Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (3): ABD Irak karşıtı koalisyon içinde yer almamız için baskı yaptı, koalisyon güçleri bombalarken, Irak geri çekilme kararı aldı

Sağdan: Mudar Bedran, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, merhum Kral Hüseyin bin Talal ve son Libya lideri Muammer Kaddafi, Ürdün'ün doğusundaki Mafraq bölgesindeki bir hava üssünde toplantıda
Sağdan: Mudar Bedran, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, merhum Kral Hüseyin bin Talal ve son Libya lideri Muammer Kaddafi, Ürdün'ün doğusundaki Mafraq bölgesindeki bir hava üssünde toplantıda
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (3): ABD Irak karşıtı koalisyon içinde yer almamız için baskı yaptı, koalisyon güçleri bombalarken, Irak geri çekilme kararı aldı

Sağdan: Mudar Bedran, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, merhum Kral Hüseyin bin Talal ve son Libya lideri Muammer Kaddafi, Ürdün'ün doğusundaki Mafraq bölgesindeki bir hava üssünde toplantıda
Sağdan: Mudar Bedran, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, merhum Kral Hüseyin bin Talal ve son Libya lideri Muammer Kaddafi, Ürdün'ün doğusundaki Mafraq bölgesindeki bir hava üssünde toplantıda

Şarku’l Avsat olarak eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarına dair yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünü yayınlıyoruz. Bedran’ın hatıratının bu bölümünde; Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ürdün üzerine, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında uluslararası koalisyona katılması için baskı kurması işleniyor.
Ayrıca Ürdün’ün o süreçte, Irak’a yakın olması hasebiyle karşılaştığı ‘ekonomik güçlükler’ aktarılıyor.
Başbakan Mudar Bedran,  “Karar” başlığıyla kitaplaşan hatıratında; Körfez Savaşı başladıktan sonra Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’in Amman’a gerçekleştirdiği gizli ziyarete de değiniyor. Tarık Aziz’in bu ziyarette kendilerine; “Irak’ta bombalanmadık yer kalmadı, Cumhuriyet Sarayı, petrol rafinerileri, köprüler, her yeri bombaladılar” dediğini kaydediyor.
Sözü Bedran’a bırakalım:
“Uluslararası koalisyonun Irak’a askeri müdahalesi başladıktan sonra, ülke olarak kendimizi krizin ortasında bulduk. Kritik dönemlerdi, merhum Kral Hüseyin bu süreci çok dikkatli bir şekilde yoğun mesai harcayarak yönetti. Kral halkın nabzını tutuyor ve savaşın dolaylı etkileriyle mücadele etmek için doğrudan kendisine bağlı anayasal kurumlara gerekli talimatları veriyordu. Üzerimizde bir yandan safımızı değiştirmemiz için uluslararası baskı vardı, bir yandan da halk Irak’ı desteklememizi istiyordu.”
“Savaşın başlamasına müteakip Suriye rejimiyle aramızda bir medya krizi yaşandı. Bazı Ürdünlü vekiller ve Ayan Meclisi üyeleri Suriye aleyhine makaleler kaleme almıştı. Suriyelilerin de medya aracılığıyla karşılık vereceklerini düşünüyorduk, Suriye medyasında tahminimizden sert haberler yapılmaya başladı, adeta bir ‘medya saldırısına’ maruz kaldık. Enformasyon Bakanı İbrahim İzzeddin Suriye’ye gitti ve diplomatik dehasıyla krizi sonlandırdı. Bu olaydan sonra başbakanlık kararıyla büyükelçilerin açıklama yapmasını yasakladık. Nitekim savaş sırasında bazı tecrübesiz büyükelçiler, siyasi anlamda bizi zora sokan açıklamalar yapmaya başlamıştı. Zaten Araplar bize mesafeliydi, meselenin daha da büyümesini ve düşmanlığa dönüşmesi isteyeceğimiz son şey olurdu.”
Hafız Esed sözünde durdu ve Suriyeliler bu süreçte bize petrol satışı gerçekleştirdi. Bir aksilik olmasından korktuğumuz için alternatif planlar da kurmuştuk ancak sorun olmadı, iki ülkeden yetkililerinin yer aldığı ortak bir komisyon, Suriye’den gelen petrolün tankerlerle aktarımını organize ediyordu.
Ürdün’ün resmi tutumunun; “Herhangi bir Arap ülkesine yönelik askeri müdahaleyi reddetmek” olduğunu duyurduk. Kuveyt’i devlet olarak tanıdığımızı yineledik. Irak’a yönelik ‘ambargoyu’ da tanıdığımızı ifade ettik. Açıklamalarımız son derece dikkatliydi, bize karşı oluşan havayı dağıtmak için, çok özenli ve dengeli bir resmi dil benimsedik.
“ABD’nin Amman Büyükelçisi Roger G. Harrison, Irak karşıtı koalisyon içinde yer almamız için üzerimizdeki baskısını arttırıyordu. Israrcı tutumu nedeniyle bir gün kendisine; “Israra gerek yok, Amerikan baskısı dolayısıyla pozisyonumuzu değiştirecek değiliz. Irak-Kuveyt krizine barışçıl bir çözüm bulunması taraftarıyız ve meselenin Araplar arasında halledilmesinden yanayız, halkımızın tutumu ile resmi tutumumuz uyumludur” dedim. O günden sonra meseleyi bir daha gündeme getirmedi. Bakanlar kuruluna, “Amerikalılar tutumumuzdan memnun değil, muhtemelen bizi yardımları kesmekle tehdit edeceklerdir” dediğimi hatırlıyorum. Irak krizinin uzun süreli olacağına dair işaretler vardı ve kendimizi bu duruma hazırlamalıydık. Bu saatten sonra hata yapmamalıydık, herhangi bir yanlış hesaplama bizim için felaket anlamına gelebilirdi. İtiraf etmek gerekir ki; dünyadan ve çevremizden soyutlanarak hayatta kalamazdık, çünkü birçok stratejik temel ürün dışarıdan geliyordu. Çoğu ülkeden daha fazla dışa bağımlıydık.”

Saddam tuzağa düştü
Kral Hüseyin uluslararası temaslarını yoğunlaştırdı, daha doğrusu yoğun temaslarını ara vermeksizin sürdürdü. Aynı zamanda ülke içindeki sorunları da yakından takip ediyordu. Olağanüstü Hal konseyiyle düzenli toplantılar yapıyor, kendisine sunulan raporları dikkatle okuyordu. Ocak ayının sonunda başbakanlığı ziyaret etti ve son derece incelikli bakış açısıyla mevcut durumla nasıl başa çıkabileceğimiz hususunda bizi aydınlattı. Toplantı sonrasında şöyle söylediğini hatırlıyorum:
“Bu savaşın tek bir amacı var, o da; İsrail’in bölgedeki tek güç olarak kalması, Kuveyt bir tuzaktı, Saddam’ı içine çektiler, Irak’ı uzun süre rahat bırakmayacaklardır, gücünü sıfıra indirene kadar vurmaya devam edecekler.”
“Ürdün’e yönelik çemberin daraldığını hissediyorduk, Irak karşıtı koalisyonda yer almamız için ABD’nin baskısı yeniden başladı. Amerikan maslahatgüzarı bize şunu söyledi: "Irak'a karşı olduğunuzu ilan edin, sonra ne isterseniz yapın”. Kral Hüseyin köşeye sıkışmıştı, bir yanda, savaşta Irak’a destek olmasını isteyen siyasi ve sivil güçler, bir yanda da Ürdün’ün resmi pozisyonunu değiştirmesi için baskı yapan uluslararası karar vericiler. Zor bir seçim yapmamız gerekiyordu, ülke olarak iç kamuoyunda ‘Nisan Esintisi’ anlaşmasıyla, farklı cepheler arasındaki gerginliği yeni sonlandırmış ve ‘güven krizini’ aşmıştık. Toplum olarak bütünleşmemiz gereken bir süreçteydik. Toplumun ciddi bir kesimi, ne pahasına olursa olsun Irak’ı yalnız bırakmamamız gerektiğini düşünüyordu.”

Kara harekâtına doğru
Irak Başbakanı Sadun Hamadi 1991 Şubatında Ürdün’ü ziyaret etti. Ürdün’e karayoluyla gelmeye çalıştı ama başaramadı, çünkü Bağdat ve sınır bölgelerinde bombardıman artmıştı. Önce Tahran’a geçti ve oradan uçakla Amman’a indi. İran Cumhurbaşkanı'nın, “yabancı güçlerin Arap Yarımadası’ndan çekilmesi karşılığında, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesini” teklif ettiğini, Irak’ın bu öneriyi kabul ettiğini ancak diğer ülkelerin pozisyonları netleşene kadar gizli tutulmasını şart koştuğunu aktardı. Koalisyonun ağırlıklı olarak sivil merkezleri ve altyapıyı hedef aldığını, başlıca hedeflerinin Irak’ı zayıflatmak olduğunu söyledi. Ordunun moralinin yüksek olduğunu, kayıplarının ‘düşmanın’ iddia ettiğinden daha az olduğunu ve ‘direnişi’ sürdürebileceklerini ifade etti. Hamadi’nin ziyaretinden birkaç gün sonra, Irak devletinden yapılan açıklamada, ilkesel olarak Kuveyt’ten çekilme eğiliminde oldukları belirtildi. Sovyetler Birliği, Çin ve İran’ın, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi karşılığında askeri harekâtın durdurulması tezini desteklediklerini öğrendik. Bu bizi biraz rahatlattı, işe yarayacağını düşünüyorduk. Iraklı üst düzey yetkililer hala siyasi manevralarını sürdürüyor, Kuveyt’ten çekilmesi durumunda, İsrail’in de işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini dillendiriyordu.
24 Şubat günü sabah saat 05.00'da ABD Başkanı George Bush, kara savaşının başladığını duyurdu. Bu yeni bir gelişmeydi ve Ürdün bunu ciddiye almalıydı. Iraklılar bize, kendilerinin başlamayacağını ancak İsrail’in saldırması ya da toplu bir yıkım olması durumunda İsrail’e kimyasal silahla karşılık vereceklerini söylemişlerdi. Amerikan askerlerinin Kuveyt Jahra’ya doğru ilerlediği, planın Başkent Kuveyt’in kuşatılması ve sonrasında izole edilmesi olduğu yönünde bir duyum aldık. O süreçte iç güvenliğimize yönelik bazı tehditler oluştu, topraklarımızdan İsrail’e bireysel saldırılar yapılmasından endişeliydik. İsrail bu tür saldırıları bahane ederek bizi savaşın içine sürükleyebilirdi. Herhangi bir savaşın içine çekilme niyetinde değildik, müttefikimiz Irak kendi savaşıyla meşguldü. Doğrusu kaygılı bir bekleyiş içindeydik, tehlike seziyorduk ve yapayalnızdık.
Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz gizlice Ürdün’e geldi. Kötü haberler getirmişti, bize şunları söyledi: “Irak’ta bombalanmayan bir yer kalmadı, Cumhurbaşkanlığı Sarayını beş defa bombaladılar. Kongre Sarayı, rafineriler, tüm fabrikalar, köprüler, Bağdat’ta sadece üç küçük köprü kaldı. Rafineriyi yeniden tamir etmemiz mümkün görünmüyor, durumumuz vahim.”
Bu haberlerle birlikte iyice kaygılanmıştık, tek istediğimiz savaşın bir an önce sona ermesiydi. Irak'taki durum ve kayıpların boyutu hakkında çelişkili bilgiler geliyordu. Büyük ihtimalle Irak, 40 günde, İkinci Dünya savaşında Almanya’nın dört yılda maruz kaldığı kadar bombaya maruz kalmıştı.
26 Şubat 1991'de Irak, Kuveyt'ten çekildi. Haberi duyduğumuzda şok olmuştuk. Kuveyt’ten çekiliyor olmaları değil (ki savaş olmadan çekilmesini temenni ediyorduk) savaş devam ederken çekilmelerine şaşırmıştık. Irak ordusu çekilirken büyük kayıplar verdi. Koalisyon güçleri bombalamaya devam ediyordu ve Irak ordusu savaşmadan kendi sınırına çekiliyordu. Oysa bir gün öncesine kadar Iraklı yetkililer özgüven içinde açıklamalar yapıyordu. Gerçi, Tarık Aziz son ziyaretinde bize, Ürdün’ün sadece “siyasi aracılık” pozisyonunda olmasını istediklerini söylediğinden beri hayal kırıklığına uğramıştık. Tarık Aziz’in bu son ziyareti, içinde “hezimet işaretleri” barındırıyordu.
Ürdün’ün kaderi; adeta yakın tarihte bölgesel tüm savaşların bir şekilde içinde yer almasıdır. Nekbe’yi yaşadık, Nekse’yi yaşadık, en sonunda kendimizi 1991 harbinin içinde bulduk, artık çoğumuz yorulmuştu. Saddam Hüseyin, merhum Kral Hüseyin’i dinleseydi, Irak’ın harabe olmasına neden olan bu hazin olaylar zinciri yaşanmazdı. Nitekim Hüseyin’in yaklaşımı sorunu çözebilecek mahiyetteydi.
Bakanlar Kurulunu topladım, çalışma arkadaşlarımın yüzlerinde hayal kırıklığı okunuyordu. Olayların bu şekilde gelişmesi bizim için beklenmedik olmuştu. Oturumda; Ürdün’ün üzerine düşeni fazlasıyla yaptığı, ne halkın ne de yönetimin bu insani tutum dolayısıyla pişman olmadığı konuşuldu. Tarih, Ürdün Haşimi Krallığının, Sovyetler Birliği gibi bir ülkenin dahi göze alamadığı bir pozisyonda olduğunu kaydedecektir. Nihayetinde biz Kuveyt’in işgal edilmesi taraftarı değildik, gönül isterdi ki bunların hiçbiri yaşanmamış olsun, ama olan oldu.

Kuveyt’teki Filistinliler
Dışişleri Bakanı Tahir el-Mısri Kuveyt’te yaşayan Filistinlilerin akıbeti ile endişelerini dile getirdiği bir rapor sundu. Ülkede 200 bin kadar ikamet izni olan Filistinli vardı. Kral Hüseyin daha önce davranmış, BMGK daimi üyeleriyle görüşerek, Kuveyt’teki Filistinlilerin Mısır tarafından kabul edilmeleri yönünde talepte bulunmuştu. Suudiler bu geçiş sürecinde Filistinlilere iyi davrandı. Gerçi Kuveyt’teki bazı Filistinliler en baştan beri, bir ülkenin, bir başka ülke tarafından işgal edilmesine karşıydı.
Irak’ın yenilgisi kesinleştikten sonra yeni bir iç güvenlik sorunumuz oldu. Öfkeli vatandaşlar büyükelçilikleri basabilir, bireysel şiddet eylemleri olabilirdi. Nitekim bazı gösteriler oldu, kadınların organize ettiği bir gösteride, göstericilerle polis karşı karşıya geldi; elçilikler bölgesine girmek istediler ve arbede yaşandı. Hassas bir çizgi gözetmeliydik, vatandaşlar öfkelerini duyurabilmeli ama ortaya ‘güvenlik zafiyeti’ olarak yorumlanacak bir görüntü çıkmamalıydı. Neyse ki süreci büyük bir sorun olmadan yürütebildik.
Temsilciler Meclisi’nde düzenlenen toplantıda, “Hükümetin, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesini hezimet olarak değerlendirmediğini, geri çekilme konusunun uzun süredir varit olduğunu” söyledim. Nitekim Kral Hüseyin, Saddam’ı aramış, Suudi Arabistan’da bir ‘mini zirve’ düzenlenmesi için Kuveyt’ten çekilme tarihini ilan etmesini istemişti. Irak Devrim Konseyi de 6 Ağustos 1990’da sabah saat yedide, ‘Kuveyt’ten çekilme’ kararını onaylamıştı. Anlaşılan; geri çekilme kararı,  Kuveyt’e düzenlenen askeri harekâtın hemen akabinde zaten alınmıştı.
Bazıları, savaş esnasında Iraklılara askeri yardım sağladığımızı abartılı bir şekilde iddia ediyor. Böyle bir şeyin yaşanmadığını teyit edebilirim. Sadece bir defasında Iraklılar, Kuveyt’te ele geçirip Irak’a getirdikleri Hawk füzelerinin kullanımıyla ilgili subayların eğitimi uzun süre alacağından, subaylarımızı göndermemizi istediler, taleplerine olumlu yanıt vermedik. Ancak bildiğimiz kadarıyla; Irak ordusu doğrudan, emekli bazı subaylarla sözleşme imzalayıp çalıştı.

Kriz yönetimi
Ürdün’ün kararlı bir şekilde koruduğu pozisyonu netti, krizin Arapların kendi arasında çözülmesi taraftarıydık. Yabancı güçlerin bölgeye müdahil olmasını istemiyorduk, bu yüzden uluslararası koalisyonun içinde yer almadık. Geçmiş için değil, şu an farklı düşünenler için söylüyorum, kardeşlerimiz, ırkdaşlarımız şunu iyi anlasın; kimseye karşı değildik, krize farklı açılardan yaklaşıyorduk ve bölgemizin iyiliğini istiyorduk. Kral Hüseyin tamamen iyi niyetli bir şekilde, ters giden şeyleri düzeltmeye çabalıyor ve biz de çizdiği çerçeve dâhilinde ‘krizden çıkış’ önerilerimizi sunuyorduk. Görüyorum ki birçok kardeşimiz hakkımızda kötü düşünerek bize haksızlık ediyor.
Müdahalenin ardından ambargo sürecinde BMGK’ya hitaben yazdığımız mektubu bitirdik. Amerikan tarafına, Irak'a temel gıda maddeleri olan pirinç, buğday, şeker, yağ ve et ihraç etmeye devam edeceğimizi bildirdik. Ayrıca Irak'tan petrol ithal etmeye devam edeceğimizi de söyledik.
Henüz savaş başlamadan, gelişmeler hakkında epey karamsar olduğumuz doğrudur, çünkü uluslararası toplumun siyasi çözümü reddettiğini ve askeri çözümün kaçınılmaz olduğunu gördük. Bize biraz güven veren, İran’ın konuya müdahil olmamasıydı. İran-Irak savaşından sonra iki ülke arasındaki ilişkide iyileşme gözleniyordu. Eğer İran ve ABD’nin menfaatleri çakışsaydı ve birbirine yakın olsalardı Irak için daha büyük bir felaket muhtemeldi.
Krizin uzamasıyla birlikte çok büyük ekonomik sıkıntılar öngördük. Savaşa çekilebileceğimizden endişelenen yurttaşlar temel gıda maddelerini stoklamaya başladı. Hükümet olarak temel maddelerin envanterini çıkarmıştık, tahminlerimize göre altı ay yetebilecek temel gıdaya sahiptik, şeker ise ancak iki buçuk ay yeterdi. Mali durumumuz ise gerçekten berbattı. Savaş başladığında iki saat içinde sekiz milyon dinar çekildi, dolar karaborsaya düştü. Bir dolar 74 kuruştan bozduruluyordu. Irakla mali ilişkimiz savaş nedeniyle sekteye uğramıştı, Birleşik Arap Emirliklerindeki mevduat hesaplarımız dondurulmuştu.
Irak için son yaptığımız şey, Arapların kendi içinde çözüm bulmasını destekleyen ülke dışişleri bakanlarını Amman’da toplamak oldu. Toplantıya; Yemen, Sudan, Cezayir, Libya, Fas ve Tunuslu bakanlar katıldı. Amacımız Irak’a yönelik siyasi ablukayı biraz olsun gevşetmekti. Artık Tarık Aziz’in güvencelerini ciddiye almıyorduk, Irak’ın durumuna dair yabancı basını daha güvenilir buluyorduk.
Sonuçta adeta tamamen yok edilmiş bir Irak’la uğraşıyorduk, geri çekilme biçimleri rahatsız ediciydi. Bu süreçte Irak’ın stratejik bilgilerinin, özellikle askeri bilgilerinin içeriden sızdırıldığını öğrendik. Sovyetler Birliği de olağan şüpheliler arasındaydı.
Basra bölgesinde İran hareketliliği gözlenmişti, altı bin Iraklı İran’a iltica etmişti. Şüpheliydik, Irak'ın kara saldırısından önce Kuveyt'ten çekilmeye başladığı söyleniyordu, bu bilginin doğru olup olmadığını bilmiyorum. Yüz saat boyunca Irak ordusunun bombalanmaya maruz kalması, askerin moralini bozmuş, yenildiklerini kani olmuştular. Kara harekâtı başlamadan önce son ana kadar Iraklılar, Sovyetler Birliği’nin girişiminin işe yarayacağını ve Amerikalıların, Kuveyt’ten çekilmeleri karşılığında kendilerine saldırmayacaklarını düşünüyordular. Bizde ki intiba, ABD’nin Irak’ın Kuveyt’ten şartsız çekilmesini ve bütün kararlarına uymasını istediği yönündeydi. Irak ordusu büyük kayıplar verdi, bir tank savaşına dair tasvir düşüyor zihnime, Iraklıların bütün tankları saatler içinde imha ediliyor, 1500 Iraklı asker yaralanıyor, hayatını kaybediyor. O kadar çok bomba kullanılmış ki, yer sarsılmış. Kara harekatı başladığı andan itibaren Irak ordusunun zaafları ortaya çıktı, siyasiler ve askerler arasındaki iletişim ağır işlediğinden, ilk saatlerden itibaren ön cephedeki birliklerle teması kaybettiler. Sonrası kargaşa ve hezimet.
Ürdün Krallık Divanı’nın hazırladığı Beyaz Kitapta, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için ne tür çabalar sarf edildiği kayıt altındadır. Kral Hüseyin’in, meseleyi Araplar arasında çözme gayreti ortadadır. Çözümsüzlük taraftarlarının da kimler olduğu bilinmektedir.”

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.


Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.