşüyor. Şimdi vatandaşla iş birliği içinde bu sorunlara acil çözümler arıyoruz ve bu dosya için çaba harcıyoruz. Eminiz ki hızlı çözümler üreteceğiz.

“Suudi Arabistan, BAE ve ABD'ye savaşı durdurma çabalarından dolayı teşekkür ediyoruz.”

- Güçlerinizin kontrolden çıktığı, sizin onların kontrolünü kaybettiğiniz ve sivilleri canlı kalkan olarak kullandıkları söyleniyor. Ayrıca bir de siz diplomatları mı hedef alıyorsunuz?
Bu, darbecilerin ve onların arkasındaki aşırılık yanlılarının, güçlerimizin yerel ve uluslararası kamuoyu nezdindeki imajını bozmak için yürüttükleri propagandanın bir parçasıdır. Biz artık bu tür yalanlara alışmış durumdayız.
Güçlerimiz büyük çaba sarf ediyor. Sonuncusu şimdiki darbe girişimi olan birçok planı bozdu. Bu kriz sırasında, yabancı toplulukların çoğunun tahliyesine büyük katkı sağladık. Peki şimdi soruyorum: Asi güçler bu tür eylemleri nasıl gerçekleştirebilir?!
Darbeci silahlı kuvvetlerin liderleri, sivilleri canlı kalkan yapanların ta kendileridir. Onların tüm kampları bizim aksimize mahallelerin ortasındadır. Bizim kamplarımız ise yerleşim yerlerinin dışında bulunuyor.
Darbeciler hava saldırılarıyla, toplarla mahallelerde insanları katlettiler. Peki biz o mahallelerde miydik, yoksa bir yerde onların yanlarında mıydık?! Diplomatik misyonlara gelince, soruyu HDK tarafından boşaltılan misyonlara yöneltebilirsiniz. Çeşitli yabancı ülkelerden 30'dan fazla diplomatik misyon ve sakini tahliye ettik.

- Tarafsız bir ülkede Burhan ile sizin aranızda bir görüşme yapılması için Milli Ümmet Partisi'nden bir girişim var. Bu girişime katılıyor musunuz?
Bu anlamda bir inisiyatif almadık.

- Kırılgan ekonomik duruma ek olarak, çok sayıda ordunun varlığı ve güvenlik açıkları çerçevesinde savaşın bir iç savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor. Siz bu ihtimali nasıl görüyorsunuz?
Savaşı iç savaşa çevirmek isteyenler var ve tabiiki, bunlar ordunun darbeci liderleri. Arkalarında da eski rejimin kalıntılarından gelen radikal yandaşları var. Ülkenin güvenlik ve istikrarını korumak ve bu savaştan doğabilecek riskleri azaltmak için şu anda birçok tarafla koordinasyon halindeyiz.

“Eski rejim güçlerinin çok sayıda üyesini yakaladık.”

- Sudan savaşına dış bölgesel müdahale korkusu var mı?
Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bölge ülkeleri, Sudan'ın ve bölgenin güvenlik ve istikrarı konusunda yakın çalışmalar yürütüyor ve tabii ki tamamen Sudan meselesine müdahale etmeyecekler.

- Savaşınızın orduyla değil, onun liderleriyle ve İslamcılarla olduğunu defalarca dile getirdiniz. Bu hususta ne söylemek istersiniz?
Evet, bu bir gerçek. Silahlı kuvvetlerin liderleriyle, darbecilerle ve onların arkasındaki devrik rejimin kalıntılarıyla, aşırılık yanlılarıyla savaşıyoruz. Ahmed Harun'un yaptığı açıklamayla gerçekler ortaya çıktı. Harun, bu savaşta silahlı kuvvetlerle Mücahit Tugayları ve Halk Savunması Kuvvetleri’nin koordinasyonunun ve katılımının varlığını vurguladı.

- Eski rejimin kalıntılarının orduya sızmasını hangi seviyede görüyorsunuz?
Eski rejimin kalıntıları, silahlı kuvvetlerin müştereklerini ve karar alma mekanizmalarını kontrol ediyor. Ancak silahlı kuvvetler saflarında bu durumu reddeden onurlu insanlar da mevcut.

- Sahadaki güçleri ve büyüklükleri ne kadar?
Bu sorunun cevabını saklı tutuyoruz.

- Çerçeve Anlaşması’na geri dönüş bekliyor musunuz?
Evet, silahlı kuvvetlerin darbeci liderlerinin devrilmesinden veya teslim olmasından sonra Çerçeve Anlaşması’na dönüş olacaktır. Bu bizim halkımızın önünde söz verdiğimiz bir antlaşmadır ve biz antlaşmalara ihanet etmeyiz.

- Beşir rejimi liderlerinin cezaevinden çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu eylemin arkasında kim var? Savaşa katılmalarından veya siyasi bir rol oynamalarından korkuluyor mu?
Eski rejiminin sembollerinin cezaevinden salıverilmesi bekleniyordu ve bu, silahlı kuvvetlerin liderleri ve rejimin kalıntıları tarafından hazırlanan darbe senaryosu çerçevesinde gelen bir adımdı. El-Huda Hapishanesi’nden ve akabinde Omdurman'dan mahkumların çıkarılması ve ardından feshedilen rejimin sembollerinin serbest bırakılmasıyla çıkış süreci başladı. Bütün bunlar Burhan ve onun askeri ve eski rejim kalıntılarının aşırılık yanlısı liderlerinden oluşan zümresi tarafından yapıldı. Savaşa katılımlarından bahsetmeye gelince, cevap vermeye gerek yok. Eski rejimin kalıntılarına bağlı tüm Mücahit Tugayları, Halk Savunma Kuvvetleri, Halk Güvenliği, ed-Debabin ve teröristler katılıyor. Bazıları savaşa fiilen katılanlar arasında değil, Genel Komutanlık içinden planlama süreçlerine katılanlar arasındalar. Savaşa katıldıklarını doğruladıkları, feshedilmiş rejimin sembollerinin kayıtlı itirafları var. Ayrıca çok sayıda kişiyi tutukladık ve Hattab, Hartum ve Doğu Nil'deki kampları saldırıya uğradı.



Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan hükümeti, perşembe günü yapacağı toplantıda Adalet Bakanlığının, bu ayın 8’inde uluslararası Dahr el-Beydar yolu üzerinde ele geçirilen ve Hizbullah mensubu iki kişinin üzerinde bulunduğu belirtilen patlayıcı sevkiyatı dosyasının en üst yargı organı olan Adli Konsey’e sevk edilmesi talebini görüşecek. Konseyin kararları kesin olup temyize götürülemiyor.

Hizbullah ve destekçileri arasında rahatsızlığa yol açan bu talep, söz konusu dosyanın yetkili mahkemelerde görülen sıradan bir suç olmaktan çıkarılarak devlet güvenliğini tehdit eden bir suç kapsamında değerlendirilmesinin önünü açıyor.

Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Caferi Müftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, dosyayla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İç barış açısından, güvenlik kurumlarının yürütme erkinin siyasi oyunlarına dâhil edilmesinden veya siyasi anlaşmazlıkların yargı üzerinden yeniden şekillendirilmesinden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. Bu durum, özellikle Adli Konsey söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Zira ülke içindeki kırmızı çizgiler, ulusal düzeyde son derece hassas ve gerilimli bir nitelik taşıyor; Ortadoğu’daki ve dünyadaki çatışmalardan bile daha karmaşık bir durum söz konusu. Ulusal güvenlikte ve siyasi uzlaşmada yapılacak bir hata, kimsenin sağ çıkamayacağı bir maceranın önünü açar.”

Adli Konsey nedir?

Adli Konsey, Lübnan’daki en üst düzey olağanüstü ceza yargısı organıdır. Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçlarla kamu güvenliğini ilgilendiren bazı suçları ele alır. Davalar, Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle Konsey’e sevk edilir.

dvfbg
Lübnan’a ait bir helikopter, 4 Ağustos 2020’de meydana gelen büyük patlamanın ardından Beyrut Limanı’ndaki yangını söndürme çalışmalarına katılırken (Arşiv – AFP)

Dolayısıyla Konsey, tüm suçlar üzerinde kendiliğinden genel bir yargı yetkisine sahip değildir. Yetkisi, yalnızca Adalet Bakanının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun çıkardığı kararnameyle kendisine sevk edilen dosyalarla sınırlıdır.

Uluslararası hukuk uzmanı avukat Profesör Antonios Ebu Kasım’a göre, Adli Konsey’deki yargılamalar, sanığın duruşmada hazır bulunduğu veya gıyabında yapılan yargılamalar olması fark etmeksizin, ağır ceza mahkemelerinde uygulanan usullere göre yürütülüyor.

Konsey, kararlarını oy birliğiyle veya oy çokluğuyla nihai olarak veriyor. Bu kararlar, olağan ya da olağanüstü herhangi bir kanun yoluyla temyize veya yeniden incelemeye götürülemiyor. Bunun nedeni, Konsey’in tek dereceli olağanüstü bir mahkeme olması.

 cvfbghju
Beyrut’un Eşrefiye semtinde Beşir Cemayel’in hayatını kaybettiği patlamanın ardından oluşan yıkım (AFP)

Konsey, Yargıtay Birinci Başkanı ile yine bu mahkemeden seçilen dört üst düzey hâkimden oluşuyor. Üyeler, Adalet Bakanının önerisi ve Yüksek Yargı Konseyinin onayı üzerine Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle atanıyor. Aynı kararnameyle yedek bir hâkim de görevlendiriliyor.

Ebu Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yargıtay nezdindeki cumhuriyet savcısının veya yardımcılarından birinin savcılık makamını temsil ettiğini ve kamu davasını yürüttüğünü belirtti.

Soruşturma hâkiminin görevini ise «adli soruşturma hâkimi» olarak adlandırılan bir yargıç üstleniyor. Bu hâkim, Adalet Bakanı tarafından, Yüksek Yargı Konseyinin onayı alınarak atanıyor ve görevi, kendisi için belirlenen dosyanın sonuçlanmasıyla sona eriyor.

Ebu Kasım, “Adli soruşturma hâkimi, savcılığın talebine gerek duymaksızın tüm yargısal müzekkereleri çıkarabilir. Bu konudaki kararlarına karşı herhangi bir başvuru yolu bulunmuyor. Adli soruşturma hâkimi, hem soruşturma hâkimliği hem de iddianame düzenleyen heyetin görevlerini şahsında birleştiriyor. Bu nedenle soruşturma sonunda verdiği karar, bilinen anlamıyla bir ara karar değil, suçlama kararı niteliği taşıyor” dedi.

Adli Konsey’in ele aldığı başlıca suçlar

Lübnan tarihinde ülkeyi sarsan en ciddi suçlar, siyasi suikastlar ve bombalı saldırılar Adli Konsey’e sevk edildi. Bunların başlıcaları arasında eski Lübnan Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel’in öldürülmesi, eski Başbakan Refik Hariri ve beraberindekilere yönelik suikast (dosyanın Lübnan Özel Mahkemesine devredilmesinden önce), Beyrut Limanı patlaması, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, Akkar’daki Telil patlaması, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, eski bakanlar Dani Şamun ve İli Hübeyka ile milletvekili Piyer Emin Cemayel’e yönelik suikastlar ve başka siyasi ve güvenlik yetkililerinin öldürülmesi yer alıyor.

Adli Konsey’in yargılamaları tamamlayarak karar verdiği öne çıkan dosyalar arasında Dani Şamun ve ailesinin öldürülmesi, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, İslami Hayır Projeleri Derneği Başkanı Şeyh Nizar Halebi’ye yönelik suikast, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, Sayda’da dört hâkimin öldürülmesi ve Zahle olayları bulunuyor.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı

Adli Konsey’in bugün Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasına bakma yetkisine sahip olup olmadığı konusunda Ebu Kasım, şu değerlendirmede bulundu:

“Adli Konsey, Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasını ancak Bakanlar Kurulunun davayı kendisine sevk etmesi halinde ele almaya yetkili olur. Hükümetin sevki olmadan dosyayı kendiliğinden inceleyemez. Ancak dosya kendisine sevk edildikten sonra da yetkisiz olduğu gerekçesiyle davaya bakmayı reddedemez.”

Ebu Kasım, Bakanlar Kurulunun bir suçu devletin iç veya dış güvenliğini ya da kamu güvenliğini tehdit eden bir suç olarak nitelendirme konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatının ciddiyeti ve ulusal güvenlik ile iç barışla doğrudan bağlantısı dikkate alındığında, Adalet Bakanının önerisi üzerine hükümetin dosyayı Adli Konsey’e sevk etmesinin doğal olduğunu ifade eden Ebu Kasım, Lübnan hükümetinin 2 Mart 2026’da Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan bir karar aldığını da hatırlattı.

Ebu Kasım, Adli Konsey’e sevk kararnamesinin Konsey’in yetkilerini sınırlandırdığını belirterek şunları söyledi:

“Hükümet, belirli bir davayı Adli Konsey’e sevk etme kararı aldığında iki tür yetki kullanır. Bunlardan ilki, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 355’inci maddesi uyarınca yasayla Konsey’e verilen yargısal yetkidir. İkincisi ise hükümetin söz konusu eylemi devletin iç güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirmesinden kaynaklanan siyasi yetkidir. Bu, iç düzeyde egemenlik yetkisinin kullanılması anlamına gelir ve hükümet bu iradesini sevk kararnamesiyle ortaya koyar.”


Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
TT

Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)

Filistinli kaynaklar, Fetih Hareketi’nden üst düzey bir heyetin birkaç gün önce Mısır’ın başkenti Kahire’de Hamas başta olmak üzere Filistinli grupların temsilcileri ve yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Görüşmelerin, yakın zamanda yeniden bir araya gelinmesi konusunda anlaşmaya varılmasıyla sona erdiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan, biri Hamas’tan diğeri başka bir Filistinli gruptan iki kaynak, İsrail’de gelecek salı günü yapılacak Knesset seçimlerinin ardından görüşmelerin sürdürülmesine ve bir anlaşmaya varılmasına karar verildiğini söyledi.

Hamaslı kaynak, hareketin Batı Şeria’daki siyasi büro başkanı Zahir Cebbarin ile siyasi büro üyeleri Gazi Hamad ve Hüsam Bedran’ın yer aldığı heyetin, Cibril Recub başkanlığındaki Fetih heyetiyle iki görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Fetih heyetinde Muhammed Iştiyye de yer aldı. İlk görüşmeye Mısır İstihbarat Teşkilatı’nda Filistin dosyasından sorumlu Tümgeneral Ahmed Abdülhalik’in katıldığı kaydedildi.

Hamaslı kaynak ilk görüşmeyi olumlu olarak nitelendirirken, Fetih’ten bir kaynak ile görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirilen iki Filistinli grubun temsilcisi, toplantının sonuçlarının beklentileri karşılamadığını ifade etti. Kaynaklardan biri görüşmeyi başarısız olarak tanımladı.

Söz konusu kaynaklara göre görüşmede somut bir uzlaşmaya varılamadı ve üzerinde ilerleme sağlanabilecek herhangi bir mutabakat ortaya çıkmadı. Bununla birlikte, tarafların birbirlerinin taleplerini dinlemeye istekli olması ve toplantının genel atmosferi olumlu değerlendirildi.

Dört kaynak, ilk görüşmede Hamas heyetinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) yeniden yapılandırılması, Yüksek Mahkeme, kamu görevleri, Gazze’deki kamu çalışanlarının durumu ve pasaportlar gibi başlıkları gündeme getirdiğini aktardı. Hamas ayrıca, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinin hareket mensuplarına yönelik uygulamalarına itiraz etti.

cdvfgbhj
Mısır Dışişleri Bakanı, Nisan 2025’te Kahire’de Fetih Hareketi heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Hamas heyeti, bölünmüşlüğün sona erdirilmesine zemin hazırlayacak bu önemli meselelerin tümüne çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte görüşmelerde özellikle FKÖ meselesine ağırlık verildi. Filistin ulusal projesiyle ilgili konuların ve bu projenin geleceğinin ele alınması gerektiği ifade edildi.

Kaynakların çoğunun daha önemli ve ciddi olarak nitelendirdiği ikinci görüşmede ise Fetih heyeti, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hazırladığı ve Hamas’ın kabul etmesini şart koştuğu belgeyi sundu.

Şarku’l Avsat, geçen ayın sonunda söz konusu belgede yer alan maddelerin ayrıntılarını yayımlamıştı. Belgede şu talepler yer alıyordu:

  • Gazze’deki darbe sonuçlarının ortadan kaldırılması.
  • Tek sistem, tek hukuk ve meşru silah ilkesine bağlı kalınması.
  • Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak FKÖ’ye ve örgütün programına bağlılık gösterilmesi.
  • Barışçıl halk direnişinin benimsenmesi.
  • Uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüm temelindeki siyasi çözüme bağlı kalınması.
  • Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kararıyla bir teknokratlar hükümetinin kurulması ve bu hükümetin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapması.
  • Kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmaya yönelik müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda yürütülmesi.

Hamas'ın çekinceleri

Hamas’tan bir kaynak ile başka bir Filistinli gruptan bir kaynak, hareketin Abbas’ın belgesindeki üç maddeye itiraz ettiğini ve üç konuda çekince ileri sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, Hamas’ın FKÖ’yü ve örgütün programını tanımaya karşı olmadığını, ancak örgütün özellikle İsrail’i tanıma, İsrail’le güvenlik koordinasyonu yürütme ve Filistinlileri İsrail’e bağlayan diğer siyasi yükümlülüklerini kabul etmeyeceğini vurguladı.

xcd
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril Recub (AFP)

İki kaynağa göre anlaşmazlık yaratan bir diğer konu, Hamas’ın iki devletli çözümü kabul etmeden, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulmasını kabul edip etmeyeceği meselesiydi. Hamas, İsrail’i ikinci bir devlet olarak tanımayı reddettiği için iki devletli çözüm formülüne karşı çıkıyor.

Son anlaşmazlık ise direnişin yalnızca barışçıl yöntemlerle sınırlandırılması talebiyle ilgiliydi. Hamas heyeti, diğer direniş biçimlerini dışlamayacak başka bir ifadenin kullanılmasını istedi.

Aynı kaynaklar, bu konuların çözüme kavuşturulamadığını belirtti. Fetih heyetinin, söz konusu meseleleri hareket içinde ve Devlet Başkanı Abbas’la görüşmek üzere gündemine alacağını Hamas heyetine bildirdiği aktarıldı. Abbas’ın ise Hamas’ın belgede yer alan bütün maddeleri kabul etmesi konusunda ısrarcı olduğu değerlendiriliyor.

Diğer Filistinli gruplarla görüşmeler

Fetih ve Hamas heyetleri, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Fetih’ten ayrılan Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki Fetih Demokratik Reform Akımı da dahil olmak üzere diğer Filistinli gruplarla da görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda aynı meseleler ele alındı.

Fetih heyeti ile Dahlan’ın liderliğindeki akım arasındaki görüşmede ise iç uzlaşı konusu öne çıktı. Dahlan’a bağlı heyet, hareketten ihraç edilen tüm üyelerin yeniden Fetih’e alınmasını, maaşları kesilen kişilerin ödemelerinin tekrar başlatılmasını ve bütün üyelerin Merkez Komitesi ile Devrim Konseyi gibi hareketin çeşitli organlarına yeniden dahil edilmesini talep etti.

Fetih heyeti başkanı Cibril Recub, söz konusu talepleri Devlet Başkanı Abbas’a ileteceğini belirtti.

Fetih heyeti ayrıca İslami Cihad yönetimiyle bir görüşme yaptı. Her iki hareketten kaynaklar, toplantının son derece olumlu geçtiğini ifade etti.

Fetih’ten bir kaynak, İslami Cihad’ın ulusal uzlaşı çerçevesinde varılacak tüm anlaşmalara bağlı kalacağını teyit ettiğini söyledi. Ancak İslami Cihad’ın da direniş kavramına ilişkin ifadenin değiştirilmesini ve direnişin yalnızca barışçıl halk direnişiyle sınırlandırılmasını talep ettiği belirtildi.

Hamas ve diğer Filistinli gruplardan dört kaynak, Mısırlı yetkililerin görüşmeler sırasında Kahire’nin ulusal diyalog çağrısı yapma görevi bulunmadığını, bu yöndeki kararın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından alınması gerektiğini vurguladığını aktardı. Mısır’ın ise böyle bir diyaloğa ev sahipliği yapmaya tamamen hazır olduğu ifade edildi.

Aynı kaynaklara göre Mısır tarafı, ikili görüşmelerin kapsamlı ulusal diyalog öncesinde tüm meselelerde uzlaşmaya varılmasının önünü açması gerektiğini belirtti. Yeni bir başarısızlığa izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Mısırlı yetkililer, genel diyalog sürecine geçilmeden önce bütün temel konularda mutabakat sağlanmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

Kaynaklar, kapsamlı diyalog toplantısının tüm Filistinlilerin yanı sıra Arap ve İslam ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin de yakın takibinde olacağını belirtti. Toplantının, önümüzdeki dönemde Filistinlilerin seçeneklerini ve geleceklerini belirlemeye yönelik, uluslararası destek gören bir siyasi sürecin önünü açabileceği değerlendiriliyor.


Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.