Avuç içi tarama ile ödeme yapma sistemi

Bulut sistemine gönderilen verilere ilişkin gizlilik endişeleri

Avuç içi tarama ile ödeme yapma sistemi
TT

Avuç içi tarama ile ödeme yapma sistemi

Avuç içi tarama ile ödeme yapma sistemi

Kapalı alanların kamera ile gözetimi için geliştirilen yeni tasarım droneların çıkarılmasının üzerinden kısa bir süre geçmişken, teknoloji devi Amazon, avuç içi görüntüleme ve tarama ile çalışan bir ödeme sistemi başlatma kararı aldı.
Söz konusu teknoloji kullanımının oldukça rahat gözükmesinin yanı sıra insanlara cüzdanlarını, akıllı telefonlarını veya saatlerini kullanmadan alışveriş yapma, binalara ve etkinliklere kart veya giriş izni olmadan girme imkanı sağlıyor. Tek yapılması gereken ise elinizi siyah bir dairenin üzerine tutmanız.

Avuç içi taraması
Amazon şirketi, geçen ay, avuç içi tanıma teknolojisi ile çalışan bir teknoloji geliştirildiğini duyurmuştu. Söz konusu teknoloji ile iki Amazon Go mağazasının girişinde müşterilerin avuçlarını taratmaları ile alışveriş yapılabildiğini, mağazanın müşterinin neler seçtiğini elektronik olarak takip ettiğini ve müşterinin eline bağlı banka kartından ödemenin alındığını açıklamıştı.
Bu, şirketin temassız ve otomatik bir gelecek vizyonu kapsamında geliştirilen ancak güvenlik ve gizlilik endişelerine neden olan ürünlerin uzun listesinde yer alan sonuncu ürün oldu.
Amazon One olarak adlandırılan cihaz ABD’nin Seattle şehrindeki iki Amazon Go mağazasında kullanılmaya başlandı. Ancak teknoloji devi e-ticaret şirketinin desteği ile bu teknolojinin bir ödeme aracına hatta onaylı bir kimlik tanımlama cihazına dönüşmesi bekleniyor.
Amazon yeni teknolojisini, giriş ve çıkışlarda kimlik kartı kullanan mağaza ve ofis binaları olan diğer şirketlere veya düzenlenen etkinlikler için giriş çıkışlarda kart kullanılan stadyumlara bir hizmet olarak satmaya başlamayı planlıyor.
Şirket tarafından duyurulan son teknolojiler arasında, “Ring Always Home Cam” olarak adlandırılan iç mekan gözetimi için tasarlanmış bir drone prototipi bulunuyordu.
Dronelar “Echo Acoustic” hoparlörünün ve kesintisiz çalışan mikrofonun kullanılmasının yanı sıra insanların evlerinin içindeki sesleri “bulut teknolojisinde” kaydediyor. Amazon, kameralı takılmış kapı zilleri gibi Ring Grup’taki ürünleri için polis departmanları ile ortaklık sağlayarak kolluk kuvvetlerin tüketici kamera kayıtlarına erişim talep etme izni alması için çalışıyor.
Şirket ayrıca “Rekognition” olarak adlandırılan yüz tanıma programını tasarladı. Program Amazon tarafından yasaklama kararı alınmasına kadar bir yıl boyunca kolluk kuvvetleri tarafından kullanıldı.

Gizliliğin ihlal edilmesine yönelik endişeler
Bazı gizlilik uzmanları biyometrik tarama cihazlarının güvenliğine dair şüphelerini dile getirdiler. Uzmanlar özellikle de avuç içinin resmini buluta göndermesi sebebiyle bu cihazların gizlilik ihlallerine maruz kalabileceğini düşünüyor.
San Francisco'da Amerikalı teknoloji haber analisti Heather Kelly, Amazon şirketi sözcüsünün şu sözlerini aktardı:
“Amazon tarafından üretilen her şeyde olduğu gibi verilerin güvenliği konusunu son derece ciddiye alıyoruz ve birçok veri türü şirketin uzun vadeli politikalarına göre işleniyor. Bulut sisteminin güvenliğine güveniyoruz."
Amazon’un yeni avuç içi tarama tecrübesi, şirketin insanların hayatlarını kolaylaştıracak ve onları eğlendirecekse müşterilerin teknolojileri kabullenme kapasitelerini genişletecek ürünlerden kaçınmaya çalışmadığını doğruluyor. 
Bugün Ring ve Alexa’nın elde ettiği başarının ardından Amazon, Apple gibi diğer şirketlerin “çok tehlikeli” olarak tanımladığı biyometrik tarama yöntemine yöneliyor.

Biyometrik ölçümler
Birinin kimliğinin belirlenmesi için biyometrik ölçümler kullanılıyor. Biyometrik ölçüm yöntemlerinden en çok öne çıkanları, parmak izi, retina ve yüz taramaları, kişinin yürüme şekli gibi ayırt edici davranışının taranmasıdır.
Söz konusu yöntemler kolluk kuvvetleri tarafından insanların kimliklerinin belirlenmesi için kullanılıyor ancak son zamanlarda telefon kilidinde, havaalanlarında veya uçaklarda güvenlik alanlarında da kullanılan bir teknoloji haline geldi. Belirtilen tarama yöntemleri bazı teknik açılardan birbirlerinden farklılıkları bulunuyor.
Apple ve Samsung gibi büyük şirketlerin kullanıcıları cihazlarını biyometrik taramanın en güvenlisi olduğuna inanarak cihazlarının kilitlerini yüz tarama veya parmak izi tarama yöntemi ile açıyorlar ancak bu cihazlarda tarama işlemi bir sunucuya yüklenmeyip, cihazın kendi içinde yapılır.
Öte yandan Amazon’un yeni sisteminde ise bu şirketlerin kasıtlı olarak yapmaktan kaçındıkları şeyi yapıyor ve biyometrik taramaları bulut sisteminde saklıyor.
Gizlilik aktivistleri, değişmez (en azından ameliyat gibi ciddi değişimler olmadan) biyometrik tarama verilerinin ihlal edilmesi tehlikelerine ve kolluk kuvvetlerine verilmesine karşı daima uyarıda bulunuyorlar.
“Fight for the Future”un (Gelecek için Savaş) Başkan Yardımcısı Evan Greer “Banka kartı numaranız çalınırsa, başka bir kart alabilirsiniz ancak avuç içi iziniz çalınırsa yeni bir tane alamazsınız” ifadelerini kullandı.
Amazon One bir banka kartı okuyucusu gibi görünüyor. Cihaz ilk defa kullanan birinin avuç içini kamera ile görüntüleyip, bu veriyi şifreleyerek bulut sisteminde saklıyor.
Şirket sözcüsü, taramaların avuç içindeki tanımlayıcı özelliklerin “deri altındaki damarları ve derideki çizgiler gibi” haritalanmasını kullanarak kullanıcı için benzeri olmayan bir “imza” ürettiğini söylüyor.
Cihazı kullanmak için elinizi cihazdan birkaç cm yukarıda tutmanız gerekiyor bu da bugün yaşadığımız salgın günlerine uygun olarak temassız işlem fırsatı sunuyor.
Avuç içi taramaları parmak izi taramaları kadar yaygın olmasa da kolluk kuvvetleri tarafından şüphelilerin kimliklerinin belirlenmesi için kullanılıyor. Örneğin FBI’a bağlı ulusal avuç içi tarama sisteminde 29 milyondan fazla veri bulunuyor.



Lazer silahları... Geliştirme konusunda küresel bir yarış

Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
TT

Lazer silahları... Geliştirme konusunda küresel bir yarış

Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor

Geçtiğimiz eylül ayında, lazer silahları alanında dünyanın bir dönüm noktasına yaklaştığını yazmıştım. Bu değerlendirme, Çin’in Pekin’de düzenlenen bir askerî geçit töreninde LY-1 adlı deniz konuşlu lazer silahını tanıtmasının, ABD’nin lazerle donatılmış ilk muharebe araçlarını Amerikan ordusuna teslim etmesinin, Fransa’nın insansız hava araçlarına (İHA) karşı kullanılmak üzere yeni bir lazer prototipi talep etmesinin ve Hindistan’ın yönlendirilmiş enerji bileşeni içeren entegre hava savunma sistemini test etmesinin ardından gelmişti. Bu gelişmeleri Jared Keller da kaleme almıştı. Sonuç olarak şu nötr değerlendirmeye varmıştım: Küresel lazer silahları yarışının kazananı, teknolojik üstünlüğe kimin sahip olduğuyla değil, yönlendirilmiş enerji alanındaki hedeflerini gerçeğe dönüştürmek için gerekli siyasi iradeyi kimin göstereceğiyle belirlenecek.

Askeri lazer sistemleri

Askerî alanda lazer sistemlerinin kullanımına ilişkin çok sayıda rapor da giderek artıyor. Bunlar arasında İsrail’in yüksek enerjili lazer silahı Demir Işın (Iron Beam) öne çıkıyor; söz konusu sistemin 100 kilowatt güce sahip olduğu belirtiliyor. Diğer yandan The Defence Blog adlı internet sitesinde yer alan haberde, Çin yapımı bir lazer silahının havaalanı savunması amacıyla bir araca entegre edilmiş şekilde tespit edildiği bildirildi. Bu sistemin, ilk kez 2022 yılında Zhuhai kentinde gerçekleşen Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda tanıtılan Guangjian-21A sistemiyle büyük ölçüde örtüştüğü ifade edildi.

sxd vcdv
Askeri gemide bulunan bir lazer silah sistemi

ABD ise düşük hızda, sabit konuşlu ve küçük boyutlu İHA’lara karşı geliştirilen lazer karşıtı sistemleri pazarlıyor. ABD Savunma Bakanlığı tarafından kullanılan bu sistemler Entegre İnsansız Hava Aracı İmha Sistemleri (FS-LIDS) olarak biliniyor. Böylece bugün lazer silahları alanındaki küresel yarış, giderek büyüyen rekabetçi bir pazara dönüşmüş durumda. Bu pazarda, rakip güçlere ait sistemler giderek aynı envanterlerde ve hatta aynı operasyon sahalarında birlikte varlık gösteriyor.

Hızlanan geliştirme süreci

Nisan ve mayıs ayları boyunca, lazer silahlarının küresel ölçekte gelişim hızı, o dönüm noktasına ilişkin analizimde görmediğim bir seviyeye ulaştı; hatta bu hızın artık daha da artmış olabileceği değerlendiriliyor.

Almanya ve Avustralya

* Geliştirme süreçleri – Almanya: Geçtiğimiz 10 Nisan’da Alman ordusu Bundeswehr, WTD 91 test sahasında (Meppen) yürütülen lazer silahı testlerine ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda, farklı olgunluk seviyelerinde dört ayrı sistem detaylandırıldı. Bunlar arasında, Almanya-Hollanda ortak yapımı Jupiter sistemi de yer aldı; bu sistem Boxer muharebe aracına entegre edilmiş durumda. Ayrıca, 2029 yılına kadar operasyonel olarak konuşlandırılması planlanan Sachsen firkateyni üzerinde test edilen deneysel bir deniz platformu da raporda yer aldı.

* Avustralya planları: 21 Nisan’da Avustralya hükümeti, İHA’larla mücadele kabiliyetlerini güçlendirmek için yatırımlarını önümüzdeki on yılda 7 milyar dolara çıkarma planını açıkladı. Bu kapsamda, AIM Defence şirketine ait yüksek enerjili taşınabilir Fractl sisteminin geliştirilmesi için 21,3 milyon dolarlık başlangıç sözleşmesi imzalandı. Bir hafta sonra Avustralya Savunma Sanayii Bakanı Pat Conroy, Avustralya ordusunun 300 adet Bushmaster aracının yeni üretim partisinde lazer silahları entegre etmeyi planladığını duyurdu.

Çin ve Güney Kore

* Çin silahları: 22 Nisan’da Army Recognition adlı internet sitesi, Çinli Novasky Technology şirketinin 3 kilowatt gücündeki NI-L3K adlı lazer silahını Malezya’da düzenlenen Defence Services Asia 2026 savunma fuarında tanıttığını bildirdi. Kamyona monte edilen sistemin, özellikle İHA’lara karşı son savunma hattı olarak tasarlandığı ve ihracat amacıyla geliştirildiği belirtildi. Bu gelişme, Pekin’in yönlendirilmiş enerji silahları ticaretine artan şekilde dahil olmasıyla birlikte son haftalarda görülen ikinci benzer sistem oldu.

* Güney Kore planları: 24 Nisan’da Seoul Economic Daily, kaynaklara dayandırdığı haberinde Güney Kore’nin Cheongwang adlı 20 kilowatt gücündeki ikinci lazer silahını Seul yakınlarında konuşlandırmayı planladığını yazdı. Sistem, Kuzey Kore’ye ait İHA’ları düşürmeyi hedefliyor. Ayrıca yetkililerin, 2027 yılına kadar nükleer santraller, havaalanları ve limanlar gibi kritik altyapıyı kapsayacak şekilde savunma ağının genişletilmesini hızlandırmayı planladığı aktarıldı.

Rusya ve Türkiye

* Rusya hava savunma sistemleri: 1 Mayıs’ta Rusya’nın resmi haber ajansı TASS, hükümetin İHA’lara karşı lazer silahlarını ülkenin hava sahası sınırlarını koruyan operasyonel sistemler arasına dahil eden bir kararname yayımladığını bildirdi. Rus lazer silahlarının kapasitesine ilişkin doğrulanmış veriler ile propaganda iddiaları arasındaki belirsizlik sürerken, söz konusu kararın Moskova’nın bu sistemleri ‘deneysel’ aşamadan ‘aktif kullanım’ kategorisine taşıdığına işaret ettiği değerlendiriliyor.

* Türk lazer silahları: 5 Mayıs’ta Türkiye, yeni lazer silahlarını İstanbul’da düzenlenen SAHA 2026 savunma fuarında tanıttı. ASELSAN tarafından geliştirilen 10 kilowatt gücündeki GÖKBERK 10 ile TÜBİTAK üretimi 20 kilowatt gücündeki YGLS sistemleri (80 kilowatta kadar ölçeklenebilir olduğu belirtiliyor) öne çıktı. Her iki sistemin de ülkenin Çelik Kubbe konseptine katkı sağladığı, bu konseptin ise füze sistemleri, radar, elektronik harp ve yönlendirilmiş enerji unsurlarını tek bir ulusal hava savunma ağı altında birleştirmeyi hedefleyen entegre bir komuta-kontrol yapısı öngördüğü ifade edildi.

Amerikan lazer kubbesi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere 6 Mayıs’ta ABD, Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı Ortak Kurumlar Arası Görev Gücü 401’in İHA’larına karşı yönlendirilmiş enerji kullanımıyla mücadeleye yönelik bir pilot program için beş askerî tesis seçtiğini açıkladı. Bu adım, stratejik varlıklar ve kritik altyapının korunmasına yönelik ‘lazer kalkanı’ benzeri bir ulusal savunma konseptinin oluşturulması yolunda önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor. Operasyonların, tesis komutanlarıyla birlikte yürütülecek konuşlanma planlarının 180 gün içinde tamamlanmasının ardından, yılın ilerleyen dönemlerinde başlaması bekleniyor.

Ukrayna’nın lazer kompleksi

7 Mayıs’ta Ukraynalı şirket Celera Tech, Tryzub adlı lazer kompleksinin mobil bir platforma, römorka monte edilecek şekilde entegre edildiğini ve nihai testlerin ardından kamuoyuna tanıtılmak üzere hazırlandığını açıkladı. Sistem ilk kez 2024 yılında Ukrayna’nın İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı tarafından kamuoyuna duyurulmuş, 2025 yılında ise sergilenmişti. Şirketin açıklamasına göre sistemin etkin menzili keşif amaçlı İHA’lara karşı bin 500 metreye (0,9 mil), FPV tipi İHA’lara karşı ise 800 ila 900 metreye (0,5 mil) ulaşıyor. Ayrıca sistemin, Şahid tipi İHA’lara karşı 5 kilometreye (3,1 mil) kadar etkili olduğu iddia ediliyor. En son geliştirme aşamasında ise yapay zekâ destekli hedefleme ve radar entegrasyonunun sisteme dahil edildiği belirtildi.


Sert eleştiriler alan Apple tasarım değişikliğine gidiyor

20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
TT

Sert eleştiriler alan Apple tasarım değişikliğine gidiyor

20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)

Yeni haberlere göre Apple, işletim sisteminin tartışmalı yeni görünümünde bazı küçük değişiklikler yapmaya hazırlanıyor ancak bu tasarımdan tamamen vazgeçmeyecek.

Eylülde yeni iPhone 17 modelleriyle birlikte Apple, cihazlarında çalışan tüm yazılımlar için yeni bir görünüm olan "Sıvı Cam"ı tanıtmıştı.

Apple, bunun cihazlarının tek parça camdan oluştuğu fikrini yansıtmak ve insanların izledikleri içeriğe odaklanmasını sağlamak için tasarlandığını söylemişti. Ancak tasarımı eleştirenler, telefon kullanımını zorlaştırdığı ve önemli bilgileri gizlediği gerekçesiyle değişikliği sert biçimde eleştirmişti.

Apple daha sonra kullanıcılara en çok tartışılan şeffaflık efektlerinden bazılarını kapatma seçeneği sunmak da dahil olmak üzere tasarımda bir dizi küçük değişiklik yaptı. Ayrıca, değişikliğe öncülük eden ve kamuoyuna duyuran tasarımcı Alan Dye da şirketten ayrıldı.

Bu durum şirketin güncellemeyi tamamen terk etmeyi veya görünümünde önemli değişiklikler yapmayı planladığı yönünde bazı spekülasyonlara yol açtı.

Şimdiyse yeni bir habere göre Apple, iPhone'un görünümünde değişiklikler yapacak. Ancak Apple'daki değişiklikleri kamuoyuna açıklanmadan önce haberleştirme konusunda güçlü bir sicili olan Bloomberg'den Mark Gurman'a göre, değişiklikler özellikle yeni görünümün "gölge ve şeffaflıkla" ilgili pürüzlere odaklanacak.

Gurman, değişikliklerin özellikle macOS'ta yeni görünümün uygulanmasına odaklanacağını bildirdi. Bu sorunlar, Mac'lerin daha büyük ekranlarında belirgin olduğu için özellikle eleştirilmişti.

Gurman, bu eleştirilerin bir kısmının, Apple'ın yeni görünümü iPhone ve diğer Apple cihazlarındaki OLED ekranlarda kullanılmak üzere tasarlamış olmasından kaynaklanabileceğini öne sürdü. MacBook'larda henüz bu ekran teknolojisi yok ancak yakında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Gurman, yeni görünümün dışında Apple'ın yazılımının sonraki sürümleri için performans ve pil iyileştirmeleri üzerinde çalıştığını da bildirdi. Ayrıca Apple'ın yıllardır yeni yapay zeka teknolojisiyle geliştirmeyi vaat ettiği ancak henüz piyasaya sürülmemiş olan Siri'nin güncellenmiş bir sürümünü de getirmesi bekleniyor.

Apple'ın, tüm yeni değişiklikleri 8 Haziran'da yapılması planlanan yıllık yazılım etkinliği Dünya Geliştiriciler Konferansı'nda açıklaması bekleniyor.

Independent Türkçe


Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır
TT

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekânın insan beyni üzerindeki uzun vadeli etkilerinin henüz bilinmediği yönündeki uyarılar sürerken, yeni bir araştırma kısa vadeli kullanımın bile bilişsel performansı olumsuz etkileyebileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre yalnızca 10 dakikalık yapay zekâ kullanımı, bireylerin problem çözme performansında düşüşe yol açabiliyor.

Dört üniversiteden ortak araştırma

Carnegie Mellon University, University of Oxford, Massachusetts Institute of Technology ve University of California, Los Angeles araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, katılımcılardan kesirli işlemlere dayalı matematik sorularını çözmeleri istendi.

Katılımcıların bir kısmı soruları kendi başına çözerken, diğer gruba “GPT-5” tabanlı bir yapay zekâ asistanı kullanma imkânı tanındı. Ancak deneyin son üç sorusunda bu yapay zekâ desteği aniden kesildi.

Yapay zekâ desteği ilk etapta başarıyı artırdı

Deneyin büyük bölümünde yapay zekâ kullanan grubun doğru çözüm oranı kontrol grubundan daha yüksek çıktı. Ancak destek kesildiğinde bu grubun performansı sert şekilde geriledi.

Araştırmaya göre yapay zekâ desteği kaldırıldıktan sonra, destek alan grubun soru çözme başarısı kontrol grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 20 düştü.

Ayrıca yapay zekâ kullanan katılımcıların, destek kesildikten sonra soruları boş bırakma oranının da belirgin biçimde arttığı görüldü. Bu grubun soruları atlama oranı kontrol grubunun yaklaşık iki katına ulaştı.

10 dakikalık kullanım bile etkili olabilir

Araştırmacılar, katılımcıların yapay zekâya yalnızca yaklaşık 10 dakika erişebildiğine dikkat çekerek, kısa süreli kullanımın bile bireylerin kendi problem çözme becerilerine duyduğu güveni azaltabileceğini ifade etti.

Benzer yöntemle gerçekleştirilen ikinci deneyde ise bu kez matematik yerine okuduğunu anlama becerileri test edildi. Sonuçların büyük ölçüde benzer olduğu, ancak yapay zekâ kullanımının deneyin ilk bölümünde belirgin bir avantaj sağlamadığı kaydedildi.

Kullanım biçimi belirleyici oldu

Araştırmada dikkat çeken bir diğer unsur ise kullanıcıların yapay zekâyı hangi amaçla kullandığının sonuçları doğrudan etkilemesi oldu.

Doğrudan cevap isteyen katılımcıların performans kaybı ve soru atlama oranı daha yüksek çıktı. Katılımcıların yüzde 61’i yapay zekâdan doğrudan çözüm talep ettiğini belirtti.

Buna karşılık yalnızca ipucu veya açıklama isteyen katılımcılarda benzer bir performans düşüşü gözlenmedi. Bu grubun sonuçları kontrol grubuyla benzer seviyede kaldı.

Araştırmacılar, bu bulgunun tüm yapay zekâ kullanım biçimlerinin bilişsel açıdan zararlı olmadığını gösterdiğini vurguladı. Çalışmaya göre asıl risk, bireyin düşünme sürecini tamamen yapay zekâya devretmesi.

Önceki çalışmalarla benzer sonuçlar

Araştırma, yapay zekâ kullanımının bilişsel gerilemeyle ilişkili olabileceğini öne süren önceki çalışmalarla da paralellik gösteriyor.

Daha önce Massachusetts Institute of Technology tarafından yürütülen ve makale yazımı sırasında beyin aktivitesini inceleyen bir araştırmada, bağımsız çalışan yazarların beyin bağlantılarının, büyük dil modellerini kullanan yazarlara göre daha güçlü olduğu tespit edilmişti.

Ayrıca bilişsel emek ve tıp gibi alanlarda yapılan başka çalışmalarda da görevlerini yapay zekâ desteğiyle yerine getiren kişilerin, destek olmadan aynı görevleri gerçekleştirmekte daha fazla zorlandığı belirtilmişti.

Araştırmanın sonuç bölümünde bilim insanları şu değerlendirmeye yer verdi:

“Bulgularımız, günlük yapay zekâ kullanımının insanın azmi ve mantıksal düşünme becerileri üzerindeki birikimli etkilerine dair acil sorular doğuruyor.”

Araştırmacılar ayrıca şu uyarıda bulundu:

“Bu etkiler sürekli yapay zekâ kullanımıyla zaman içinde birikirse, kısa vadeli yardım sağlamak üzere tasarlanan mevcut yapay zekâ sistemleri, desteklemeyi amaçladıkları insan becerilerini zayıflatma riski taşıyabilir.”

Kaynak: Fast Company dergisi.