Mısır'ın milyar dolarlık askeri harcamaları ve silahlanma stratejisi

(Arşiv)
(Arşiv)
TT

Mısır'ın milyar dolarlık askeri harcamaları ve silahlanma stratejisi

(Arşiv)
(Arşiv)

Ortadoğu'da peş peşe yaşanan ve giderek yoğunlaşan olayların yanı sıra karmaşık siyasi ve askeri dosyaların tüm olasılıklara açık olduğu ve Mısır’ın bölgedeki birçok denklemin içine çekildiği bir dönem yaşanıyor. 
Mısır’ın askeri yetenekleri ve gerektiğinde askeri kayıtlara girmesini sağlayan silahlanma alanındaki gelişmelere ne ölçüde ayak uyduğuna dair söylemler sürekli gündemde geliyor.
Mısır ordusu bu yılın başlarında, küresel ateş gücü (Global fire power) olarak sınıflandırıldı. 
Mısır ordusu aralarındaki barış anlaşmasına rağmen ezeli düşmanı olan İsrail ordusunun önüne geçerek dünyanın en güçlü dokuzuncu ve Ortadoğu'nun ise en güçlü ordusu seçildi.

Dünyadaki orduların silahlanma kapasitelerini izleme ve ölçme konusunda uzmanlaşmış uluslararası bir internet sitesi, bu ölçümleri, orduların silahlanmalarına, mevcut silahların sayısına ve kapasitesine dayanarak yapmakta.
Bu bağlamda gözlemcilerin de hemfikir olduğu üzere son yıllarda yapılan anlaşmalarla Mısır ordusunun arterlerine ve birimlerine pompalanan silahların miktarları ve türlerinin oldukça büyük ve çeşitli olduğuna dair bir görüş birliği söz konusu. 
Mısır'ın son sekiz yıl içinde yaptığı silah anlaşmalarının iki özelliği var. Birincisi, silahların Mısır ordusunun tüm birimlerine dağıtılmasından ötürü çok çeşitli olması, ikincisi ve en önemlisi, neredeyse sadece Amerikan silahlarına bağımlı olan Mısır ordusunun silahlanma klişesini kırması. 

Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat'ın Mısır ile eski Sovyetler Birliği arasındaki askeri bağı 1972 yılında Ekim 1973 savaşından önce Rus uzmanları sınır dışı etme kararı ile başlayan bir hareketle koparmasının ardından Mısır Rusya, Almanya, İtalya ve Fransa'dan çok miktarda silah satın aldı. Daha sonra 1977 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği'yle yapılan tüm silah satın alma sözleşmelerinin askıya alınması yönünde başka bir karar daha alındı. 
Sedat, söz konusu kararları, çeşitli vesilelerle ifade ettiği üzere Ortadoğu’daki siyasi oyun kartlarının yüzde 99’unu elinde tutan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) siyasi ve askeri olarak yönelmesi bağlamında alırken 1979 yılında ABD sponsorluğunda İsrail ile imzaladığı barış anlaşmasıyla bu yaklaşım daha da güçlendi. Mısır yıllık 2,1 milyar dolar yardım alırken bu yardımın 1,3 milyar dolarlık kısmını sadece askeri yardımlar oluşturdu.
Sedat’ın yaklaşımını, halefi Hüsnü Mübarek de izledi. Ama neredeyse tamamen askeri yolda bu yaklaşımı takip etti. Mübarek Amerikan silahlarını tedarik etmeyi ve Mısırlı subayların Amerikalılardan aldıkları eğitimleri sürdürdü. 

Takvimler Ocak 2011 gösterdiğinde Mısırlılar, Hüsnü Mübarek yönetimine karşı ayaklandılar. Bunun üzerine Mübarek, iktidarı siyasi konularla ilgili askeri konseye bıraktı. Ardından Müslüman Kardeşler'den merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi seçildi. Mursi, elbette idari ve siyasi olarak Mısır devletinin geleneksel bağlamının dışından geliyordu. Bu çerçevede Mursi’nin Mübarek’in görevden alınması sonrası geçiş dönemine liderlik eden Mısır Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi Başkanı Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi ve dönemin Genelkurmay Başkanı Sami Anan’ın görevden alınması kararı dışında, ordu işlerine önemli bir müdahalesi olmadı. 
Eski Cumhurbaşkanı Mursi, Tümgeneral Abdulfettah es-Sisi'yi Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olarak atadı. Sisi, Tantavi'nin en yakın öğrencisiydi. Sisi önce tümgeneral ardından korgeneral rütbesine yükseldi.
Independent Türkçe'nin haberine göre, göreve geldiği ilk günlerden bu yana Sisi, Mısır ordusunu daha fazla geliştirme ve silahlandırma vizyonunu hayata geçirmeye çalıştı. Savunma Bakanı olarak atanmasından ve ardından Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye karşı darbesinden sonra Haziran 2014'te Mısır Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Sisi, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin tüm birimlerine çeşitli silahların tedarikine devam ediyor. Sisi'nin gerek Savunma Bakanı olduğu dönemde gerek Cumhurbaşkanlığı sırasında Mısır’ın silah anlaşmalarının ayrıntıları ise şöyle:

Hava Kuvvetleri
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından Mart 2019'da yayınlanan rapora göre Mısır, Suudi Arabistan ve Hindistan'dan sonra silah satın alma bakımından dünyada üçüncü sırada yer alıyor. 
SIPRI’nin Mart 2018'de yayınlanan bir önceki raporunda, Mısır'ın 2013-2017 yılları arasında yaptığı silah ithalatının, 2008-2012 dönemine kıyasla yüzde 225 arttığı vurgulandı. 
Mısır'ın son yedi yılda satın aldığı silahların özellikle hızlı bir şekilde göz atıldığında Hava Kuvvetleri’nin Mısır'ın yaptığı silah anlaşmalarından aslan payını aldığı söylenebilir. 
- Mısır Hava Kuvvetleri Çin’den 32 adet pilotsuz uçak satın alma sözleşme imzaladı. Söz konusu uçakların modeli, Hava Kuvvetleri’nin şuan envanterinde de bulunan en yeni nesil Wing Loong I Wing Loong’dur.
- Rusya merkezli Interfax gazetesinin 18 Mart 2010 tarihli haberine göre Mısır Hava Kuvvetleri, uçak ve gerekli ekipmanlar da dahil olmak üzere 2 milyar dolar değerinde Rus yapımı 24 adet Suhoy Su-35 savaş uçağı satın almak için sözleşme imzaladı.
- Mısır, 2014 yılında Rusya'dan 46 adet MiG-29 muharebe uçağı satın aldı.
- Aynı yıl Mısır, Rusya'dan 46 adet Kamov Ka-52 helikopteri de satın aldı.
- Mısır ayrıca Rusya'dan bir dizi ‘Mi-24’ model saldırı helikopteri satın aldı.
- Şubat 2015'te Mısır, Fransa'dan 24 adet Rafale savaş uçağı satın alırken aylar sonra 12 adet daha Rafale savaş uçağı satın almak için talepte bulundu.
- Mısır, ABD’nin eski Başkanı Barack Obama’nın Rabia (Adeviye) katliamından sonra Mısır'a silah satışını durdurma kararı nedeniyle Temmuz 2015’te 8 adet F-16C Block 52 model savaş uçağının teslim edilmek üzere satın alma anlaşmasını imzaladı.
 - Aynı şekilde Mısır Aralık 2014'te, ABD'den 10 adet Apache helikopteri satın almak üzere bir anlaşma imzalandı. Ancak teslimat, 3 Temmuz 2013'teki askeri darbenin ardından iki ülke arasında ilişkilerin gerilmesi nedeniyle ertelendi.
- Mısır, 2020 yılı başlarında, güçlendirilmiş beton yapıları dahi yok edebilen Cruise model füzeleri, AASM Hammer hassas güdümlü bombalar ve 300-400 SCALP-EG uzun menzilli füzeler teslim aldı. Bununla birlikte Mısır Hava Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan MiG-29 savaş uçaklarında kullanılmak üzere diğer bomba türlerini ve süper ağır roketleri temin etti.
- Aynı şekilde Mısır Hava Kuvvetleri de Rafale savaş uçaklarını silahlandırmak için 50'den fazla cruise füzesi satın aldı. Mısır ayrıca bilinmeyen sayıda füze satın almak için Fransa ile görüşüyor.
- Bununla birlikte Mısır kısa bir süre önce, İtalya tarafından üretilen ve toplam değeri 370 ile 400 milyon euro arasında olan 24 adet M-346 eğitim uçağı satın almak için bir sözleşme imzaladı.
-  Mısır ayrıca İtalyan helikopter üreticisi AgustaWestland’dan 400 milyon euro değerinde 32 adet TUHP 149 model helikopter satın aldı.

Hava savunma sistemleri
- Mısır, 2018 yılı sonlarında Rusya’dan S-300VM model füze savunma sisteminden birkaç adet satın almak için talepte bulundu. 
- Bununla birlikte Mısır 2017'den bu yana S-400 hava savunma sistemi satın almak için Rusya ile görüşüyor.
- Mısır ayrıca, 45 kilometreye kadar menzile ulaşabilen ve 25 kilometreye kadar yüksekliğe çıkabilen, taktiksel balistik füzeleri, mobil füzeleri, radar karşıtı füzeleri ve savaş uçaklarını vurabilen Buk-M2E Orta Menzilli Hava Savunma Füze Sistemi (HSFS) satın aldı. 
- Bunun yanı sıra Mısır, 10 metreden 3,5 kilometreye kadar yüksekliğe çıkabilen, uçan her türlü uçağı vurabilen ve omuzdan ateşlenebilen en güçlü hava savunma füzelerinden biri olan uçaksavar ve füzelerini de satın aldı.

Deniz Kuvvetleri
Mısır donanması, Mısır Silahlı Kuvvetleri için ikinci sırada yer alıyor. 2013 yılından bu yana imzalanan silah anlaşmalarının büyük bir kısmı donanmanın ihtiyaçlarına ayrıldı. Bu anlaşmalardan en önemlileri ise şöyle:
- Mısır, 2015 yılı sonlarında Fransa ile 2016 yılı sonlarında teslim edilmek üzere iki Mistral sınıfı amfibi hücum gemisi satın alma anlaşması imzaladı.
- Bununla birlikte Fransız yapımı Fremm ffg-1001 fırkateyni, Temmuz 2015'te Mısır'a teslim edildi.
- Alman yapımı 4 adet MEKO-4 model genel maksat firkateyninin satın alınması için sözleşme imzalandı.
- Aynı şekilde 4 adet güdümlü füze fırlatabilen Fransız yapımı Gowind-2500 model genel maksat korvet gemisi satın alma sözleşmesi imzalandı.
- Yine 4 adet ABD yapımı Ambassador Mk III sınıfı hayalet hücum gemisi satın alma sözleşmesi imzalandı.
- Mısır, Ağustos 2015'te birkaç adet Rus yapımı Molniya sınıfı füze zanaat satın almak üzere bir sözleşme imzaladı. 
- Bununla birlikte Mısır kısa bir süre önce İtalya ile tarihi olarak nitelendirilen birkaç gemi satın almak için bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada yer alan gemiler ise şöyle:
* İki adet Bergamini sınıfı firkateyn.
* Dört adet küçük deniz savaşları için uygun Korvet sınıfı firkateyn.
* Radarlar, silahlar ve modern elektronik sistemlerle donatılmış 22 adet hücum botu.
- Mısır, 2014 yılında Almanya ile 4 adet Type model denizaltı satın almak üzere bir sözleşme imzaladı.
- Mısır ayrıca Rusya'dan Akdeniz'deki kıyılarını ve doğalgaz alanlarını güvence altına almak için Bastion adlı kıyı savunma sistemi aldı.
Kıyıdan 600 kilometre açığa ve 100 bin kilometre kareye kadar deniz alanını koruma yeteneğine sahip olan Bastion kıyı savunma sistemi, toplam 36 füzelik dikey fırlatıcılarla donatılmıştır.

Kara Kuvvetleri
- Haziran 2020'de, 400 ila 500 adet T-90MS model tankın üretimine katılmak üzere Rusya ile çeşitli sözleşmeler imzalayan Mısır, ABD yapımı Abrams model tankların yanında T-90MS tanklarını da kullanacak. Böylece eski Sovyetlerden kalma T-55 ve T-62 tankları servis dışı bırakılacak ve yerlerini yeni model tanklar alacak. Öte yandan Mısır bu modern Rus yapımı tankı elde eden ilk Arap ülkesi olacak.
- Ayrıca Mısır şuanda Rusya ile en son geliştirilen T-14 Armata model tanklardan satın almak için görüşmeler yapıyor. 

Mısır Askeri Endüstrisi
Mısır'ın 2013'ten bugüne, dünyanın birçok ülkesi ile imzaladığı silah anlaşmalarının yanı sıra silah ve askeri teçhizat üretimi ve yabancı ülkelerle çeşitli silahların geliştirilmesine ilişkin ortak projelere katılma alanında uzun bir geçmişi bulunuyor. Buna ilişkin birkaç örnek ise şöyle:
- Mısır geçtiğimiz Şubat ayında, askeri mühimmat, tabanca ve makineli tüfek üretimi amacıyla ‘300 el-Harbi’ fabrikasını açtı.
- Aynı fabrika Şubat 2020'de, Mısır’ın ilk zırhlı aracı Sina 200'ün üretildiğini duyurdu.
- Aralık 2019'da Mısır Ulusal Askeri Üretim Kurumu ve Mısırlı şirket IMUT ile iki İspanyol şirket ESCRIBANO arasında askeri sanayi ve savunma sistemleri alanlarında bir anlaşma imzalandı.
- Öte yandan ‘Ebu Zabal’ fabrikasıyla ünlü Abrams M1A1 model tankları üreten Mısır, böylece dünyada bu tankı ABD dışında üreten tek ülke olmayı da başardı.



Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)
TT

Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)

Hizbullah'ın "Koordinasyon ve İrtibat Birimi" başkanı Vefik Safa istifasını sundu. Bu, partinin iki genel sekreterinin ve üst düzey askeri liderlerinin öldürüldüğü İsrail'in sert saldırılarının ardından yapısını yeniden kurmaya çalışan parti liderliği için bir ilk oldu.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre konuyla ilgili bilgili kaynaklar, Hizbullah liderliğinin bugün üst düzey güvenlik yetkilisi Vefik Safa'nın istifasını kabul ettiğini bildirdi.

Lübnan güvenlik kurumlarıyla irtibattan sorumlu olan Safa, Ekim 2014'te İsrail'in düzenlediği bir suikast girişiminden sağ kurtulmuştu.

Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)

İstifa, partinin Safa'nın yetkilerini azaltmasının ardından geldi. Bu durum, geçen yılın sonlarında başlayan ve bazı isimlerin görevden alınması ve yerlerine yeni isimlerin atanmasıyla sonuçlanan yapısal değişiklikle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Safa'nın halefinin kimliği konusunda çelişkili haberler ortaya çıktı, ancak kaynaklar partinin bazı gruplar için daha az kışkırtıcı ve devlet ve yabancı güçlerle ilişkilerinde farklı bir üslup benimseyecek bir isim aradığı konusunda hemfikirdi. Potansiyel halefler olarak adı geçen en öne çıkan isimler arasında Hüseyin Barada, Hüseyin Abdullah ve Muhammed Muhanna yer alıyordu.

Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)

Safa'nın son görünümü, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın suikastının yıldönümü olan 25 Eylül'de Raouche Kayası'nda, Başbakan Nevvaf Selam'a hakaretler yağdıran parti destekçilerinden bazılarıyla birlikte gerçekleşti.


Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.