Irak'ta protestolar yaygınlaşıyor, Bağdat'ta sokağa çıkma yasağı

Dün Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda protestocular ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (Reuters)
Dün Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda protestocular ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (Reuters)
TT

Irak'ta protestolar yaygınlaşıyor, Bağdat'ta sokağa çıkma yasağı

Dün Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda protestocular ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (Reuters)
Dün Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda protestocular ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalardan bir kare (Reuters)

Irak’ta rejimin devrilmesi çağrısında bulunulan protestoların kapsamı genişlerken Bağdat Operasyonları Komutanlığı dün başkent Bağdat’ta sokağa çıkma yasağı ilan etti.
Bağdat Operasyonları Komutanlığı, pazartesi saat 21.00'den itibaren gece saat 03:00’a kadar 6 saatlik bir sokağa çıkma yasağı ilan etti. Komutanlığın açıklamasında sokağa çıkma yasağının; insanları, motosikletleri, bisikletleri ve her türlü aracı kapsadığını belirtti ve ikinci bir açıklamaya kadar devam edeceğine işaret etti.
Hükümetin istifasının talep edildiği protesto gösterilerine katılan parti ve sendikalar, zaman içinde genişliyor. Protesto gösterilerinde yolsuzluk, hizipçilik ve yanlış yönetim ile suçlanan mevcut siyasi rejimin reforme edilmesi talep ediliyor. Protestolara katılan farklı sosyal gruplardan insanların sayısı dikkate değer bir hızla artıyor. Özellikle Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı'nda gün boyunca gösterilere katılanların sayısı ses bombalarına ve göz yaşartıcı gazlara rağmen yüzbinleri buluyor. Cumhuriyet Köprüsü’ne yerleştirilen güvenlik güçleri göstericilere karşı sık sık ses bombası ve göz yaşartıcı gaz kullanıyor. İnsan Hakları Komitesi polisin bu uygulamasını barışçıl bir şekilde haklarını isteyen göstericilere karşı orantısız güç kullanmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Binlerce üniversite ve lise öğrencisi, dün, art arda iki gün boyunca Bağdat'ın çeşitli bölgelerinde ve diğer illerde protesto gösterilerine katıldı. Dünden farklı olarak, özellikle El-Karh yakınlarındaki Nisur Meydanı'nda protesto gösterilerinde bulunan pek çok sayıdaki öğrenciye güvenlik güçleri sert müdahalede bulundu. AFP’ye göre öğrenciler “Rejim devrilene kadar ne okul ne de ders var” şeklinde slogan attılar. Yine gösterilerde “İran dışarı, İran dışarı, Bağdat özgür kalacak” şeklinde sloganlar da atıldı.
Irak İnsan Hakları Komitesi üyesi Ali el-Bayati, “Öğrencilerimizin bugün Irak sokaklarında maruz kaldıkları şiddet; dini, ahlaki, uluslararası ve yerel tüm gelenek ve değerlerin çiğnenmesi anlamına geliyor” dedi. Bayati Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Güvenlik güçleri Tahrir, Nisur ve yakın bölgelerdeki meydanlarda protesto gösterilerinde bulunan eylemcileri jop ve göz yaşartıcı gaz kullanarak dağıttı. Göz yaşartıcı gazdan etkilenen çok sayıda öğrenci hastanelere kaldırıldı. Savcılık sosyal medyada ortaya çıkan belgeleri kullanarak olaya müdahale etmeli ve göstericilere karşı orantısız güç kullananları yargıya ve mahkemelere sevk etmeye devam etmeli” dedi.
Irak Sendikalar Genel Federasyonu, dün, sendika kadrolarını Tahrir Meydanı'ndaki gösterilere katılmaya çağırdı. Irak Öğretmenler Sendikası göstericilere destek vermek ve güvenlik güçlerinin orantısız şiddete başvurmasına tepki göstermek için dört gün süresince genel grev ilan etti.
Sendikadan yapılan açıklamada, “Irak Öğretmenler Sendikası Merkez Konseyi, Irak Öğretmenler Sendikası Başkanı Abbas Kazım es-Sudani başkanlığında Irak’taki mevcut durumu masaya yatırmak üzere acil koduyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya öğretmenler, şube başkanları ve merkezi idare komitesi üyeleri katıldı. Komite birtakım kararlar aldı. Irak Öğretmenler Sendikası, Kürdistan Bölgesi hariç tüm Irak şehirlerinde dört günlük bir genel grev ilan etti. Öte yandan Baro da 5 günlük bir grev ilan etti.
Bağdat Valiliği, dünden önceki gün, öğrencilerin okuldan çıkıp gösterilere katılmalarına izin vermeleri nedeniyle birçok okul yönetiminin görevden alındığı iddiasını yalanladı.
Bağdat valisi Muhammed Cabir el-Ata birçok okul gezildiğini ancak okul yönetimlerinin görevden alınmasına ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığını veya buna yönelik liste hazırlanmadığını söyledi. Ata, bu konunun Bağdat'ın eğitim direktörleri tarafından ele alındığını söyledi.
Valilikten yapılan açıklamada, “Herhangi bir aksaklık eğitim sürecinin ve öğrencilerin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilir. Çünkü dersler, sözlü veya yazılı sınavlar belli bir zaman çizelgesi takip edilerek yapılıyor” ifadeleri kullanıldı.
Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr, dünden önceki gün, hükümetin göstericilerin taleplerine cevap vermesini sağlamak için özel ve kamuya açık grevler gerçekleştirilebileceğinin sinyallerini verdi. Hükümeti, göstericileri bastırmak için Haşdi Şabi’yi kullanmakla suçlayan Sadr, Haşdi Şabi’ye yolsuzluk yapanları desteklememeleri ve göstericileri bastırmamaları çağrısında bulundu.
Irak İnsan Hakları Komitesi’nden yapılan açıklamada, “Barışçıl bir şekilde haklarını talep eden göstericilere karşı orantısız güç kullanılıyor. Hükümet, siyasi sürecin ciddiyetini ortaya koyacak gerçek reformları yapmak için bugüne kadar harekete geçmedi” ifadeleri kullanıldı. Irak İnsan Hakları Komitesi Başkanı Erşat Salihi parlamento binasında komite üyeleriyle birlikte ortak bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Salihi, “Göstericiler yıllardır ihlal edilen haklarını ve reformları talep ediyorlar. İnsan haklarının sadece cezaevlerinde ve çatışma bölgelerinde meydana gelen ihlallere cevap vermekle sınırlı olmadığını söylüyorlar. Tüm Iraklılar altyapıya yönelik reformların gerçekleştirilmesini talep ediyorlar. Bu sebeple tüm illerde toplu gösteriler düzenliyorlar. Komite gelişmeleri takip ediyor. Elimizde sivil toplum kuruluşlarının, Irak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin, il meclislerinin ve uluslararası temsilciliklerinin raporları bulunuyor. Henüz hükümetin ortaya koymuş olduğu bir vizyon yok, şimdiye kadar göremedik. Hükümetten herhangi bir işbirliği çağrısının yapıldığını da duymadık” açıklamalarında bulundu.
Salihi: “İnsan Hakları Komitesi söz konusu ihlalleri belgeliyor ve barışçıl bir şekilde haklarını talep eden göstericilere karşı orantısız güç kullananların ve göstericileri kasten hedef alan keskin nişancıların hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Komite, protesto gösterilerinin yansımalarını görevlerinin gerektirdiği şekilde sorumluluk mantığı ile ele almayan Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı ve Başbakanlığı olaylardan sorumlu tuttu. Komite aynı şekilde siyasi parti bloklarının ve komitelerin başkanlarının beklenilen düzeyde açıklama yapmadıklarını ve harekete geçmediklerini belirtti.”
Yüksek Yargı Konseyi dün Hilla'daki Soruşturma Mahkemesi'nin Babil İl Meclisi başkanı için tutuklama emri çıkardığını açıkladı. Konsey, İl Meclis başkanının göstericilerden birine saldırılmasına sebep olduğu gerekçesiyle kanuna uygun bir şekilde hakkında yasal şikayyette bulunduğunu duyurdu.
Arap İnsan Hakları örgütü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) uluslararası topluma yaptığı çağrıda Irak'ın uluslararası koruma ve vesayet altına alınmasını talep etti. Örgüt, dün yaptığı açıklamada, "Irak şehirlerinde meydana gelen kanlı olayların ardından uluslararası topluma, BM Güvenlik Konseyi’ndeki karar vericilere ve İnsan Hakları Konseyi'ne bir uyarı mesajı gönderdiğini söyledi. Örgüt, Irak'ın uluslararası koruma ve vesayet altına alınmasını talep etti. Bunun nedeni İran rejimine yakınlığı ile bilinen Basra Emniyet Müdürü Korgeneral Reşid Felih’in kendi ağzıyla yaptığı açıklama sebebiyle göstericilere karşı orantısız güç kullanıldığının kesin bir şekilde ispat edilmesi. Reşid Felih güvenlik güçlerini ve İran’a bağlı milisleri göstericilere canlı mermi sıkmaya yönlendirdi ve göstericileri hain olmakla ve bölgedeki ülkelerin ajanlığını yapmakla suçladı. Örgütün açıklamasına göre, Güvenlik güçleri ve İran’a bağlı milisler bu emirleri uyguladılar ve Iraklı göstericileri Divaniye, Vasit, Basra, Dikar, Babil ve diğer Irak şehirlerinin sokaklarında kasten öldürdüler.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.