Cibuti Devlet Başkanı: Suudi Arabistan'daki zirveler birlik, güvenlik ve istikrarı güçlendirecektir

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
TT

Cibuti Devlet Başkanı: Suudi Arabistan'daki zirveler birlik, güvenlik ve istikrarı güçlendirecektir

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh

Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh, Suudi Arabistan'ın  Körfez, Arap ve İslam zirvelerine ev sahipliği yapmasının, ülkenin omuzları üzerinde büyük bir sorumluluk hissettiğini gösterdiğini söyledi. Guelleh, söz konusu zirvelerin bölgeyi çevreleyen mevcut koşullar altında güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunacağına dikkat çekti.
İslami zirveden krizlerin çözülmesini ve İslam ülkeleri arasındaki birlik ve beraberliğin korunmasına katkıda bulunacak kararların çıkmasını umut ettiğini söyleyen Guelleh, Suudi Arabistan'ın Arapların önderi, İslam dininin ve Müslümanların kıblesi olduğunu kaydetti. Ayrıca Suudi Arabistan’ı hedef alan her türlüsaldırının Arapları ve İslam ülkelerini de hedef aldığını vurguladı.
Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh, Şarku’l Avsat'la gerçekleştirdiği özel röportajda Suudi Arabistan’a ait iki petrol  istasyonunun hedef alınmasının gerek bölgenin gerekse de enerji kaynaklarının güvenliğini tehdit eden bir terör eylemi olduğuna dikkat çekti. Söz konusu eylemlerle yüzleşilmesi adına uluslararası dayanışmaya duyulan ihtiyacın altını çizdi. Ayrıca Körfez'e ve Kızıldeniz’e yönelik gerçekleştirilen saldırıların bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit ettiğini de belirten Guelleh, bu tür eylemlerin şiddetle karşısında olduklarını vurguladı.
Bölgenin şu anda yaşadığı krizlere, özellikle Filistin, Suriye, Yemen, Libya, Irak ve diğer Arap ülkelerindeki duruma dikkat çeken Guelleh, söz konusu meselelerin ayın sonunda Suudi Arabistan’da gerçekleştirilecek zirvenin en önemli gündem maddeleri arasında yer alacağını söyledi. Cibuti Devlet Başkanı İsmail Ömer Guelleh röportajda gerek bölgesel gerekse uluslararası alana dair birçok başlıkta Şarku'l Avsat'a özel açıklamalarda bulundu.
Önümüzdeki birkaç gün içinde Arap ve Körfez zirvelerinin yanı sıra bir de İslam zirvesine katılacaksınız. Sizce karşı karşıya kalınan en önemli zorluklar neler?
- Ramazan’ın 25’inde ve 26’sında Mekke'de yapılacak olan bu zirveler, İslam dünyasının halihazırda içinde bulunduğu kritik koşullar ve karmaşık zorluklarla paralel gerçekleştiriliyor. Şu an Yemen, Suriye, Libya, Irak, Cezayir, Sudan ve Somali gibi birçok Müslüman ve Arap ülkesi zor şartlardan geçiyor. Bir yandan Filistin ve Kudüs toprakları işgal altındayken diğer yandan küresel güvenliği tehdit eden aşırılık ve terörizm de gün geçtikçe büyüyor. Bununla birlikte bölgede yaşanan ciddi bir su krizi de var. Bunlar, bölgedeki güvenlik tehditlerini tartışmak için büyük çabalar sarf edilmesini gerektiren büyük zorluklardır.
Zirvelerden ne gibi sonuçlar alınması bekleniyor?
- Zirvelerin İslam dünyasını sarsan çeşitli sorunlara ışık tutarak krizlerin çözümüne katkı sağlayacak önemli kararlarla sonuçlanacağını, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri arasındaki birlik ve beraberliği koruyacağını ve ülkelerin kendi aralarındaki ilişkileri geliştirmelerine katkıda bulunacağunı umuyorum.
Kardeşim Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in rehberliğinde yeryüzündeki en kutsal mekan olan Mekke’de, Kadir Gecesi'nde gerçekleştirilecek zirvelerin zamanın ve mekanın da bereketiyle oldukça verimli geçeceği konusunda iyimseriz.
Zirvelerde Filistin, Suriye, Yemen, Libya ve Irak konuları hangi ölçüde kendine yer bulacak?
- Filistin öncelikli Arap ve İslam meselesidir. Bundan dolayı geçekleştirilen bütün toplantılarda ilk sırada yer alması doğaldır. Bununla birlikte Suriye krizinin yanı sıra Yemen, Libya ve Irak'taki istikrarsızlığın ve güvensizliğin de endişe verici meseleler olduğuna şüphe yok.
Suriye'deki trajedi sadece siyasi çözümle sonlandırılabilir. Suriye halkının beklentilerini ve taleplerini karşılayacak nitelikte olması gerekn bu çözüm, ülkenin birliğinin ve bağımsızlığın korunması ile ülkede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına bağlıdır.
Elbette bir de Yemen meselesi var. Yemenli kardeşlerimize ‘anayasal meşruiyeti desteklemek, ülkenin ve meşru liderliğinin yanında olmak ve ülkede kaosa sebep olan darbeyi sona erdirmek’ üzere el ele vermeleri çağrısında bulunuyoruz. Ülkedeki krizden çıkışın tek yolu Körfez Girişimi ve Yürütme Mekanizması, Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 kararına dayalı barışçıl ve siyasi bir çözümdür.
Libya'daki kardeşlerimize olan desteğimizi de yineliyor ve Libyalı taraflara ‘halkın beklentileri olan güvenlik, istikrar ve refah için bölünmeleri ve çatışmaları sonlandırarak omuz omuza vermeleri’ çağrısında bulunuyoruz. Aynı zamanda güvenlik ve istikrarın sağlanmasına ve terör çetelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çabalarında kardeş ülke Irak’ın da yanında olduğumu bir kez daha dile getiriyoruz.
Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Bab'ül Mendep gibi bölgesel suların güvenliği tehdit altında. Bu tehditlerin büyüklüğüyle ilgili değerlendirmeniz nedir?
- Güvenlik tehditleri genellikle ilgili bölgenin yüksek stratejik önemi ile ilişkilidir. Bundan dolayı Arap bölgesel sularına yönelik ‘aşırılıkçı, terörizm, deniz korsanlığı, mezhep savaşları ve bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin olumsuz müdahalesi’ gibi çeşitli tehditler var. Bütün bunlar, dünya barışı ve güvenliğinin sağlanması için yüksek bir uluslararası koordinasyona ihtiyaç duyan durumlardır.
Arap sahillerinin çoğunun Kızıldeniz'deki Bab'ül Mendep ve Basra Körfezi'ndeki Hürmüz gibi oldukça hassas geçitlere ev sahipliği yaptığı biliniyor. Her iki boğaz da gerek jeopolitik gerekse ekonomik ve güvenlik bakımından oldukça önemli bir konuma sahip. Ayrıca Kızıldeniz, kıyılarının uzunluğu ve Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarının ortasında bulunmasından dolayı önemli stratejik ayrıcalıklara sahip. Buna karşılık uluslararası ticaretin yüzde 13'ünden fazlası Bab'ül Mendep Boğazı’ndan geçiyor. Nitekim Körfez petrolünün hayat damarı olan Hürmüz Boğazı’nda da durum böyle. Dünyadaki ham petrolün yaklaşık yüzde 30'u ve Körfez petrol ürünlerinin yüzde 90'ı buradan geçiyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait dört gemi saldırıya uğradı. Bu saldırının ciddiyetinin derecesi nedir ve böyle bir saldırıdan kim fayda sağlıyor?
- Küresel seyrüseferlere yönelik saldırılar ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden durumlar, karşı durulması ve şiddetle kınanması gereken eylemlerdir. Bundan dolayı teröristlerin son olarak BAE sularındaki Füceyre Emirliği yakınında gerçekleştirdikleri saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Bu hadiselerden yararlanan taraflar kim olursa olsun, söz konusu saldırılar bu hayati bölgedeki potansiyel tehlikelere karşı uyanık olma sorumluluğunu iki katına çıkarıyor.
İran’ın bölge ülkelerine müdahalesi ve Suudi Arabistan’ı füzelerle hedef alması Arap ve Körfez güvenliğini ne ölçüde tehdit ediyor? İran’ın bölgeye yönelik arzularının önüne geçilmesi ile ilgili beklentileriniz neler?
- Suudi Arabistan, Arapların önderi, İslam dininin ve Müslümanların kıblesidir. Ayrıca Suudi Arabistan’ı hedef alan herhangi bir saldırı aynı zamanda Arapların ve İslam ülkelerinin de hedef alındığı anlamına gelir. Bundan dolayı insansız hava araçları kullanılarak başkent Riyad'ın 320 kilometre batısındaki iki petrol istasyonuna gerçekleştirilen terör saldırılarını bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Bu son saldırıların öncesinde ülke defalarca balistik füzelerle hedef alındı. Son olarak Müslümanların kıblesi olan Mekke-i Mükerreme bölgesindeki Cidde şehri hedef alınmıştı. Bu terör eylemlerinin bölge istikrarına ve enerji arzının güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyoruz. Ayrıca bütün bu tehditler karşısında Suudi Arabistan Krallığı’nın ve halkının yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
Suudi Arabistan ve Cibuti arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Cibuti-Suudi Arabistan ilişkilerinin tarihi oldukça eskiye dayanıyor. 1977'den öncesine, yani Cibuti'nin bağımsızlığını kazanmasına kadar uzanıyor. Nitekim Suudi Arabistan Krallığı’nın desteğinin Cibuti'nin bağımsızlığını kazanmasında önemli bir rolü vardı.
Bir kez daha kardeş Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizin her seviyede güven, anlayış ve yüksek koordinasyona dayandığını ve bunun uluslararası ve bölgesel krizlere yönelik tutumlarda açıkça görüldüğünü belirtmek istiyorum.
Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretten ve Kral Selman bin Abdulaziz ile görüşmemden bu yana niteliksel bir sıçramaya tanık olan iki ülke arasındaki ilişkiler gün geçtikçe daha da güçleniyor. İlişkiler daha stratejik bir hale geldi. Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile daima iletişim halindeyim.
İki ülke arasındaki iş birliğinin ve sürekli koordinasyonun göstergesi olarak ortak bir komite var. Komite, üçüncü başarılı oturumunu nisan ayının sonunda Cibuti’de gerçekleştirdi. Cibuti ve Suudi iş adamları için ortak bir konsey de bulunuyor. Bu konsey de ikinci oturumunu nisan ayının sonunda Cibuti’de gerçekleştirdi. Ayrıca iki ülke arasındaki askeri iş birliğine tahsis edilen ortak bir askeri komite ve güvenlik iş birliği için kurulan ortak bir güvenlik komitesi de mevcut.
Sudan’daki durumla ilgili değerlendirmeniz nedir? Siyasi fikir birliğinin oluşturulmasına katkıda bulunmaya ne ölçüde hazırsınız?
- Tarih boyunca yanında olduğumuz Sudan’la yine dayanışma içerisinde olacağız. Ayrıca Cibuti, Afrika Boynuzu'ndaki barış ve uzlaşı konusunda oynadığı rollerle tanınıyor. Daha önceki dönemlerde Sudanlı tarafları bir araya getirmek için önemli çabalar sarf ettik. 1999 yılının sonlarında Ulusal Umma Partisi ile Sudan hükümeti arasında Kapsamlı Barış Anlaşması'nın (CPA) imzalanmasına arabuluculuk yaptık. Bu anlaşma, söz konusu dönemde var olan birçok sorunun ve anlaşmazlığın çözülmesine katkıda bulundu. Ayrıca tarafları barış içinde bir arada yaşama hedefini ön planda tutmaya teşvik ettik.
Halihazırda Cibuti Cumhuriyeti olarak kardeş ülke Sudan’daki gelişmeleri takip ediyoruz. Cibuti, Kıta ve bölge genelinde katıldığı organizasyonlarla Sudan'ın birliğini ve istikrarını korumak için gereken çabaları sarf etmeye bütünüyle hazır olduğunu ortaya koydu.
Somali, ülkedeki silahlı gruplar, korsanlık ve diğer birtakım faaliyetler sebebiyle halen ciddi bir kaosla karşı karşıya. Cibuti bu konuda nasıl bir rol oynuyor?
- İki ülke arasında güçlü ilişkiler ve büyük insani etkileşimler söz konusu... Cibuti, tüm krizlerinde ve sorunlarında Somali’yi desteklemek için ülkenin yanında olmaya devam ediyor. 1990'ların başında medana gelen Somali'deki iç savaş sırasında mültecilerin Cibuti'ye kabul edilmesi bunun en net örneklerinden biridir.
Cibuti'nin Somali'nin gerek yeniden inşası gerekse de taraflar arasındaki bölünmeyi sonlandırmak için birden fazla girişime ve konferansa arabuluculuk yaptığı biliniyor. Bunlardan en önemlisi 2000'in mayıs ayında Cibuti’nin Arta bölgesinde düzenlenen Arta Uzlaşı Konferansı’dır. Bu konferans, ülkedeki siyasi uzlaşmaların temelini oluşturdu. İlk iki uzlaşı konferansının da Cibuti'de yapıldığını belirtmek gerekiyor. Cibuti’nin ayrıca Afrika Birliği Somali Misyonu’nda (AMISOM) 2 binden fazla askeri görev yapıyor.
Daha önce çeşitli vesilelerle birçok kez dile getirdiğimiz gibi Somali, anayasal kurumlarını kurduktan sonra, ciddi güvenlik sorunlarına rağmen demokratik seçim deneyimleriyle kendini toparlamaya çalışıyor. Somali'nin İslam ve Arap ülkelerinin desteğine ihtiyaç duyduğunu bir kez daha vurguluyorum.
Suudi Arabistan'ın himayesinde Cidde'de varılan uzlaşının ardından Cibuti-Eritre ilişkilerinde ne gibi gelişmeler yaşandı?
- Cibuti-Eritre krizini çözme çabaları geçen yılın ikinci yarısında Afrika Boynuzu'nun şahit olduğu aktif diplomatik hareketlilik kapsamında geldi. Bu çözüm çabaları, kardeş Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın himayesinde Cidde’de varılan uzlaşıyla taçlandı.
Bu tarihi uzlaşı, komşu ülke Eritre ile aramızdaki bölünmüşlük sayfasının kapanmasına ve taraflar arasındaki güvenin yeniden sağlanmasına vesile oldu. Anlaşmazlık nedenlerine ilişkin –gelecek nesiller için de sorunu bütünüyle sonlandırmış olacak- nihai bir çözüm üzerinde çalışıyoruz. Suudi Arabistan bu konudaki çabalarını sürdürmesini arzu ediyoruz.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.