Microsoft Arabia Başkanı, Şarku’l Avsat’a Suudi Arabistan’da yapay zekânın bir sonraki aşamasına ilişkin öncelikleri anlattı

Göreve gelmesinden bu yana verdiği ilk röportaj… Ayman AlGhamdi: Bulut teknolojisi, beceriler ve ölçülebilir etki en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor

Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
TT

Microsoft Arabia Başkanı, Şarku’l Avsat’a Suudi Arabistan’da yapay zekânın bir sonraki aşamasına ilişkin öncelikleri anlattı

Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)

Suudi Arabistan’da yıllar süren altyapı ve düzenleyici çerçeve çalışmalarının ardından yeni hedef, yapay zekânın kurumların merkezine fiilen entegre edilmesi haline geldi. Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi, şirketin Krallık’taki faaliyetlerinin başına geçmesiyle birlikte bu entegrasyon açığını en önemli önceliği olarak belirledi.

Geçtiğimiz temmuz ayında göreve gelmesinden bu yana verdiği ilk medya demecinde AlGhamdi, önümüzdeki döneme ilişkin üç temel öncelik sıraladı: Güvenilir bir bulut altyapısı oluşturmak, yapay zekâyı deney aşamasından fiili kullanıma geçirmek ve yerel kapasiteyi artırmak. Bu hedefler, Krallık’ın Doğu Bölgesi’nde bir Azure bölgesinin kullanıma sunulması, yetkinlik geliştirme programlarının genişletilmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte büyümeye uygun yerel çözümlerin geliştirilmesi süreçleriyle eş zamanlı olarak yürütülecek.

Kurumlar içindeki uygulama açığı

AlGhamdi, Suudi Arabistan’ın veri ve yapay zekâya dayalı bir ekonomiye geçiş için gerekli altyapı, veri yönetişimi, sorumlu yapay zekâ ve kapasite inşası alanlarında temel adımları büyük oranda tamamladığını belirtti.

Bu kapsamda Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) kaydettiği ilerlemeye dikkat çeken AlGhamdi, mevzuat çerçevesinin veriyle ilgili 32, yapay zekâyla ilgili ise 13 düzenleyici aracı kapsadığını ifade etti. AlGhamdi buna karşın, önümüzdeki sürecin daha çok kurumların kendi iç dinamiklerinde yaşanacak gelişmelere bağlı olacağını vurguladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan AlGhamdi, “Birtakım kurumlar yapay zekâyı temel operasyonlarına entegre etmek yerine halen bir deney alanı olarak görmeye devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu. Söz konusu açığın kapatılması için yapay zekânın doğrudan iş performansına, hizmetlere ve müşteri deneyimine bağlanması gerektiğini belirten AlGhamdi, kullanımın ölçülebilir bir etkiye dönüşebilmesi adına uygun veri, yönetişim, nitelikli insan kaynağı ve işletim modellerinin sağlanmasının şart olduğunu kaydetti.

gjuk
Microsoft: Bulut ve yapay zekâ sağlayıcıları arasındaki rekabet, sadece modeller ve altyapı sunmaktan öteye geçerek, kurumlar içinde gerçek ve güvenli bir etki yaratma yeteneğine doğru kayacak. (Adobe)

Bu yaklaşım, AlGhamdi’nin ilk yılındaki önceliklerinin odağını oluşturuyor. AlGhamdi, hedefin yapay zekânın etkisini ‘sadece bir başlık olmaktan çıkarıp somut hale getirmek’ ve bunu kurumların çalışma yöntemlerine, sundukları hizmetlere ve elde ettikleri sonuçlara yansıtmak olduğunu ifade etti.

İlk yıl için üç öncelik

AlGhamdi ilk olarak, Krallık’ın Doğu Bölgesi’ndeki Azure bölgesinin müşteri iş yüklerine açılmasına hazırlık kapsamında, ‘güvenilir bulut altyapısı’ şeklinde adlandırdığı unsuru öne çıkardı. AlGhamdi bu adımı, yalnızca ülke içindeki işlem kapasitesini artırmakla sınırlı görmeyip kurumların hassas sistemlerini güvenli ve sorumlu bir şekilde modernize edebilme yeteneğiyle ilişkilendirdi.

İkinci öncelik ise yapay zekâ projelerini deney aşamasından pratik değere dönüştürmek. AlGhamdi, başarı kriterinin şirketlerin duyurduğu kullanım senaryolarının sayısıyla değil; verimlilik, hizmetler, operasyonlar ve müşteri deneyiminde sağlanan somut iyileşmeyle ölçüleceğini vurguladı.

Bu deneysel süreçten pratik kullanıma geçişin bir örneği olarak AlGhamdi, Obeikan Group tarafından akıllı fabrikalar için geliştirilen akıllı sistem O3ai platformunu işaret etti.

Suudi yetkinliklerinin geliştirilmesini ise üçüncü sıraya koyan AlGhamdi, Microsoft’un 2030 yılına kadar Suudi Arabistan’da 3 milyon kişinin yapay zekâ becerileri kazanmasına yardımcı olma taahhüdünü hatırlattı. Dönüşümün yerel düzeyde inşa edilmesi ve sürdürülebilir kılınmasının hedeflendiğini belirten AlGhamdi, “Dönüşümü tek başına teknoloji değil, insanlar gerçekleştirir” değerlendirmesinde bulundu.

Bulut teknolojisi... Yerel barındırmadan çok daha fazlası

AlGhamdi, Suudi Arabistan’daki bulut bölgesinin faaliyete geçmesini yalnızca bir kapasite veya veri depolama meselesi olarak sunmayıp şirketlerin ve kamu kurumlarının kritik iş yüklerini modernize etme ve yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırma yeteneğiyle ilişkilendiriyor. Ulusal ölçekte bir genişlemenin; bulut hazırlığı, veri altyapısı, güvenlik, yönetişim, yetkinlikler ve güçlü bir ortaklık ağını içeren bütüncül unsurlara ihtiyaç duyduğuna dikkati çeken AlGhamdi, yeni bulut bölgesinin yaratacağı asıl geniş etkinin dijital değer üretiminin daha büyük bir kısmının Krallık içine taşınmasıyla görüleceğini belirtiyor. AlGhamdi, bu durumun daha fazla yerel çözüm, teknik kapasitenin derinleşmesi ve iş ortakları arasında yenilikçiliğin yaygınlaşması anlamına gelebileceğini ifade ediyor. Uzun vadede ise hem Suudi pazarında hem de bölgedeki diğer pazarlarda kullanılabilecek fikri mülkiyetlerin üretilmesinin hedeflendiğini vurguluyor.

Daha rekabetçi bir pazar

AlGhamdi, Suudi müşterilerin yerel ve küresel bulut hizmet sağlayıcıları arasında geniş bir seçenek yelpazesine sahip olmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirerek, bu durumun ‘güçlü ve hızla olgunlaşan’ bir pazarı yansıttığını ifade etti. Bulut kapasitesinin genişlemesi ve gelişmiş yapay zekâ modellerine erişimin kolaylaşmasıyla birlikte AlGhamdi, rekabetin yalnızca altyapıya veya modele sahip olma ekseninde kalmayacağını vurguladı.

“Fark yaratma süreci erişimden etkiye kayacak” değerlendirmesinde bulunan AlGhamdi, asıl sorunun modele kimin sahip olduğu değil; kurumların bu teknolojiyi güvenli, sorumlu ve çalışma yöntemlerini fiilen değiştirecek şekilde kullanmalarına kimin yardımcı olabileceği hususunda düğümleneceğini belirtti.

cdfgthy
Microsoft, Suudi kuruluşların önündeki en büyük zorluğun, yapay zekâ deneyimlerinden, bunu süreçlere fiilen entegre etmeye ve ölçülebilir sonuçlar elde etmeye geçiş yapmak olduğunu düşünüyor. (Adobe)

AlGhamdi bu durumu; bulut, veri, siber güvenlik, verimlilik araçları, iş uygulamaları, geliştirici araçları ve model seçeneklerinin tek bir platformda birleştirilmesi hedefiyle ilişkilendiriyor. Böylece yapay zekânın günlük iş akışlarının, kararların, operasyonların ve müşteri deneyimlerinin doğal bir parçası haline gelmesi amaçlanıyor.

Her bir kurumun kendine özgü veri, bağlam ve kurumsal bilgi birikimi üzerindeki denetimine de dikkat çeken AlGhamdi, Microsoft’un rekabette öne çıkardığı unsurları ‘güven, seçim imkanı ve kontrol’ kavramlarıyla özetlerken, bunların yanı sıra yapay zekâyı ölçeklenebilir ve ölçülebilir bir etkiye dönüştürme yeteneğinin önemini vurguladı.

Yapay zekâdan elde edilen dengesiz getiri

Üretken yapay zekâya yönelik yatırımların hız kazanmasına rağmen AlGhamdi, kurumların veri, operasyon ve yönetişim sorunlarını çözme kapasitelerinden daha hızlı bir şekilde bu teknolojilere yönelme riski bulunduğunu kabul etti.

Üretken yapay zekânın bir kurumun halihazırda yürüttüğü süreçleri hızlandırabileceğini belirten AlGhamdi, ancak bu teknolojinin ‘zayıf veri altyapısını, dağınık operasyonları veya net bir yönetişim eksikliğini telafi edemeyeceğini’ vurguladı. AlGhamdi, en güçlü sonuçları elde eden kurumların yapay zekâyı bağımsız bir teknoloji projesi olarak değil, iş dönüşümünün bir parçası olarak ele alanlar olduğunu ifade etti.

Söz konusu duruma Ma'aden şirketinin deneyimini örnek gösteren AlGhamdi, şirketteki ekiplerin Microsoft 365 Copilot, Copilot Studio ve Azure OpenAI Service kullanarak ayda 2 bin 200 saatten fazla zaman tasarrufu sağladığını kaydetti. AlGhamdi’ye göre adaptasyon hızı, üzerine kurulduğu altyapının kalitesinden bağımsız değerlendirilmemeli. Güvenlik ve yönetişimin aynı hızla ilerlemesi gerektiğini belirten AlGhamdi, bu noktada asıl sorunun kurumun çok hızlı hareket edip etmediği değil; kurumsal, veri ve güvenlik altyapısının bu hızla eş zamanlı ilerleyip ilerlemediği olduğunu vurguladı.

Teknoloji tüketiminden teknoloji üretimine

AlGhamdi, Suudi Arabistan’daki önümüzdeki dönemin yalnızca küresel platformların kullanımıyla sınırlı kalmayıp Krallık içinden geliştirilen ve ülke sınırlarını aşabilecek teknolojileri inşa etme kapasitesinin artırılmasıyla ilgili olduğunu vurguladı.

Bu doğrultuda Microsoft’un rolünün Suudi şirketlerine, girişimlere ve yazılımcılara bulut altyapısı, yapay zekâ araçları, siber güvenlik, veri platformları ve ortaklık ekosistemi desteği sunmak olduğunu belirten AlGhamdi, yerel bulut bölgesinin veri depolama ve mevzuat gereksinimlerini karşılarken ülke içinde çözümler geliştirilmesine ve barındırılmasına imkân tanıyacağını kaydetti.

Uzun vadedeki fırsatın çok sayıda Suudi kurumunun ‘teknoloji tüketiminden teknoloji üretimine’ geçiş yapması olduğunu ifade eden AlGhamdi, bunun bölgesel ve küresel ölçekte rekabet edebilecek fikri mülkiyetlerin, platformların ve yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini kapsadığını belirtti.

Dijital egemenlik ve yerel kapasite

AlGhamdi, dijital egemenlik ile veri depolama, operasyonel kontrol ve teknik bağımsızlık arasındaki farklara ilişkin bir soruya yanıt verirken, yerel düzeyde çözüm geliştirme ve bunları Krallık içinde barındırma kapasitesini artırma konusuna odaklandı.

Yerel bulut altyapısının varlığının, girişimcilerin veri depolama ve mevzuat gereksinimlerini gözeterek Suudi Arabistan içinde çözümler geliştirmesine ve barındırmasına imkân tanıdığını belirten AlGhamdi, bu durumu teknolojiyi kullanmaktan üretmeye geçiş süreciyle ilişkilendirdi.

AlGhamdi; veri depolama, operasyonel kontrol ve teknik bağımsızlık kavramları arasında doğrudan bir ayrıma gitmedi. Buna karşın meseleyi; Suudi şirketlerinin, girişimlerin ve yazılımcıların teknik değerin, bilginin ve fikri mülkiyetin daha büyük bir kısmını Krallık bünyesinde tutabilme yeteneğiyle bağdaştırdı.

Altyapının ötesinde bir rol

AlGhamdi, Microsoft’un Suudi Arabistan’daki rolünü değerlendirirken, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı ile bulut, yetkinlik gelişimi ve sorumlu yapay zekâ alanlarındaki iş birliği de dahil olmak üzere hükümet, kurumlar, şirketler, yazılımcılar, iş ortakları ve eğitim kurumlarıyla yürütülen 25 yılı aşkın geçmişe dikkat çekti.

Mevcut sürecin sorumluluk seviyesini yalnızca teknoloji sunmanın ötesine taşıdığını belirten AlGhamdi, bunu hizmetlerin ve verimliliğin artırılması, güvenli dijital ortamların güçlendirilmesi ve Suudi yetenekler için daha geniş fırsatlar yaratılması gibi ulusal kazanımlara dönüştürme gerekliliğini vurguladı.

xsdfrgt
Microsoft Arabia, uzun vadeli başarıyı, beceri, yetenek, çözüm ve platformların geliştirilmesi yoluyla Suudi Arabistan’ın teknoloji tüketiminden üretimine geçişiyle ilişkilendiriyor. (Adobe)

AlGhamdi, Microsoft bünyesindeki 15 yılı aşkın deneyiminin ardından bu göreve getirildi. Daha önce şirketin Suudi Arabistan’daki kamu kurumları, ulusal kuruluşlar, eğitim ve sağlık sektörlerine yönelik faaliyetlerini yöneten AlGhamdi, kamu bulut düzenlemeleri ile ulusal analiz platformuna ilişkin girişimlerde de yer aldı. AlGhamdi’nin kariyer geçmişinde ayrıca Oracle ve Google bünyesinde üstlendiği roller bulunuyor.

Önümüzdeki üç yılın sınaması

AlGhamdi, görevdeki üç yılının ardından başarısının nasıl değerlendirileceğine ilişkin soruya yanıt verirken; bunu iş hacmi ya da satılan ürün sayısıyla sınırlamadı. Başarıyı daha geniş bir çerçevede, yapay zekâ alanındaki hedeflerin somut sonuçlara dönüştürülmesiyle ilişkilendiren AlGhamdi, “Üç yıl sonra başarıyı tek bir soruyla değerlendireceğim: Suudi Arabistan’ın yapay zekâ vizyonunu insanların gözlemleyebileceği bir ilerlemeye dönüştürmesine yardımcı olabildik mi?” ifadelerini kullandı.

Bu hedef doğrultusunda AlGhamdi, güvenilir bulut altyapısının kurumlar ve kritik sektörler nezdinde yaygınlaşmasını, yapay zekânın deneysel süreçlerden sıyrılarak verimlilik, hizmetler ve müşteri deneyiminde ölçülebilir iyileşmelere dönüşmesini öncelik olarak tanımladı. AlGhamdi ayrıca, Krallık bünyesinde dijital değer üretebilecek Suudi yeteneklerin, iş ortaklarının ve yazılımcıların sayısının artırılmasını da temel kriterler arasında sıraladı.

Bu kapsamda AlGhamdi’nin çizdiği yeni dönem; teknoloji yatırımlarının benimsenme aşamasından uygulamaya geçiş gücünün test edilmesine odaklanıyor. Süreç, model ve platform kullanımının ötesine geçerek Suudi ekonomisi bünyesinde verimlilik, hizmet kalitesi, nitelikli insan kaynağı ve fikri mülkiyet alanlarında ölçülebilir sonuçlar elde edilmesini hedefliyor.



Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını görüşmek üzere gelecek hafta Riyad’da olağanüstü toplanacağını açıkladı.

İshak Dar, cuma günü düzenlediği basın toplantısında, komitenin toplantı sırasında atılacak sonraki adımları belirleyeceğini söyledi. Dar ayrıca 6’dan fazla ülkenin “Mekke İttifakı”na katılmak istediğini belirtti. Reuters’ın aktardığına göre Dar, söz konusu açıklamaları yaptı.

Pakistan ordusu da cuma günü yaptığı açıklamada, üst düzey komutanların Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi. Açıklamada, Pakistan’ın Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğu ve İslami kutsal mekanların güvenliğine bağlılığını sürdürdüğü ifade edildi.

f67k8
İstanbul’da düzenlenen “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısından (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif tarafından 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Anlaşması”na göre taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırı, tüm taraflara yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.

Ortak askeri müdahaleye ilişkin karar ise özellikle saldırıya uğrayan ülke başta olmak üzere anlaşmanın taraflarınca değerlendiriliyor. Müdahalenin gerekliliği, saldırının niteliği, tehdidin düzeyi ve ciddiyeti ile taraflardan beklenen katkı dikkate alınarak değerlendiriliyor. Böylece tarafların savunma kapasitelerinin arzu edilen bütünleşme çerçevesinde bir araya getirilmesi hedefleniyor.

İstanbul, 31 Ağustos’ta “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yaptı. Toplantıya Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları katıldı.

Üç ülke toplantı sırasında, bölgelerinde barış ve sürdürülebilir istikrarı sağlamak amacıyla “Mekke Anlaşması” çerçevesinde birlikte çalışma kararlılıklarını yineledi. Taraflar ayrıca gerilimi azaltmaya ve itidali teşvik etmeye yönelik çabaları desteklemeyi ve krizlerin barışçıl yollarla çözümünü teşvik etmeyi sürdüreceklerini belirtti. Bu yaklaşımın, üç ülkenin bölgesel sorumluluklarını yerine getirme konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığı ifade edildi.

hyujı
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’taki toplantıda Hakan Fidan ve Muhammed İshak Dar’ın arasında (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Üç ülkenin dışişleri bakanları 24 Eylül’de New York’ta bir araya geldi. Görüşmede anlaşma kapsamında oluşturulacak genel sekreterlik, komiteler ve çalışma gruplarının kurulmasına ilişkin kaydedilen ilerleme ile çalışmaların başlamasına yönelik hazırlıklar ele alındı.

Bakanlar ayrıca Mekke’ye yönelik saldırılar ile Suudi Arabistan’daki sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kınadı. Suudi Arabistan’ın, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca güvenliğini savunmak için uygun gördüğü tedbirleri alma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Üç ülkenin genelkurmay başkanları da 25 Eylül’de Riyad’da düzenlenen toplantıda güvenlik durumunu ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ele aldı. Komutanlar, Mekke’yi ve ülkenin sivil ve ekonomik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı.

gthyju
Riyad’da bir araya gelen Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan genelkurmay başkanları (Reuters)

Toplantıda ayrıca üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının ve askeri koordinasyonun geliştirilmesi ile savunma kapasitesinin bütünleştirilmesi yolları ele alındı. Bu adımların caydırıcılığın ve kolektif savunmanın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.


Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
TT

Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Suudi Arabistan kamu maliyesinin, petrol üretimindeki düşüşe bağlı küçülmenin ardından petrol dışı sektörün sağladığı dirençle birlikte 2027 yılına yeni bir dinamikle girmesi bekleniyor. Yayımlanan ön bütçe açıklamasına göre, kademeli bütçe açığını azaltma hedefi doğrultusunda yatırım harcamaları ve ekonomik çeşitlendirme odaklı stratejinin sürdürüldüğü bildirildi.

Ön bütçe verilerine göre, 2026 yılında yaşanması beklenen yüzde 3,6’lık daralmanın ardından Suudi Arabistan reel gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) 2027 yılında yüzde 12,8 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Bütçe açığının ise GSYİH’ye oranla yüzde 3,6 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Bu süreçte petrol dışı gelirler, özel sektörün artan rolü ve ekonomik dönüşüm yatırımları vasıtasıyla petrol dışı sektörün ekonomideki payının genişlemeyi sürdürdüğü kaydedildi.

Uzmanlar, söz konusu göstergelerin büyüme ve gelir kaynaklarında kademeli bir dönüşüme işaret ettiğini belirtti. Petrolün kamu maliyesi ve ihracattaki temel rolünü koruduğu, ancak ekonominin gelir ve büyüme üreten daha geniş bir faaliyet tabanına kavuştuğu ifade edildi.

2027 yılı bütçe öngörülerinde kamu harcamalarının 1,392 trilyon riyal (371 milyar dolar), bütçe gelirlerinin ise 1,202 trilyon riyal (320,5 milyar dolar) seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bütçe açığının ise 190 milyar riyal (50,5 milyar dolar) olacağı tahmin ediliyor.

Üç gelir senaryosu

2027 yılı bütçe öngörülerinde, devlet harcamalarının yıllık yaklaşık 1,392 trilyon riyal seviyesinde sabit tutulduğu 2027-2029 dönemine ilişkin üç ayrı gelir senaryosuna yer verildi. Bu durum, gelirlerin izleyeceği seyre bağlı olarak ortaya çıkabilecek farklı mali sonuçları göz önüne seriyor.

Temel senaryoya göre bütçe gelirlerinin 1,202 trilyon riyal, bütçe açığının ise yaklaşık 191 milyar riyal seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Yüksek gelir senaryosunda gelirlerin 1,261 trilyon riyale yükselmesi ve bütçe açığının yaklaşık 132 milyar riyale gerilemesi varsayılıyor. Düşük gelir senaryosunda ise gelirlerin 1,134 trilyon riyale düşmesiyle birlikte bütçe açığının yaklaşık 259 milyar riyale çıkacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu senaryolar, gelirlerin bir kısmının petrol piyasalarındaki gelişmeler ve küresel ekonomiye bağlı olması nedeniyle kamu maliyesinin karşı karşıya bulunduğu olasılık yelpazesini yansıtırken; hükümetin harcamaları belirli seviyeler dahlinde planlamayı sürdürdüğünü gösteriyor. Bu yaklaşım ayrıca, maliye politikasının harcamaları kısa vadeli gelir dalgalanmalarına doğrudan bağlamak yerine, bütçe açığı seviyesindeki değişimler vasıtasıyla gelir farklılıklarını absorbe etme kapasitesini ortaya koyuyor.

Harcamalar ve bütçe açığı

Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdullah el-Mir, 2027 bütçesinde açık verilmesine rağmen harcamaların yüksek seviyelerde sürdürülmesinin, maliye politikasının büyümeyi destekleme ve ekonomideki yapısal dönüşümü finanse etme amacıyla kullanıldığını gösterdiğini belirtti.

GSYİH’nin yaklaşık yüzde 3,6’sı olarak öngörülen bütçe açığının, ekonomik faaliyeti desteklemek ile mali sürdürülebilirliği korumak arasında denge kurmayı hedefleyen bir maliye politikasının sonucu olduğunu ifade eden el-Mir, açık seviyesinin değerlendirilmesinde finansman sağlanan harcamanın niteliğinin belirleyici olduğuna dikkat çekti.

Harcamaların altyapı, kalkınma ve ekonomik dönüşüm projelerine yönlendirilmesinin büyümeyi destekleyebileceğini ve petrol dışı faaliyet tabanını genişletebileceğini vurgulayan el-Mir, üretken olmayan cari harcamalardaki artışın ise borç yükünü ve finansman maliyetlerini yükselterek rezervler üzerinde baskı oluşturabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, Suudi Arabistan’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının mevcut tahminlere göre yüzde 30 ila 33 arasında seyrettiğini, hükümetin ise sukuk ve tahvil dâhil olmak üzere yerel ve uluslararası finansman araçlarını kullanmaya devam ettiğini bildirdi.

Petrol dışı gelirler

El-Mir, gelir yapısındaki dönüşümün ekonomik tabanın genişlemesi ve kamu maliyesinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalması açısından önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Bu doğrultuda, petrol dışı gelirlerin toplam harcamaları karşılama oranının 2015 yılındaki yaklaşık yüzde 17 seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık yüzde 36’ya yükseldiğine dikkat çekti.

Söz konusu dönüşümün Suudi Arabistan ekonomisinin büyümesi, özel sektör katkısı ve yatırımlardaki artışla eş zamanlı gerçekleştiğini ifade eden el-Mir, bu gelişmenin altyapı, turizm ve dijital dönüşümün de aralarında bulunduğu sektörlerdeki petrol dışı faaliyetlerin genişlemesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir ayrıca, Ulusal Yatırım Stratejisi kapsamındaki yatırımların, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) genişleme adımlarının ve Bölgesel Merkez Ofis Programı’nın petrol dışı sektörleri canlandırdığını kaydetti. Tahminlerine göre, 700’den fazla uluslararası şirketin bölgesel merkez ofislerini Riyad’a taşıdığı bilgisini paylaştı.

Dış riskler

El-Mir, 2027 bütçesinin karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin olarak, bölgedeki ve dünyadaki jeopolitik gelişmelerin petrol ve emtia piyasaları ile navlun süreçlerini etkileyen en önemli unsurlar arasında yer almayı sürdürdüğünü belirtti.

Küresel ekonomideki yavaşlamanın enerji fiyatlarındaki artışla eş zamanlı seyretmesinin Suudi Arabistan’ın petrol ve petrol dışı ihracat talebine yansıyabileceğini ifade eden el-Mir, küresel enflasyonun devam etmesi ve yüksek faiz oranlarının ise özel sektörün finansman maliyetlerini artırabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, küresel enflasyonist baskıların bir kısmının mal, hizmet ve navlun maliyetlerindeki artış yoluyla iç piyasa fiyatlarına yansıma ihtimaline dikkat çekerek, Suudi Arabistan’da enflasyonun 2026 yılında yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiğini aktardı.

Petrol dışı ekonomi endeksi

El-Mir, petrol dışı faaliyetlerin reel GSYİH büyümesinin, ekonomik çeşitlendirmenin sürdürülebilirliği ve petrole olan nispi bağımlılığın azalmasının bir göstergesi olarak 2027 yılında Suudi Arabistan ekonomisinin performansını takip etmedeki en önemli kriter olacağını belirtti.

Petrol dışı faaliyetlerdeki büyümenin petrol dışı gelirler, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği ve istihdam piyasasına olumlu yansıdığını ifade eden el-Mir, enflasyon, petrol dışı gelirlerin harcamaları karşılama oranı, Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, özel sektörün GSYİH’ye katkısı ve borcun GSYİH’ye oranı gibi göstergelerin de bu süreçte kritik önem taşıdığını vurguladı.

Ekonomik dönüşüm

Finans Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, 2027 bütçe rakamlarının maliye politikasının yalnızca harcamaları denetleme veya bütçe açığını kısma odaklı olmadığını; mali sürdürülebilirlikle eş zamanlı olarak ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine odaklandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

fvgrbthyjukılo
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Bütçenin ekonomik dönüşümü destekleyen projelere ve sektörlere harcama yapmaya devam etmeyi, özel sektörün rolünü güçlendirmeyi ve petrol dışı faaliyetlerin katkısını artırmayı hedeflediğini belirten el-Attas; aynı zamanda büyüme ve yatırımları destekleyecek harcama seviyelerinin korunduğunu aktardı.

El-Attas, bu durumun maliye politikasının petrol gelirlerini yönetme odaklı anlayıştan, daha çeşitli bir ekonomiyi yönetme ve kamu maliyesini sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir araç olarak kullanma yaklaşımına evrildiğini gösterdiğini kaydetti.

Petrol dışı gelir artışı

El-Attas, son on yıldaki en göze çarpan dönüşümün petrol dışı gelirlerdeki büyük artış olduğuna dikkat çekerek, bu gelirlerin 2015 yılındaki yaklaşık 166 milyar riyal seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 505 milyar riyale yükseldiğini belirtti. Bu büyümenin yalnızca gelirlerdeki geçici bir artıştan ibaret olmadığını, ekonomideki yapısal dönüşümü yansıttığını vurguladı.

Petrol dışı ekonomik faaliyet tabanının genişlemesinin; özel sektörün, turizmin, hizmetlerin, sanayinin, teknolojinin ve yatırımların artan rolüyle birlikte Suudi Arabistan ekonomisine büyüme ve gelir üretme noktasında daha geniş bir zemin kazandırdığını da sözlerine ekledi.

Petrol hâlâ temel unsur

El-Attas’a göre, Vizyon 2030’un hayata geçirilmesinin ardından geçen yaklaşık on yıllık süreçteki en belirgin ekonomik başarı, ekonomik çeşitlendirmenin planlama ve girişim aşamasından çıkarak ekonomide ve kamu maliyesinde somut etkilerini göstermeye başlaması oldu. Bu doğrultuda petrol dışı gelirlerin kamu maliyesi için kritik bir kaynak haline geldiği ifade edildi.

Suudi Arabistan ekonomisinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalmasının ham petrolün etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirten el-Attas, petrolün gelirler ve ihracat içindeki ana bileşen konumunu koruduğunu, bu nedenle fiyat ve üretim değişimlerinin kamu maliyesi üzerindeki etkisinin sürdüğünü kaydetti.

Bununla birlikte el-Attas, günümüzdeki temel farkın petrol dışı ekonominin genişlemesi ile büyüme ve gelir üretme kapasitesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun, petrol ana sütun olarak kalmaya devam ederken Suudi Arabistan ekonomisinin büyüme motorlarını çok yönlü hale getirdiğini vurguladı.

Ekonomik dönüşümün özünün petrolden vazgeçmek olmadığını dile getiren el-Attas, amacın petrol piyasasındaki değişen koşullara rağmen büyümeyi ve genişlemeyi sürdürebilen bir ekonomi inşa etmek olduğunu ifade etti.


Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
TT

Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Kral Selman bin Abdulaziz adına çarşamba günü Şura Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’ın bölgesel krizlere yaklaşımına ilişkin bir dizi mesaj yer aldı.

Analistlere göre söz konusu mesajlar, istikrarın ve siyasi çözüm yollarının desteklenmesi, egemenlik ve çıkarların korunması ile Vizyon 2030 programları kapsamında hız kazanan ekonomik reformların sürdürülmesine vurgu yaptı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi konuşmasında, ülkesinin uluslararası iş birliğini güçlendirmek, gerilimi azaltmak ve gerginliklerin önüne geçmek için çalıştığını belirterek, kendisine yönelik herhangi bir tehdit veya saldırıya karşı kararlı şekilde karşılık vermekten çekinmeyeceğini vurguladı. Muhammed bin Selman ayrıca ülkesinin, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu aracılığıyla Yemen hükümetini desteklediğini belirterek, bunun amacının ‘ülke genelinde otoritesini tesis etmek, istikrarı yeniden sağlamak ve kaos ve yıkımı, Yemen halkını ve bölgeyi tehdit etmeyi kendisine yol edinmiş terörist Husilerin saldırılarına karşı koymak’ olduğunu ifade etti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın konuşmasında, tüm Körfez ülkelerini hedef alan saldırıların bölgenin güvenliği ve istikrarının bölünmez bir bütün olduğunu teyit ettiğini belirterek, “Kardeşlerimizle birlikte Körfez güvenliğini korumak, stratejik iş birliği ve ekonomik bütünleşme için çalışıyoruz” dedi. Muhammed bin Selman ayrıca, Suudi Arabistan’ın Filistin halkının haklarına bağlılığının köklü bir tutum olduğunu ve Filistin halkı meşru haklarına kavuşana kadar devam edecek kesintisiz bir çaba niteliği taşıdığını vurguladı.

6 önemli nokta

Siyasi analist Münif el-Harbi, Kral’ın konuşmasının altı temel noktayı içerdiğini belirtti. Bunların başında, Yemen hükümetinin meşru otoritesinin ülke topraklarının tamamında hakimiyet kurabilmesi için desteklenmesine yapılan vurgu geldiğini ifade eden el-Harbi, bunun siyasi bir çözüme ulaşılabilmesi için ‘sahada Yemen hükümetinin meşru otoritesi lehine etkili bir değişim’ gerektiğine işaret ettiğini söyledi.

Mekke İttifakı

El-Harbi, Veliaht Prens’in Mekke İttifakı olarak adlandırdığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda Türkiye ve Pakistan’ın üstlendiği rollere yönelik Suudi Arabistan’ın ‘açık memnuniyetine’ de dikkat çekti. Ayrıca çok uluslu savunma amaçlı deniz ittifakının, deniz ulaşımının serbestisinin ve uluslararası toplumun bu konudaki sorumluluğunun önemine vurgu yapıldığını belirtti.

Filistin meselesi, Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasında yer alıyor

El-Harbi’ye göre, bölgedeki art arda yaşanan krizlere rağmen Filistin meselesinin konuşmada yer alması, konunun Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasındaki yerini koruduğunu gösteriyor. Bunun, Ortadoğu’da barışın sağlanmasının 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasına bağlı olduğunun vurgulanmasıyla ortaya konulduğunu belirtti.

İç politikaya ilişkin olarak ise el-Harbi, konuşmada siyasi ve güvenlik koşullarıyla mücadele ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında bağlantı kurulduğuna dikkat çekti. Veliaht Prens’in, vizyon kapsamındaki programların hedeflerinin yüzde 93’üne ulaşıldığını belirttiğini aktaran el-Harbi, kalkınma, ülkenin güçlendirilmesi ve refahın artırılması ile yaşam kalitesinin iyileştirilmesine odaklanılmaya devam edildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri yetenekleri hakkında bir mesaj

El-Harbi, konuşmanın Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri kapasitesine ve tehditlerle başa çıkma kabiliyetine ilişkin de bir mesaj içerdiğini belirtti. Bunun yanı sıra, krallığın karşı karşıya olduğu zorluklarla mücadele etmesini ve bunları fırsatlara dönüştürmesini sağlayan ‘nitelikli caydırıcılık kapasitesine’ dikkat çekildiğini ifade etti.

Siyasi araştırmacı Faysal eş-Şemri ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın ‘kendine güvenen, çıkarlarını bilen ve bölgesel meseleleri istikrar ve sorumlu güç anlayışıyla ele alan bir devlet’ konumundan hareket ettiğini yansıttığını değerlendirdi.

Eş-Şemri, konuşmanın siyasi boyutunda Körfez güvenliğinin birbiriyle bağlantılı olduğuna ve bölgesel sorunların birbirinden bağımsız meseleler olarak değil, bölgenin güvenlik ve istikrarına yansıyan tek bir sistemin parçaları olarak ele alınması gerektiğine vurgu yapıldığını söyledi.

Konuşmanın, bir yandan diplomatik çözümlerin desteklenmesi ve gerilimin azaltılması, diğer yandan egemenliğin ve ulusal çıkarların korunmasına yönelik vurgular arasında bir denge ortaya koyduğunu belirten eş-Şemri, değerlendirmesini bu yönde sürdürdü.

Stratejik bir boşluk bırakmamak

Eş-Şemri, Filistin meselesi, Kızıldeniz ve Körfez’in güvenliği ile Yemen’in istikrarına ilişkin tutumların, Suudi Arabistan’ın bu konulardaki dış politika ilkelerinin devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Konuşmanın genel mesajının ise krallığın gerilimi tırmandırmayı amaçlamadığı, ancak aynı zamanda çevresinde ‘stratejik bir boşluk’ oluşmasına da izin vermediği yönünde olduğunu ifade etti.

Uluslararası ilişkiler uzmanı araştırmacı Ahmed el-İbrahim ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın diplomatik girişimlerle ulusal çıkarlarını koruma kapasitesini bir arada sürdürdüğünü gösterdiğini belirtti. El-İbrahim, bölgenin istikrarının devlet kurumlarının desteklenmesi ve krizlerin uzun vadeli tehdit kaynaklarına dönüşmesinin önlenmesiyle bağlantılı olduğunun vurgulandığını kaydetti.

El-İbrahim, bölgesel gelişmeler ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında kurulan bağlantının, Riyad’ın kalkınmayı krizlerle birlikte kesintiye uğramayan stratejik bir süreç olarak gördüğüne işaret ettiğini söyledi. Bölgesel meseleler açısından ise Yemen, deniz ulaşımının güvenliği ve Filistin meselesinin, siyasi çözümlerin önemini vurgulayan bir çerçevede öne çıktığını belirten el-İbrahim, bunun yanı sıra Suudi Arabistan’ın kendi güvenliğini ve bölgenin istikrarını tehdit eden unsurlarla mücadele etmeye hazır olduğunun ortaya konulduğunu ifade etti.