Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Gulf Research Center (Körfez Araştırma Merkezi) adlı düşünce kuruluşunun kurucusu ve başkanı Dr. Abdulaziz Sager ve ekibinin Suudi Arabistan'ın son dış politika yönelimlerini analiz eden raporunun tam çevirisini sunuyoruz

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)

Dr. Abdulaziz Sager 

Suudi Arabistan'ın Dış Politikası için Stratejik Öncelikler

Suudi Arabistan, ittifakları genişletmeyi ve daha fazla bağımsızlığı benimsemesiyle nitelenen, giderek daha güçlü hale gelen dış politikasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Suudi Arabistan politikasında son dönemde görülen yeniliklerin çoğunu anlamanın bir yolu da Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu'nun penceresinden bakmak. Krallık, yenilik için daha elverişli bir ortamı teşvik etmek ve çeşitlendirme gündemini tamamlayan işgücü becerilerine yatırım yapmak için devam eden çabalarını sürdürüyor. Krallık, ekonomisini küresel enerji dönüşümüne ayak uydurabilecek şekilde yönlendiriyor ve Riyad'ı bölgesel ve küresel etkisini arttırarak ve dış bağlarını genişleterek çıkarlarını gözeten önemli bir orta güce dönüştürürken daha bağımsız bir dış politika izliyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın küresel düzene ilişkin yapıcı ve gelişen bir bakış açısına sahip olduğu söylenebilir.

Krallığın dış politika öncelikleri arasında ekonomik etki alanını büyütmek, ilişkilerini genişletmek ve hızla çok kutuplu hale gelen dünyada gücünü yansıtmak yer alıyor. Bu hedeflere ulaşmak için çabalayan Riyad, son derece önemli diplomasi ve arabuluculuk girişimlerinde kendisini daha fazla ön plana çıkarıyor. Krallık, hem Suudi Arabistan'ın komşularıyla ilişkilerini geliştirmek hem de Ortadoğu içinde ve ötesinde uzun süredir devam eden çatışmaları çözmek için diplomatik girişimlere ağırlık veren bir dış politika izliyor. Riyad, geleneksel petrol işbirliğinin ötesine geçerek enerji, altyapı, finans ve teknolojiyi de kapsayan kapsamlı stratejik ortaklıklar kurarak küresel diplomasiye aktif bir şekilde katılıyor. Bu, geçmişteki ittifaklardan sapışa işaret ediyor ve Suudi Arabistan'ın dış politikasında daha pragmatik ve uyumlu bir duruşu ortaya koyuyor.

Değişen ittifaklar ve ortaya çıkan zorluklarla dolu bir ortamda Suudi Arabistan'ın stratejik yaklaşımı, küresel sahnede arabulucu ve "tarafsız" bir etki sahibi olarak oynadığı rolde kendini gösteriyor. Bu, Krallığın barış görüşmelerine ev sahipliği yapmasında ve bölgedeki çatışmalara diplomatik çözümler getirmedeki kararlılığında görülebilir. 2023'te Krallık, stratejik hizalanmalar ve küresel sahnede önemli bir diplomatik oyuncu olarak ortaya çıkma yılının bir parçası olarak bir dizi önemli küresel zirveye ev sahipliği yaptı.

Krallığın Bölgesel ve Uluslararası Sahnelerdeki Rolü

Küreselleşme ve birbirine bağlılıkla nitelenen bir çağda, bölgesel ortaklıklar ekonomik büyüme, siyasi istikrar ve kültürel alışverişin önemli itici güçleri olarak ortaya çıkıyor. Güvenliğini korumak ve bölgesel nüfuzunu kullanmak için hareket eden Krallık; Mısır, İran, İsrail ve Türkiye'yi dengeleyerek bölgede hayati bir rol oynuyor. Suudi Arabistan'ın bölgedeki çeşitli uzlaşma çabalarındaki rolü, Arap halkları için ilişkilerin güçlendirilmesi kampanyalarında itici güç görevi görüyor.

Farklılaşan çıkarlar ve çeşitli silahlı çatışmalarla boğuşan bölgede Krallık, yeni bir rota çizmek için yenilenmiş diplomatik beceriler ve incelikler gösterme çabalarını sürdürüyor. Krallık son olarak 9 Şubat 2024'te Mısır, Ürdün, BAE ve Katar dışişleri bakanlarının katılımıyla Arapların Gazze krizine ilişkin tutumunu geliştirmek üzere Riyad'da Bakanlar Toplantısı Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Krallık için öncelik, Gazze'deki mevcut krizi sona erdirmek, ateşkese odaklanmak, İsrail'in Gazze'den çekilmesi ve Gazze'ye insani erişim. Riyad, İsrail de dahil, bölgede güvenlik ve istikrara giden tek yolun bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğine inanıyor.

Gazze'deki çabalarına ek olarak Suudi Dışişleri Bakanlığı, Kasım 2023'te Gazze'de bir ateşkesi desteklemek üzere uluslararası pozisyonları harekete geçirmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerine tur düzenleyen bakanlar komitesine liderlik etti. Krallık ayrıca durumu yatıştırmak ve uluslararası insani yardım çabalarına destek sağlamak amacıyla ileriye dönük yolları tartışmak üzere Arap ve İslam ülkelerindeki ortakları harekete geçirmek için Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirve kapsamında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ilk kez bir araya geldi.

Krallık diğer birçok bölgesel meselede de rolünü genişletti. Bu, Cidde'de Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Hızlı Destek Güçleri temsilcilerini bir araya getirerek Sudan'daki çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan birkaç Sudan Barış Görüşmesi'ne ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'ın, yabancı uyrukluların tahliyesini ve Sudan'da ateşkes sağlanması için arabuluculuk çabalarına öncülük etmesini de içeriyor. Ayrıca Eylül 2023'te Suudi Arabistan Riyad'da Husilerin liderliğindeki heyetlerle ateşkes görüşmeleri gerçekleştirdi ve Krallık, Yemen'de uzun zamandır süregelen savaşı sona erdirmek için kalıcı bir ateşkes müzakere etme çabalarını sürdürdü. En önemlisi, Krallık 19 Mayıs 2023'te 32. Arap Birliği Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı ve 10 yıldan uzun süredir ilk kez 22 Arap ülkesinin tamamından temsilciler katıldı. Zirve iki açıdan dikkat çekiciydi: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın katılımı ve Suriye'nin Arap dünyasına yeniden entegrasyonu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin ziyareti ve onur konuğu olarak katılımı.

Uluslararası düzeyde Suudi Arabistan, birkaç zirveye ve çeşitli uluslararası bloklarla bakanlar toplantısına ev sahipliği yaptı. Buna, iki bölge arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesini ele alan 50 Afrikalı liderin katıldığı Suudi-Afrika Zirvesi de dahil. Genel olarak Krallık, Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeyi, daha geniş ufuklara yaymayı ve çeşitli siyasi, ekonomik ve kalkınma alanlarında verimli ortaklıklar kurmayı amaçlıyor. Krallık ayrıca, Suudi Arabistan'ın 2030'a kadar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için Karayip bölgesindeki ülkeler gibi uluslararası ortaklarla birlikte çalışma kararlılığını vurguladığı 2030 Vizyonu'na uygun olarak gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabası bağlamında ilk Suudi-Karayip (CARICOM) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı.

Suudi-Rus Ortak Komitesi, Ekim 2023'te Moskova'da düzenlenen 8. oturumunu gerçekleştirdi. Toplantı sırasında komite, iki ülke arasında enerji, ticaret, ekonomi ve yatırım dahil çeşitli kritik alanlarda işbirliğini geliştirme yolları üzerinde anlaştı. Riyad, Ekim 2023'te Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)-Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Zirvesi'ne ev sahipliği yaparak iki dinamik bölgeyi birbirine bağlama ve bloklar arası bağlantıyı genişletme yönündeki ortak hedefi vurguladı. Dikkat çekecek şekilde Krallık, 7 Ekim'de Gazze'de meydana gelen ve bölgenin değişken güvenlik ortamının bir kez daha altını çizen saldırıların hemen ardından gelmesine rağmen toplantıdan vazgeçmedi. Suudi Arabistan ayrıca Ağustos 2023'te yaklaşık 30 ülkeden ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı Ukrayna Krizi konulu Cidde Toplantısı'na ev sahipliği yaptı. Stratejik ve siyasi diyalogların devamı olarak Cidde, Temmuz 2023'te KİK-Orta Asya (C5) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Körfez ülkeleri, Orta Asya'da toplu ve bireysel olarak yeni diplomatik ve ekonomik bağlar kurarken, her iki bölge de enerjiyi, özellikle de yenilenebilir enerji kaynaklarını artan ilişkilerinin merkezine yerleştirdi.

Suudi-İran Yakınlaşması

Hiçbir şey Suudi Arabistan'ın bölgede gerilimi azaltmadaki kararlılığını İran'la yakınlaşması kadar net bir şekilde ortaya koyamaz. Süregelen gerginlikler ve bölgesel rekabet, ilişkilerin ilerletilmesinde dikkatli bir gözetim gerektiriyor ve bu nedenle Krallık ihtiyatla ilerliyor. İran'ın taahhütlerini yerine getirmemesi ve bölgede şiddet içeren davranış ve faaliyetlerde bulunmasına dair geçmişten gelen bir endişe var. Bu endişe, özellikle 7 Ekim'deki gibi son olaylar ve İran'ın Gazze Savaşı'ndaki tutumu ışığında, İran destekli Husi örgütünün Kızıldeniz'deki saldırıları ve gerginliği tırmandırması nedeniyle daha da arttı. Gazze'deki kriz, İran'ın Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler ve Irak'ta İran yanlısı Şii milisler aracılığıyla bölgesel istikrar ve güvenliğe zarar verecek şekilde "direniş eksenini" sürdürme niyetinde olduğu gerçeğinin altını daha da çizdi.

Krallık aynı zamanda Tahran'la diyalog kanalını açık tutma ve gerilimin azalmasına önayak olabilecek iletişimi sürdürmekte de kararlı. Zaman içinde Suudi Arabistan, İran'ın Suudi Arabistan'ın bölgedeki güvenlik çıkarlarını güvence altına alan ve bunlarla çelişmeyen istikrarı bozucu çabalardan uzak durma kararlılığını göstermesini isteyecektir. Sürecin gerilimin azaltılmasından normalleşmeye doğru ilerlediğini görmek için Tahran'dan gelen stratejik düşüncede köklü bir değişikliğe ihtiyaç var.

Riyad'ın Pekin ve Washington'la İttifakları

Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'nin yerini hiçbir şeyin tutamayacağının farkında. Buna ek olarak Riyad, diğer güçlerle kurabileceği ittifakların sınırlarının da farkında. Suudi Arabistan'ın ulusal ve bölgesel çıkarlarını politikalarında ön planda tutma ve uluslararası düzeyde herhangi bir kampla özdeşleştirilmeme kararlılığı son yıllarda daha belirgin hale geliyor. Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'yi değiştirmenin bedelinin yüksek olduğunu biliyor ancak aynı zamanda fırsatların ve diğer ortaklarla ilişki kurmamanın, onlarla bağ kurmamanın veya stratejik ilişkileri güçlendirmemenin riskinin daha yüksek olduğunu da biliyor.

Krallık ayrıca ABD ve Çin arasında bir çekişme noktası haline gelmek istemiyor ve bunun kendileri için bir ya o, ya da öteki seçimi olmadığını açıkça belirtti. Pekin ya da Washington'dan biriyle ilişki kurmak bir kazan-kaybet durumu olarak görülmemeli. Krallığın kendi bakış açısından bölgesel güvenliği sağlamak için en iyi olanı yapmak öncelikli olacak. Bu durum İran-Suudi yakınlaşmasında kolaylaştırıcı olarak Çin'in seçilmesinde açıkça ortaya çıkmıştır. İran söz konusu olduğunda ABD'nin gerilimi azaltma cephesinde sonuç alamayacağını bilen Riyad, Suudi ulusal çıkarlarının merkezinde yer alan bir anlaşmayı sağlamak için Pekin'e başvurdu.

Suudi Arabistan'ın diğer güçlerle yakınlaşması, Körfez'de ABD'nin Körfez'e olan bağlılığına dair artan ve süregelen endişelerle de bağlantılı ki bu da Amerika'nın güvenlik rolüne olan güvenin azalmasına ve ABD-Körfez İşbirliği Konseyi ilişkilerinin gücünde giderek büyüyen bir uçuruma yol açıyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan, örneğin Rusya ve Çin'le daha iyi bir anlayış geliştirme yönünde adımlar atıyor.

Krallığın ABD'yle ilişkilerine gelince, her iki ülke de 70 yılı aşkın süredir devam eden yakın işbirliğine dayanan köklü güvenlik ilişkilerine sahip. Ancak ABD'nin Krallığın ve Körfez ülkelerinin endişelerini dinlemeyi reddetmeyi sürdürmesi nedeniyle ABD-Suudi ilişkileri zaman zaman gergin bir hal alıyor. Körfez bölgesinde ve tüm Ortadoğu'da yükselen tansiyon göz önüne alındığında, tüm bunlar Krallığın son yıllarda bölgesel gerilimleri azaltma ve ilişkileri daha işbirlikçi bir zemine oturtma çabalarını baltalıyor. Dolayısıyla gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için ABD'yle Riyad arasında net bir uyum sağlanması acil bir ihtiyaç. ABD, geniş Ortadoğu'da orta ve uzun vadeli güvenlik ortamı söz konusu olduğunda hâlâ en önemli aktör. Ancak son birkaç on yıldır izlediği tutarsız, dağınık ve kararlı olmayan politikalar bölgenin uzun vadeli istikrarını tehlikeye atıyor. Dahası, şu anda ABD bir kez daha Körfez'deki müttefiklerinin tavsiyelerini dikkate almıyor. Bu durumun değiştirilmesi gerekiyor, aksi takdirde iki taraf arasındaki görüş ayrılığı artmaya devam edecek. Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin çoğunluğu ABD'nin mevcut bölgesel stratejisinin öngörüsüz olduğuna ve istikrarını uzun vadede sürdüremeyeceğine inanıyor.

Çin söz konusu olduğunda, ekonomik işbirliği ve stratejik ortaklıklarda atılan olumlu adımları kabul etmekle birlikte, başta Suudi Arabistan olmak üzere KİK ülkeleri arasında Çin'in bölgesel istikrarda daha da etkili bir rol oynayabileceğine dair ortak bir inanç var. Büyük resme bakıldığında Çin, geleneksel politikasını yeniden şekillendirerek sadece kendi bölgesinde istikrar ve güvenliği dengelemekten çıkıp istikrarlı enerji akışını sağlamaya ve KİK'le yakınlaşma alanlarını genişletmeye çalışıyor. Krallık, Çin'i çatışmaların çözümüne ve bölgesel barışa önemli ölçüde katkıda bulunma potansiyeline sahip önemli bir küresel oyuncu olarak görüyor.

Aralık 2023'te gerçekleşen Çin-Suudi Arabistan-İran üçlü ortak komitesinin ilk toplantısında Çin, Riyad ve Tahran arasındaki ilişkileri geliştirme sürecini ilerletmek için üç öneri sundu. İlk öneri, Suudi-İran uzlaşma stratejisi kararının sürdürülmesinin ve iletişim ve işbirliği yoluyla karşılıklı güvenin geliştirilmesinin önemini vurguladı. İkinci olarak Pekin, halklar arası etkileşimin aktif bir şekilde araştırılmasında daha fazla ilerleme kaydedilmesini önerdi. Üçüncü olarak Çin, Ortadoğu'da dış müdahalenin reddedilmesi çağrısında bulundu. KİK ülkeleri Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü yakından takip ediyor.

Çin'in diplomatik nüfuzuyla olumlu diyaloğun teşvik edilmesi ve istikrarın desteklenmesinde yapıcı bir rol oynayabileceği beklentisi var. Ancak Krallık, Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü fazla abartmamalı. Bu aşamada Çin'in "bölgesel istikrar sağlayıcı" olarak hareket etmeye ve bölgede ve daha geniş anlamda Ortadoğu'da daha geniş bir diplomatik rol üstlenmeye gerçekten hazır olup olmadığı henüz belli değil.

BRICS Üyeliği

BRICS'e dahil olma yönündeki adım aynı zamanda Suudi Arabistan'ın bölgenin küresel kalkınmasını ve ekonomik işbirliğini desteklemek üzere güçlü ekonomik ortaklıklar geliştirmek ve inşa etmek için diplomatik çaba sarf etmedeki tutumunu da vurguluyor. Krallık'tan gruba üyeliğinin statüsü konusunda resmi bir teyit gelmemiş olsa da bu genişleme BRICS içinde jeopolitik ve ekonomik gündemlerin giderek daha fazla örtüştüğüne işaret ediyor. Bu, Suudi Arabistan'ın istikrarlı enerji piyasalarını korumak için güvenilir bir enerji ortağı olarak sağlamlaştırılmasını da içeriyor. BRICS'in genişlemesi aynı zamanda dünyayı yönlendirme kuvvetini güçlendirmek için Güney-Güney işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Krallık için BRICS üyeliği yeni işbirliği mekanizmaları getirecek, kalkınma amaçlı rolünü daha da güçlendirecek ve Küresel Güney ülkeleriyle siyasi ve ekonomik işbirliğini genişletmek için ek bir platform sağlayacak.

Suudi Arabistan için BRICS üyeliği başka ittifak seçenekleri sunacak olsa da bu, ittifaklarını daha da doğuya kaydırdığını göstermeyecek. BRICS'in BRICS+ formatına genişlemesi, BRICS'i gelişmekte olan dünyada uzlaşma ve diyalog için potansiyel olarak daha cazip bir kurum haline getiriyor. Suudi Arabistan gibi ülkelerin de dahil olmasıyla, küresel düzenin Batı'nın gözünde geleneksel olarak "kabul edilebilir" ortakların ötesine geçmesi mümkün. Jeopolitik fırsatını değerlendiren Suudi Arabistan, BRICS+ ülkeleri gibi, bu ivmeyi yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve gereksinimlerini daha iyi temsil edebilecek mekanizmalar yaratma potansiyelini keşfetmek için kullanıyor.

Bu nedenle BRICS'in genişlemesi, son 70 yıldır var olan küresel düzenin çok taraflı sistemini yıkmaya yönelik kasıtlı bir girişimden ziyade daha sembolik görülmeli. Krallık için özellikle ABD'yle güçlü bir ittifakı sürdürmek hâlâ temel dış politika gündem maddesi. Buna ek olarak Krallık, G20 gibi gruplardaki hayati konumunun da farkında ve bunun herhangi bir şekilde etkilenmesini engelleyecek. Küresel Güney'in yeni bir tür şeffaf ve kapsayıcı çok taraflı işbirliği talep ettiğine dair işaretler var. BRICS böyle bir işbirliğinin test edilebileceği bir mekanizma.

Sonuç

21'inci yüzyılın jeopolitik manzarası, geleneksel küresel güçlerin hakimiyetine meydan okuyan yükselen güçlerle birlikte potansiyel bir dönüşümsel değişime tanıklık ediyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı, yeni bir dünya düzeninin hatlarının şekillenmesine katkı sağlayan ve önemi giderek artan bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor. Krallığın daha geniş bölgesel ve uluslararası angajmanının merkezinde ekonomik devletçiliğin önceliği göz ardı edilemeyecek bir husus. Suudi Arabistan geçmişin jeopolitik stratejilerini tekrarlamak yerine, bağlanabilirlik ve daha geniş pazarlara ve ağlara erişim üzerine kurulu yeni jeoekonomik stratejiler geliştiriyor. Genel olarak, Suudi Arabistan kendisini küresel ilişkilere esnek ve pragmatik bir yaklaşımla yaklaşan etkili bir oyuncu olarak görüyor. Krallık, önemli diplomatik ağlarda söz sahibi olma ve gelişen küresel düzende etkili olma arzusunda.

Independent Türkçe



Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdülaziz bin Suud bin Nayif, perşembe günü  Başkent Ankara'da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile bir araya geldi.

İki bakanın gerçekleştirdiği resmi görüşmede Prens Abdülaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman'ın talimatlarıyla, iki ülke arasındaki mevcut güvenlik işbirliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Prens Abdülaziz, bu işbirliğinin iki ülke arasındaki seçkin ilişkiler çerçevesinde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

s
İçişleri Bakanı Çiftçi ile Prens Abdülaziz bin Suud Ankara'da bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, iki ülke arasındaki köklü tarihi ve kardeşlik bağlarının farklı alanlarda işbirliği ve koordinasyon açısından örnek oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerin derinliğini, çıkarların ve stratejik yaklaşımların yakınlığını yansıttığını belirten Prens Abdülaziz, anlaşmanın mevcut jeopolitik koşullar çerçevesinde iki ülke liderlerinin krizlerle mücadelede sergilediği sağduyuyu ortaya koyan önemli bir adım olduğunu kaydetti.

cd
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Saud için Ankara'da düzenlenen resmi karşılama töreninden bir kare (SPA)

Görüşmede, ortak ilgi alanlarına giren konularda güvenlik işbirliği ve koordinasyonun geliştirilmesi, terör örgütleri ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadelede çabaların artırılması ve sınır aşan suçlarla mücadele konuları ele alındı. Bu kapsamda uyuşturucu kaçakçılığı ve uyuşturucu madde ticaretinin önlenmesi de gündeme geldi.

Bölge ve dünyada yaşanan güvenlik sorunları karşısında iki ülkenin ortak çabalarını yoğunlaştırmasının önemine dikkat çekildi.

dvfgbhyjuk
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Ankara'da Türk mevkidaşıyla resmi görüşmelerde bulundu (SPA)

İki taraf, ortak ilgi alanlarına giren güvenlik konularında işbirliğinin sürdürülmesi, ortaklık mekanizmalarının geliştirilmesi ve güvenlik meselelerinde koordinasyonun artırılması konusunda mutabık kaldı. Bu adımların iki ülke liderlerinin beklentilerini karşılamasının hedeflendiği belirtildi.


Aramco’nun kârlarından bütçe gelirlerine... Petrol gelirleri nasıl aktarılıyor?

(foto altı) Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ndeki Dammam yakınlarında bulunan Ras Tanura petrol rafinerisi (AFP)
(foto altı) Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ndeki Dammam yakınlarında bulunan Ras Tanura petrol rafinerisi (AFP)
TT

Aramco’nun kârlarından bütçe gelirlerine... Petrol gelirleri nasıl aktarılıyor?

(foto altı) Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ndeki Dammam yakınlarında bulunan Ras Tanura petrol rafinerisi (AFP)
(foto altı) Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ndeki Dammam yakınlarında bulunan Ras Tanura petrol rafinerisi (AFP)

Saudi Aramco’nın finansal sonuçları ile üçüncü çeyrek bütçe performans raporunun aynı gün yayımlanması, şirketin kârlarındaki artış ile bütçeye kaydedilen devlet petrol gelirlerindeki düşüş arasındaki zıtlığı gözler önüne serdi. Yılın ilk dokuz ayında Aramco’nun net kârı yüzde 34,2 artarak 380,6 milyar riyale (101,5 milyar dolar) yükselirken, aynı dönemde devletin petrol gelirleri yüzde 1,3 geriledi; sadece üçüncü çeyrekte ise yaklaşık yüzde 23’lük bir düşüş kaydetti.

Öte yandan, iki gösterge arasındaki bu kıyaslama, şirket kârları ile devlet hazinesine giren gelirler arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu göstermez. Zira kârların kayda geçirilme esasları ile devlet gelirlerinin hesaplanma ve tahsilat zamanlaması birbirinden farklı. Ayrıca vergiler, telif hakları, temettüler ve mahsuplaşma mutabakatları dahil olmak üzere, taraflar arasındaki mali ilişkinin birden fazla kanalı bulunmakta.

Aramco’nun kârı ve nakit akışları

Aramco, 2026 yılının ilk dokuz ayında, geçen yılın aynı dönemindeki 283,6 milyar riyale (75,6 milyar dolar) kıyasla yüzde 34,2 artışla 380,6 milyar riyal (101,5 milyar dolar) net kâr açıkladı. Şirketin düzeltilmiş net kârı ise bir önceki yılki 302,3 milyar riyalden (80,6 milyar dolar) 368,9 milyar riyale (98,4 milyar dolar) yükseldi.

Ancak şirketin raporuna göre kârlılıktaki bu artış, faaliyetlerden elde edilen nakit akışına aynı ölçüde yansımadı. Faaliyet faaliyetlerinden elde edilen nakit akışı, bir önceki yılın aynı dönemindeki 357,6 milyar riyale (95,4 milyar dolar) yakın bir seyir izleyerek 355,8 milyar riyal (94,9 milyar dolar) seviyesinde neredeyse yatay kaldı.

ascdfvgthy
Riyad’daki menkul kıymetler borsasında, Aramco hisselerinin işlem gördüğü işlem panosuna bakan bir adam (Arşiv – AFP)

Aramco bu durumu, henüz tahsil edilmemiş satışlar, stoklar ve alacak-borç kalemleri gibi günlük operasyonların yürütülmesinde kullanılan fonlarla ilişkili işletme sermayesi değişiklikleriyle açıkladı. Bu değişimler, artan kârın faaliyet nakit akışı üzerindeki etkisini sınırladı.

Buna karşılık, serbest nakit akışı bir önceki yılki 217,3 milyar riyalden (57,9 milyar dolar) 221,6 milyar riyale (59,1 milyar dolar) yükseldi. Şirketin faaliyet nakit akışından sermaye harcamaları düşüldükten sonra kalan nakit miktarını ölçen bu gösterge, sermaye harcamalarının karşılaştırma dönemindeki 140,3 milyar riyalden (37,4 milyar dolar) 134,2 milyar riyale (35,8 milyar dolar) gerilemesinden olumlu etkilendi.

Bütçedeki petrol gelirleri

Tablonun diğer tarafında ise Aramco’nun kârındaki artış, devletin petrol gelirlerine aynı oranda yansımadı. Maliye Bakanlığı verileri, petrol gelirlerinin üçüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 23 azalarak, geçen yılın aynı dönemindeki 150,8 milyar riyalden (40,2 milyar dolar) 116,5 milyar riyale (31,1 milyar dolar) gerilediğini gösterdi.

Yılın ilk dokuz ayı genelinde ise petrol gelirleri, 2025’in aynı dönemindeki 452,4 milyar riyale (120,6 milyar dolar) kıyasla yüzde 1,3 oranında sınırlı bir düşüşle 446,3 milyar riyal (119 milyar dolar) olarak gerçekleşti.

Buna karşılık, petrol dışı gelirler ilk dokuz ayda yüzde 8 artarak 412,5 milyar riyale (110 milyar dolar) yükseldi ve bütçenin toplam gelirlerinin yüzde 3 artışla 858,9 milyar riyale (229 milyar dolar) ulaşmasına katkı sağladı. Sadece üçüncü çeyrekte ise petrol dışı gelirler yüzde 20 artışla 142,6 milyar riyale (38 milyar dolar) tırmandı.

Böylece petrol dışı gelirlerdeki büyüme, petrol gelirlerindeki düşüşün toplam bütçe gelirleri üzerindeki etkisini sınırlamaya yardımcı oldu. Üçüncü çeyrekte harcamalar 343,4 milyar riyal (91,6 milyar dolar), gelirler ise 259,1 milyar riyal (69,1 milyar dolar) olarak gerçekleşirken, çeyreklik bütçe açığı yaklaşık 84,3 milyar riyal (22,5 milyar dolar) oldu.

Neden rakamlar aynı yönde hareket etmiyor?

Aramco’nun sonuçları ile bütçe gelirleri arasındaki farkın bir nedeni, her iki tarafın yansıttığı verilerin niteliğindeki farklılıktan kaynaklanıyor. Şirketin kârı muhasebe standartlarına göre kayda geçirilirken, bütçe verileri ilgili dönemde tahsil edilen devlet gelirlerini yansıtıyor. Ayrıca devletin Aramco’nun faaliyetlerinden sağladığı fayda; vergiler, telif hakları ve temettüler dahil olmak üzere birden fazla kanal üzerinden gerçekleşiyor ve bu tutarların tahakkuk ile ödeme tarihleri değişkenlik gösteriyor.

Muhasebeleştirilen kârlar, alacakların tahsilat zamanlaması, stok değişimleri ve operasyonel ödemelerden etkilenen likidite nedeniyle aynı dönemde zorunlu olarak nakit akışına dönüşmeyebiliyor. Bu durumun etkisi, Aramco ile hükümet arasındaki doğrudan nakit ödemelerle sınırlı kalmayan ve karşılıklı bazı yükümlülüklerin takas (mahsup) yoluyla kapatılmasını da içeren mali işlemlerde net biçimde görülüyor. Örneğin, şirketin nakit olarak ödediği gelir vergisi, hükümetten olan alacaklarının vergi yükümlülüklerinden düşülmesiyle ikinci çeyrekteki yaklaşık 51 milyar riyalden (13,6 milyar dolar) üçüncü çeyrekte 2,8 milyar riyale (yaklaşık 747 milyon dolar) geriledi. Karşılıklı borç ve alacakların nakit transferi yerine birbiriyle mahsuplaşılması esasına dayanan bu mekanizma, taraflar arasındaki nakit akışının büyüklüğünü ve zamanlamasını doğrudan etkiliyor.

cdghyj
Riyad’daki gökdelenlerin önünden geçen arabalar (AFP)

Dolayısıyla, devlet petrol gelirlerinin Aramco’nun sonuçlarıyla aynı doğrultuda hareket etmesi bir zorunluluk teşkil etmiyor; nitekim her iki unsur da farklı faktörlerden ve hesaplama mekanizmalarından etkileniyor. Şirketin kârı ilgili dönemdeki finansal performansını yansıtırken, bütçeye kaydedilen devlet gelirleri; kamunun hak ettiği vergi, telif hakkı ve temettüler ile bunların tahsilat ve mahsuplaşma takvimine dayanıyor. Bu nedenle, devlet petrol gelirlerinin gerilediği bir dönemde şirketin kârı artış gösterebiliyor.

Sonuç olarak veriler, Aramco’nun güçlü kârlılığını sürdürdüğünü ve yüksek nakit akışı seviyelerini koruduğunu gösteriyor. Bu durum, şirketin yatırımlarına ve başta devlet olmak üzere hissedarlarına temettü dağıtmaya devam etme kapasitesini destekliyor. Öte yandan, petrol dışı gelirlerdeki büyüme, petrol gelirlerindeki dalgalanmaların etkisini sınırlamada bütçe kaynaklarının çeşitlendirilmesinin önemini ortaya koyarken, kamu maliyesini destekleyen kanalları güçlendiriyor ve Krallık’taki ekonomik dönüşüm sürecine katkı sağlıyor.


Halid bin Selman, ABD, Fransa ve Yunanistan ile savunma iş birliğini ele aldı

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman (Şarku'l Avsat)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman (Şarku'l Avsat)
TT

Halid bin Selman, ABD, Fransa ve Yunanistan ile savunma iş birliğini ele aldı

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman (Şarku'l Avsat)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman (Şarku'l Avsat)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, başta gerilimi düşürme ve bölgedeki tansiyonu kontrol altına alma çabaları olmak üzere çeşitli konuları görüştü.

Prens Halid bin Selman, dün Hegseth ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki savunma alanındaki stratejik iş birliğinin geleceğini ele aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  görüşmede ayrıca Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının devam etmesi konusu da gündeme geldi.

Öte yandan Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Catherine Vautrin ile de bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve bu gelişmeler karşısında yürütülecek koordineli çalışmaları görüştü. Görüşmede, bölge ve dünya genelinde güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesi konusu ele alındı.

Prens Halid bin Selman ile Bakan Vautrin, telefon görüşmesinde Suudi Arabistan ile Fransa arasında savunma alanındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri geliştirme yollarını da değerlendirdi.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ise iki ülke arasında savunma alanında mevcut ve gelecekteki iş birliği kanallarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi yollarını ele aldı.

Prens Halid bin Selman ve Bakan Dendias, bölgede yaşanan gelişmeler ışığında bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik ortak çabaları da görüştü.