Kuruluş öncesi ve sonrasında Kral Abdülaziz’in gıda güveliği konusundaki endişesi

Gelişmekte olan ülkedeki yerleşim ve tarım projeleri, Amerikalıları ve Fransızları heyecanlandırdı.

1950’de ürünlerini taşıyan Suudi çiftçiler. (George Washington Üniversitesi Kral Abdülaziz Araştırma ve Arşiv Vakfı)
1950’de ürünlerini taşıyan Suudi çiftçiler. (George Washington Üniversitesi Kral Abdülaziz Araştırma ve Arşiv Vakfı)
TT

Kuruluş öncesi ve sonrasında Kral Abdülaziz’in gıda güveliği konusundaki endişesi

1950’de ürünlerini taşıyan Suudi çiftçiler. (George Washington Üniversitesi Kral Abdülaziz Araştırma ve Arşiv Vakfı)
1950’de ürünlerini taşıyan Suudi çiftçiler. (George Washington Üniversitesi Kral Abdülaziz Araştırma ve Arşiv Vakfı)

Gıda güvenliğini sağlamak, babalarımızın ve dedelerimizin krallığını yeniden kurma yolculuğundan bu yana Kral Abdülaziz bin Abdurrahman’ın (Allah rahmet eylesin) başlıca endişelerindendi. Kurucu Kral, birleşip büyük varlığı (Suudi Arabistan Krallığı) kurduğunda, güvenliği yaymanın, yeni ortaya çıkan devlet için idari düzenlemeleri onaylamanın, eğitimi yaymanın, tedavi için acil bir sağlık sistemine kavuşmanın, ölümlere neden olan salgın ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmenin yanı sıra gıda güvenliğini de öncelikleri arasına koydu.

Araştırmacı, tarihçi ve Kral Abdülaziz’in tarihiyle ilgilenen Dalal bint Zayed Al Maadi, Şarku’l Avsat’a tarım alanının ötesine geçen, kalkınmaya, sosyal, politik, iç ve dış güvenlik hedeflerine yönelik dikkat çekici ve verimli projelerle Kral Abdülaziz’in halkın gıda güvenliğini sağlamak için gösterdiği çabaları belgeledi.

Çölde yerleşim, tarımsal örtülü bir sosyal reform olarak sayılıyor. Al Maadi, Kral Abdülaziz’in hayatının başlangıcında ve İkinci Suudi Devleti’nin sonunda, babasından, büyükanne ve büyükbabasından Birinci Suudi Devleti hakkında sosyal reformun önemini fark ettiğini belirtti. Aktardığına göre Kral Abdülaziz, bilgeliğine dayanarak, hayatları istikrarsızlıkla karakterize edilen ve koşulları ganimetlere bağlı olan göçebe kavimleri yerlerinde seyretti.

Bu bağlamda Kral Abdülaziz, kıl ve yün yerine ‘Hicr’ adı verilen, çamurdan yapılmış yerler oluşturarak çöle yerleşme kararı aldı. Kral Abdülaziz, tembelliğe yol açacak veya yeniden yerleşim projesinin kurulmasının işaretlerini istikrarsızlaştıracak her türlü adımla yüzleşmeye gayret etti. Okul kurma girişiminde bulunduğunda okullarda çok sayıda fakih görevlendirildi, onlara fon sağlandı, halka arpa ve buğday tohumları dağıtıldı.

Fransız yazar J. Benoist Mechin, bu konuya merakla yaklaşırken, “Ülkenin büyük bir kısmı çöl iken, bir ülkenin gücünün ve güvenliğinin tarıma dayanması garip değil mi? Onu sulayacak bir nehir yok ve yılda sadece yedi santimetre yağmur almıyor mu?” diye sormuştu.

Al Maadi şunları söyledi:

“Kral Abdülaziz’in çabaları Hicr’in kuruluşundan sonra da devam etti. Dikkatini çiftçilere hizmet etmeye ve onların koşullarını iyileştirmeye odakladı. 4/4/1347 H. (20/9/1928 M.) tarihinde çiftçilere referans olmak, onların ihtiyaçlarını karşılamak ve aralarında çıkabilecek anlaşmazlıkları çözmek amacıyla Medine’de bir ziraat dairesi kurulmasına dair kraliyet onayı çıkarıldı.”

Başkan olarak Şeyh Abbas Kamkamci, üye olarak Şeyh Salih Şaklabha ve diğerlerinden oluşuyordu. H. 1350/ M. 1931 yılında yeniden teşkilatlandırılarak ve üye sayısı artırılarak daire, Ziraat Müdürü denilen bir başkan ve dönemin Medine Prensi Muhammed bin Abdulaziz Al Suud’a bağlı kıdemli çiftçilerden oluşan dört fahri üye içeriyordu.

Tarım işlerinde erken bakım

Araştırmacı sözlerine şöyle devam etti:

“Daha sonra H. 1351/ M. 1932 yılında Abdullah Süleyman başkanlığındaki Maliye Bakanlığı, tarım makine ve ekipmanlarının ithalatının ve ilerleyen yıllarda bunları taksitle çiftçilere satmanın yanı sıra, örnek çiftliklerin kurulmasıyla ilgili görevleri denetleyerek tarımsal işlerle ilgilendi. Bu adım, ülkedeki tarım hareketini teşvik etmek açısından olumlu bir ivmeydi.”

H. 1358/ M. 1939 yılında Temsilciler Meclisi’nde, çiftçilerin borçlarının ödenmesi ve koşullarının iyileştirilmesi için çalışacak, Maliye Bakanlığı çatısı altında bir tarım idaresi kurulmasının gerekliliği görüşüldü. Ancak teklif, mevcut zamanın böyle bir projenin uygulanmasına elverişli olmaması nedeniyle birkaç görüşmeden sonra reddedildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Kraliyet çabalarına uygun olarak hükümet, Maliye Bakanlığı’nın her kabilenin tarımsal mülklerini tescil ettirme talebini onayladı ve her bölgede çiftliklerin yönetimiyle görevlendirilen bir organ görevlendirildi. Bu organ, emirlikten bir üye, belediye veya belediye meclisinden bir üye ya da belediyesi olmayan bölgelerde idari konseyden bir üye, maliyeden bir üye, emniyetten bir üye ve mahkemeden bir üyeden oluşuyordu. Böylece her heyet çalışmasını bitirdiğinde bile, varsa arazinin adı, sınırları, yeri, sahibinin adı, varsa mülkün kontrolünü ele geçirmek için yapılan iddianın tarihi hakkında kapsamlı bilgi veriyordu.

Çiftçilere hizmet veren tarım organları kurulmaya devam etti. H. 1361/ M. 1942 yılında kralın çuval buğdayla temsil edilen yardımını bölüşmek üzere bir komite oluşturuldu ve toplam mali miktar, her çuval buğday için 30 riyal oldu.

H. 1367/ M. 1948 yılında Kral Abdülaziz, tarımın gelişimini denetleyecek ilk organ olarak Tarım Müdürlüğü’nün kurulması emrini verdi. Bunu yöneten ilk kişi, Maliye Bakanı Abdullah Süleyman’ın gözetiminde Muhammed Salih Kazaz oldu.

Devlet destekli özel tarım şirketleri

Al Maadi konuya dair şunları söyledi:

“Suudi halkı da başta H. 1348/ M. 1929’da Taif şehrinde kurulan Hayırsever Tarım Şirketi olmak üzere Suudi hükümetinden büyük destek alan tarım şirketlerinin oluşumuna aktif olarak katkıda bulundu. Taif’teki çiftçileri teşvik etmek için Taif Valisi Prens Faysal, su kaldırma makineleri getirip Şubra kuyusuna yerleştirme girişiminde bulundu.”

Prens Faysal, bu çalışmayla halkın bu durumu iyi izleyip, onları cesaretlendirmeye çalıştı ve böylece halkın o işi taklit etme isteği oluştu. Bu tarım makineleri, Vadi Fatıma çiftçilerinin birçok tarım makinesi getiren bir tarım şirketi kurmasına kadar, halk arasında tarımın canlanmasına katkıda bulundu.

Fotoğraf Altı: Taif’teki tarım hayır kurumu, Hicaz ve Necid Krallığı döneminde tarım şirketlerinin kurulmasına yönelik bir modeldi.
Taif’teki tarım hayır kurumu, Hicaz ve Necid Krallığı döneminde tarım şirketlerinin kurulmasına yönelik bir modeldi.

Tarım şirketlerinin kurulması ve devlet desteğinin devamında, tarım arazilerini canlandırmak ve buralarda kuyu açmak amacıyla bir tarım anonim şirketi olan Al-Wajh Şirketi kuruldu. Şirket, Vecih halkının isteği üzerine Şura Konseyi’nin 8/5/1350 H./ 16/12/1931 M. tarihli ve 510 sayılı kararı ile oluşturuldu.

H. 1352/ M. 1933 yılında Suudi hükümeti, Şeyh Muhammed Surur es-Sabban’ın Hicaz’ın ihracatını birleştirmeyi ve bunların yönetimi ve yeniden canlandırılması üzerinde çalışmayı amaçlayan bir tarım şirketi kurma talebini kabul etti. Hisse sayısı başlangıçta bin adetti ve her birinin fiyatı 5 riyaldi. H. 1355/ M. 1936 yıllında Medine’de artezyen kuyularının kazılmasına başlanması ve yavaş yavaş modern makine ve aletlerin sağlanması amacıyla özel bir şirket kuruldu. Bu şirket, hükümet tarafından onaylanmış, 26 maddeden oluşan özel bir sistem geliştirmiştir. Şirketin toplam hisse sayısı bin 500 olup, her hissenin değeri peşin ödenmiş 2 riyaldi.

Tarım şirketlerinin başarısı sonucunda Krallık’ta, H. 1368/ M. 1948 yılında Abdullah bin Muhammed bin Suveylem’in başkanlığını yaptığı ve geniş tarım arazilerinin yatırımı için çalışan Al-Bukayriyah Şirketi gibi bir başka şirket daha kuruldu. Bu şirket, Maliye Bakanı Abdullah Süleyman’ın övgüsünü kazanınca refah yolundaki adımlarını hızlandırdı. En önemli başarılarından biri de kuyulardan su çekmek için 30’dan fazla makine ithal etmesi ve bunların el-Badai ve el-Bukayriyah kuyularına kurulmasıydı.

Uluslararası El-Harc Tarım Projesi

El-Harc Tarım Projesi, tarım ürünlerini güvence altına almak ve gelişmekte olan ülkelerdeki kalkınma projelerine kapı açmak amacıyla Suudi Arabistan’da düzenlenen önemli bir faaliyet sayılıyor. Bununla ilgili olarak araştırmacı Al Maadi, Kral Abdülaziz’in ürünlerine güvenmek ve yurt dışından ithalatı azaltmak için el-Harc’da tarım projesi kurma fikrini idari adımlarla başlattığına dikkat çekti.

Konuyla ilgili olarak Ahmed Abdul Gafur Attar şu açıklamada bulundu:

 “El-Harc, Kral Abdülaziz’in İbn Süleyman’a sunduğu bir fikirdi ve onu bunu uygulamakla görevlendirdi. İbn Süleyman, onu kralın mührüyle mühürledi, açtı, fikri iyice inceledi. Daha sonra yerleşik öğretilerin rehberliğinde onu hayata geçirmek için çalıştı. Kral, İbn Süleyman’a olan güveninden dolayı onu, H. 1354/ M. 1936 yılında el-Harc’ı geliştirme fikrini hayata geçirmekle sorumlu tuttu. Tarımla ilgili ilk denemeler H. 1358/ M. 1939 yılında başladı. Toplam 30 beygir gücündeki ilk iki küçük pompa, kaburga gözüne yerleştirildi.”

Fotoğraf Altı: M. 1950 yılında Suudi uzman ve tercüman Abdurrahman bin Kasım’ın yetkinliğinde, el-Harc’daki Hafş Dagra çiftliğinin denetçisi sertifikası verildi.
MS. 1950 yılında Suudi uzman ve tercüman Abdurrahman bin Kasım’ın yetkinliğinde, el-Harc’daki Hafş Dagra çiftliğinin denetçisi sertifikası verildi.

Araştırmacı Al Maadi, el-Harc tarım projesinin genel olarak Suudi Arabistan Krallığı’ndaki etkisi hakkında bunun, Krallık’taki kalkınma projelerine kapı açıcı olduğunu belirtti. Bu aynı zamanda Tarım Bakanı ve Tarımsal Proje Direktörü Kenneth Edwards’ın Washington’da projede elde edilen başarılar hakkında yaptığı konuşmadaki sözleriyle de ortaya koyuldu.

El-Harc Tarım Projesi ayrıca, yönetim ve tarımı birleştiren yetkinliklerin yaratılmasına da katkıda bulundu. Proje aynı zamanda, ithal edilenin iki katı tarımsal üretim elde edilmesini sağladı. Bu durum, büyük taşıma araçlarıyla çevredeki bölgelere tedarikte en büyük etkiye sahip olan tarımsal ürünlerin yetiştirilmesinin genişlemesine katkıda bulundu.

Ayrıca proje, el-Harc’ın güneybatısında yer alan ve 700 hektarı aşmayan bir alana sahip olan Kafs Dagra projesi ve ayrıca H. 1369/ M. 1949’da ortaya koyulan el-Hofuf tarım projesi gibi proje fikrinin takip edilmesi açısından da ilgi uyandırdı. Ticari gübre kullanmak için bol hurma mahsulü elde etmek, eski ve modern yerel çiftçilerin topraklarını sürmek için sabanlarla deneyler yapmak ve Hofuf’ta bir tarım enstitüsü kurmak için çalışmak gibi çeşitli denemeler başarılı oldu.

Araştırmacı, projenin Suudi ve ABD hükümetleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynadığına dikkat çekti. Öyle ki tarımsal proje, projenin siyasi öneme sahip olması nedeniyle iki ülke arasındaki işbirliğinin bir örneği haline geldi. Aynı zamanda güvenlik ve refahın tesisine de katkıda bulundu. Krallık halkına yiyecek sağladı. Ayrıca Krallık’ta modern bir kalkınma başlangıcı için çeşitli işçilerin eğitilmesine de katkıda bulundu. H. 1370/ M. 1950’de tarım ve hayvancılık üretimi, değerinin işçilik maliyetlerini aştığı noktaya ulaştı. Kenneth Edwards’ın da belirttiği gibi el-Harc çalışanları, dış yardımdan zamanında vazgeçmeye hazırlık amacıyla Suudileri yeni makineleri kullanma konusunda eğitmeye başladı.

El-Harc Tarım Projesi, artan talebin bir sonucu olarak kurulan Barnes Manufacturing’e bağlı bir acente kurarak, pompa ve motorlarının onarımı konusunda eğitim alıp iş fırsatları da elde etti. 65 adet pompa kurulumu yaparak ve kullanıcılarına rehberlik ederek katkı sağladı. Kalitesiyle Suudi hükümetinin memnuniyetini kazandı. Bu da Suudi Arabistan’ın 750 pompa daha sipariş etmesine vesile oldu.

Araştırmacı, el-Harc tarım projesinin H. 19/1/1372’de Riyad’da demiryolunun açılmasına katkıda bulunduğunu vurguladı. Araştırmacıya göre bu durum, daha sonra çöl yollarını canlandırması ve çevre köylerde modern bir tarım kalkınması oluşturması ümidiyle Kral Suud’u Riya, Dammam, Medine, Cidde ve Mekke’yi birbirine bağlayan demiryolu projesinin tamamlanmasının hızlandırılmasının gerekliliği konusunda emirler vermeye teşvik etti.

Ürünleri için örnek çiftlikler ve fabrikalar

Al Maadi, tarım projesinin Maliye Bakanı’nın Mekke ve Cidde arasındaki Hada’da bulunan çiftlik gibi çeşitli sebzelerin üretimiyle öne çıkan çiftlikler kurmaya çalıştığını belirtti. Söz konusu çiftlikte, Al-Shara’i’deki domates suyu fabrikasına sevk edilen domateslerin bir kısmı Mekke ve Cidde’deki pazara, bir kısmı da Cidde’deki yabancı topluluğa dağıtılıyordu. Aynı şekilde bamya, karnabahar ve patlıcan da buradan alınıp pazarda satılıyordu. Çiftlik aynı zamanda, hayvanlara yem olarak kullanılan bol miktarda yonca üretimiyle de öne çıktı. Bu nedenle çiftlikteki keçi sayısı arttı. Bu da bir kısmının satılmak üzere Mekke’ye gönderilmesini sağladı.

Süt inekleri ve yeni doğmuş buzağılara gelince bunlar, her biri 5 galon kapasiteli 4 bin 803 teneke kaplarla Mekke’ye nakledilenler gibi, et ve peynir üretimi için kullanılıyordu. Çiftlikteki işçi sayısı 75 kişiye ulaşırken müdürlük, birçok tarım işinde kullanılmak üzere tüm aksesuarlarıyla birlikte traktör bile ithal etti. Maliye Bakanı ise bunu çiftliğinde kullanmakta hızlı davrandı.

Ayrıca Hamad Süleyman’ın suyun araziye uygun bir şekilde dağıtılacağı, arazinin içine sıkışan çakıl, taş ve kemiklerin temizleneceği, tarım yöntemlerine aşina çiftçilerin ve gurbetçilerin getirileceği, tohum, fide, çelik, pulluk ve su vinci gibi modern tarım makinelerinin sağlanacağı bir teknik planlayarak buranın örnek bir çiftlik haline getirilmesine katkıda bulunduğu Mekke-i Mükerreme’deki Al-Shara'i çiftliği de yıllar içerisinde örnek bir çiftlik haline geldi. Ülkeye hurma, buğday, sebze ve meyve sağladı. Bu çiftlikteki çalışmalar, Süleyman kontrolünde yürütüldü.



KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
TT

KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Birleşik Krallık, Londra’da iki taraf arasında serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin resmen tamamlandığının duyurulmasının ardından kapsamlı stratejik iş birliğinde yeni bir döneme girdi. Anlaşma, yatırım akışlarını güçlendiren ve yedi pazardaki iş dünyası için geniş fırsatlar sunan yapısal bir dönüşüm niteliği taşıyor. Ayrıca bu anlaşma, Körfez ülkelerinin G7 üyesi bir devletle imzaladığı ilk serbest ticaret anlaşması olma özelliğini taşıyor.

KİK Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, anlaşmayı ortak ticaret ve yatırım hareketlerini yeniden yönlendirecek kaçınılmaz stratejik bir adım olarak nitelendirdi. El-Merzuki, küresel ekonominin yüksek belirsizlik ve korumacı dalgalanmaların baskısı altında bulunduğu bir dönemde anlaşmanın önemine dikkat çekti.

El-Merzuki, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, KİK ülkeleri ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacminin hâlihazırda yaklaşık 80 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirtti. Serbest ticaret anlaşmasının, dünyadaki benzer anlaşmaların sonuçlarına dayanarak ticaret hacmini yüzde 60’tan fazla artırmasının beklendiğini ifade etti.

Olumsuz etkilerin hafifletilmesi

El-Merzuki, anlaşmanın küresel ekonomi açısından kritik bir dönemde imzalandığını belirtti. ABD’nin gümrük vergilerini artırma ve bazı önceki ticaret anlaşmalarını iptal etme yönündeki kararlarının riskleri yükselttiğine dikkat çeken el-Merzuki, bunun uluslararası ekonomik ilişkileri düzenleyecek istikrarlı ve net bir hukuki çerçeveye duyulan ihtiyacı daha da artırdığını söyledi.

sdvdf
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Birleşik Krallık ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasını ticaret ve yatırım akışını yeniden yönlendirmek için stratejik bir adım olarak görüyor. (KİK)

Anlaşmanın, içerdiği ayrıntılı ve karşılıklı hukuki yükümlülükler sayesinde bu değişimlerin olumsuz etkilerini hafifletmeye katkı sağlayacağını ifade eden el-Merzuki, serbest ticaret çerçevesinin riskleri azaltarak taraflara geleceğe yönelik daha net bir perspektif sunduğunu kaydetti. El-Merzuki ayrıca, anlaşmanın kapsamlı yapısına dikkat çekerek, düzenlemenin yalnızca geleneksel mal ticaretiyle sınırlı kalmadığını; yatırım, hizmetler ve modern finansal hizmetler sektörleri için de bütüncül çerçeveler oluşturduğunu vurguladı.

Teknoloji ve bilgi transferi ile yatırım çekmeye yönelik bir platform

El-Merzuki, serbest ticaret anlaşmalarının yabancı yatırımları çekme ve teknoloji transferini hızlandırma açısından en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Benzer anlaşmaları imzalayan birçok ülkenin deneyimlerinin, doğrudan yabancı yatırım akışlarında yüzde 30’un üzerinde artış yaşandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

El-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın öneminin, Birleşik Krallık’ın teknoloji ve yabancı yatırım ihraç eden başlıca ülkeler arasında yer almasından kaynaklandığını vurguladı. Bu durumun Körfez ekonomilerine nitelikli yatırım tabanını genişletme, bilgi birikimini artırma ve ileri teknolojileri transfer etme konusunda ek fırsatlar sunduğunu söyledi.

dv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın imzalanması sırasında KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin arkasında duruyor. (DPA)

El-Merzuki, KİK ülkelerinin başta Çin olmak üzere büyük doğu ekonomileriyle imzaladığı diğer ticaret anlaşmalarıyla eş zamanlı atılan bu adımın, bölgenin Doğu ile Batı arasında bir köprü niteliği taşıyan stratejik konumundan azami ölçüde faydalanılmasını güçlendirdiğini belirtti. Bu yaklaşımın aynı zamanda farklı uluslararası ortaklarla dengeli ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediğini ifade etti.

Yeni aşama

HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery ise KİK ülkelerinin, sunduğu uzun vadeli büyüme fırsatları sayesinde stratejik açıdan giderek daha büyük önem kazandığını belirtti. Elhedery, bankacılık grubunun Körfez’deki altı ülkede köklü ve güçlü bir varlığa sahip olduğunu, Birleşik Krallık’ın da bankanın ana pazarlarından biri olduğunu ifade etti.

Elhedery, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bankanın bölgedeki varlığının yeni anlaşmanın doğuracağı fırsatları doğrudan görmesine imkân sağladığını kaydetti. Bankanın ekonomik bağların derinleştirilmesine katkı sunmaya, şirketler ve kurumlar arasında yeni ortaklıkların kurulmasını desteklemeye, yatırımları güçlendirmeye ve daha fazla büyümenin önünü açmaya hazır olduğunu vurguladı.

Ortak bildirinin imzalanması

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ile Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, geçtiğimiz çarşamba günü Londra’da iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin tamamlandığını ilan eden ortak bildiriyi imzaladı. Anlaşma, yıllar süren müzakere turlarının ardından sonuçlandı.

El-Budeyvi, anlaşmayı KİK- Birleşik Krallık ilişkilerinde ‘niteliksel bir sıçrama’ olarak tanımladı. Anlaşmanın iki bölge arasındaki ekonomik ilişkileri gelecek nesiller boyunca güçlendireceğini belirten el-Budeyvi, düzenlemenin tesadüfi olmadığını, Körfez’deki altı ülke ile Birleşik Krallık arasında ‘yıllar süren çalışma ve ortak siyasi iradenin’ ürünü olduğunu ifade etti.

Londra taahhüdü

Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, KİK ülkeleriyle imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Londra’nın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Umman ile uzun vadeli ortaklık taahhüdünü yansıttığını belirtti. Bakanlık, bunun KİK’nin bir G7 ülkesiyle yaptığı ilk serbest ticaret anlaşması olduğunu vurguladı.

Açıklamada, anlaşmanın iki taraf arasındaki siyasi ve güvenlik koordinasyonunun giderek arttığı bir dönemde şirketler ve yatırımcılar için hukuki güvence ile istikrar sağlayacak bir çerçeve sunacağı ifade edildi.

İngiliz verilerine göre, Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki mevcut ticaret hacmi yaklaşık 52,9 milyar sterlin (72 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. Ticaret hacminin yüzde 20 artarak yıllık yaklaşık 15,5 milyar sterlinlik (21 milyar dolar) ek büyüme sağlaması bekleniyor.

sdvdsfv
HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery

Anlaşmanın ayrıca Körfez ülkelerinin Birleşik Krallık pazarına ihracatını kolaylaştıracağı, hizmet ve meslek sektörlerini destekleyeceği, vize işlemleri ile iş ziyaretlerini basitleştireceği belirtildi.

Birleşik Krallık İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, anlaşmanın Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki ortaklıkta ‘büyük bir adım’ olduğunu belirterek ticaret, yatırım ve inovasyon alanlarında yeni fırsatlar yaratacağını söyledi.

Birleşik Krallık’ın Ortadoğu ve Pakistan Ticaret Komiseri Sarah Mooney ise anlaşmanın gümrük vergilerini düşüreceğini ve iki tarafın ihracatını güçlendireceğini belirtti. Mooney, bunun yatırımcılara uzun vadeli kararlar alma konusunda daha fazla güven sağlayacağını ifade etti.


Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, hacıların Nusuk Kartı taşımalarının zorunlu olduğunu vurguladı

 Dün (pazar) Mekke’deki Hac Medya Forumu merkezinde düzenlenen basın toplantısından (Şarku’l Avsat)
Dün (pazar) Mekke’deki Hac Medya Forumu merkezinde düzenlenen basın toplantısından (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, hacıların Nusuk Kartı taşımalarının zorunlu olduğunu vurguladı

 Dün (pazar) Mekke’deki Hac Medya Forumu merkezinde düzenlenen basın toplantısından (Şarku’l Avsat)
Dün (pazar) Mekke’deki Hac Medya Forumu merkezinde düzenlenen basın toplantısından (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, Mekke’de dün düzenlenen hac sezonunun ilk basın bilgilendirme toplantısında, hacı adaylarının kutsal bölgeler ve Mescid-i Haram içindeki tüm hareketleri sırasında Nusuk Kartı’nı taşımalarının zorunlu olduğunu duyurdu.

Bakanlık Sözcüsü Dr. Gassan bin Raşid en-Nuaymi, ilgili tüm kurumların, Vizyon 2030 kapsamındaki Rahman’ın Misafirlerine Hizmet Programı hedefleri doğrultusunda tam koordinasyon içinde çalıştığını belirtti. Nuaymi, hac yolculuğunun hazırlık, operasyon ve memnuniyet olmak üzere üç ana aşama üzerinden ayrıntılı performans göstergeleriyle planlandığını ifade etti.

Nuaymi, bakanlığın hac şirketlerinin hazırlık seviyesini yükseltmek için çalışmalar yürüttüğünü ve sezon başlamadan yaklaşık altı ay önce 78’den fazla ülkeyle hac organizasyonlarına ilişkin düzenlemelerin tamamlandığını söyledi. Bu süreçte, 500’den fazla hizmeti kapsayan ve 80’den fazla kurum ile 5 binden fazla hizmet sağlayıcıyla entegre çalışan Elektronik Yol Platformu’nun sözleşme işlemlerinin tamamlanmasını sağladığını kaydetti.

Bakanlığın farklı dillerde kapsamlı bilinçlendirme programları hazırladığını aktaran Nuaymi, bu çalışmaların hacıların sistem ve hizmetlere ilişkin farkındalığını artırmayı ve talimatlara uyumu güçlendirmeyi hedeflediğini söyledi. Program kapsamında hacı adaylarına yönelik 630 binden fazla bilgilendirme materyalinin dağıtıldığı belirtildi.

Nuaymi ayrıca, kutsal bölgelerde yürütülen geliştirme projelerine değinerek, Arafat’taki Rahmet Dağı (Cebel-i Rahme) çevresinin geliştirilmesine yönelik projenin, 272 bin metrekareyi aşan alana yayılan entegre soğutma sistemi sayesinde sıcaklığın düşürülmesine katkı sağladığını ifade etti.

Mescid-i Haram ve diğer kutsal alanlardaki yönlendirme sistemlerinin akıllı ve çok dilli çözümlerle güçlendirildiğini belirten Nuaymi, sahadaki ekiplere anlık çeviri araçları sağlandığını, ayrıca Arafat hutbesinin 50’den fazla dile çevrileceğini söyledi.

Nuaymi, Çantasız Hac girişiminin havaalanlarında işlem tamamlama süresini 120 dakikadan 15 dakikaya düşürdüğünü de sözlerine ekledi.

Hac Birleşik Medya Operasyonları Merkezi Başkanı Salih es-Subeyti ise bu yılki hac sezonunu yaklaşık 150 medya kuruluşunun takip ettiğini, yerel ve uluslararası 3 binden fazla gazetecinin görev yaptığını açıkladı. Subeyti, Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı tarafından gazetecilere gerekli desteğin sağlandığını belirterek, Birleşik Medya Operasyonları Merkezi’nin hac sezonuna ilişkin medya çalışmalarını 40’tan fazla kamu kurumu ile ortaklaşa yürüttüğünü söyledi.

Subeyti, “Bu yılki hac sezonunda Allah’ın misafirlerini ‘Hoş geldiniz’ ifadesiyle karşıladık. Bu ifade, medya platformları ve yayın organlarında sezonun iletişim kimliği hâline geldi. Aynı zamanda ülkenin ve liderliğinin misafirperverlik anlayışını yansıtıyor” dedi. Suudi Arabistan yönetiminin talimatları doğrultusunda tüm kamu kurumlarının her yıl daha yüksek verimlilik ve yenilikçi yöntemlerle koordinasyon içinde çalıştığını vurgulayan Subeyti, bu yapının dünyanın en büyük yıllık insan topluluklarından birinin yönetilmesine katkı sunduğunu ifade etti.

Subeyti, Enformasyon Bakanlığı’nın medya kuruluşlarının hac sezonuna ilişkin içeriklere erişimini kolaylaştırmak amacıyla açık kaynak materyaller sunan Sanal Basın Merkezi (VPC) platformunu devreye aldığını söyledi. Ayrıca üçüncüsü düzenlenen Hac Medya Forumu’nun, 150’den fazla medya kuruluşu ile kamu ve özel sektörden yaklaşık 40 partnerin katılımıyla 13 bin 500’den fazla gazeteci ve ziyaretçiyi ağırladığını belirtti.

Subeyti, hac dönemindeki çalışmaları yansıtmak amacıyla farklı dillerde 6 bin 400’den fazla medya içeriğinin üretildiğini ve yayımlandığını kaydetti. Bunun yanı sıra hac sezonu boyunca bin 200’den fazla televizyon bağlantısı gerçekleştirildiğini aktaran Subeyti, uluslararası medya kapsamındaki toplam içeriğin 100 bini aştığını ve 11 milyardan fazla görüntülenme elde ettiğini söyledi. Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA ise bu yılki hac sezonunda dijital platformları üzerinden 6 milyardan fazla erişim sağlamayı, ayrıca 42 Arap, İslam ve uluslararası haber ajansıyla iş birliği içinde 7 bin 300’den fazla haber ve medya içeriği yayımlamayı hedefliyor.

Öte yandan Çevre, Su ve Tarım Bakanlığı Sözcüsü Salih bin Duheyyel, bakanlığa bağlı sistemlerin hacılara hizmet vermek üzere hazır olduğunu açıkladı. Bin Duheyyel, Suudi Arabistan Su İdaresi tarafından günlük su üretim kapasitesinin yüzde 18 artışla 3,8 milyon metreküpü aşan yeni bir rekora çıkarıldığını, su taşıma kapasitesinin ise yüzde 32 artışla günlük 2,3 milyon metreküpe yükseltildiğini söyledi.

Bin Duheyyel ayrıca, Ulusal Meteoroloji Merkezi’nin kutsal bölgeler ile hava, deniz ve kara giriş noktalarını kapsayan 92 gözlem ünitesi ve teknik altyapıyla hazırlıklarını tamamladığını belirtti. Çevresel Uyum Denetim Merkezi’nin uydu sistemleri ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak çevresel riskleri takip etmeyi sürdürdüğünü kaydeden Bin Duheyyel, Gıda Güvenliği Kurumu’nun da Mekke ve Medine’de stratejik stokları hazır hâle getirdiğini, ihtiyaç durumunda kullanılmak üzere buğday rezervlerinin temin edildiğini ifade etti.


Mina ovaları... mesafeleri kısaltır ve duaları kucaklar

Cezayirli hacı, hayatı boyunca beklediği çağrıya cevap vermek için deniz ve karadan binlerce kilometre yol katetti (Fotoğraf: Beşir Salih)
Cezayirli hacı, hayatı boyunca beklediği çağrıya cevap vermek için deniz ve karadan binlerce kilometre yol katetti (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

Mina ovaları... mesafeleri kısaltır ve duaları kucaklar

Cezayirli hacı, hayatı boyunca beklediği çağrıya cevap vermek için deniz ve karadan binlerce kilometre yol katetti (Fotoğraf: Beşir Salih)
Cezayirli hacı, hayatı boyunca beklediği çağrıya cevap vermek için deniz ve karadan binlerce kilometre yol katetti (Fotoğraf: Beşir Salih)

Ömer el-Bedevi

Hacıların Mina’daki çadırları arasındaki mesafe sadece birkaç adımdı; ancak bu kısa mesafe, biri Arap dünyasının en doğusundan, diğeri ise en batısından gelen iki hacının kat ettiği binlerce kilometreyi simgeliyordu.

“Büyük Çadırlar Şehri” olarak bilinen Mina’ya hacıların tamamı bugün ulaştı. Dünyanın en büyük çadır kenti kabul edilen Mina, Mekke’de Mescid-i Haram’ın yaklaşık 7 kilometre kuzeydoğusunda, dağlarla çevrili bir vadide yer alıyor. Hac yolculuğunun ilk durağı olan bölgede hacılar, ibadetlerinin büyük bölümünü geçiriyor.

Mina Vadisi’nin eteklerinde, farklılıkların ortadan kalktığı ve gönüllerin birleştiği atmosferde Yemenli Salih Muhammed ile Cezayirli Muhammed Ebu Samih bir araya geldi. İki hacının buluşması, haccın manevi değerlerini ve birlik mesajını yansıtan canlı bir tablo oluşturdu.

 Mina vadisinin yamaçlarında farklılıklar eriyor ve kalpler birleşiyor (Fotoğraf: Beşiir Salih)Mina vadisinin yamaçlarında farklılıklar eriyor ve kalpler birleşiyor (Fotoğraf: Beşiir Salih)

Yemen’den gelen özlem yolculuğu

52 yaşındaki Salih Muhammed, çadırının bir köşesinde oturarak Mina’ya ulaşan hacıları izledi. Yemen’den Mekke’ye yaptığı yolculuğun sıradan bir seyahat olmadığını belirten Salih, ülkesinin yaşadığı zor şartlar altında uzun yıllar hac hayali kurduğunu söyledi.

Salih, “Bu yolculuğun masrafını yıllarca biriktirdim. Yemen’in dağ köylerinden kutsal topraklara uzanan her adımda ülkemin sıkıntılarını ve ailemin dualarını yanımda taşıdım. Benden Yemen için barış ve huzur dilememi istediler” dedi.

Daha güvenli ve istikrarlı bir gelecek hayal ettiğini ifade eden Yemenli hacı, Mina’da uzun süredir aradığı huzuru bulduğunu ifade etti.

 Mina, Hac yolculuğunun ilk durağıdır ve hacılar Hac günlerinin çoğunu burada geçirirler (Fotoğraf: Beşiir Salih)

Resim Mina, Hac yolculuğunun ilk durağıdır ve hacılar Hac günlerinin çoğunu burada geçirirler (Fotoğraf: Beşiir Salih)

Cezayir’den ömür boyu beklenen çağrıya cevap

Kısa bir mesafede bulunan 45 yaşındaki Muhammed Ebu Samih ise beyaz ihramı içinde duygulu bir şekilde konuştu. Cezayir’den kara ve deniz yoluyla binlerce kilometre kat ederek kutsal topraklara ulaştığını belirten Ebu Samih, hac ibadetinin Kuzey Afrika halkı için “ömür boyu beklenen yolculuk” anlamına geldiğini söyledi.

Ebu Samih, “İnsanlar bu yolculuğa yıllarca maddi ve manevi olarak hazırlanıyor. Yanlarında çocukları, torunları ve bütün İslam ümmeti için dualar getiriyorlar” ifadelerini kullandı.

Mina’da farklı ülkelerden gelen Müslümanlarla aynı çadırı, aynı suyu ve aynı ibadeti paylaşmanın haccın gerçek anlamını yansıttığını dile getiren Ebu Samih, “Burada dünyanın herhangi bir yerinden gelen bir kardeşinle yan yana olmak, haccın birlik ve kardeşlik mesajını en güçlü şekilde hissettiriyor” diye konuştu.

Mina, dünyanın en büyük çadır kenti olup, Büyük Cami'nin yaklaşık 7 kilometre kuzeydoğusunda yer almaktadır (Fotoğraf: Beşir Salih).Mina, dünyanın en büyük çadır kenti olup, Büyük Cami'nin yaklaşık 7 kilometre kuzeydoğusunda yer almaktadır (Fotoğraf: Beşir Salih).

Lehçeler, gelenekler ve kültürler farklı olsa da iman ortak paydasında buluşan Salih ve Ebu Samih, çadırların girişinde selamlaşıp kutsal günlere ulaşmanın sevincini paylaştı. Yemenli hacının özlemleri ile Cezayirli hacının umutları, Mina’da milyonlarca hacının duasıyla birleşti.

Böylece, Sana ile Cezayir arasındaki büyük coğrafi mesafe, kutsal topraklarda bir adımlık yakınlığa dönüştü. Hacıların Arafat’a çıkmaya hazırlandığı bu günlerde, Salih ve Ebu Samih’in buluşması, haccın Müslümanları doğudan batıya bir araya getiren en güçlü manevi köprü olmaya devam ettiğini bir kez daha gösterdi.