Cezayirli İslamcılar, Fas’taki İhvan’ı ihanetle suçluyorlar

Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) lideri Başbakan Sadeddin Osmani’nin İsrail ile barış anlaşması imzalaması karşısında şaşkınlık yaşandığı kaydedildi.

Sadeddin Osmani’nin ABD aracılığında İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik attığı imza İslamcılar üzerinde olumsuz etkiye neden oldu. (Sosyal Medya Siteleri)
Sadeddin Osmani’nin ABD aracılığında İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik attığı imza İslamcılar üzerinde olumsuz etkiye neden oldu. (Sosyal Medya Siteleri)
TT

Cezayirli İslamcılar, Fas’taki İhvan’ı ihanetle suçluyorlar

Sadeddin Osmani’nin ABD aracılığında İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik attığı imza İslamcılar üzerinde olumsuz etkiye neden oldu. (Sosyal Medya Siteleri)
Sadeddin Osmani’nin ABD aracılığında İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik attığı imza İslamcılar üzerinde olumsuz etkiye neden oldu. (Sosyal Medya Siteleri)

Ali Yahi
Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) lideri Başbakan Sadeddin Osmani’nin İsrail ile imzaladığı barış anlaşması, Cezayir’deki İslami akımda büyük bir “şoka” neden oldu. Akımın liderleri Fas’taki mevkidaşlarına ağır eleştirilerde bulunurken ve “kendilerinden utanmaları gerektiğini” söyleyerek ihanetle suçladılar.

Dost ateşi
Cezayir'deki en büyük İslami eğilimli parti olan Barış Toplumu Hareketi (MSP) Osmani’nin attığı adım karşısında duyduğu hayal kırıklığını bildirdi. MSP Başkanı Abdurrezzak Mukri “En çok utanması gereken kişi bizzat kendi yaptığı açıklamalara göre prensiplerine ihanet eden ve İsrail ile ilişkilere karşı eski düşmanca çizgisinden kayan PJD Genel Sekreteri olan başbakandır” dedi.
Mukri sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu partinin içerisinde Filistinlileri Siyonist işgalcilere karşı destekleme konusunda samimi bir şekilde mücadele veren soylu kişilerin olduğunu biliyoruz. Ancak bu partinin kurumları bu ihaneti kabul ettiyse, o zaman resmi olarak siyonistleşme dairesinin içine giren bir parti olur. Filistin davasını desteklemeye devam etme iddialarının hepsi beyhude ve hiçbir şekilde etkisi olmayacaktır. PJD’ye karşı olan bu tavrımız bizim görevimizdir. Ve bu ilk olarak hakkın yerini bulması sonra ümmetin içerisinde umut tohumlarının kalması, bu ihanetler yüzünden ortaya çıkan manevi çöküşün büyümemesi ve çifte standart uyguladığımıza yönelik aslı astarı olmayan suçlamalardan kendimizi aklamamız için Arap ve İslam dünyasındaki hür olan herkese düşen bir görevdir.”
Diğer taraftan İslami eğilimli Ulusal Bina Hareketinin Başkanı Abdulkadir bin Karine Fas’ın Tel Aviv ile arasında tekrar canlandırdığı ilişkilere ilişkin tutumu ve Fas Başbakanı olarak görev yapan PJD lideri Sadeddin Osmani’nin bu ilişkilerin yönetimini devralmasını kabul edilemez bir durum olarak nitelendirdi. Abdulkadir bin Karine sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkelerindeki meselelere ilişkin yaptıkları siyasi seçimlerden dolayı kendilerini ayıplamıyorum. Ayıpladığım şey, İhvan (Müslüman Kardeşler) ve Filistin’deki Hamas Hareketi ile yaptıkları gibi bazen orta görüşlü ılımlı akımdan başkalarının tutumlarını alaya alan zihinsel sapkınlıktır. Partilerini ulusun, halkın ve seçim ve parti tabanlarının çıkarlarına zarar veren gündemlere hizmet eden işlevsel bir yapı haline getiren şey bu zihinsel sapkınlıklarıdır.”
Bin Karine, PJD’yi suçlayadığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Fas’taki halk hareketini başarısız kılan şeyin PJD’nin fikirleri ve yönetici elit kesimin zekice yaptığı planların olduğunu daha önce defalarca kez söylemiştim. Yönetici elit kesim PJD üzerinden İslami ideolojilere yatırım yapıyor ve Fas’ın istikrarı adına değil de bağlı oldukları yolsuzluk yapan dairelerin istikrarının lehine halk hareketini yatıştırmak için PJD ile tam bir işbirliği yapıyor. Biz ülkenin istikrarına zarar gelmesini kabul etmiyoruz. İslami akımla bağlantılı olan Osmani’nin partisinin söylemi her zaman Cezayir’e karşı olmuştur. Bu partinin kadrolarının davranışları her zaman ölçüsüzdü ve yönetici kesimin hedeflerine hizmet etmekten başka bir şeyle ilgilenmiyorlar. İslam ümmeti için kutsal ve merkezi kabul edilen Filistin meselesine gelince; bu ölçüsüzlük bugün zirve noktasına ulaştı.”
Ulusal Reform Hareketi lideri Filali Guveyni de “Osmani bir bütünün yalnızca bir parçasıdır. Uzun zaman önce yönetici elit kesimin içerisine katıldı” diyerek kendisinin ve partisi PJD’nin sözünü ettiği duruş ve ilkeler ile Filistin’i destekleme konusundaki tutumları arasında büyük bir tezatlık olduğuna işaret etti. Guveyni tutumlarındaki geri adım atmaya dikkat çekerek bunun onları Fas rejiminin bir uzantısı haline getirdiğini vurguladı.

İncelemelere iten davranışlar mı?
Siyasi Bilimler Profesörü Eyyub Salim Hamad, İslamcılar için Filistin sorununun kendi siyasi kimlikleri ile bağlı bir unsur olduğunu bu yüzden bu konuyu yıllarca mücadelelerinin ana gündem maddesi yaptıklarını söyledi.  Hamad’a göre Sadeddin Osmani’nin yaptığı, özellikle birçok Cezayirli İslamcının ve diğerlerinin nezdinde kabul edilemez bir şey. Hamad bu adımın onlar için bir kınama sebebi olduğunu çünkü İslamcıların gözünde Filistin meselesinin bir müzakere unsuru olamayacağını ve kendileri için çözüme kavuşturulamamış bir konu olduğunu belirtti.
Hamad, Osmani’nin siyasi otoritesini ve İslami kimliğini ehlikeye attığına, sunduğu gerekçelerin İslamcıları ya da diğer kişileri ikna etmek için yeterli olmadığına, çabuk pes eden kolay bir imaj çizdiğine ve eskiden kendisinin bu gibi ilişkilere karşı çıkan açıklamalarda bulunduğuna dikkat çekti. Hamad, İslamcıların nazarında Osmani’nin ödün vermemesi ve bu yaklaşımı inşa eden kraliyet sarayının isteğini reddetmesi gerektiğini söyledi. “Bunu kabul etmeseydi insanların önünde saygınlığını koruyabilirdi” dedi.
Hamad ihanet meselesinin medya ve sosyal paylaşım sitelerinde dolaştığını belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Osmani’nin attığı adımın Faslı İslamcıları içinde bulundukları siyasi gerçekçiliğin sınırlarını gözden geçirmeye iteceğini düşünüyorum. İsrail ile ilişkileri normalleştirme anlaşması sahnesinde PJD’nin çizdiği imajdan oldukça etkilenen büyük tepkiler de bunu hızlandıran faktörlerden biri olabilir.”
Hamad, Osmani’nin ve partisinin kendilerine sorulan sorulara mantıklı ve net bir şekilde cevap vermesi gerektiğini belirttiği açıklamasında bunların en önemlilerinin şunlar olduğunu bildirdi:
“Osmani istenen gerçeklik sınırını aştı mı?”, “Parti herhangi bir taraftan şantaja mı maruz kaldı?”

Popülist duygusal eleştiriler
Buna karşılık Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanı’nın eski danışmanı, İslami hareketler konusunda uzman yazar Adda Fellahi, İhvan’ın kıskanılmayacak bir pozisyonda olduğunu zira Arap siyasi rejimlerinin onlara karşı çıktığını, terörizm suçlamarı yönelttiğini ve onları tekfir etmek için dini mercileri de harekete geçirdiğini belirtti. Bu nedenle Osmani’nin kendisini ve partisini kasırgaya boyun eğmek zorunda kalmış bir şekilde bulmuş olabileceğini belirtti. Fellahi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cezayir’deki İhvan’ın PJD’nin yaptıklarını kınaması normaldir. Çünkü budurum Cezayir’in devlet ve kamu tutumu ile örtüşüyor. Aynı zamanda PJD aleyhindeki açıklamaları duygusal, popülist ve siyasi profesyonellikten yoksun olsa da çıkarları için bazı noktaları kazanmaya çalışıyorlar.”
Fellahi, Osmani’nin davranışlarının İslami akımı yok ettiğine ilişkin iddiaları kabul etmedi. İhvan’ın rejimler düzeyinde kıskanılmayacak bir pozisyonda olmasından dolayı Osmani’nin yalnızca taktiksel olarak fırtınaya boyun eğmiş olabileceğini söyledi. Fellahi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fas’taki İhvan’ın oyunu anladığını ve şu ana kadar bununla ilgilendiğini düşünüyorum. Halk düzeyinde bazı kanatları kaybedecekler ancak varlıkları önemli olmaya ve sayılmaya devam edecek. Siyasi gerçeklik baskılarını, politikanın temeli olan olasılık sanatına göre ele aldılar ve bu aslında sonuçları ancak gelecekte görülebilecek politik bir cesaret gerektiriyor.”

Benkirane yoldaşını savunuyor
Osmani’nin attığı adımın İslami akıma zarar verdiğini gösteren,Fas'ın eski Başbakanı ve eski PJD Genel Sekreteri Abdelilah Benkirane’nin yaptığı yorumlar oldu. Zira Benkirane bildiği adalet ve kalkınmanın bu olmadığını söyleyerek Osmani’nin azledilip yerine bir vekilin atanması hakkında yorum yapmayı kabul etmedi. Benkirane şunları söyledi:
“Parti, kurumları ile bu meseleyi tartışabilir çünkü normal bir parti değil. Hükümete başkanlık ediyor ve kralın başkanlık ettiği devletin yapısının önemli bir üyesi. Parti hükümetten ayrılabilir ancak bu şartlarda bu mümkün değil. Çünkü şu an kralın yanında durulması gerekiyor. Yani Osmani ile konuşulması, devletten vazgeçme bağlamına giriyor ki bu da bugün olması mümkün olmayan bir şeydir. Çünkü biz dışarıya karşı bir savaş veriyoruz.”
Benkirane, Osmani’nin bir genel sekreter ve aynı zamanda kral tarafından atanmış bir başbakan olduğunu, imza atmasının devlete ve devletin başındaki kişiye bağlı olduğunu ve kimin imza atacağına onun karar verdiğini belirterek şu soruyu sordu: Osmani’nin imza atmayı reddetmesi mümkün müydü?

İlişkilerin yıkılmasının olumsuz bir etkisi var
İslami eğilimli Barış Toplumu Hareketi’nin kurucularından Said Mursi, Fas'taki siyasi akımın en ufak bir protestoyla bile aşılamayacak sınırlı ve belirli bir özgürlük çıtası olduğunu ve rejimi, emirlerine uyulması gereken bir koruyucu olarak gördüğünü belirtti. Mursi’ye göre Fas’taki İslami akımın diğer ülkelerdeki kişilerle sınırlı bir ilişkisi var ve bazı fikirsel noktalarda uzlaşma sağlayabilirler. Ancak bu siyasi bir proje düzeyine ulaşmaz. Mursi konunun İslamcıların Fas'taki iktidar deneyimi üzerine kurulduğunu ve Tel Aviv ile ilişkilerin yıkılmasının hiç şüphesiz bölgedeki tüm İslami hareketleri olumsuz bir şekilde etkilediğini söyledi.



Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.


Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
TT

Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)

Hamas'ın yurt dışı siyasi bürosunun başkanı Halid Meşal, hareketin silahlarından vazgeçmeyi ve Gazze Şeridi'nde "yabancı yönetimi" kabul etmeyi reddettiğini teyit etti.

Meşal, dün 17. Doha Forumu'nda yaptığı konuşmada, "direnişi, direniş silahlarını ve direnişi gerçekleştirenleri suçlu ilan etmenin" kabul edilemez bir şey olduğunu ifade etti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Meşal konuşmasına şöyle devam etti: "İşgal olduğu sürece direniş de vardır. Direniş, işgal altındaki halkların hakkıdır ve uluslararası hukukun, ilahi yasaların, ulusların hafızasının bir parçasıdır ve uluslar bununla gurur duyarlar."

Meşal, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”ne, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına ve yaklaşık 2,2 milyon sakinine yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak “dengeli bir yaklaşım” benimsemesi çağrısında bulundu.

Fetih ise İsrail'i, Gazze'yi yönetmekle görevli ulusal komitenin Şeride girişini engellemeye devam etmekle suçladı ve bunu, İsrail'in ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasını uygulamaya geçmeyi reddetmesi olarak değerlendirdi.