İsrail, İran'a karşı Demir Kubbe’yi hazır hale getiriyor

B-52 tipi stratejik bombardıman uçağı geçtiğimiz ay Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü'nden eğitim için Ortadoğu’ya havalandı.(CENTCOM)
B-52 tipi stratejik bombardıman uçağı geçtiğimiz ay Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü'nden eğitim için Ortadoğu’ya havalandı.(CENTCOM)
TT

İsrail, İran'a karşı Demir Kubbe’yi hazır hale getiriyor

B-52 tipi stratejik bombardıman uçağı geçtiğimiz ay Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü'nden eğitim için Ortadoğu’ya havalandı.(CENTCOM)
B-52 tipi stratejik bombardıman uçağı geçtiğimiz ay Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü'nden eğitim için Ortadoğu’ya havalandı.(CENTCOM)

İsrail, İran’ın Yemen’de Husiler üzerinden saldırı gerçekleştirme olasılığına karşı Kızıldeniz'deki Eylat’ta Demir Kubbe’yi aktif hale getirdi. Bu adım, İsrail ordusunun Irak'ın Saddam Hüseyin döneminde gerçekleştirdiği bombardımana dair, 30 yıl aradan sonra yayınladığı ilk fotoğrafın ardından atıldı.
Askeri kaynaklar, İsrail'in İran’ın Kudüs Gücü lideri Kasım Süleymani suikastına misilleme tehditlerini ve Savunma Bakanlığı Araştırma ve İnovasyon Kurumu Başkanı Muhsin Fahrizade’nin geçen kasım ayındaki ölümünden sorumlu olduğu suçlamalarını ciddiye aldığını aktardı.
Söz konusu kaynakların öngörüleri arasında, Yemen'den bin 800 kilometre uzaklıktaki Eylat bölgesinin, Husilerin kısa süre önce Devrim Muhafızları'ndan aldığı 2 bin kilometre menzilli balistik füzelerle bombalanması da var. Bu girişime sert bir tepki verileceği tehdidinde bulunan kaynaklar, İsrail’in Suriye ve diğer yerlerdeki İran mevkilerine yönelik yüzlerce saldırı, aynı zamanda İran'ın ağır bir bedel ödediği yüzlerce operasyon gerçekleştirdiğini hatırlattı.
İsrailli kaynaklar, iki adet ABD B-52 bombardıman uçağının dün Basra Körfezi üzerinden, İsrail hava sahasından geçtiğini doğruladı. İran'a caydırıcı, açık bir mesaj göndermek için yakın zaman içerisinde Ortadoğu'dan dördüncü kez geçen bu ve benzeri bombardıman uçakları, ABD’den Ortadoğu'ya gidiş-dönüş görevlerinde, her seferinde en az 30 saat uçuş gerçekleştirdi.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından üç hafta önce yapılan açıklamada, nükleer silah taşıyıcı olarak tasarlanan B-52 tipi bombardıman uçaklarının İran'ın tehditlerini caydırmak için Ortadoğu semalarında uçtuğu belirtilmişti.
ABD’ye ait bir denizatlı da bundan bir hafta önce İran’a karşı güç gösterisi gerçekleştirmek için Hürmüz Boğazı’ndan geçmişti. USS Nimitz uçak gemisi de kasım ayı sonlarından bu yana Körfez sularında bulunuyor.
Nükleer ve konvansiyonel bombalar, akıllı silahlar, mayınlar, bombalar ve nükleer savaş başlıklı kanatlı füzelerin ve beş kişilik mürettebatın yer aldığı B-52 uçaklarının ABD ordusunda onlarca yıl hizmet vermesi bekleniyor.
İsrail ordusu bu hafta ilk kez, Irak ordusunun 30 yıl önce İsrail'e attığı roketler ve ardında bıraktığı yıkıma dair fotoğrafları, videoları ve belgeleri yayınladı. Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin, Kuveyt'in kurtarılması için Çöl Kalkanı Harekatı’nın başlatılmasının ardından, 18 Ocak 1991'de İsrail'in bombalanmasını emretmişti.
Irak ordusunun söz konusu dönemde fırlattığı 43 balistik füze, Tel Aviv’e, Hayfa ve Necef limanlarına ulaşmış; 14 kişinin ölümüne, 230 kişinin de yaralanmasına neden olmuştu. Aynı zamanda 7 bin 440 konut yıkılmış, altyapı da zarar görmüştü.
İsrail ordusu o dönemde, kimyasal ve biyolojik füzelerin, zehirli gazların kullanılması beklentisiyle vatandaşlara gaz maskeleri ve zehirli gazların solunması durumunda kullanılacak atropin içerikli iğneler dağıtmıştı. Şiddetli paniğe kapılan 222 kişi ise füzelerin zehirli gaz içerdiği düşüncesiyle bu maddeyi kendilerine enjekte etmişti. O dönemde var olan askeri sansür nedeniyle Irak’ın bombalamalarına İsrail'e verdiği zararlara dair fotoğraf ve videoların yayınlanması yasaklanmıştı.
Tel Aviv'in bu adımı, İran'ın İsrail'e yönelik tehditlerinin ciddi olduğu, ordunun yoğun çabalar yürütmesi, vatandaşların da manevi olarak hazır olması gerektiğine dair İsrailliler için bir uyarı olarak değerlendirildi.



Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor
TT

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Birleşik Krallık ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) arasındaki serbest ticaret anlaşmasının sadece ekonomik değeriyle değil, konseyin bir G7 ülkesiyle imzaladığı ilk anlaşma olması bakımından da tarihi bir nitelik taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’a verdiği mülakatta anlaşmanın takvimine ilişkin detayları paylaşan Bryant, nihai imzaların atılmasının ardından anlaşmanın ‘yaklaşık bir yıl veya en geç 14 ay içinde’ yürürlüğe girebileceğini açıkladı. Londra yönetiminin, metinlerin hukuki incelemesinin tamamlanmasını müteakip anlaşmayı eylül veya ekim ayına kadar imzalamayı hedeflediği kaydedildi.

Anlaşmanın ekonomik boyutuna değinen Bryant, bu ortaklığın Birleşik Krallık için yaklaşık 3,7 milyar sterlinlik ek bir ticaret hacmi yaratmasının, Körfez ülkeleri için de benzer oranlarda kazanç sağlamasının beklendiğini ifade etti. Bölgesel açıdan hassas bir dönemde bu adımın ‘sembolik bir önem’ taşıdığına dikkat çeken Bryant, İran ile bağlantılı gerilimlere ve ‘Tahran’ın Körfez’deki müttefiklere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara’ atıfta bulundu. Bryant ayrıca, anlaşmanın kapsamlı yapısına vurgu yaparak, gümrük vergilerinin düşürülmesinin ötesinde hizmet sektörü, dijital ekonomi ve yapay zekâ gibi alanları da kapsadığını, böylece her iki taraftaki şirketlerin faaliyetlerini kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Bryant, anlaşmanın öneminin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını, özellikle son bölgesel gelişmeler ışığında siyasi ve stratejik bir anlam da taşıdığını vurguladı. Bu anlaşmanın, refahı artırmanın yanı sıra Körfez ülkelerinin ekonomilerini hidrokarbon bağımlılığından kurtararak çeşitlendirme çabalarını destekleme yolu olarak her iki tarafın da ‘ticarette ilerlemesi’ gerektiği mesajını verdiğini ifade etti. Bryant, Londra’nın Körfez’deki ortaklarıyla olan ekonomik, güvenlik ve stratejik ilişkilerine bağlılığını teyit etmek istediği bir dönemde bu anlaşmanın yapılmasının, sürece ek bir önem kazandırdığını da sözlerine ekledi.

Absolutely delighted that after four years we have concluded negotiations with the GCC on an ambitious FTA worth £3.7bn a year, offering big opportunities to 🇬🇧 businesses with a 20% increase in trade. Many thanks to my @biztradegovuk team especially Tom and Anna pic.twitter.com/y72WI5TdVJ

— Chris Bryant (@RhonddaBryant) May 20, 2026

 

Öngörülen takvime ilişkin olarak Bryant, şu ana kadar müzakerelerin tamamlandığını, ana unsurlar ile metinlerin büyük bölümü üzerinde mutabakata varıldığını belirterek, bir sonraki aşamanın resmi imzalar öncesinde anlaşmanın hukuki incelemesi olduğunu açıkladı. Birleşik Krallık’ın Hindistan ile imzaladığı ve imzalanmasından bir yıldan kısa bir süre sonra yürürlüğe giren anlaşmayı örnek gösteren Bryant, “Bunu eylül veya ekim ayında yapabilmeyi umuyorum” dedi. Bryant, Londra’nın söz konusu anlaşmayı ‘yaklaşık bir yıl veya en geç 14 ay içinde’ yürürlüğe koymayı hedeflediğini kaydetti.

Londra ile KİK’teki ortakları arasındaki anlaşma maddelerine yönelik müzakere süreci 22 Haziran 2022’de başlamış ve 20 Mayıs 2026’da anlaşmaya varıldığının duyurulmasıyla tamamlanmıştı.

Hizmetler, ortaklığın merkezinde yer alıyor

Şarku’l Avsat’ın, Birleşik Krallık’ı Körfez ülkelerinin ABD, Çin ve Avrupa Birliği (AB) gibi diğer ticari ortaklarından ayıran özelliklerin neler olduğuna yönelik sorusuna Bryant, doğrudan ‘hizmet sektörü’ yanıtını verdi.

Bu sektörün, Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki en önemli iş birliği alanlarından birini oluşturduğunu vurgulayan Bryant; finansal ve hukuki hizmetler, mimarlık, inşaat, kreatif sektörler, finansal teknolojiler (fintek) ve yaşam bilimleri alanlarında Birleşik Krallık’ın sahip olduğu güce dikkat çekti.

We’ve just secured a historic trade deal with the Gulf.

This is a huge win for British business, and for working people who will feel the benefits in the years ahead.

We’ve secured five major trade deals with international partners - delivering on our commitment to drive… https://t.co/e35wHOJ5YP

— Keir Starmer (@Keir_Starmer) May 20, 2026

Londra’nın küresel bir finans merkezi olma konumunun, birçok Körfez ekonomisinin Birleşik Krallık’a yatırım yapma, şirketlerini Londra Borsası’nda halka arz etme veya İngiliz ekonomisindeki varlıklarını genişletme eğilimini açıkladığını belirten Bryant, hukuki hizmetlerin de Birleşik Krallık’ın sunduğu imkanların önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Bryant, “Hukukun üstünlüğü, Birleşik Krallık kimliğinde son derece köklü bir kavramdır” diyerek, yasal düzenleme reformları ve profesyonel hizmetlere yönelik artan açılım sayesinde uluslararası ve İngiliz hukuk firmalarının Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerindeki varlıklarını genişletebildiklerini kaydetti.

Bryant ayrıca, Birleşik Krallık’ın geçen yıl gerçekleştirdiği 19,4 milyar sterlinlik ihracatla bu alanda dünyanın en büyük ikinci ihracatçısı konumunda olduğu reklam ve kreatif hizmetler sektörüne de değindi.

İngiliz nüfuzunun kreatif endüstrilerde sadece reklamla sınırlı kalmayıp Körfez’de geniş bir yer bulan müzik, sinema ve kültürel içeriklere kadar uzandığını ekleyen Bryant; bu alanların yanı sıra kreatif teknolojiler, fintek ve yaşam bilimlerinin de iki taraf arasındaki ekonomik ilişkileri büyütmek adına geniş fırsatlar sunduğunu belirtti.

Mallara uygulanan vergilerin indirilmesi

Bryant’ın hizmet sektörünün önemine geniş yer ayırması, anlaşmanın gerçek değerinin mal ticaretinden ziyade bu sektörde olup olmadığı sorusunu beraberinde getirdi. Bryant bu soruya, mal ticaretinin de önemli bir paya sahip olduğunu belirterek yanıt verdi ve Körfez’e giden İngiliz mallarının yüzde 93’ündeki gümrük vergilerinin düşürülmesinin doğrudan bir etki yaratacağına dikkat çekti.

Bu indirimlerin birçoğunun anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte hemen uygulanacağını açıklayan Bryant, böylece gıda maddeleri ve bazı İngiliz mallarının Körfez’deki tüketiciler için daha düşük maliyetli hale geleceğini ifade etti. Anlaşmanın otomotiv sektörü için de kazanımlar içerdiğini belirten Bryant, gümrük vergilerinden yıllık yüz milyonlarca sterlin tasarruf sağlanacağını kaydetti.

Bryant, bu kazanımların ‘İngiliz şirketleri için çok iyi’ olacağını, ancak aynı zamanda Körfez’deki tüketicilerin de çıkarına hizmet edeceğini söyledi.

dfvfdb
Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin sonuçlandırılmasına ilişkin ortak bildirinin imza töreninden (Körfez İşbirliği Konseyi)

Hizmet ve malların yanı sıra anlaşma, İngiliz şirketlerinin Körfez’deki, Körfez şirketlerinin ise Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini ‘çok daha kolay’ hale getirecek düzenleyici maddeler de içeriyor. Ticari engellerin yalnızca gümrük vergilerinden ibaret olmadığını hatırlatan Bryant; gümrük prosedürleri, evrak işleri, lisanslar ve verilerin yerelleştirilmesi gibi gerekliliklerin, kimi zaman gümrük vergilerinin kendisi kadar büyük engeller oluşturabildiğini ifade etti. Bryant, anlaşmanın bu başlıkları kapsamasının, her iki taraftaki şirketlerin karşılaştığı engellerin kaldırılması adına önemli bir ilerleme olduğunu sözlerine ekledi.

Yapay zekâ ve dijital ekonomi

Yapay zekâ başlığına ilişkin olarak Bryant, Körfez ülkelerinin veri merkezleri, büyük dil modellerinin geliştirilmesi ve yapay zekânın ulusal ekonomilere entegrasyonu alanlarında yatırımlarını hızlandırdığı bir dönemde, anlaşmanın dijital ekonomiye ayrılmış eksiksiz bir bölüm içerdiğini belirtti.

Anlaşmada yer alan taahhütler arasında, her iki tarafın da dijital veri transferlerine gümrük vergisi uygulamama yönündeki kalıcı taahhüdünün yanı sıra dijital ortamda iş yapmayı kolaylaştırmayı amaçlayan düzenlemelerin de bulunduğunu açıklayan Bryant; Birleşik Krallık’ın sadece veri merkezleriyle değil, aynı zamanda kreatif teknoloji, fintek ve bu yeni dönüşümlerden yararlanabilecek diğer teknoloji sektörleriyle ‘muhtemelen Avrupa’nın yapay zekâ alanındaki lider ülkesi’ olduğunu ifade etti.

Eğitim ve öğretim

Bryant, Birleşik Krallık ile Körfez arasındaki eğitim ilişkilerine de dikkat çekerek bu bağları ‘son derece güçlü’ olarak nitelendirdi.

Londra’nın, özellikle ekonominin çeşitlendirilmesiyle bağlantılı sektörlerde Körfez gençlerinin eğitilmesi için yeni yollar aramaya istekli olduğunu belirten Bryant, beceri geliştirme alanındaki iş birliği fırsatlarına Suudi Arabistan’ı örnek gösterdi. Bryant, “Suudi Arabistan, ekonomisini çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak büyük ölçüde geliştirmeyi hedeflediği turizm sektöründe çalışacak 600 bin kişiye ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor” dedi.

dfvdevfe
Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, 20 Mayıs’ta Downing Street’te düzenlenen imza töreninde (Reuters)

Bryant, sözlerine, “Birleşik Krallık olarak bu tür eğitimleri oldukça kaliteli bir şekilde sunduğumuzu biliyorum ve bu iş birliğini ortaklaşa genişletmenin yollarını aramayı arzu ediyoruz” şeklinde devam etti.

Birleşik Krallık’ın turizm ve otelcilik alanındaki eğitimlerde önemli bir deneyime sahip olduğunu ve Körfez ülkeleriyle bu alandaki iş birliğini büyütmek istediklerini kaydeden Bryant; çok sayıda Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) vatandaşı gencin ya Birleşik Krallık’ta ya da Körfez bünyesinde İngiliz yeterlilik belgeleri sağlayan programlarda eğitim gördüğüne dikkat çekti.

Ticaretin ötesine geçen bir ortaklık

Serbest ticaret anlaşmasının Birleşik Krallık ile KİK arasındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıdığını belirten Bryant, İran ile bağlantılı savaş ortamının müzakerelerin ilerlemesine engel teşkil etmediğine dikkat çekti. Bryant, KİK ülkeleriyle yapılan ticari anlaşmanın öneminin yanı sıra Londra ile Körfez ortakları arasındaki ikili ilişkilerin de büyük önem taşıdığını vurguladı.

Bu doğrultuda Suudi Arabistan’ı örnek gösteren Bryant, ülkelerinin Riyad yönetimi ile Dünya Kupası hazırlıklarına nasıl katkı sağlanabileceği konusunda görüşmeler yürüttüğünü belirtti. Bryant; açılış ve kapanış törenlerinin organizasyonu, taraftar alanlarının yönetimi, biletleme sistemleri ve güvenlik hususları gibi alanlarda Birleşik Krallık’ın sahip olduğu deneyimi sunabileceğini ifade etti.

Büyük etkinliklerin düzenlenmesindeki İngiliz tecrübesinin sadece dar anlamda bir güvenlik unsuruyla sınırlı olmadığını açıklayan Bryant; bu deneyimin aynı zamanda taraftar deneyimini, kalabalık yönetimini ve etkinliğin hem keyifli hem de güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamayı da kapsadığını sözlerine ekledi.

Brexit anlaşması

Birleşik Krallık, 23 Haziran’da İngiliz halkının AB’den ayrılma yönünde oy kullandığı Brexit referandumunun 10. yıl dönümünü geride bıraktı. Bu yıl dönümünde konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bryant, AB’den ayrılmanın Birleşik Krallık’a bağımsız ticaret anlaşmaları yapma yetkisi verdiğini, ancak bunu Brexit’in doğrudan bir ‘faydası’ olarak görmediğini belirtti. Bryant, “Bu durum, işten kovulduğunuzda ailenizle vakit geçirmek için daha fazla zamanınızın kalacağını söylemeye benziyor; oysa siz çoğunlukla işinizde kalmayı tercih ederdiniz” ifadesini kullandı.

Birleşik Krallık’ın artık dünya genelinde serbest ve adil ticarete dayalı anlaşmalar yoluyla ‘serbest ticaret yapbozunu’ tamamlamaya çalıştığını ekleyen Bryant; Londra’nın Hindistan ve Güney Kore ile anlaşmalar imzaladığını, Türkiye ile müzakereleri sürdürdüğünü ve Körfez ülkeleriyle de mutabakata vardığını hatırlattı.

AB’nin de Hindistan ile bir anlaşma imzaladığına dikkat çeken Bryant, AB’nin ilerleyen süreçte KİK’in kapısını çalmasının muhtemel olduğunu ifade etti.

Başbakanların sıklığı

Bu mülakat, Keir Starmer’ın istifasının ardından Birleşik Krallık’ta on yıl içindeki yedinci başbakanı karşılamaya yönelik hazırlıkların yapıldığı bir döneme denk geldi. Downing Street sakinlerinin benzeri görülmemiş bir hızla değiştiği bu tablo, Londra’nın ortakları nezdinde dış politika, ticari ve savunma taahhütlerinin sürekliliği konusunda soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

dfv fdb
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 22 Haziran’da istifasını açıkladıktan sonra kürsüden ayrılırken (EPA)

Bu endişeler karşısında Bryant, söz konusu anlaşmanın ‘tek bir kişi ya da geçici bir hükümet tarafından değil, Birleşik Krallık tarafından imzalandığını’ vurgulayarak, “Bu konu benimle ilgili değil, Birleşik Krallık ile ilgili ve ülke olarak KİK ile bir anlaşma yapılıyor” ifadesini kullandı. Birleşik Krallık’ta başbakan kim olursa olsun anlaşmanın Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasında yürürlükte kalacağını belirten Bryant, “Bu konuda endişelenmeye gerek yok” dedi.

En güçlü aday Andy Burnham’ın karşısına bir rakip çıkmaması durumunda yeni başbakanın görevine başlamasının beklendiği 3 hafta sonrasında kendi koltuğunda kalmayı öngörüp öngörmediği yönündeki soruya ise Bryant, durumun ‘kendi elinde olmadığını’ belirterek Arapça, “İnşallah” yanıtını verdi.


Körfez ve Arap ülkeleri, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik saldırılarını geniş çapta kınadı

Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
TT

Körfez ve Arap ülkeleri, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik saldırılarını geniş çapta kınadı

Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)
Bahreyn İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir binada hasar gören bir daire görülüyor. (X)

İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i hedef alan saldırıları, Körfez ve Arap ülkelerinin tepkilerinin artmasına yol açtı. Söz konusu ülkeler, devletlerin egemenliğinin ihlal edilmesini reddettiklerini vurgularken, tırmanan gerilimin bölge güvenliği üzerindeki olası sonuçları konusunda uyarıda bulundu ve krizin diplomatik yollarla kontrol altına alınmasına yönelik çabaların sürdürülmesi çağrısı yaptı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, İran’ın Kuveyt ile Bahreyn’e yönelik saldırılarının yanı sıra Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliği ve seyrüsefer serbestisini hedef alan eylemlerini en sert ifadelerle kınadığını açıkladı.

Suudi Arabistan, söz konusu saldırıları uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın açık ihlali olarak nitelendirerek kesin bir dille reddettiğini belirtti. Riyad yönetimi ayrıca, bu ihlallerin bölgede güvenlik ve istikrarın yeniden tesisine yönelik uluslararası çabaları zayıflattığını yineledi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt ve Bahreyn ile dayanışmasını yineleyerek, egemenlikleri ve güvenliklerini korumaya yönelik atacakları tüm adımlara tam destek verdiğini açıkladı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi de saldırıları ‘en sert ifadelerle’ kınadı. Saldırıların Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğinin açık ihlali niteliğinde olduğunu ve iki ülkenin güvenliği ile istikrarını, vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancıların can güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini belirten el-Budeyvi, bu tür saldırıların bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ile barışın tesisine yönelik çabaları baltaladığını söyledi. El-Budeyvi, KİK’in Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğini korumak ve güvenliklerini güçlendirmek amacıyla alacağı tüm tedbirleri desteklediğini yineledi.

Katar da İran’ın tekrarlanan saldırılarını sert bir dille kınayarak, bunların ‘Bahreyn ve Kuveyt’in egemenliğinin açık ihlali ve uluslararası hukukun ağır şekilde çiğnenmesi’ olduğunu belirtti. Doha yönetimi, bölgede gerilimin daha fazla tırmanmasının önlenmesi, diyalog ve diplomasi yolunun sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak, iki ülkeyle tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Abu Dabi yönetimi, saldırıların iki ülkenin egemenliğinin açık ihlali ve güvenlik ile istikrarlarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirterek, Bahreyn ve Kuveyt’e tam destek verdiğini ve güvenlik ile istikrarlarını korumaya yönelik her türlü çabayı desteklediğini bildirdi.

Umman Dışişleri Bakanlığı ise yayımladığı açıklamada, Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğunu belirterek ülke topraklarını hedef alan askeri saldırıları kınadı. Umman, bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden tüm eylemleri reddettiğini yineleyerek, taraflara itidal çağrısında bulundu ve gerilimin kontrol altına alınması için diyalog ile diplomatik yöntemlere öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Ürdün de bugün İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i füze ve İHA’larla hedef alan saldırılarını kınadı. Amman yönetimi, söz konusu saldırıları iki ülkenin egemenliğinin açık ihlali, güvenlikleri, istikrarları ve toprak bütünlüklerine yönelik tehdit, ayrıca tehlikeli bir tırmanış ile uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ağır ihlali olarak nitelendirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ürdün’ün kardeş Bahreyn ve Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğu vurgulanarak, egemenliklerini, güvenliklerini, vatandaşları ile ülkelerinde yaşayan yabancıların güvenliğini korumaya yönelik atacakları tüm adımlara destek verildiği belirtildi.

Mısır da İran’ın saldırılarını en sert ifadelerle kınayarak, bunların bölgede sükûnetin sağlanması ve gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları baltalayan kabul edilemez bir tırmanış olduğunu bildirdi. Kahire yönetimi, Bahreyn ve Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğunu yineleyerek, güvenlik ve istikrarlarını korumaya yönelik alacakları tüm tedbirlere destek verdiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ayrıca, mevcut müzakere sürecine bağlı kalınmasının, bölgedeki gerilimin azaltılmasına yönelik ciddi girişimlerin desteklenmesinin ve anlaşmazlıkların diyalog ile barışçıl yollarla çözülmesinin, bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Öte yandan Arap Birliği de İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik füze ve İHA’larla düzenlediği saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Arap Birliği, saldırıların egemenliğin, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın açık ihlali olduğunu belirtti. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, yayımladığı açıklamada, Körfez ülkelerini hedef alan ve bölgesel güvenlik ile istikrarı tehdit eden tüm İran saldırılarının derhal durdurulması çağrısında bulundu. Ebu Gayt, bölgesel ve uluslararası barış çabalarını baltalayan hukuka aykırı eylemlerinden dolayı İran’ın tam sorumluluk taşıdığını ifade etti.

Ebu Gayt ayrıca, Bahreyn ve Kuveyt’in yönetimleri ve halklarıyla dayanışma içinde olduklarını belirterek, İran’ın saldırılarını durdurmaya yönelik alacakları tüm tedbir ve adımları desteklediklerini vurguladı. İlgili tüm taraflara da gerilimin düşürülmesine bağlı kalmaları ve kalıcı bir ateşkese ulaşılması amacıyla yürütülen sükûnet çabalarına destek vermeleri çağrısında bulundu.

Bahreyn daha önce yaptığı açıklamada, topraklarını hedef alan İran’a ait çok sayıda İHA saldırısını kınamış, saldırıyı ülke egemenliğinin açık ihlali ve vatandaşlar ile ülkede yaşayan yabancıların güvenliğine yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti. Manama yönetimi, uluslararası topluma İran’ın tekrarlanan saldırılarını durdurmak için harekete geçme çağrısında bulunurken, gerilimi düşürmeye yönelik çabaların baltalanması ve bölgesel güvenliğin istikrarsızlaştırılmasından Tahran’ı sorumlu tuttu.

Kuveyt de bugün sabaha karşı topraklarını hedef alan saldırıyı kınayarak, bunun ülke egemenliğinin ihlali, güvenlik ve istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit ile uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ihlali anlamına geldiğini belirtti. Kuveyt yönetimi, egemenliği ve ulusal güvenliğini korumak amacıyla gerekli tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu vurguladı.

Kınama açıklamaları, İran’ın Bahreyn ve Kuveyt’i balistik füzeler ve İHA’larla hedef alan yeni saldırılarının ardından geldi. Bahreyn ordusu, pazar günü ülkenin İran tarafından füze ve İHA saldırılarına maruz kaldığını duyurdu. Bahreyn Savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, hava savunma sistemlerinin ‘İran’ın düzenlediği çok sayıda hain hava saldırısını önleyerek imha ettiği’ belirtilirken, silahlı kuvvetlerin en üst düzey alarm durumunda olduğu ifade edildi. Bahreyn İçişleri Bakanlığı ise İran saldırısı sonucu Muharrak vilayetindeki bir konut binasında maddi hasar meydana geldiğini, can kaybı yaşanmadığını ve ilgili birimlerin olay yerindeki çalışmalarını sürdürdüğünü açıkladı.

Kuveyt Savunma Bakanlığı bugün erken saatlerde iki balistik füzenin hava savunma sistemlerince etkisiz hale getirildiğini, olayda can kaybı ya da maddi hasar yaşanmadığını açıkladı. Bahreyn ise topraklarını hedef alan İHA saldırılarını ülke egemenliğine yönelik bir saldırı ve krallığın güvenliğini doğrudan tehdit eden bir eylem olarak nitelendirdi. Söz konusu gelişmeler, bölgede gerilimin daha da tırmanmasını önlemek ve çatışmaların yayılmasını engellemek amacıyla bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde yaşandı.


Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
TT

Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)

NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek zirvesi, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltabileceğine yönelik endişelerin gölgesinde gerçekleştirilecek. Yaklaşık 77 yıldır ABD ve NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında bulunan Avrupa’da, Washington’ın izleyeceği yeni politika yakından takip ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Avrupa’daki kaygılar daha da arttı. Trump, son dönemde ‘kâğıttan kaplan’ olarak nitelendirdiği NATO’dan çekilme tehdidini birden fazla kez dile getirdi. Trump’ın, İran’ın şubat ayı sonunda ABD-İsrail’in başlattığı savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması üzerine, seyrüsefer özgürlüğünün korunması için Avrupalı müttefiklerinden destek talep etmesine rağmen olumlu yanıt alamaması da Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki gerilimi artırdı. Avrupalı liderler ise bu tutumlarını iki gerekçeyle savundu. İlk olarak, Trump’ın Avrupa’nın çıkarlarını doğrudan etkileyen bir savaşı başlatmadan önce müttefiklerine danışmadığını belirttiler. İkinci olarak ise NATO’nun görev alanının Körfez bölgesini kapsamadığını, ayrıca ittifakın beşinci maddesinin ancak üyelerden birine saldırı düzenlenmesi halinde işletilebileceğini, oysa bu savaşta ilk askeri adımı atan tarafın ABD olduğunu vurguladılar.

ABD kuvvetlerinin yeniden konuşlandırılması

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 18 Haziran’da Berlin’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısı sırasında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının kapsamlı şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Hegseth, söz konusu değerlendirmenin altı ay süreceğini belirtti. Açıklama, Washington’ın NATO’dan çekilmeyi ya da Avrupa’daki tüm askerlerini geri çekmeyi planladığına işaret etmese de Avrupa’da yeni bir endişe dalgasına yol açtı. Zira böyle bir adımın ittifakın fiilen sona ermesi anlamına geleceği değerlendiriliyor. ABD yönetiminin hedefinin, Avrupalı müttefiklerin güvenliği için üstlendiği yükü hafifletmek ve kuvvet konuşlanmasını yeniden düzenleyerek Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

dfvbf
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nde Starmer ve Macron ile birlikte (AFP)

Hegseth’in planına ilk tepkilerden biri, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakan Vekili Alice Rufo’dan geldi. Rufo, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Washington’da Trump ile görüşmek üzere yola çıkmasından önce kendisiyle yaptığı görüşmenin ardından Politico Europe’a verdiği röportajda, “ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının, Avrupalılar için yeni sorunlar yaratmayacak şekilde planlı, koordineli ve etkili biçimde gerçekleştirilmesini istiyoruz” dedi. Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un danışmanlığını yapan ve kendisine yakın isimlerden biri olarak bilinen Rufo, “Atlantik ötesi ilişkilerde yaşanan büyük dalgalanmalar dikkate alındığında ne abartıya ne de inkâra kapılmalıyız” ifadesini kullandı.

Rufo’ya göre Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük sınama, büyük ölçüde ABD tarafından sağlanan stratejik destek unsurlarının yerini doldurmak olacak. Bunlar arasında hava ve deniz taşımacılığı, havada yakıt ikmali, istihbarat kapasitesi ve uzay tabanlı imkânlar bulunuyor. Avrupa içindeki görüş ayrılıklarına da dikkat çeken Rufo, Avrupalı ülkeleri birbirlerini suçlamaktan kaçınmaya çağırarak, “Önemli olan sadece rakamlar değil, gerçek askeri sonuçlardır” değerlendirmesinde bulundu.

Kayıp şeffaflık

ABD’den daha fazla ‘şeffaflık’ talep eden tek ülke Fransa değil. Almanya da Savunma Bakanlığı aracılığıyla, Washington’ın Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planına ilişkin ayrıntılı bir ‘yol haritası’ sunmasında ısrar ediyor. Berlin, bu sayede ABD ile Avrupa arasında güvenlik sorumluluklarının devrinin planlı şekilde yürütülmesini amaçlıyor.

Bu süreçten en fazla etkilenecek ülkelerin başında Almanya geliyor. Washington, Avrupa’daki en büyük Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan Almanya’dan 5 bin askerini çekmeyi planladığını açıkladı. Almanya’da yaklaşık 35 bin ABD askeri bulunurken, Ortadoğu ve Afrika operasyonları açısından Amerikan ordusunun en önemli üslerinden biri olan Ramstein Hava Üssü de burada yer alıyor. Almanya’daki ikinci önemli ABD üssü olan Wiesbaden Hava Üssü ise ABD Avrupa ve Afrika Komutanlığı’na ev sahipliği yapmasının yanı sıra, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların koordinasyonunda kilit rol üstleniyor.

dfrtb
2025 yılında Lahey’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında NATO liderlerinin toplu fotoğrafı (DPA)

ABD yönetiminin kapsamlı değerlendirme sürecini tamamlaması beklenirken, basına yansıyan bilgilere göre Washington’ın Avrupa’daki stratejik bombardıman uçaklarının sayısını yarıya, savaş uçaklarının sayısını ise üçte bire indirmeyi planladığı belirtiliyor. Ayrıca Reaper tipi insansız keşif hava araçlarının sayısının azaltılması, NATO Kuvvet Modeli kapsamında İttifak için tahsis edilen denizaltı ve savaş gemilerinin kademeli olarak düşürülmesi de planlar arasında yer alıyor. NATO ülkeleri, bu sistem çerçevesinde olası bir savaş durumunda tahsis edecekleri asker ve askeri teçhizatı düzenli olarak belirliyor.

Rutte son günlerde, Washington’ın attığı adımların ‘sürpriz olmadığını’ söyleyerek Avrupalı müttefikleri rahatlatmaya çalıştı. Ancak yaşanan gelişmeler bunun aksini gösteriyor ve ABD yönetiminin karar alma sürecindeki tutarsızlıklara işaret ediyor. Nitekim Almanya’dan asker çekme kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Benzer şekilde, ABD’nin Polonya’da konuşlandırmayı planladığı birlikleri aniden iptal etmesi, ardından bu karardan geri adım atması da müttefikler arasında şaşkınlık yarattı. Romanya’dan bin ABD askerinin çekilmesi de aynı kapsamda değerlendiriliyor.

Tüm bu gelişmeler, Avrupalı müttefikler arasında ABD’nin gerçek niyetine ilişkin belirsizliği artırırken, Washington’ın uzun vadeli stratejisine yönelik soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Yüklerin devri

Bugüne kadar Avrupa savunma kaynaklarına göre Paris’te net olan husus, ABD’nin ‘yüklerin devri’ olarak adlandırılan süreci hızlandırmak istediğidir. Bu konu, Ankara’da düzenlenecek zirvenin ana gündem maddelerinden biri olacak.

Bu kavram, Avrupa kıtasının savunmasında daha büyük yükün Avrupalı ülkelere bırakılmasını ifade ediyor. Washington ise bu süreçte odağını, başta Çin ile sistemsel rekabet olmak üzere diğer stratejik önceliklere yöneltmek istiyor. Öte yandan Avrupalı ülkeleri en çok endişelendiren konu, Rusya’nın gelecekte atabileceği olası adımlar. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesindeki üst düzey askeri yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’nın ardından, on yılın sonuna doğru Avrupa’da yeni bir askeri maceraya girişebileceği uyarısında bulunmayı sürdürüyor.

xsvfvb
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2025’te Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşme sırasında (DPA)

Genel anlayışa göre Washington, Avrupalıların ‘konvansiyonel savaş’ olarak adlandırılan alanda kendi savunmalarını üstlenmesini, buna karşılık ABD’nin ‘nükleer caydırıcılığı’ elinde tutmasını istiyor. ABD’nin Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda’da nükleer silahları bulunuyor. Buna karşılık Fransa ve Birleşik Krallık ise kendi bağımsız nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip.

Trump’ın, ilk başkanlık döneminden bu yana Avrupalı müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yaptığı biliniyor. Bu baskılar sonuç verdi; NATO müttefikleri savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma konusunda uzlaştı.

Halihazırda Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yüzde 2 ile 3 arasında değişirken, Polonya gibi bazı ülkeler yüzde 4’ün üzerine çıktı. Rutte, bu verileri Trump’ı ittifak içinde tutmak için kullanıyor. Bununla eş zamanlı olarak Avrupalılar, savunma sanayilerini geliştirmeye ve yeni iş birliklerini hızlandırmaya çalışıyor. Bu çabalar, Fransa’nın Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı sırasında Mart 2022’de Versay’da kabul edilen savunma planı çerçevesinde yürütülüyor.

Ukrayna savaşının başlaması ve Avrupa’da yarattığı güvenlik endişelerinin ardından, Avrupa liderleri savunma harcamalarını artırma, savunma sanayi ve teknoloji altyapısını güçlendirme, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve ‘stratejik özerklik’ hedefini geliştirme kararı aldı.

Buna karşın bazı değerlendirmelere göre, NATO’nun Avrupa kanadı hem Avrupalılara hem de ABD’ye hizmet ediyor. ABD, 30 Avrupa ülkesinden oluşan bu yapı sayesinde ‘sabit bir uçak gemisi’ avantajı elde ediyor. Bu nedenle Washington’ın ne Avrupa’dan ne de NATO’dan tamamen çekileceği görüşü de savunuluyor.