Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi
TT

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

El-Esir- Dr. Muhammed bin Hamad el-Ureymi
Tarihi boyunca Umman, siyasi, ekonomik ve kültür başta olmak üzere her alanda toprağındaki yaratıcılık tohumundan beslenen, daha sonra farklı başarıları ile Umman medeniyetinin ilerlemesine, yükselmesine, çağlar boyunca topraklarında yaşamın kalkınıp gelişmesine katkıda bulunan  birçok önemli şahsiyet tanıdı.
Bu yıl doğumunun 100. yıl dönümünü kutladığımız Tarık bin Teymur bin Faysal Umman tarihinin son yüz yılında ortaya çıkan en önde gelen siyasi figürlerden biriydi. Tarık bin Teymur, entelektüel, idari ve siyasi yetenekleri, siyasi düşüncesinin yükselmesine katkıda bulunan yaşam deneyimleriyle müstesna bir şahsiyetti. Hayat hikayesini okuyanlar, idari, askeri ve politik başarıları üzerinde duranlar veya siyasi düşüncelerini, görüşlerini ve hayallerini düşünenler, kişiliğine daha da yaklaşılması,  40 yıla yaklaşan siyasi alandaki faaliyetlerinin önemli durakları üzerinde durulması gereken benzersiz bir Ummanlı siyasi modelle karşı karşıya olduklarını hissedeceklerdir.

El-Esir gazetesi bu haberi ile, ilk eğitiminden merhum Sultan Kabus bin Said’in siyasi danışmanı olarak görev yapmasına kadar bazı dönemleri takip ederek bu büyük şahsiyetin hayatındaki önemli kilometre taşlarını sunuyor.

Doğumu ve çocukluk dönemi
Tarık bin Teymur bin Faysal, 1920 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Türk’tü ve adı Kamile idi. Babası Sultan Teymur, Sultan Said bin Teymur’un annesi Fatıma binti Ali bin Salim bin Suveyni hanımefendi ile evlendikten sonra  bu hanımefendi ile evlenmişti. Dolayısıyla Tarık bin Teymur ile Sultan Said kardeşlerdi.

Eğitimi
Tarık bin Teymur liseyi, Eylül 1930 ile Haziran 1932 arasında İstanbul’daki İngiliz Erkek Lisesinde okudu. Daha sonra 1935 yılında annesi ile birlikte yerleştiği Almanya’nın Frankfurt şehrine taşındı. Orada Almanca öğrendi ve böylece konuşabildiği dillere Arapça, Türkçenin yanı sıra Almanca da eklendi. Frankfurt’ta 1937 yılına kadar kaldı ve bu tarihten sonra Maskat’a döndü.

Askeri eğitimi

Maskat’a döndükten sonra Tarık bin Teymur  bir süre  Maskat Askeri Kuvvetleri’nde görev yaptı. Ekim 1942'den Ekim 1943'e kadar Hindistan'ın Vellore (Villere) Polis Eğitim Akademisi’nde yönetim ve eğitim kursuna katıldı. Maskat’a döndüğünde yeniden orduya katılarak Umman’ın kuzeybatı sınırlarında konuşlanmış Zahob milis güçlerinde (Zahob Milita) görev yaptı.

İdari ve siyasi eğitimi
Zahob milis güçlerindeki askerlik hizmetinin sona ermesinden sonra Sultan Said bin Teymur kardeşi Tarık’ı, Umman kabileleri ile iletişim kurmak ve koşullarını tanımaya çalışmakla görevlendirdi. Bunun üzerine Tarık bin Teymur,  3 hafta süren bir gezi ile el-Batina bölgesinin bazı bölümlerini, el-Havasnah Vadisini, Ibri ve Dhank’ı ziyaret etti. Ayrıca ez-Zahira bölgesine de bir gezi düzenledi. Bu gezilerin amacı, kabile şeyhlerinin düşüncelerini ve yönelimlerini anlamak, Umman kabile  meselelerini ele alma ilkelerini ve bunları çözme mekanizmasını tanımak ve kendisine alışmaktı.

Maskat ve Matrah belediye başkanlığı
Ekim 1945’te Tarık bin Teymur, Maskat ve Matrah belediye başkanlığına getirildi.  Bu görevi sırasında Tarık bin Teymur, yönetimde son derece yetkin olduğunu kanıtladı ve büyük bir coşkuyla çalıştı. Yönetimi sırasında, bir dönem yurtdışında yaşamasından, yaşadığı ya da ziyaret ettiği bir dizi şehrin çağdaş belediye planlaması hakkında bilgi sahibi olmasından yararlanarak Maskat ve Matrah’ın görünümünü değiştirip çağdaş hale getirecek birçok  uygulamayı hayata geçirdi. Bina ve mülk sahiplerini mülklerini temiz tutmaya, terk edilmiş ya da harap binaları onarmaya, yıkılmış binaların  olduğu gibi bırakılmış molozlarını kaldırmaya ikna etti. Her iki şehirde de kanalizasyon sistemlerini iyileştirme ve umuma açık hamamlar inşa etme planları sundu. Bunlar, o dönem için çağının ilerisinde fikirlerdi. Tarık bin Teymur’un önceki deneyimlerinin gerçekliğinden kazandığı büyük idari yeterliliğini ve yönetim konusundaki potansiyelini ispatlıyordu. Ne var ki, toplumun bu tür fikirlere alışık olmamasından dolayı  bu konularda sık sık yerel muhalefet ile de karşılaştı.
İngiliz belgelerine bakılırsa Tarık bin Teymur, belediye başkanlığı sırasında yerlere çöp atanlara para cezası uygulaması getirmişti. Bir keresinde Hint topluluğundan bir adamı yolda ihtiyaç giderirken gördüğü, hemen yanına gidip kendisini azarladığı ve 25 rupi ödemesini emrettiği anlatılır.

Askerlik
Tarık bin Teymur, kardeşi Sultan Said’in Umman içinde yönettiği askeri operasyonlara katılmasının yanı sıra bir askeri görev daha üstlenmişti; silahlı kuvvetler ile askeri operasyonlar arasında koordinasyonu sağlamak. Tarık bin Teymur, alçakgönüllülüğü, onlarla tanışma ve kaynaşma konusundaki ısrarı nedeniyle pek çok Ummanlı tarafından sevilen bir şahsiyetti.

İdari yetkiler
1959’un başında Sultan Said bin Teymur kendisi ile kapsamlı müzakereler yürütmek için İngiltere’yi ziyaret etmeye karar verdi. Yokluğu sırasında görevlerini yerine getirmeleri için geçici olarak tüm yetki ve otoritesini İçişleri Bakanı Ahmed bin İbrahim ile kardeşi Tarık’a devretti.
İngiltere,  kendisinden ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirmek  için yerel reformlar yapmasını talep ettiğinde de Sultan, kardeşi Tarık’ı valileri denetlemekten sorumlu genel müfettiş atadığını açıkladı. Tarık bin Teymur, içişleri bakanlığı gözetiminde çalışarak bütün bölgeleri teftiş edip denetleyecek, valilerin çalışmalarını ve performanslarını takip edecekti.


Umman’dan ayrılış
Kasım 1962’de Tarık bin Teymur, Maskat’tan ayrıldı. Ancak, çocuklarının eğitimi için gitmek istediği İstanbul’a yönelmeden önce Abu Dabi’ye uğradı. Burada Abu Dabi’nin İngiliz valisi ile görüştü ve kendisine, siyasi mülteci gibi görülmek veya propaganda kampanyalarının hedefi olmak istemediğini iletti. Görüşmede ayrıca kendisini Umman’dan ayrılmaya sevk eden sebeplere, önemli siyasi ve idari roller oynamanın kendisinde bıraktığı derin hayal kırıklığı ve çöküntüye de değindi.
Tarık bin Teymur’un ülkesinden ayrılış nedenleri;  özellikle aldığı eğitimin onu Umman’da entelektüel, idari ve askeri niteliklere sahip birkaç kişiden biri yaptığı ve Arapçanın yanı sıra 3 dil daha bildiği göz önüne alınırsa daha iyi anlaşılabilir. Ülkesinde kalsaydı, Umman hükümet sistemi için önemli bir katkı, o zamanlar eğitimli ve kalifiye kadrolardan yoksun bir ülkede hükümet işlerinde iyi bir yardımcı olabilirdi.

Tarık bin Teymur, bireylerin entelektüel, politik ve idari oluşumlarında eğitimin öneminin farkında olduğundan çocuklarına uygun eğitimi sağlamaya büyük önem veriyordu. Ne var ki, o dönemde Maskat’ta böyle bir eğitimi sağlayacak kurumlar bulunmadığından çocuklarının İstanbul’da eğitim görmesine önem verdi.  O dönemde, bir süreliğine bir Alman inşaat şirketinin temsilcisi olarak çalıştı. Bu vesile ile düzenli bir şekilde Ortadoğu ve Arap Körfez ülkelerine seyahat etti.

Siyasi muhalif
Maskat’tan ayrıldığı Kasım 1962’den 1966 yılının başına kadarki dönem boyunca Tarık bin Teymur, Umman Sultanı’nın politikalarına karşı hareket etmek konusunda hiçbir girişimde bulunmadı. Sessiz kaldı ve genel olarak Sultan’a karşı düşmanca hiçbir faaliyette bulunmak istemediği izlenimini verdi. Bu süre boyunca Türkiye, Almanya ve bazı Arap ülkeleri gibi farklı ülkeler arasında seyahat etmeye devam etti. Ayrıca, dikkat çekici bir başarı elde edemediği anlaşılan bazı ticari işlerle meşgul oldu.
Mart 1966’dan itibaren Tarık bin Teymur, o dönemde Umman’da hüküm süren siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları değiştirme umudu ve vatanına karşı milli sorumluluğunu yerine getirmesini gerektiren siyasi, askeri ve idari yeteneklere ve deneyimlere sahip olduğunun bilinciyle  muhalefet cephesine katılıp ulusal roller oynamaya karar verdi.

1967 Ulusal Bildirisi
11 Cemaziyelevvel 1387- (15 Eylül 1967) tarihinde Tarık bin Teymur, Ummanlı kabile şeyhlerine, alimlere, ileri gelenlere, memurlara, askerlere ve bütün vatandaşlara, Umman’daki hükümet sistemini değiştirmeye yönelik niyetini deklare ettiği ve hedeflerini açıkladığı bir bildiri yayınladı.
Nedenlerini ve gerekçelerini açıkladı. Kendisini söz konusu bildiriyi yayınlamaya iten sebeplerin, halk ve ülkesine yönelik görev duygusu ve onları zayıflık ve geri kalmışlıktan kurtarma isteği olduğunu belirtti. Ayrıca, başlatmış olduğu bu hareketin yabancı çevreler tarafından desteklenmiş bir hareket olmadığını, aksine ülkeye ve halkına fayda sağlamayı amaçlayan tamamen ulusal bir hareket olduğunun altını çizdi. Keza, öncelikle Umman’ı ulaşmış olduğu kötü koşullardan kurtarmayı, ardından siyasi, ekonomik ve sosyal başta olmak üzere tüm alanlarda ilerlemesini sağlamayı, ulusal umutları gerçekleştirmeyi, Umman’ın sahip olduğu tüm imkanlardan yararlanarak İslam şeriatı ışığında anavatan ve halkının statüsünü yükseltmeyi hedeflediğinin altını çizdi. Ülkenin ilerlemesi için başta petrol ve maden kaynakları olmak üzere sahip olduğu zenginliklerin değerlendirilip geliştirilmesi, daha sonra da tarımın iyileştirilmesi, okulların yaygınlaştırılması, hastanelerin inşa edilmesi, askeri hüküm ve yasaların kaldırılması, ülkeyi gururlandırıp onurlandıracak ve kendisine refah sağlayacak diğer uygulamaların gerçekleşmesi gerektiği  üzerinde durdu.

Geçici Anayasa
Tarık bin Teymur yayınladığı bildiride, söz konusu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yönetim için geçici bir anayasa hazırladığını da belirtti. Geçici anayasanın insanlara, ülkenin geleneklerine ve göreneklerine uyan bir hükümet sistemi seçmek için gerçek bir fırsat sunduğunu ve bunun önünü açtığını ifade etti. Geçici anayasanın girişinde amacının;,  ulusal değerler ve geleneklere halel getirmeden modern gereksinimleri karşılamak ve Umman halkının anayasal bir hükümet sistemi kurma arzusunu gerçekleştirmek olduğuna değindi. Bu anayasanın geçici olacağını ve Umman halkı çıkarlarına uygun nihai bir anayasa hazırlamak için gerekli koşullara ve fırsata sahip oluncaya kadar geçerli olacağını vurguladı.
Geçici Anayasa 6 bölümden ve 36 maddeden oluşuyordu. Birinci bölümde, adı, kimliği, aidiyeti, hukuku, bayrağı ve başkenti ile devlet tanımlanıyordu. İkinci bölümde, sultan ve yetkileri ele alınıyordu. Bakanlar kuruluna tahsis edilmiş üçüncü bölümde,  bakanlar kurulu üyeleri, bakanlıklarının sayısı ve bakanların görevde kalma süresi belirleniyordu. Devlet Konseyi başlığını taşıyan dördüncü bölümde, konseyin yetkileri, üye sayısı ve seçim mekanizmasından bahsediliyordu. Beşinci bölümde, bakanlar kurulu ve devlet konseyinden oluşan (Ulusal Meclis), kararları ve görev tanımı ele alınıyordu. Altıncı bölümde ise uluslararası ilişkiler, Umman’ın dış dünya ile ilişkilerinde siyasi yöneliminin en belirgin özellikleri ile en önemli dış ilkelerinin ne olması gerektiğine yer veriliyordu.
Geçici anayasa fikrinden Tarık bin Teymur’un sahip olduğu yüksek siyasi kültürün kapsamı, dünyadaki farklı yönetim biçimlerine ne kadar açık olduğu,  iktidardaki siyasi sistem ve sistemi oluşturan farklı güçler arasındaki ilişkiyi belirleyen yasal bir referans olarak anayasanın önemi konusunda sahip olduğu farkındalık görülebilir.


Kutlu Reform dönemindeki rolleri

23 Temmuz 1970’te Sultan Kabus bin Said bin Teymur’un Umman Sultanı olmasından sonra Tarık bin Teymur, Sultan yeğeni ile işbirliği yapmak konusunda istekli olduğunu gösteren mesajlar verdi. Nitekim Sultan Kabus da 26 Temmuz’da tahta çıkışından sonra yaptığı ilk konuşmasında bir hükümet kurma niyetinde olduğundan bahsetmişti.  Attığı ilk adım da geçici bir danışma konseyi kurmak oldu. Bu konseyin yaptığı ilk ve en önemli iş ise Tarık bin Teymur’a ülkesine geri dönme ve başbakanlık görevini üstlenme davetinde bulunmak oldu.

2 Ağustos 1970’te yani Kutlu Reformun başlangıcından yaklaşık 10 gün sonra Tarık bin Teymur, Almanya’dan geri döndü ve döner dönmez de Sultan Kabus ile görüştü.

Görüşmede, başbakanlık görevini üstlenmesi ve yeni hükümeti kurması kararlaştırıldı. Tarık bin Teymur, başbakanlığın yanı sıra dışişleri bakanlığını da üstlenmişti. Savunma, para, petrol ve imtiyazlarla ilgili konular ise Sultan’ın yetkileri arasındaydı.

Tarık bin Teymur hükümeti iki aşamada kurdu. İlk aşamada, içişleri, eğitim, sağlık, çalışma ve adalet olmak üzere sadece beş bakanlık tesis edildi. İkinci aşamada kabine enformasyon, sosyal işler, vakıflar, ekonomi ve diğer bakanları içerecek şekilde genişletildi. Tarık bin Teymur, başbakanlık makamında 1972 başlarına kadar kaldı. 1972’de Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amirliği ve Sultan’ın diplomatik konulardaki özel danışmanı görevlerine getirildi. Vefatına kadar da Sultan’ın danışmanı ve birçok uluslararası forumda temsilcisi görevlerini yürüttü. 1975 yılında bu görevlerine ek olarak Umman Merkez Bankası Yönetim Kurulu’nun başkanlığını da üstlendi. Sultan Kabus ile amcası Tarık bin Teymur arasındaki ilişki, Sultan’ın 22 Mart 1976’da amcasının kızı ile evlenmesi ile daha da güçlendi ve pekişti.

Tarık bin Teymur’un başbakan olduğu dönem ve sonrasında üstlendiği görevler sırasında Umman, çok sayıda siyasi ve ekonomik başarıya imza attı. Başta Birleşmiş Milletler ve Arap Devletleri Ligi olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel organizasyona katıldı. Çeşitli alanlarda kapsamlı kalkınma sürecinin başlangıcına tanık oldu.



Gazete haberleri
Gerek  Kutlu Reform öncesi gerekse sonrasında birçok yerel, Arap ve uluslararası gazete, Tarık bin Teymur’un haberlerine ve siyasi çabalarına yer vermişti. Kutlu Reform’un ilk beş yılında Ummanlı “el-Vatan” gazetesinin en öne çıkan manşetlerine hızlıca bir göz atarak Tarık bin Teymur’un çalışmalarını ve faaliyetlerini ele alan haberlerinden derlediklerimizi size aşağıda sunuyoruz:
Gazetenin 28  Ocak 1971 sayısında şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur , Alman Strbegg şirketi ile Matrah-Sahar arasında 200 kilometre uzunluğunda ve 7 metre genişliğinde asfalt yol yapımı için 9 milyon Riyal değerinde bir sözleşme imzaladı.
8 Temmuz 1971 tarihli 20’inci sayısında şu haber yer alıyor: Kutlu Reform’un şanlı başlangıcının birinci yıldönümü kutlamaları programı açıklandı. Bu değerli kutlama vesilesiyle ülke geneline yayılacak neşe ve sevinç gösterileri arasında Sultan bir dizi projenin açılışını gerçekleştirecek. Başbakan Tarık bin Teymur, Sultan onuruna belediye parkında büyük bir tören düzenleyecek.

Gazete, 25.11.1971 tarihli 32’inci sayısında, Umman Sultanlığı’nın 7 Ekim 1971 perşembe günü BM üyeliği başvurusunun kabul edilmesi vesilesiyle Tarık bin Teymur’un BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı yayınlamış. Bu konuşmadan şu cümleleri alıntılıyoruz: Buraya, halkımın bu teşkilata dair umutları, onurlu ilkelerinin tam olarak uygulanmasıyla dünya halkları arasında güvenlik ve dostluk elde etmenin mümkün olduğuna olan inancıyla geldim. Umman Sultanlığı, 14  yüzyıl boyunca bağımsız bir devletti ve öyle olmaya da devam ediyor. Uzun tarihi boyunca bağımsızlığını veya egemenliğini asla kaybetmedi. Umman, BM'nin 131. üyesi olduğunda, onlarca yıldır yaşadığı tecridi ve dünyanın zorunlu olarak kendisini unutmasını resmen ve sonsuza kadar sona erdirmiştir.
09.12.1971 tarihli 34’üncü sayısında ise şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur, dar gelirli aileler için inşa edilen model evi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında kendisine, Belediye Planlama ve İnşaat Departmanı’ndan mühendisler, yetkililer, model evin standartlarında inşa edilmesine karar verilen evleri kullanma hakkına sahip olacak bir grup Maskat ve Matrah vatandaşı eşlik etti.
Gazete, 16 Aralık 1971 tarihli 35’inci sayısında şöyle yazıyor: Başbakan Tarık bin Teymur, İçişleri Bakanı Bedr bin Suud, Sağlık Bakanı Dr. Asım el-Cemali, İçişleri Bakanlığı Valilik İşleri Müdürü Şeyh Süleyman bin Muhammed el-Salimi, “İmam Seyf bin Sultan” okulu öğrencilerinin katıldığı büyük bir törenle yeni Tanam Hastanesi’nin açılışını gerçekleştirdi.
9 Mart 1972 tarihli 44’üncü sayısında şu haber yer alıyor: Sultan Kabus bin Said,  Tarık bin Teymur’u yurtdışındaki tüm Umman büyükelçiliklerinin genel amiri ve diplomatik konularda özel danışmanı olarak atayan bir kraliyet kararnamesi yayınladı.
22 Haziran 1972 tarihli  59’uncu sayıda, Tarık bin Teymur'un yurt dışından Maskat'a dönmesi onuruna, Macid bin Teymur’un 07.06.1972’de el-Falaj otelinde birçok üst düzey yetkilinin katıldığı bir akşam yemeği verdiğine ilişkin bir haber görüyoruz.
16 Ocak 1975 tarihli 170’inci sayıda ise şunu okuyoruz: 9 Ocak’ta Sultan Kabus bin Said  ABD Başkanı Gerald Ford ile Washington’da temaslarda bulunarak, çeşitli konuları, dünya meselelerini ve iki ülke arasındaki ilişkileri görüştü. Toplantıya, Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amiri ve Sultan’ın Siyasi Danışmanı Tarık bin Teymur, Dış İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Abdulmunim el-Zivavi ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger katıldı.

İngilizlerin övgüleri
İngilizler, Tarık bin Teymur'un yeteneklerinden çekimseler ve siyasi potansiyeli konusundaki kaygılarını zaman zaman dillendirseler de bu, yeteneklerini birden fazla vesile ile övmelerinin önüne geçmedi. W.H Luce’nin 24 Eylül 1970 tarihli konuşmasında şuna değindiğini görüyoruz: “Tarık bin Teymur’un, Maskat’ın geçmişte tüm “Ateşkes Devletleri”( Basra Körfezi'nde bulunan, 1971'de sona eren bir grup şeyhliğe verilen isimdir) sahilinde sahip olduğu ticari konumunu geri kazanmaya çalıştığını görüyorum. İthalatla ilgili çok sayıda vergiyi kaldırma veya önemli ölçüde azaltma önerileri, ayrıca Maskat ve bu sahil arasında iki ana yol inşaatı, ekonomi politikalarına dair iki açık kanıtıdır.”

İngiltere’nin Maskat büyükelçisinin İngiliz dış ilişkilerden sorumlu devlet bakanına “Maskat İzlenimleri: İlk ve Son” başlığı altında gönderdiği 5 Ağustos 1971 tarihli gizli raporunda, Tarık bin Teymur’u şu şekilde tanımladığını görüyoruz: “Eski sultanın kardeşi ve başbakan, en deneyimli ve etkili Ummanlı bakandır. Basit yaşamına ve formalitelerden kaçınmasına rağmen görünüş olarak karşı konulamaz bir şekilde bana, İngiltere Kralı VIII. Henry’nin Ummanlı kopyası gibi görünüyor. Özellikle de onu çevreleyen yüksek duvarları ile büyükelçiliğin kortunda tenis oynadığı zamanlarda, İngilizceyi güzel ve kelimeleri yuvarlayarak telaffuz ederken duyan hiç kimse etkilenmemezlik edemez. Sözleri genellikle bilgece ve tam anlamıyla bir devlet adamının sözleridir”.

Ölümü
Tarık bin Teymur, 1980 yılında vefat etti. Ölümü üzerine Umman Sultanlığı’nda resmi yas ilan edildi. Tarık bin Teymur’un  Sultan Heysem bin Tarık, Talal, Kays, Esat, Şihab, Edhem ,  Fares , Amal ve Naval adlı 9 çocuğu bulunuyor.



Aramco'ya ait helikopterin düşmesi sonucu 14 kişi hayatını kaybetti

Aramco Hava Filosu'nda kullanılan ve 14 yolcu kapasitesine sahip Leonardo AW139 tipi helikopterden bir kare
Aramco Hava Filosu'nda kullanılan ve 14 yolcu kapasitesine sahip Leonardo AW139 tipi helikopterden bir kare
TT

Aramco'ya ait helikopterin düşmesi sonucu 14 kişi hayatını kaybetti

Aramco Hava Filosu'nda kullanılan ve 14 yolcu kapasitesine sahip Leonardo AW139 tipi helikopterden bir kare
Aramco Hava Filosu'nda kullanılan ve 14 yolcu kapasitesine sahip Leonardo AW139 tipi helikopterden bir kare

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Saudi Aramco'ya ait bir helikopterin Ras Tanura ilçe sınırları içinde düştüğünü, kazada helikopterde bulunan 14 Suudi vatandaşının tamamının yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Bakanlıktan bir yetkili, kazanın saat 18.00 sularında meydana geldiğini belirterek, helikopterin düşüş nedeninin belirlenmesi amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde soruşturma başlatıldığını ifade etti.

Yetkili, kazanın nedenleri ve tüm ayrıntılarının ortaya çıkarılması için incelemelerin sürdüğünü vurgularken, Enerji Bakanlığı'nın hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve taziye dileklerini ilettiğini, yakınlarına sabır temennisinde bulunduğunu bildirdi.


Körfez ve Arap ülkeleri, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik saldırılarını geniş çapta kınadı

Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
TT

Körfez ve Arap ülkeleri, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik saldırılarını geniş çapta kınadı

Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)

İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i hedef alan saldırıları, Körfez ve Arap ülkelerinin tepkilerinin artmasına yol açtı. Söz konusu ülkeler, devletlerin egemenliğinin ihlal edilmesini reddettiklerini vurgularken, tırmanan gerilimin bölge güvenliği üzerindeki olası sonuçları konusunda uyarıda bulundu ve krizin diplomatik yollarla kontrol altına alınmasına yönelik çabaların sürdürülmesi çağrısı yaptı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, İran’ın Kuveyt ile Bahreyn’e yönelik saldırılarının yanı sıra Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliği ve seyrüsefer serbestisini hedef alan eylemlerini en sert ifadelerle kınadığını açıkladı.

Suudi Arabistan, söz konusu saldırıları uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın açık ihlali olarak nitelendirerek kesin bir dille reddettiğini belirtti. Riyad yönetimi ayrıca, bu ihlallerin bölgede güvenlik ve istikrarın yeniden tesisine yönelik uluslararası çabaları zayıflattığını yineledi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt ve Bahreyn ile dayanışmasını yineleyerek, egemenlikleri ve güvenliklerini korumaya yönelik atacakları tüm adımlara tam destek verdiğini açıkladı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi de saldırıları ‘en sert ifadelerle’ kınadı. Saldırıların Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğinin açık ihlali niteliğinde olduğunu ve iki ülkenin güvenliği ile istikrarını, vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancıların can güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini belirten el-Budeyvi, bu tür saldırıların bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ile barışın tesisine yönelik çabaları baltaladığını söyledi. El-Budeyvi, KİK’in Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğini korumak ve güvenliklerini güçlendirmek amacıyla alacağı tüm tedbirleri desteklediğini yineledi.

Katar da İran’ın tekrarlanan saldırılarını sert bir dille kınayarak, bunların ‘Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğinin açık ihlali ve uluslararası hukukun ağır şekilde çiğnenmesi’ olduğunu belirtti. Doha yönetimi, bölgede gerilimin daha fazla tırmanmasının önlenmesi, diyalog ve diplomasi yolunun sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak, iki ülkeyle tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Abu Dabi yönetimi, saldırıların iki ülkenin egemenliğinin açık ihlali ve güvenlik ile istikrarlarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirterek, Bahreyn ve Kuveyt’e tam destek verdiğini ve güvenlik ile istikrarlarını korumaya yönelik her türlü çabayı desteklediğini bildirdi.

Umman Dışişleri Bakanlığı ise yayımladığı açıklamada, Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğunu belirterek ülke topraklarını hedef alan askeri saldırıları kınadı. Umman, bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden tüm eylemleri reddettiğini yineleyerek, taraflara itidal çağrısında bulundu ve gerilimin kontrol altına alınması için diyalog ile diplomatik yöntemlere öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Ürdün de bugün İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i füze ve İHA’larla hedef alan saldırılarını kınadı. Amman yönetimi, söz konusu saldırıları iki ülkenin egemenliğinin açık ihlali, güvenlikleri, istikrarları ve toprak bütünlüklerine yönelik tehdit, ayrıca tehlikeli bir tırmanış ile uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ağır ihlali olarak nitelendirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ürdün’ün kardeş Bahreyn ve Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğu vurgulanarak, egemenliklerini, güvenliklerini, vatandaşları ile ülkelerinde yaşayan yabancıların güvenliğini korumaya yönelik atacakları tüm adımlara destek verildiği belirtildi.

Mısır da İran’ın saldırılarını en sert ifadelerle kınayarak, bunların bölgede sükûnetin sağlanması ve gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları baltalayan kabul edilemez bir tırmanış olduğunu bildirdi. Kahire yönetimi, Bahreyn ve Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğunu yineleyerek, güvenlik ve istikrarlarını korumaya yönelik alacakları tüm tedbirlere destek verdiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ayrıca, mevcut müzakere sürecine bağlı kalınmasının, bölgedeki gerilimin azaltılmasına yönelik ciddi girişimlerin desteklenmesinin ve anlaşmazlıkların diyalog ile barışçıl yollarla çözülmesinin, bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Öte yandan Arap Birliği de İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik füze ve İHA’larla düzenlediği saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Arap Birliği, saldırıların egemenliğin, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın açık ihlali olduğunu belirtti. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, yayımladığı açıklamada, Körfez ülkelerini hedef alan ve bölgesel güvenlik ile istikrarı tehdit eden tüm İran saldırılarının derhal durdurulması çağrısında bulundu. Ebu Gayt, bölgesel ve uluslararası barış çabalarını baltalayan hukuka aykırı eylemlerinden dolayı İran’ın tam sorumluluk taşıdığını ifade etti.

Ebu Gayt ayrıca, Bahreyn ve Kuveyt’in yönetimleri ve halklarıyla dayanışma içinde olduklarını belirterek, İran’ın saldırılarını durdurmaya yönelik alacakları tüm tedbir ve adımları desteklediklerini vurguladı. İlgili tüm taraflara da gerilimin düşürülmesine bağlı kalmaları ve kalıcı bir ateşkese ulaşılması amacıyla yürütülen sükûnet çabalarına destek vermeleri çağrısında bulundu.

Bahreyn daha önce yaptığı açıklamada, topraklarını hedef alan İran’a ait çok sayıda İHA saldırısını kınamış, saldırıyı ülke egemenliğinin açık ihlali ve vatandaşlar ile ülkede yaşayan yabancıların güvenliğine yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti. Manama yönetimi, uluslararası topluma İran’ın tekrarlanan saldırılarını durdurmak için harekete geçme çağrısında bulunurken, gerilimi düşürmeye yönelik çabaların baltalanması ve bölgesel güvenliğin istikrarsızlaştırılmasından Tahran’ı sorumlu tuttu.

Kuveyt de bugün sabaha karşı topraklarını hedef alan saldırıyı kınayarak, bunun ülke egemenliğinin ihlali, güvenlik ve istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit ile uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ihlali anlamına geldiğini belirtti. Kuveyt yönetimi, egemenliği ve ulusal güvenliğini korumak amacıyla gerekli tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu vurguladı.

Kınama açıklamaları, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i balistik füzeler ve İHA’larla hedef alan yeni saldırılarının ardından geldi. Bahreyn ordusu, pazar günü ülkenin İran tarafından füze ve İHA saldırılarına maruz kaldığını duyurdu. Bahreyn Savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, hava savunma sistemlerinin ‘İran’ın düzenlediği çok sayıda hain hava saldırısını önleyerek imha ettiği’ belirtilirken, silahlı kuvvetlerin en üst düzey alarm durumunda olduğu ifade edildi. Bahreyn İçişleri Bakanlığı ise İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir konut binasında maddi hasar meydana geldiğini, can kaybı yaşanmadığını ve ilgili birimlerin olay yerindeki çalışmalarını sürdürdüğünü açıkladı.

Kuveyt Savunma Bakanlığı bugün erken saatlerde iki balistik füzenin hava savunma sistemlerince etkisiz hale getirildiğini, olayda can kaybı ya da maddi hasar yaşanmadığını açıkladı. Bahreyn ise topraklarını hedef alan İHA saldırılarını ülke egemenliğine yönelik bir saldırı ve krallığın güvenliğini doğrudan tehdit eden bir eylem olarak nitelendirdi. Söz konusu gelişmeler, bölgede gerilimin daha da tırmanmasını önlemek ve çatışmaların yayılmasını engellemek amacıyla bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde yaşandı.


Suudi Arabistan, Katar ve Mısır bölgedeki son gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman bin Casim ve Mısır Dışişleri Bakanı Dr. Bedr Abdulati, (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman bin Casim ve Mısır Dışişleri Bakanı Dr. Bedr Abdulati, (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Katar ve Mısır bölgedeki son gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman bin Casim ve Mısır Dışişleri Bakanı Dr. Bedr Abdulati, (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman bin Casim ve Mısır Dışişleri Bakanı Dr. Bedr Abdulati, (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, Katar ve Mısır, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlayacak kapsamlı çözümlere ulaşmak ve müzakere sürecini başarıya ulaştırmak için ortak çabaların artırılmasının önemini vurguladı. Üç ülkenin dışişleri bakanları arasında gerçekleşen telefon görüşmelerinde bölgesel gelişmeler ele alınırken, İran’ın Bahreyn’i hedef alan saldırıları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler kınandı.

Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde son gelişmeleri değerlendirdi. Taraflar, İran’ın Bahreyn’e saldırılarını ve deniz seyrüseferine yönelik tehditleri kınadıklarını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan'ın, Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'dan aldığı telefonla gerçekleşen söz konusu görüşmede taraflar, ABD-İran mutabakatına bağlı kalmanın önemine dikkat çekerek, müzakere sürecinin başarılı olması ve bölgenin güvenliği ile istikrarını sağlayacak  kapsamlı çözümlere ulaşılması için daha çok çaba gösterilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldılar.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, daha sonra Mısırlı mevkidaşı Dr. Bedr Abdülati ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. SPA'nın haberine göre bu görüşmede de İran'ın Bahreyn'i hedef alan saldırıları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler kınandı. Bakanlar, gerilimin durdurulması ve bölgenin barış ve güvenliğini korumak adına müzakere sürecine geri dönülmesi için ortak çabaların yoğunlaştırılmasının önemini vurguladılar.

Öte yandan, Prens Faysal bin Ferhan daha öncesinde Moritanya Dışişleri, İşbirliği ve Yurtdışındaki Moritanyalılar Bakanı Muhammed Salim Veled Merzuk ile bir telefon görüşmesi yaparak, güncel gelişmeleri ve ortak ilgi alanına giren konuları ele aldı.