İki Devletli Çözüm Konferansı’ndan İsrail'e barış fırsatını değerlendirmesi çağrısı

Konferansa katılan ülkeler, geri dönüşü olmayan adımlarla New York Deklarasyonu'nun uygulanmasını hızlandırma çağrısında bulundu

Konferansın başlamasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud ile tokalaşırken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Konferansın başlamasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud ile tokalaşırken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

İki Devletli Çözüm Konferansı’ndan İsrail'e barış fırsatını değerlendirmesi çağrısı

Konferansın başlamasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud ile tokalaşırken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Konferansın başlamasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud ile tokalaşırken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bu yıl 80’inci Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları sırasında gerçekleşen Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans’ta, İsrail'e barış fırsatını değerlendirmesi, çözüme açık bir taahhütte bulunması, Filistinlilere yönelik şiddeti ve kışkırtmayı sona erdirmesi, işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetlerini, arazi müsaderesini ve ilhakı durdurması ve yerleşimcilerin şiddetine son vermesi için çağrısı yapıldı.

Suudi Arabistan ve Fransa'nın öncülüğünde gerçekleşen konferansta, İsrail'den ayrıca E1 projesini geri çekmesi ve herhangi bir ilhak planından açıkça vazgeçmesi istenirken ‘her türlü ilhakın uluslararası toplum için kırmızı çizgi olduğunu, ciddi sonuçlar doğuracağını ve mevcut ve gelecekteki barış anlaşmalarına doğrudan bir tehdit oluşturduğu’ vurgulandı.

Konferans başkanlığı tarafından yapılan ortak açıklamada, Ortadoğu'da barış, güvenlik ve istikrar için tarihi ve belirleyici bir anda BM genel merkezinde bir araya gelen ülkelerin çabalarına övgüyle birlikte “Biz burada toplanırken, İsrail'in Gazze Şehri'ne yönelik kara harekatının tırmanmasıyla Gazze'deki insani trajedi daha da kötüye gidiyor ve siviller ile tutuklular bu devam eden savaşın haksız bedelini ödüyorlar” ifadeleri yer aldı.

fh
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün düzenlenen İki Devletli Çözüm Konferansı’nın açılışında konuşurken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Konferansın sonucunda New York Deklarasyonu'nun kabul edildiği ve bu deklarasyonun BM Genel Kurulu’nda 142 oyla olağanüstü bir destek gördüğü belirtilen açıklamada, uluslararası toplumun iki devletli çözüme olan sarsılmaz bağlılığı teyit edilirken, Filistinliler, İsrailliler ve bölgedeki tüm halklar için daha iyi bir gelecek yolunda geri dönüşü olmayan bir yol çizdiğini ve şiddet döngüsüne ve tekrarlanan savaşlara ilkesel ve gerçekçi bir alternatif sunduğunu belirtildi.

‘Uluslararası toplumun sözlerden eyleme geçme zamanının geldiği’ vurgulanan açıklamada, konferanstan çıkan 17 çalışma grubu başkanının ‘iki devletli çözümün hızlı bir şekilde uygulanması için bir yol haritası çizmek’ amacıyla yaptıkları önemli çabalara övgüde bulunuldu.

Suudi Arabistan ve Fransa, tüm ülkeleri pratik, somut ve geri dönüşü olmayan adımlarla New York Deklarasyonu'nun uygulanmasını hızlandırmaya çağırırken BM üyelerinin taahhütlerini ve aldıkları önlemleri memnuniyetle karşıladıklarını belirttiler.

ytht
Prens Faysal bin Ferhan konferansın açılışında konuşma yapıyor (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Açıklamada Fransa ile birlikte Avustralya, Belçika, Kanada, Lüksemburg, Malta, Portekiz, İngiltere, Danimarka, Andorra, Monako ve San Marino'nun Filistin Devleti’ni tanıma kararının memnuniyetle karşılandığı belirtilirken henüz bu adımı atmamış ülkelere buna katılmaları çağrısı yapıldı.

Gazze'deki savaşı sona erdirmek ve tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlamak bizim en önemli önceliklerimiz olmaya devam ediyor. Kalıcı bir ateşkes, tüm rehinelerin serbest bırakılması, esirlerin takası, Gazze'nin tüm bölgelerine insani yardımın engelsiz ulaştırılması ve İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi çağrısında bulundu.

Suudi Arabistan ve Fransa, Filistinliler ve İsrailliler için bir gelecek sağlamak amacıyla New York Deklarasyonu uyarınca Filistin Yönetimi'nin daveti ve BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) yetkisi temelinde geçici bir uluslararası istikrar misyonunun konuşlandırılmasını destekleme taahhütlerini teyit ettiler. Ayrıca, aralarında ABD Güvenlik Koordinatörü, Avrupa polisi ve Avrupa Birliği'nin (AB) Refah Sınır Kapısı’na yönelik misyonlarının da olduğu mevcut programlardan yararlanarak Filistinli polis ve güvenlik güçlerinin eğitimi ve donatılmasına desteklerini bir kez daha teyit ettiler.

g
Dün New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen İki Devletli Çözüm Konferansı’ndan bir kare (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Açıklamada, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi çatısı altında birleştirilmesinin önemi vurgulanarak, Filistin Yönetimi tarafından açıklanan ‘tek devlet, tek hükümet, tek yasa ve tek ordu’ politikası memnuniyetle karşılandı ve bu politikanın uygulanmasına destek vermeye devam edileceği taahhüt edildi.

Açıklamada, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye yönelik ve egemen bir Filistin devleti kurma hedefine uygun olarak, uluslararası destek ve katılımla, Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki yönetimine son verilmesi, silahsızlandırılması ve silahlarının Filistin Yönetimi'ne teslim edilmesi gerektiği yeniden vurgulandı.

Suudi Arabistan ve Fransa, konferansın ve Filistin Devleti'nin giderek artan tanınırlığının, İsrail ile barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan, bağımsız, demokratik ve ekonomik olarak yaşayabilir bir Filistin devleti kurmayı amaçladığını açıkladılar.

cdfgrt
Suudi Arabistan heyeti, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Filistin Devleti'ni resmi olarak tanıdığını duyurmasını ayakta alkışladı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Riyad ve Paris, Mahmud Abbas'ın barışçıl bir çözüm için taahhüdü, şiddet ve terörizmi reddetmeye devam etmesi, Filistin devletinin silahlı bir devlet olmaya niyetli olmadığı yönündeki açıklaması ve tüm tarafların egemenliğine tam saygı göstererek tüm taraflara hizmet edecek güvenlik düzenlemeleri üzerinde çalışmaya hazır olduğu yönündeki açıklaması dahil olmak üzere duyurduğu tarihi taahhütlerini överken, ‘Filistin Yönetimi'nin yönetim yapısında daha fazla reform gerçekleştirme’ konusunda Abbas'a desteklerini teyit ettiler.

Açıklamada, Filistin Yönetimi'nin uygulamaya başladığı reformların memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Bu reformlar arasında, yürürlüğe giren mahkum yardım sistemi ve AB’nin denetimi ve Suudi Arabistan'ın desteği altında okul müfredatının reformu da yer alıyor. Ayrıca, ateşkesin ardından bir yıl içinde demokratik ve şeffaf genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenleme taahhüdü de memnuniyetle karşılandı. Bu seçimler, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) tüzüğü ve ilkelerine bağlı Filistin güçleri arasında demokratik rekabete olanak tanıyacak.

Açıklamada ayrıca, Filistin Yönetimi'nin bütçesi için acil fon sağlamak amacıyla Filistin'i Destekleme Acil Durum Koalisyonu'nun kurulması memnuniyetle karşılandı. Tüm ülkeler ve uluslararası kuruluşlar bu çabaya katılmaya çağrıldı.

dfrg
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud dün İki Devletli Çözüm Konferansı'nın açılışında Suudi Arabistan tarafı adına konuşmasını yaparken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

İsrail'in el koyduğu Filistin'in gümrük gelirlerini derhal serbest bırakması talebinin yinelendiği açıklamada, Paris Ekonomi Protokolü'nün revize edilmesi ve bu fonların transferi için yeni bir çerçeve oluşturulması konusunda kararlılığı teyit edildi.

Ayrıca, İsrail'in uluslararası hukuka uygun olarak iki devletli çözümü tehdit eden uygulamalarına son verene kadar, üye devletlerin iki devletli çözüme aykırı tek taraflı önlemlere ve uluslararası hukuk ihlallerine karşı aldıkları somut önlemler memnuniyetle karşılandı.

Suudi Arabistan ve Fransa, Arap Barış Girişimi'nde de belirtildiği üzere İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve ilgili BM kararlarına dayalı olarak İsrailliler ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasının, tam bölgesel entegrasyonun gerçekleştirilebilmesinin tek yolu olduğunu teyit ettiler.

dfg
Dün New York'ta Riyad ve Paris'in başkanlığında gerçekleşen İki Devletli Çözüm Konferansı’na yoğun katılım gösterildi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Riyad ve Paris, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın deneyimlerinden yararlanarak, herkesin güvenliğini garanti altına alan ve daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun önünü açan bölgesel bir güvenlik sistemi kurma fırsatlarını araştırma taahhüdünü memnuniyetle karşıladıklarını ifade ettiler.

Açıklamada, uluslararası hukuk ve ilgili BM kararları çerçevesinde Ortadoğu'da kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla Suriye-İsrail ve Lübnan-İsrail ilişkilerinin yeniden canlandırılmasına yönelik çabaların desteklendiği yinelendi.

Suudi Arabistan ve Fransa ayrıca, Ortadoğu’daki tüm halkların barış ve güvenliğini sağlamak ve karşılıklı tanıma ve tam bölgesel entegrasyonu gerçekleştirmek için tüm ülkeleri bu uluslararası harekete katılmaya çağırdı.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.