Abbas nihai statü meselelerini müzakere etmeye hazır

Mahmud Abbas, Guterres'e yazdığı mektupta gelecek yıl bir barış konferansı başlatılması çağrısında bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas. (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas. (Reuters)
TT

Abbas nihai statü meselelerini müzakere etmeye hazır

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas. (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas. (Reuters)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, uluslararası mekanizma ve belirli bir zaman dilimi içinde nihai statü sorunlarına ilişkin çözüm müzakerelerine hazır olduğunu bildirdi.
Abbas, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e gönderdiği bir mektupta, önümüzdeki yılın başında uluslararası bir konferansın başlatılması çağrısında bulundu.
Filistin Devlet Başkanı, uluslararası konferans düzenlemenin ve çok taraflı bir mekanizma kurmanın “iki tarafa kalıcı statü sorunlarına çözüm müzakerelerinde yardımcı olacağını ve bu müzakereleri uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler kararları temelinde, belirli bir zaman diliminde yürütülmesini sağlayacağını söyledi. Bu hedefe ulaşmak için Genel Sekreterlik ile yakın koordinasyon sağlamanın yanı sıra New York'taki Filistin Misyonu ile de irtibata geçmenin gerekliliğini vurguladı.
Abbas, BM Genel Sekreteri’nden önümüzdeki yılın başında tüm ilgili tarafların katılımıyla bir uluslararası barış konferansı düzenlemek için Uluslararası Dörtlü ve Güvenlik Konseyi ile iş birliği içinde acil istişarelerde bulunmasını talep etti. Filistin lideri açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu konferans, ciddi bir barış sürecine girmemizin önünü açacaktır. Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler kararları ve ilgili referanslar temelinde, 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti'nde işgalin sona ermesine ve Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlıklarına kavuşmasına imkan tanıyacak, aynı zamanda 194’üncü karar uyarınca başta mülteci sorunu olmak üzere tüm kalıcı statü sorunlarının çözülmesini sağlayacaktır.”
Abbas, iki devletli çözümün mutabık kalınan uluslararası çözüm olduğunu vurguladığı açıklamasında "uluslararası toplum bunu açık ve etkili önlemlerle savunmadığında bunun altının oyulacağı" uyarısında bulundu. Filistin Devlet Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler kararlarına dayalı olarak, halkımızın kendi kaderini tayin hakkını koruyacak bir çözümdür. 1988'den bu yana iki devletli çözüme kendimizi adadığımız Filistin çözümüdür. Taahhüdümüz n değişti ne de azaldı. Sadece iki devletli çözümden bahsetmek yeterli değil. Bunun yerine Ortadoğu’da, uluslararası bir barış konferansı aracılığıyla çatışmayı uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler kararları temelinde sona erdirmek için güvenilir ve çok taraflı bir yaklaşım formüle etmemiz gerekiyor.”
Abbas, uluslararası barış konferansı başlatma girişiminin pazartesi günü Güvenlik Konseyi’nin danışma toplantısında desteklenmesi üzerine mesajını Guterres’e gönderdi.
Güvenlik Konseyi'ndeki devletlerin tutumları, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Yüzyılın Anlaşması" olarak bilinen barış planını başlatmasından bu yana alternatif uluslararası bir konferans düzenlemek isteyen Filistinliler için büyük bir manevi destek oldu.
Filistinliler, ülke topraklarının 1967'de işgal edildiğini vurgulayan 1515 sayılı Güvenlik Konseyi kararına dayalı uluslararası meşruiyet temelinde, kendileriyle İsrailliler arasında müzakerelere destek olacak çok taraflı bir mekanizma başlatmak için dörtlü, diğer ülkelerin de katıldığı uluslararası bir konferans başlatmak istiyor.
Abbas, birçok ülkeyi uluslararası bir barış konferansı çağrısı yapmaya ikna etmeye çalıştı. Ağustos ayında gönderilen heyetin Uluslararası Dörtlü'nün müzakerelerine dönmeye hazır olduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Sınırlı sayıda silahlanmak ve güçlü polisimizle kanunlara uyulmasını sağlamak için devletimizi kurmaya hazırız. Müzakerelerde üçüncü tarafın varlığını da kabul ediyoruz. Metin ‘uluslararası kuvvetlere komuta etmek’ için NATO'ya atıfta bulunuyor ve İsrail'in Batı Şeria'yı işgal etmeye başladığı tarih olan 4 Haziran 1967 sınırları temelinde ikili bir anlaşma yapılması koşuluyla sınırlarda küçük değişiklikler öneriyor.”
Abbas, Guterres'e de şunları söyledi:
“Güvenlik Konseyi'nin son toplantısında güçlü devletlerin çoğunluğu, mevcut Genel Kurul toplantısından önceki konuşmamızda duyurduğumuz önerimizi desteklemeyi ve önümüzdeki yılın başında uluslararası meşruiyet kararlarına uygun olarak Ortadoğu'da barış için müzakerelere dönüşü sağlayan uluslararası bir konferans düzenlemeyi istedi. BMGK’nın son toplantısında, BM’nin temsil ettiği ortak değerlerle uyumlu yasal, siyasi ve diplomatik tedbirler alarak iki devletli çözümü korumanın küresel bir hedef olarak önemini vurguladım.”
Abbas açıklamasında ayrıca iki devletli çözüme ve hukuka dayalı uluslararası sisteme yönelik ciddi tehditlerin göz önüne alınarak ortak çıkarların savunulması için yakın iş birliğinin önemine de dikkat çekti.



İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
TT

İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)

İsrail medyası güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, dün gece Gazze kentinde Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden Ali el-Amudi’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Filistin medyasından aktardığına göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

The Times of Israel’in haberine göre saldırı, Gazze kentinin batısındaki bir binayı hedef aldı.

Filistin medyasına göre hayatını kaybedenler arasında bir genç, bir anne ve kızı ile 2 kadın daha bulunuyor. El-Amudi’nin adı ise ölenler arasında yer almadı.

İsrail ordusu, saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü belirterek henüz olayla ilgili açıklama yapmadı.

Haberlere göre el-Amudi, halen Gazze Şeridi’nde Hamas’ın fiilî olarak en üst düzey siyasi yetkilisi konumunda bulunuyor.


Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
TT

Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

‘Siperlerden otellere’ ifadesi, dün ile bugünün düşmanları ve onların on beş yıl boyunca sürdürdüğü amansız savaşlar için birebir geçerli bir nitelendirme. Ancak bugün, yıllarca Suriye’nin kuzeyindeki temas hatlarında birbirlerine roket ve mermi yağdıran Hizbullah ile yeni Suriye hükümeti, Reuters’ın sızdırdığı bilgilere göre gizli görüşmelerde masanın iki ucunda yüz yüze gelerek karşılıklı müzakere şartlarını sunuyor.

Suriye halkının yaşadığı acı iç savaş sayfasının kapanmasıyla birlikte, Şam hükümetinin iç düzeni sağlama ve dış ilişkilerini büyük bir titizlik ve temkinle yürütme çabası netleşmiş durumda. Beyaz Saray, Suriye Cumhurbaşkanı’na ordunun Lübnan’a girmesi ve Lübnan hükümetinin kararıyla faaliyetleri yasaklanan Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde yoğun baskı yaparken, Suriye Cumhurbaşkanı askeri gücünü dağıtmamaya çalışıyor. Zira oradaki dağlık arazi yapısının kendi ülkesindeki gibi olmadığını ve bunun sınırları dışında, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir muharebe olduğunu çok iyi biliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pragmatik bir kişiliğe sahip olması ve bölgenin istikrarı ile İsrail de dahil olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurmak amacıyla bütün tarafları kazanmaya çalışması sebebiyle, Suriye hükümeti ve Hizbullah temsilcilerinin aynı masaya oturması şaşırtıcı olmadığı gibi zaten beklenen bir gelişmeydi. İki taraf arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye’de doğrudan görüşmeler gerçekleştiren taraflar, bu türdeki ilk bilinen toplantıda ortak güvenlik endişelerini ele aldı.

New York’tan Ankara’ya

Dış politika araştırmacısı Ali el-Esmer, toplantının mimarisinin New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kulislerinde atılmış olabileceğini değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bölgesel istişareler kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile bir araya geldiği bu görüşmelerin ardından, Ankara’nın Şam ile Hizbullah arasında doğrudan bir kanal açılması yönünde baskı yaptığı ortaya çıktı; ancak toplantı kararının kesin olarak New York’ta alındığını doğrulayan yayımlanmış bir bilgi bulunmuyor.

Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)
Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)

Olayların silsilesi, bu ihtimali siyasi ve diplomatik açıdan mantıklı kılmakta. Toplantının kendisi ise Türkiye tarafından resmi olarak açıklanmamış olmasına rağmen, gazetecilik güvenilirliği açısından son derece sağlam bir zemine dayanıyor. Nitekim Reuters haberi, aralarında iki Suriyeli yetkili, Hizbullah’a yakın Lübnanlı bir güvenlik kaynağı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu altı kaynağa dayandırdı.

El-Esmer değerlendirmesine şöyle devam etti: “Görüşme görünüşe göre eski ilişkileri ihya etme çabasından ziyade, önceki rejimin çöküşünün ardından yeni oyun kurallarını belirleme girişimiydi. Şam masaya net bir güvenlik perspektifiyle oturdu: Sınır ötesi kaçakçılığı durdurmak ve Suriye topraklarında, özellikle de güneyde Hizbullah ile bağlantılı bütün hücre ve ağların varlığına son vermek.”

El-Esmer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Hizbullah’ın temel önceliği, Suriye’nin kendisine karşı ikincil bir cepheye veya Lübnan içinde kendisini hedef alacak herhangi bir askeri girişimde doğrudan bir tarafa dönüşmeyeceğinden emin olmaktı. Bu nedenle, kaynaklara göre Suriye tarafının Hizbullah’a silahsızlandırma amacıyla Lübnan’a askeri olarak girmeyi planlamadığını bildirmesi kritik önem taşıyordu; buna karşılık örgüt de Suriye’nin iç işlerine karışmamaya, sınır ve hücreler meselesini kontrol altına almaya çağrıldı. Sadece bu husus bile toplantının geleneksel bir siyasi diyalogdan ziyade karşılıklı kırmızı çizgilerin müzakeresine daha yakın olduğunu gösteriyor… Bence en önemli nokta, Türkiye’nin burada arabulucu rolünden Suriye çevresindeki yeni angajman kurallarının bölgesel garantörü rolüne geçmeye çalışmasıdır. Bu nedenle, bu görüşmeyi Şam ile Hizbullah arasında bir barışma başlangıcı olarak değil, düşmanlığın yönetilmesi girişimi olarak görüyorum. Ne eski ittifaka dönüş var ne de şu aşamada açık bir çatışmaya girme arzusu.”

İran’ın yokluğu

Hükümetin veya Hizbullah’ın şu ana kadar doğrulamadığı ya da yalanlamadığı bu gizli görüşmenin Türkiye’de gerçekleşmiş olması şaşırtıcı değil. Nitekim Türkiye, 2024 sonlarında Beşşar Esed rejiminin yankı uyandıran çöküşüne ve Heyet-u Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) liderliğini üstlenip Saldırganlığı Caydırma Operasyonu askerî harekât komuta merkezini yöneten eş-Şera’nın yükselişine yol açan silahlı Suriye muhalefetine destek vermede öne çıkan bir rol oynamıştı.

Bu gelişme İran tarafının yokluğunda gerçekleşirken, uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hac Osman yaptığı özel açıklamada bunu, Şam’ın Tahran ile ilişkileri eski haline getirmek istememesiyle açıklıyor. Bunun nedenleri arasında, Esed’i düşürmeyi hedefleyen silahlı çatışma dönemindeki 14 yıllık çetin savaş boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), rejimin bu kadar süre ayakta kalmasını sağlayan uzman, savaşçı ve silah desteğini vermiş olması ve bunun yanı sıra, molla rejiminin Suriye sahasından ani çıkışının ardından kuşatılmış halde tutulması ve geri dönmemesine yönelik uluslararası irade yer alıyor.

Osman şöyle devam etti: “İran’ın katılmaması, yeni Suriye yönetiminin pragmatik karakterinden faydalanarak bu dönemin nabzını tutma ve Şam’daki yeni yetkililerin Tahran ile diyalog kurmaya ne kadar açık olduğunu görme bağlamında da okunabilir.”

Osman, toplantının şu ana kadar somut bir meyve vermediğini, daha ziyade diğer tarafı yakından tanıma ve her bir tarafın diğerine ne sunabileceğini görme politikasına yakın olduğunu belirtiyor. Gelecekteki olası savaşlardan bölgeyi soğutma ya da beklenen bir askeri harekata hazırlık olarak zaman kazanma evresi de olabilir; bu durum ister Suriye kanadından bir saldırı, isterse karada bir çatışma halinde Hizbullah’ın savunmasını güçlendirmesi şeklinde gelişsin. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Osman, her iki tarafın da özellikle bu hassas dönemde sahada silahlı bir çatışmaya girmek istemediği görüşünde.

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Osman, kendi değerlendirmesine göre toplantıların herhangi bir sonuca ulaşmayacağını düşünüyor ve bunları sonuçsuz görüyor. Özellikle de Suriye makamlarının, toplantıların gerçekleşmesinden sonra, geçtiğimiz salı günü Suriye’nin güneyinde Hizbullah’a bağlı bir hücreyi çökerttiğini duyurmasının ardından... Dolayısıyla bu durum ya bir sonuca varılamadığını ya da yaklaşan herhangi bir askerî harekâtı meşrulaştırmak adına Hizbullah üzerindeki bir baskı yöntemini açıklıyor.

Buna karşılık Hizbullah, çökertildiği duyurulan hücreyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti. Aynı zamanda, Suriye makamlarının geçen 29 Eylül’de Hizbullah ile bağlantılı olduklarını ve füze fırlatma platformları hazırlamak üzere çalıştıklarını belirttiği üç kişiyi gözaltına aldığını açıklamasının ardından, Suriye toprakları içinde askeri bir varlığının veya herhangi bir güvenlik ve askeri faaliyete katılımının bulunmadığını vurguladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen temmuz ayında ülkesinin Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu ima etmiş, Genel Sekreter Naim Kasım da televizyondan yayınlanan bir konuşmasında bu isteğe karşılık vermişti.

Şam ile Hizbullah arasındaki ilişki

El-Esmer, Şam ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin Esed dönemindeki haline dönmesini hayal etmenin zor olduğunu belirtti. Nitekim Hizbullah açısından Suriye, artık kendisi için coğrafi derinlik ile İran ve Lübnan arasında siyasi ve askeri koridor sağlayan bir müttefik olmaktan çıktı. El-Esmer sözlerine şöyle devam etti: “Suriye artık egemenliğini, sınırlarını ve çıkarlarını önceki denklemin dışında yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet haline geldi. Ancak bu durum, ilişkinin kalıcı bir çatışmaya dönüşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Şam’ın önünde daha acil iç ve güvenlik meseleleri var. Aynı şekilde Hizbullah da Lübnan içinde ve İsrail ile olan çatışmasında büyük baskılarla karşı karşıya. Dolayısıyla yeni bir Suriye-Lübnan cephesinin açılmasını önlemekte ortak çıkar bulunuyor. Bu durum soğuk bir güvenlik ve bir arada yaşama biçimini şekillendirebilir: Şam’ın Lübnan içindeki Hizbullah silahı mücadelesinde doğrudan taraf olmaması karşılığında, Hizbullah da Suriye içinde faaliyet göstermekten ve Suriye topraklarını bir silah koridoru olarak kullanmaktan kaçınır.”

El-Esmer ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle Lübnanlı bir kaynağın Tahran’ın devre dışı bırakılmasından rahatsız olduğunu belirtmesi, İran’ın en zorlu düğüm olduğunu gösteriyor. Bu durum, Şam’ın Hizbullah’ı Tahran ile olan ilişkilerinden kısmen bağımsız, Lübnanlı bir güvenlik dosyası olarak ele almaya çalıştığının bir göstergesidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam ile Hizbullah arasında güvenlik nitelikli ve sınırlı temaslara tanık olmamız muhtemeldir. Şam ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi ise çok daha zor olacaktır; zira buradaki anlaşmazlık sadece sınır ayrıntılarıyla değil, İran'ın Suriye devletinin bizzat içindeki konumu ve eski nüfuzu ile ilgilidir.”

Suriye’den yapılan yalanlama

Diğer taraftan Suriye Dışişleri Bakanlığı Arap İşleri Danışmanı Muhammed Taha el-Ahmed, Hizbullah ile temas veya görüşmeler gerçekleştiğine dair basında yer alan haberleri yalanladı. Ülkesinin Suriye-Lübnan ilişkilerinin kesin gerçeklere ve verilere dayanmayan anlatılara dahil edilmesini reddettiğini belirten el-Ahmed; Lübnan ile iletişimin, Lübnan’ın egemenliğine ve bağımsız kararlarına duyulan saygı çerçevesinde yalnızca meşru Lübnan devlet kurumları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı. Suriye’nin, Lübnan devletinin kendi toprakları üzerinde otorite tesis etmesini ve silahların tek bir elde, devlette toplanmasını desteklediğine dikkat çeken el-Ahmed, Lübnan ile ilişkilerin devletten devlete esaslı olduğunu, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde ortak çalışma prensiplerine dayandığını altını çizerek ifade etti.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Suriye’deki güvenlik olayları… İktidarın zayıflamasından ve kaosun yayılmasından kimler fayda sağlıyor?

Suveyda kırsalındaki bir köyde İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir güvenlik görevlisi, 15 Eylül 2026 (Reuters)
Suveyda kırsalındaki bir köyde İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir güvenlik görevlisi, 15 Eylül 2026 (Reuters)
TT

Suriye’deki güvenlik olayları… İktidarın zayıflamasından ve kaosun yayılmasından kimler fayda sağlıyor?

Suveyda kırsalındaki bir köyde İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir güvenlik görevlisi, 15 Eylül 2026 (Reuters)
Suveyda kırsalındaki bir köyde İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir güvenlik görevlisi, 15 Eylül 2026 (Reuters)

Son günlerde Suriye’de güvenlik olaylarında belirgin bir artış yaşanırken, saldırılar farklı şekillerde ortaya çıktı. Son olarak Humus kırsalındaki Masyaf Köprüsü’nde elektrik şirketi çalışanlarını taşıyan bir otobüs hedef alındı ve olayda ölenler ve yaralananlar oldu. Bunun yanı sıra Şam kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’ni besleyen doğal gaz hattında meydana gelen patlama, üç elektrik üretim santralinin devre dışı kalmasına yol açarken, etkileri içme suyu şebekelerine de yansıdı. Bundan iki gün önce ülkenin doğusundaki bir doğal gaz hattında patlama meydana gelmiş, ayrıca Dera kırsalındaki es-Sanameyn kentinde Savunma Bakanlığı’nda görevli bir subaya yönelik suikast girişimi düzenlenmişti.

Bu olaylarda dikkat çeken nokta, aralarındaki zaman aralığının oldukça kısa olması. Önceki olaylarda ise saldırılar arasında görece uzun süreler bulunuyordu. Yeni olaylar aynı zamanda hassas bir döneme denk geldi. Suriye yönetimi artan ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunurken, ülkede istikrar ve güvenliği sağlamaya, yeniden imar için yatırımları çekmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin ABD ile İran arasındaki çatışmadan etkilenmesiyle birlikte Suriye’yi Arap ülkelerinden Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan enerji hatlarını birbirine bağlayan stratejik bir koridora dönüştürme hedefi de bulunuyor.

Suriyeli bir güvenlik kaynağı ülkedeki mevcut güvenlik durumuna ilişkin şimdilik yorum yapmayı tercih etmezken, Şarku’l Avsat, Suriye’de yönetimi zayıflatma ve kaos yaratma girişimlerinden kimlerin fayda sağlayabileceğine ilişkin iki uzmanın görüşlerine başvurdu.

Mevcut güvenlik durumunu değerlendiren Suriyeli stratejik güvenlik ve askeri uzman İsmet el-Absi, “Münferit olaylarla değil, kasıtlı bir sabotaj eylemleri modeliyle karşı karşıyayız” dedi. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu olayların yalnızca bir hafta içinde meydana gelmesinin ‘tesadüf veya rastlantısal bir birikim olmadığını; hayati altyapıyı hedef almayı ve devletin vatandaşlarının en temel haklarını korumaktan aciz olduğu görüntüsünü vermeyi amaçlayan sistematik bir kampanya’ olduğunu ifade etti.

El-Absi, bu olayların ardındaki amacın ‘psikolojik’ olmasının muhtemel olduğunu belirterek, bunun Suriye’de güvenli bir yer olmadığı algısını yerleştirmeyi ve yeni devletin henüz büyük kent merkezlerinin dışındaki bölgelerde fiili kontrolü sağlayamadığı düşüncesini güçlendirmeyi amaçladığını söyledi.

Fayda sağlayanlar

Şam’ın doğu kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’nde çıkan yangına ilişkin sosyal medyada paylaşılan bir videodan alınan ekran görüntüsü, 30 Eylül 2026 (Reuters)
Şam’ın doğu kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’nde çıkan yangına ilişkin sosyal medyada paylaşılan bir videodan alınan ekran görüntüsü, 30 Eylül 2026 (Reuters)

El-Absi, DEAŞ’ın uyuyan hücrelerinin, yeni Suriye hükümetinin güvenlik alanındaki başarısızlığını ortaya koymaktan doğrudan çıkar sağladığını belirtti. Bunun örgütün gizli yapılanmasını yeniden kurma ve yeni militanlar devşirme çabalarının bir parçası olduğunu ifade etti. Eski rejimin kalıntıları ile bunlara bağlı mali ve askeri ağların da ülkenin hesap verebilirliği sağlayabilecek güçlü bir devletin kurulmasını engellemek amacıyla istikrarsızlık sarmalının sürdürülmesinden büyük çıkar sağladığını söyledi. El-Absi, bu grupların kritik tesislerin konumları ve eski güvenlik mekanizmalarının işleyişi hakkında derin bilgiye ve yıllarca süren yolsuzluk faaliyetlerinden elde edilmiş önemli mali kaynaklara sahip olduğunu belirtti. Bu grupların amaçlarına ulaşmak için küçük silahlı hücreler oluşturmak, altyapıyı hedef alan sabotaj eylemleri düzenlemek ve geçiş sürecinde rol alan ya da Esed rejimiyle bağlantılı ağların peşine düşen subaylara yönelik hedefli suikastlar düzenlemek gibi çeşitli yöntemlere başvurduğunu kaydetti.

El-Absi, Suriye’nin güvenlik açısından bölünmüş ve askerî açıdan zayıf kalmasından çıkar sağlayan taraflar arasında İsrail’in de bulunduğunu belirtti. İran’ın ise gerçekte önceki nüfuzunu kaybettiğini, ancak özellikle Suriye’nin sahil bölgelerinde etkili ağlarını hâlâ koruduğunu ifade etti.

El-Absi, söz konusu tarafların her birinin Suriye’nin tamamen istikrara kavuşmamasından çıkar sağladığını belirterek, “Birleşik ve güçlü bir Suriye, dışarıdan gelen dayatmaları reddetme konusunda daha güçlü olacaktır” dedi.

El-Absi, bunlara ek olarak, hukuk ve düzenin çöküşünden ekonomik olarak fayda sağlayan silah ve uyuşturucu kaçakçılarının da bulunduğunu söyledi. Zayıf bir ordu ve çökmüş güvenlik yapısının Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan sınırları üzerinden gerçekleştirilen kaçakçılık güzergâhlarının açık kalması anlamına geldiğini belirten el-Absi, bunun da söz konusu grupların kazançlarını sürdürmesine imkân sağladığını ifade etti.

El-Absi, “Sorumlu olan tek bir taraf yok; güvenlik alanındaki kaosu doğrudan kazanca dönüştüren, çıkarları kesişen bir çıkarlar ağı söz konusu” dedi.

Çözüm... 5 eş zamanlı adım

El-Absi’ye göre Suriye makamlarının mevcut durumun üstesinden gelebilmesi için birbirini izleyen değil, eş zamanlı yürütülmesi gereken beş alanda ilerleme kaydetmesi gerekiyor. El-Absi, siyasi, ekonomik ve kurumsal çözümden bağımsız bir güvenlik çözümünün mümkün olmadığını vurguladı. “Bu alanların ilki, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamlanması” diyen el-Absi, ‘bunun temel bir şart’ olduğunu belirtti. İkinci alanın ise ‘etkin ve temiz bir istihbarat teşkilatının oluşturulması’ olduğunu söyleyen El-Absi, “Suriye’nin mevcut sorunu güvenlik kurumlarının yokluğu değil, bunların dağınık olması ve aralarındaki koordinasyonun zayıflığıdır” dedi. Üçüncü alanın ise ‘şiddeti besleyen ekonomik krizin ele alınması’ olduğunu ifade eden el-Absi, “Güvenliği ekonomiden ayrı düşünmek mümkün değil. Kişi başına düşen ortalama gelir yoksulluk sınırının altında olduğunda ve bazı illerde işsizlik yüzde 40’ın üzerine çıktığında, gençlerin silahlı hücrelere veya organize suç çetelerine katılması onlar açısından basit bir hesap meselesine dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi, hükümetin daha iyi bir alternatif sunabilmesi için üç adım atabileceğini belirterek bunları ‘marjinalleştirilmiş bölgelerde küçük ve orta ölçekli projeleri yeniden faaliyete geçirmek, kamu yararına çalışma programları aracılığıyla geçici istihdam imkânları sağlamak ve ekonomik ve kültürel boşluk nedeniyle radikal fikirlerin yayıldığı kırsal bölgelere temel hizmetlerin ulaştırılmasını güvence altına almak’ şeklinde sıraladı. El-Absi, “Umuda yatırım yapmak, hapishanelere yatırım yapmaktan çok daha ucuzdur” ifadesini kullandı.

Dördüncü alanın ise ‘herkesi kapsayan kapsamlı bir ulusal diyalog’ olduğunu belirten el-Absi, Esed’in devrilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi boşluğun çelişkili yorumlara alan açtığını söyledi. Her mezhep ve bölgenin gelişmeleri kendi korkuları üzerinden değerlendirdiğini belirten el-Absi, Dürzilerin merkezi yönetimin hâkimiyetinden, Alevilerin Mart 2025’te sahil bölgesinde yaşanan olayların tekrarlanmasından endişe ettiğini, Sünnilerin herhangi bir kişisel yönetim biçiminin geri dönmeyeceğine dair güvence istediğini, Kürtlerin ise ülkenin kuzeydoğusunda elde ettikleri idari kazanımları korumaya çalıştığını ifade etti. El-Absi, “Bu çeşitlilik bir zayıflık değil, ancak kurumsal bir çerçeveye ihtiyaç duyuyor. Yeni anayasa, yürütme organının belirlediği kapalı bir listeyle değil, tüm bileşenlerin gerçek temsilcilerini içeren seçilmiş bir kurucu meclis aracılığıyla hazırlanmalı. Valiliklere açık mali yetkiler tanıyan gerçek anlamda bir idari ademi merkeziyetçilik, kimlik kaynaklı kaygıları ülkenin yeniden inşasına katılıma dönüştürmenin tek yoludur” dedi.

Suriye’nin güneyindeki Suveyda vilayetinin kuzey kırsalında bulunan Suriye güvenlik güçlerine ait bir kontrol noktası, 15 Eylül 2026 (Reuters)
Suriye’nin güneyindeki Suveyda vilayetinin kuzey kırsalında bulunan Suriye güvenlik güçlerine ait bir kontrol noktası, 15 Eylül 2026 (Reuters)

El-Absi, beşinci alanın ise ‘halkla şeffaf iletişim’ olduğunu düşünüyor. Bu alana ilişkin olarak resmi makamların patlamalar ve suikastlar konusunda sessiz kalmasının komplo teorilerini ve korkuyu beslediğini belirten el-Absi, “Suriye halkı, rahatsız edici olsa bile gerçeği bilme hakkına sahip. Eğer 21 Eylül’de Halep’in güney kırsalındaki Ayis’te meydana gelen mühimmat deposu patlaması mühimmatın kötü depolanmasından kaynaklandıysa bunu söyleyin. Eğer içeride bir güvenlik sızması olduğuna dair şüpheler varsa, attığınız adımları açıklayın. Güven, güvenlik alanındaki başarıları öne çıkaran büyük duyurularla değil, şeffaflıkla inşa edilir. Hükümet medyasının da köklü bir dönüşüme ihtiyacı var. Propaganda değil, önce bilgiyi sunan ve kamuoyunun performansı değerlendirmesine imkân tanıyan profesyonel bir medya anlayışı gerek” dedi.

El-Absi, “Suriye’nin yeniden inşa edilmek için tarihi bir fırsatı var, ancak bu fırsat kalıcı değil” değerlendirmesinde bulundu. Yukarıda sıralanan beş alanda somut ilerleme sağlanmadan geçen her haftanın, iç ve dış rakiplere faaliyet göstermek için daha fazla alan açtığını belirten el-Absi, ihtiyaç duyulanın kusursuzluk değil, ‘ivme’ olduğunu söyledi. El-Absi, bunun hızlı ve ölçülebilir kararlar alınması, yıllar değil aylar içinde halkın görebileceği somut sonuçlar ortaya konulması ve meşruiyetin sloganlarla değil, eylemlerle kazanıldığını bilen bir liderlik anlayışının oluşturulması anlamına geldiğini ifade etti.

Hassas ve hızlı işlem

Öte yandan Suriyeli güvenlik araştırmacısı Ziya Kaddur Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni Suriye’nin çok sayıda ve farklı nitelikte güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Kaddur da el-Absi’nin değerlendirmesine paralel olarak bu durumun ele alınmasında hızla hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaddur, “Bu sorunların aynı anda ortaya çıkması durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu da daha hassas ve daha hızlı bir müdahaleyi gerektiriyor” dedi.

Kaddur, son günlerde meydana gelen güvenlik olaylarının birbiriyle bağlantılı olmayabileceğini, ancak bağlantılı olma ihtimalinin de bulunduğunu ifade etti. Bununla birlikte Suriye’nin hassas bir dönemden geçtiğini belirten Kaddur, Suriye’nin yaptırım ve terör listelerinden çıkarıldığını, DEAŞ tehdidinin yanı sıra Hizbullah ve Irak’taki İran destekli milislerle gergin ilişkilerin bulunduğunu söyledi. Tüm bunların ülkedeki durumu etkilediğini belirten Kaddur, silahların kontrolsüz biçimde yayılması ve ülkede yaşanan siyasi değişiklikleri reddeden kesimlerin varlığının da tabloyu daha karmaşık hale getirdiğini ifade etti.

Kaddur, “Bu faktörlerin birbirinden ayrı göründüğü doğru, ancak hepsi bir araya geldiğinde temel olarak hükümeti zayıflatmak ve istikrar ile güvenliği sağlama çabalarını başarısızlığa uğratmak gibi ortak bir hedef doğrultusunda hareket ediyor” dedi.