​Kahire Zirvesi’nde barışçıl bir iktidara geçmesi için Sudan'a 3 ay süre tanındı

Kahire’deki Afrika Zirvesi'ne katılan liderler hatıra fotoğrafı çektirdi. (epa)
Kahire’deki Afrika Zirvesi'ne katılan liderler hatıra fotoğrafı çektirdi. (epa)
TT

​Kahire Zirvesi’nde barışçıl bir iktidara geçmesi için Sudan'a 3 ay süre tanındı

Kahire’deki Afrika Zirvesi'ne katılan liderler hatıra fotoğrafı çektirdi. (epa)
Kahire’deki Afrika Zirvesi'ne katılan liderler hatıra fotoğrafı çektirdi. (epa)

Sudan’ın bölgesel ortaklarının dün Kahire’de düzenlediği istişare zirvesinde Afrikalı liderler, Sudan’daki Geçici Askeri Konsey’e barışçıl bir iktidar geçişi için 3 ay süre tanınması üzerinde oy birliğine vardı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin bu yılki Afrika Birliği Başkanı sıfatıyla davet ettiği zirveden çıkan ortak  açıklamada, Afrika Birliği'ne bağlı Güvenlik Konseyi’nden ‘Sudanlı yetkililere verilen süreyi 3 ay uzatması’ talep edildi.
Kahire'nin ev sahipliği yaptığı toplantılarda Sudan'ın yanı sıra Libya dosyası gündemdeydi. Ülkedeki mevcut krizi aşacak ve siyasi süreci canlandıracak yollara odaklanıldı.
Kahire'deki dünkü zirveye Çad, Cibuti, Kongo, Ruanda, Somali ve Güney Afrika liderlerinin yanı sıra Etiyopya Başbakan Yardımcısı (IGAD Başkanı), Uganda ve Kenya Dışişleri Bakanları, Nijerya Dışişleri Bakanlığı Daimî Sekreteri, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı ve son gelişmeler hakkında zirveye bilgi veren Güney Sudan Devlet Başkanı Güvenlik İşleri Danışmanı katılım gösterdi.
Sudan'da General Abdulfettah el-Burhan başkanlığındaki geçici Askeri Konsey, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in haftalar süren halk gösterileri neticesinde devrilmesinden bu yana ülkede yönetim sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Afrika Birliği, 15 Nisan’da Askeri Konsey'in 15 gün içerisinde yönetimi sivillere devretmemesi halinde Sudan’ın üyeliğini askıya alacağı konusunda uyardı.
Kahire Zirvesi’ne katılan liderlerin ortak açıklamasında Sudan halkı ile tam bir dayanışma halinde olunduğu ifade edildi. Ayrıca halkın Sudan için istikrar, kalkınma ve refahı mümkün kılacak barışçıl bir demokratik dönüşüm sürecini başlatmak adına benimsedikleri meşru hedef ve arzuları gerçekleştirmek için gösterdikleri barışçıl çabada ortaya koydukları cesaret ve kararlılık da takdir edildi.
Zirveye katılan liderler, Afrika Birliği’nin Kıta'da barış, güvenlik ve istikrarı pekiştirmek için benimsediği ilkelere ve hedeflere bağlı kalmanın önemine vurgu yaptı. Afrika Birliği'ne, egemenliğe ve Sudan’ın selameti ve toprak bütünlüğüne bağlı kalacaklarını belirttiler. Aynı şekilde Afrika Birliği, IGAD ve komşu ülkelerin Sudan’ın siyaset, güvenlik ve ekonomi alanında yüzleştiği zorlukları aşmak için gösterdiği çabaları desteklemedeki rolüne tam desteklerini dile getirdiler.
Katılımcı ülkeler, Sudanlı yetkililer ve siyasi güçlerin Sudan’daki mevcut durumun üstesinden gelerek hızlı bir şekilde anayasal rejime geri dönmek adına birlikte ve iyi niyet içerisinde faaliyet yürütmelerine olan acil ihtiyacın altını çizdi. Katılımcılar, Sudan halkının Afrika Birliği ve uluslararası toplumun da desteğiyle kapsamlı bir demokratik rejim oluşturma, yasal yönetimi kökleştirme, insan haklarını koruma ve güçlendirme, sürdürülebilir ve etkin ekonomik kalkınmayı gerçekleştirme yönündeki hedeflerini gerçekleştirmesinin silahlı gruplar da dahil olmak üzere tüm Sudanlıları içine alacak şekilde ve bizzat Sudanlıların yöneteceği demokratik bir siyasi diyalogla mümkün olacağını belirtti.
Zirveden çıkan açıklama ile katılımcı ülkeler, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki’nin son Sudan ziyareti hakkında sunduğu bilgilerin ışığında ve Sudanlı yetkililerin barışçıl, sistematik ve demokratik geçiş sürecine dair aldığını duyurduğu önlemleri de göz önünde bulundurarak Sudanlı yetkililere ve taraflara söz konusu tedbirleri uygulamak için daha fazla süre verilmesi ancak sürenin çok uzamaması gerektiğine karar verdi. Bu doğrultuda Afrika Birliği’ne bağlı Barış ve Güvenlik Konseyi’nden Sudanlı yetkililere verilen süreyi 3 ay uzatması talep edildi. Katılımcı ülkeler, Birlik Komisyonu Başkanı’nı Sudanlı yetkililer ve taraflarla diyalogu sürdürmeye teşvik ederken Sudanlı yetkililerden Afrika Birliği ve Komisyonu ile yapıcı ilişkilerine devam etmesini talep etti.
Katılımcı ülkeler aynı şekilde uluslararası topluma da ekonomik durumun gerilediği dönemde Sudan’a acil ekonomik destek sunma çağrısı yaparak ülkenin borç yükünün acil bir şekilde hafifletilmesinin önemine vurgu yaptı.
Katılımcı ülkeler istikrarı gerçekleştirme, birliği koruyup sınırlarını güvence altına alma, silah ve insan kaçakçılığı ile organize suçlar da dahil olmak üzere Kıta ötesinden gelen ve hem Sudan’ın hem de tüm bölgenin barış ve güvenliğini sarsan gayri meşru faaliyetlerle mücadele ederek engel olma konusunda Sudan’ın çabalarının desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Zirveye katılan ülkelerin dışişleri bakanları, Sudan’daki gelişmeleri izlemek, devlet ve hükümet başkanlarına rapor vermek için bir ay içerisinde toplanılması çağrısında bulundu.
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Bessam Razi, Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin zirvede ‘Sudan’da istikrarı gerçekleştirmek için ülkedeki siyasi süreci netleştirmede Sudan halkının söz sahibi olacağı ve devlet kurumlarını koruyacak ortak bir yaklaşım benimsenmesinin önemini vurguladığını’ söyledi.
Sisi, zirvenin açılış konuşmasında ‘Mısır’ın ülkesinin geleceğini şekillendirmede Sudan halkının tercihlerine, özgür iradesine ve tarihinin bu önemli ve belirleyici aşamasında görüş birliğine varacağı her konuda tam destek sunacağını’ belirtti.
Mısır Cumhurbaşkanı, konuşmasının devamında ‘Afrika’nın sorunları karşısında, Kıta ülkelerinin karşılaştığı ortak zorluklarla başa çıkmada tek yöntem olarak Afrikalı çözüm ilkelerinin kökleştirilmesinin önemine’ vurgu yaptı. Zira Cumhurbaşkanı’nın ifadelerine göre kendi sorunlarının düğümünü ve durumlarının özelliğini anlayabilecek en büyük güç yine Afrika ülkeleriydi. Sisi ayrıca anayasal rejimin geri getirilmesinin ve tüm Sudanlıların katılacağı demokratik bir süreç çerçevesinde sivil bir hükümet kurulmasının, bu toprakların özel durumuna uygun düşecek ve Sudan’ın geçtiği kritik dönemecin gereklerini gözetecek çözümlerin bulunmasına katkı sağlayacağını vurguladı.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi dün akşam ayrıca, ‘terörün bitirilmesi için Libyalı ulusal kurumların ve ordu güçleri ile ulusal polisin güçlendirilmesi’ çağrısında bulunarak ‘Libya’nın son senelerde organize suç, insan ticareti ve dışarıdan güç almak gibi büyük tehlikelere maruz kaldığına’ işaret etti.
Sisi dün akşam Troyka Zirvesi’nin faaliyet açılışında ve Afrika Birliği Libya Komisyonu Başkanlığı konuşmasında, ‘bu toplantının, Kıta'nın sorunlarına Afrikalı çözümler bulunması çerçevesinde ülkede istikrara geri dönüşü sağlayacak siyasi çözümlere varmayı hedeflediğini’ duyurdu. Sözlerine devamla, ‘devletlerini geri almanın ve vatanlarını yeniden inşa etmek için yeni bir süreci başlatmanın tüm Libyalıların hakkı olduğuna’ işaret ederek halkın ihtiyaçlarına cevap vermek için Libyalı ulusal kurumlara fırsat verilmesini istedi. Sisi, uluslararası topluma gerekli sorumlulukları alması, siyasi çözümü başlatması ve Libyalı farklı siyasi taraflarla iletişim kurarak siyasi müzakerelere yeniden başlaması için çağrıda da bulundu.
Mısırlı bir yetkili toplantıda Libya’ya özel toplantıda mevcut krizi aşmanın, siyasi süreci canlandırmanın ve terörü bitirmenin yollarının da tartışıldığını aktardı.



Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dün yaptığı açıklamada, İsrail üzerinden Gazze’ye insani yardım girişinde “art arda gecikmeler” yaşandığını belirterek, tıbbi malzemelerde kronik “kıtlık” bulunduğunu bildirdi.

WHO’nun Filistin topraklarındaki temsilcisi Reinhelde Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ndeki sağlık durumunun “son derece kötü” olmaya devam ettiğini ve bölgedeki hastanelerin hiçbirinin tam kapasiteyle çalışamadığını söyledi.

Van de Weerdt, Kudüs’ten Cenevre’deki gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gazze’ye yeterli miktarda insani yardım girmiyor. Sağlık hizmetlerini etkili biçimde genişletmek ve yeniden işler hale getirmek için kesinlikle yeterli değil” ifadelerini kullandı.

Tıbbi malzemeler ve diğer insani yardımların Gazze’ye girişinde İsrail’in onay sisteminin başlıca engellerden biri olduğunu belirten Van de Weerdt, sürecin zahmetli ve uzun sürdüğünü, ayrıca sonuç garantisi bulunmadığını ifade etti.

WHO’nun son analizlerine göre, büyük miktarlardaki tıbbi malzeme giriş izni için ortalama 74 gün bekliyor. Van de Weerdt, izin alınamadığında uzun ve karmaşık sürecin baştan başlatıldığını söyledi.

Onay sisteminin yeni kuralların getirilmesiyle sürekli değiştiğini belirten Van de Weerdt, temel ve yaygın kullanılan tıbbi malzemelerin en düşük onay oranlarına sahip olduğunu kaydetti. X-ray cihazları, sterilizasyon ekipmanları ve bilgisayarlı tomografi cihazları için gerekli yedek parçaların da “tekrar tekrar reddedildiğini” belirtti.

Van de Weerdt, yalnızca son altı ay içinde protez ve yardımcı tıbbi cihazlardan oluşan bir sevkiyatın dört ayrı kez reddedildiğini söyledi.

Buna karşılık ilaçların Gazze’ye girişinin “nispeten iyi” ilerlediğini belirten Van de Weerdt, ilaçların yaklaşık yüzde 87’sinin onaylandığını ifade etti.

“Burada tek bir engelden söz etmiyoruz; gecikmelerin birbirini izlediği bütün bir sistem söz konusu ve her gecikmenin arkasında bekleyen bir hasta var” diyen Van de Weerdt, insani ve sağlık yardımlarının Gazze’ye “engelsiz, düzenli ve büyük miktarlarda” ulaştırılması gerektiğini vurguladı.

İsrail’in en azından tıbbi malzemelere yönelik kısıtlamaları hafifletmesini umduğunu belirten Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ne daha fazla geçiş noktası açılması ve prosedürler ile gerekli koşullara ilişkin “açık ve kamuoyuna ilan edilmiş yönergeler” sağlanması çağrısında bulundu.

Van de Weerdt ayrıca yardımın etkinliğinin sınırı geçen kamyon sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini belirterek, bu sayının halkın gerçek sağlık ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı konusunda çok az şey ifade ettiğini söyledi.

“Öncelikli olmayan malzemelerle dolu bir kamyonun ulaşması veya gerekli malzemelerin çok geç gelmesi hayat kurtarmaz” dedi.

İsrail, askerî amaçlarla kullanılabileceğini değerlendirdiği malzemelerin Gazze’ye girişini engellediğini ve Hamas’ı 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından yeni şiddet eylemleri planlamakla suçladığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın aladığı bilgiye Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıda, AFP’nin İsrail’in resmî verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre bin 221 kişi hayatını kaybetti.

Buna karşılık, İsrail’in saldırıya yanıt olarak Gazze’de başlattığı savaşta, Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığına göre 74 binden fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler, bakanlığın açıkladığı verileri güvenilir kabul ediyor.


İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
TT

İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)

İsrail medyası güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, dün gece Gazze kentinde Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden Ali el-Amudi’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Filistin medyasından aktardığına göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

The Times of Israel’in haberine göre saldırı, Gazze kentinin batısındaki bir binayı hedef aldı.

Filistin medyasına göre hayatını kaybedenler arasında bir genç, bir anne ve kızı ile 2 kadın daha bulunuyor. El-Amudi’nin adı ise ölenler arasında yer almadı.

İsrail ordusu, saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü belirterek henüz olayla ilgili açıklama yapmadı.

Haberlere göre el-Amudi, halen Gazze Şeridi’nde Hamas’ın fiilî olarak en üst düzey siyasi yetkilisi konumunda bulunuyor.


Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
TT

Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

‘Siperlerden otellere’ ifadesi, dün ile bugünün düşmanları ve onların on beş yıl boyunca sürdürdüğü amansız savaşlar için birebir geçerli bir nitelendirme. Ancak bugün, yıllarca Suriye’nin kuzeyindeki temas hatlarında birbirlerine roket ve mermi yağdıran Hizbullah ile yeni Suriye hükümeti, Reuters’ın sızdırdığı bilgilere göre gizli görüşmelerde masanın iki ucunda yüz yüze gelerek karşılıklı müzakere şartlarını sunuyor.

Suriye halkının yaşadığı acı iç savaş sayfasının kapanmasıyla birlikte, Şam hükümetinin iç düzeni sağlama ve dış ilişkilerini büyük bir titizlik ve temkinle yürütme çabası netleşmiş durumda. Beyaz Saray, Suriye Cumhurbaşkanı’na ordunun Lübnan’a girmesi ve Lübnan hükümetinin kararıyla faaliyetleri yasaklanan Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde yoğun baskı yaparken, Suriye Cumhurbaşkanı askeri gücünü dağıtmamaya çalışıyor. Zira oradaki dağlık arazi yapısının kendi ülkesindeki gibi olmadığını ve bunun sınırları dışında, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir muharebe olduğunu çok iyi biliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pragmatik bir kişiliğe sahip olması ve bölgenin istikrarı ile İsrail de dahil olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurmak amacıyla bütün tarafları kazanmaya çalışması sebebiyle, Suriye hükümeti ve Hizbullah temsilcilerinin aynı masaya oturması şaşırtıcı olmadığı gibi zaten beklenen bir gelişmeydi. İki taraf arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye’de doğrudan görüşmeler gerçekleştiren taraflar, bu türdeki ilk bilinen toplantıda ortak güvenlik endişelerini ele aldı.

New York’tan Ankara’ya

Dış politika araştırmacısı Ali el-Esmer, toplantının mimarisinin New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kulislerinde atılmış olabileceğini değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bölgesel istişareler kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile bir araya geldiği bu görüşmelerin ardından, Ankara’nın Şam ile Hizbullah arasında doğrudan bir kanal açılması yönünde baskı yaptığı ortaya çıktı; ancak toplantı kararının kesin olarak New York’ta alındığını doğrulayan yayımlanmış bir bilgi bulunmuyor.

Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)
Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)

Olayların silsilesi, bu ihtimali siyasi ve diplomatik açıdan mantıklı kılmakta. Toplantının kendisi ise Türkiye tarafından resmi olarak açıklanmamış olmasına rağmen, gazetecilik güvenilirliği açısından son derece sağlam bir zemine dayanıyor. Nitekim Reuters haberi, aralarında iki Suriyeli yetkili, Hizbullah’a yakın Lübnanlı bir güvenlik kaynağı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu altı kaynağa dayandırdı.

El-Esmer değerlendirmesine şöyle devam etti: “Görüşme görünüşe göre eski ilişkileri ihya etme çabasından ziyade, önceki rejimin çöküşünün ardından yeni oyun kurallarını belirleme girişimiydi. Şam masaya net bir güvenlik perspektifiyle oturdu: Sınır ötesi kaçakçılığı durdurmak ve Suriye topraklarında, özellikle de güneyde Hizbullah ile bağlantılı bütün hücre ve ağların varlığına son vermek.”

El-Esmer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Hizbullah’ın temel önceliği, Suriye’nin kendisine karşı ikincil bir cepheye veya Lübnan içinde kendisini hedef alacak herhangi bir askeri girişimde doğrudan bir tarafa dönüşmeyeceğinden emin olmaktı. Bu nedenle, kaynaklara göre Suriye tarafının Hizbullah’a silahsızlandırma amacıyla Lübnan’a askeri olarak girmeyi planlamadığını bildirmesi kritik önem taşıyordu; buna karşılık örgüt de Suriye’nin iç işlerine karışmamaya, sınır ve hücreler meselesini kontrol altına almaya çağrıldı. Sadece bu husus bile toplantının geleneksel bir siyasi diyalogdan ziyade karşılıklı kırmızı çizgilerin müzakeresine daha yakın olduğunu gösteriyor… Bence en önemli nokta, Türkiye’nin burada arabulucu rolünden Suriye çevresindeki yeni angajman kurallarının bölgesel garantörü rolüne geçmeye çalışmasıdır. Bu nedenle, bu görüşmeyi Şam ile Hizbullah arasında bir barışma başlangıcı olarak değil, düşmanlığın yönetilmesi girişimi olarak görüyorum. Ne eski ittifaka dönüş var ne de şu aşamada açık bir çatışmaya girme arzusu.”

İran’ın yokluğu

Hükümetin veya Hizbullah’ın şu ana kadar doğrulamadığı ya da yalanlamadığı bu gizli görüşmenin Türkiye’de gerçekleşmiş olması şaşırtıcı değil. Nitekim Türkiye, 2024 sonlarında Beşşar Esed rejiminin yankı uyandıran çöküşüne ve Heyet-u Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) liderliğini üstlenip Saldırganlığı Caydırma Operasyonu askerî harekât komuta merkezini yöneten eş-Şera’nın yükselişine yol açan silahlı Suriye muhalefetine destek vermede öne çıkan bir rol oynamıştı.

Bu gelişme İran tarafının yokluğunda gerçekleşirken, uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hac Osman yaptığı özel açıklamada bunu, Şam’ın Tahran ile ilişkileri eski haline getirmek istememesiyle açıklıyor. Bunun nedenleri arasında, Esed’i düşürmeyi hedefleyen silahlı çatışma dönemindeki 14 yıllık çetin savaş boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), rejimin bu kadar süre ayakta kalmasını sağlayan uzman, savaşçı ve silah desteğini vermiş olması ve bunun yanı sıra, molla rejiminin Suriye sahasından ani çıkışının ardından kuşatılmış halde tutulması ve geri dönmemesine yönelik uluslararası irade yer alıyor.

Osman şöyle devam etti: “İran’ın katılmaması, yeni Suriye yönetiminin pragmatik karakterinden faydalanarak bu dönemin nabzını tutma ve Şam’daki yeni yetkililerin Tahran ile diyalog kurmaya ne kadar açık olduğunu görme bağlamında da okunabilir.”

Osman, toplantının şu ana kadar somut bir meyve vermediğini, daha ziyade diğer tarafı yakından tanıma ve her bir tarafın diğerine ne sunabileceğini görme politikasına yakın olduğunu belirtiyor. Gelecekteki olası savaşlardan bölgeyi soğutma ya da beklenen bir askeri harekata hazırlık olarak zaman kazanma evresi de olabilir; bu durum ister Suriye kanadından bir saldırı, isterse karada bir çatışma halinde Hizbullah’ın savunmasını güçlendirmesi şeklinde gelişsin. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Osman, her iki tarafın da özellikle bu hassas dönemde sahada silahlı bir çatışmaya girmek istemediği görüşünde.

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Osman, kendi değerlendirmesine göre toplantıların herhangi bir sonuca ulaşmayacağını düşünüyor ve bunları sonuçsuz görüyor. Özellikle de Suriye makamlarının, toplantıların gerçekleşmesinden sonra, geçtiğimiz salı günü Suriye’nin güneyinde Hizbullah’a bağlı bir hücreyi çökerttiğini duyurmasının ardından... Dolayısıyla bu durum ya bir sonuca varılamadığını ya da yaklaşan herhangi bir askerî harekâtı meşrulaştırmak adına Hizbullah üzerindeki bir baskı yöntemini açıklıyor.

Buna karşılık Hizbullah, çökertildiği duyurulan hücreyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti. Aynı zamanda, Suriye makamlarının geçen 29 Eylül’de Hizbullah ile bağlantılı olduklarını ve füze fırlatma platformları hazırlamak üzere çalıştıklarını belirttiği üç kişiyi gözaltına aldığını açıklamasının ardından, Suriye toprakları içinde askeri bir varlığının veya herhangi bir güvenlik ve askeri faaliyete katılımının bulunmadığını vurguladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen temmuz ayında ülkesinin Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu ima etmiş, Genel Sekreter Naim Kasım da televizyondan yayınlanan bir konuşmasında bu isteğe karşılık vermişti.

Şam ile Hizbullah arasındaki ilişki

El-Esmer, Şam ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin Esed dönemindeki haline dönmesini hayal etmenin zor olduğunu belirtti. Nitekim Hizbullah açısından Suriye, artık kendisi için coğrafi derinlik ile İran ve Lübnan arasında siyasi ve askeri koridor sağlayan bir müttefik olmaktan çıktı. El-Esmer sözlerine şöyle devam etti: “Suriye artık egemenliğini, sınırlarını ve çıkarlarını önceki denklemin dışında yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet haline geldi. Ancak bu durum, ilişkinin kalıcı bir çatışmaya dönüşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Şam’ın önünde daha acil iç ve güvenlik meseleleri var. Aynı şekilde Hizbullah da Lübnan içinde ve İsrail ile olan çatışmasında büyük baskılarla karşı karşıya. Dolayısıyla yeni bir Suriye-Lübnan cephesinin açılmasını önlemekte ortak çıkar bulunuyor. Bu durum soğuk bir güvenlik ve bir arada yaşama biçimini şekillendirebilir: Şam’ın Lübnan içindeki Hizbullah silahı mücadelesinde doğrudan taraf olmaması karşılığında, Hizbullah da Suriye içinde faaliyet göstermekten ve Suriye topraklarını bir silah koridoru olarak kullanmaktan kaçınır.”

El-Esmer ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle Lübnanlı bir kaynağın Tahran’ın devre dışı bırakılmasından rahatsız olduğunu belirtmesi, İran’ın en zorlu düğüm olduğunu gösteriyor. Bu durum, Şam’ın Hizbullah’ı Tahran ile olan ilişkilerinden kısmen bağımsız, Lübnanlı bir güvenlik dosyası olarak ele almaya çalıştığının bir göstergesidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam ile Hizbullah arasında güvenlik nitelikli ve sınırlı temaslara tanık olmamız muhtemeldir. Şam ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi ise çok daha zor olacaktır; zira buradaki anlaşmazlık sadece sınır ayrıntılarıyla değil, İran'ın Suriye devletinin bizzat içindeki konumu ve eski nüfuzu ile ilgilidir.”

Suriye’den yapılan yalanlama

Diğer taraftan Suriye Dışişleri Bakanlığı Arap İşleri Danışmanı Muhammed Taha el-Ahmed, Hizbullah ile temas veya görüşmeler gerçekleştiğine dair basında yer alan haberleri yalanladı. Ülkesinin Suriye-Lübnan ilişkilerinin kesin gerçeklere ve verilere dayanmayan anlatılara dahil edilmesini reddettiğini belirten el-Ahmed; Lübnan ile iletişimin, Lübnan’ın egemenliğine ve bağımsız kararlarına duyulan saygı çerçevesinde yalnızca meşru Lübnan devlet kurumları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı. Suriye’nin, Lübnan devletinin kendi toprakları üzerinde otorite tesis etmesini ve silahların tek bir elde, devlette toplanmasını desteklediğine dikkat çeken el-Ahmed, Lübnan ile ilişkilerin devletten devlete esaslı olduğunu, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde ortak çalışma prensiplerine dayandığını altını çizerek ifade etti.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."