Milli Eğitim Bakanı Selçuk: "Salgının şartlarına göre en güvenli ve faydalı uygulamayı yürürlüğe koyacağız"

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
TT

Milli Eğitim Bakanı Selçuk: "Salgının şartlarına göre en güvenli ve faydalı uygulamayı yürürlüğe koyacağız"

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk (İHA)

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, salgının seyri nedeniyle, tüm sınıfların aynı anda ve tam zamanlı olarak yüz yüze eğitime geçmesinin kısa vadede mümkün görünmediğini vurgulayarak, "Salgının şartlarına göre en güvenli ve faydalı uygulamayı yürürlüğe koyacağız" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Selçuk, Öğretmenlerin Mesleki Çalışma Programının açılış konuşmasını yaptı. Bakan Selçuk, içinde bulunulan olağanüstü şartların devam etmesinin; gönüllerinden geçenlerin hayat bulmasına, eğitimin yuvasına, çocukların ve öğretmenlerin ait oldukları yere, okullara dönmesine elvermediğini belirterek, "Bizler yarıyılın büyük bir kısmında çabamızı, emeğimizi, sevgimizi yine uzaktan, ekranları aşarak vermeye çalıştık. Şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki bu anlamda çok büyük bir yol kat ettik. Uzaktan eğitimin zorluklarını en iyi sizler biliyorsunuz; engelleri aşmanın, uzakları yakın, her evi okul, her ekranı sınıf kılmanın uzmanı da yine sizlersiniz" şeklinde konuştu.
"Olağanüstü şartlar, olağanüstü çabaları ve çözümleri de beraberinde getiriyor" diyen Bakan Selçuk, "Sizler, bu süreçte karşılaştığınız zorlukları aşmakta, eksikliklerinizi tamamlamakta, mesleğinizi en iyi şekilde icra etmekte, her şeyin ötesinde öğretmek için öğrenme konusunda büyük bir çaba sarf ettiniz. Uzaktan eğitim, yüz yüze eğitimden kat be kat zahmetliydi, çok yoruldunuz; bunu biliyorum. Bu süreçte velilerinizle daha aktif ve daha verimli bir iletişim içindeydiniz. Dijital yeterliklerinizi geliştirdiniz, ekranlara alıştınız ve onu her zamankinden daha etkin kullandınız. Süreci birçok ülkeden daha başarılı şekilde yürüttük ve sizler üzerinize düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirdiniz. Hepinize müteşekkirim" ifadesini kullandı.
15 Şubat itibariyle yeni bir döneme başlayacağına dikkat çeken Bakan Selçuk, "Dileğimiz salgının en kısa sürede bir engel olmaktan çıkması ve okullarımızın yine sizlerle ve çocuklarımızla hayat bulması; alışık olduğu seslere, renklere, yüzlere ve doğal ritmine kavuşması" diye konuştu.
Bakan Selçuk sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hepimizin gönlü hasretimizin bitmesinden, okullarımızın açılmasından yana olsa da bizler salgının seyrine göre en akli kararı vermekle mükellefiz. Çocuklarımızın üstün yararı bunu gerektiriyor. Salgının başından beri olduğu gibi yine ihtimalleri hesaplayarak, tüm tedbirleri alarak sizleri ve çocuklarımızı en güvenli şartlarda sınıflarımızda buluşturmak için çabalıyoruz.
Temel gayretimiz ve ilkemiz, deneyimlerimizin de ışığında, kontrollü şekilde yüz yüze eğitime geçmek. Salgının seyri nedeniyle, tüm sınıfların aynı anda ve tam zamanlı olarak yüz yüze eğitime geçmesi kısa vadede mümkün görünmüyor. Dolayısıyla biz yaş gruplarının taşıdığı riskleri, pedagojik gelişimleri, 7 ve 10. sınıflar gibi hiç açılmamış sınıfları, sınav ve staj durumu gibi çeşitli ve öncelikli etkenleri dikkate alarak planlamalarımızı yaptık. Salgının şartlarına göre en güvenli ve faydalı uygulamayı yürürlüğe koyacağız.
Ayrıca bu dönemde oluşan öğrenme kayıplarını tespit ediyoruz. Bu kayıpları gidermek için öğrencilerimize gerekli desteği vermek üzere planlamalarımızı tamamladık. Yakın bir zamanda bu konudaki yol haritamızı sizlerle paylaşacağız."
EBA'nın, hem canlı sınıf uygulamasıyla hem de sunduğu içerikle bir çeşit okul olarak artık öğretmenlerin hayatında önemli bir yerde durduğunu vurgulayan Bakan Selçuk şunları söyledi:
"Sizlerin bu okulu aktif kullanmanız, oradaki sınıflardan öğrencilerinize düzenli olarak seslenmeniz; günde yaklaşık 3 milyon canlı dersin yapıldığı EBA’yı dünyada eğitim kategorisinde en çok ziyaret edilen web sitesi haline getirdi. Milyonlarca çocuğumuza bu kanaldan ulaştınız. Bu konuda dünyaya hep birlikte örnek olduk. Ancak hedefimiz, canlı dersleri hem nitelik hem de nicelik bakımından artırmak.
Biz bu süreçte alt yapımızı güçlendirdik ve erişim kapasitemizi mümkün olan en üst düzeye yükselttik. Eğitim hizmetlerinden evlatlarımızın adil şekilde yararlanması için şimdiye kadar 500 bin öğrencimize tablet bilgisayar ve internet erişimi sağladık. Türkiye genelinde yaklaşık 15 bin salon ve 162 mobil EBA Destek Noktası oluşturduk. Kırsal bölgelerdeki çocuklarımızın bu noktalara erişimi için ulaşım hizmeti sağladık. Çalışmalarımız, gerekli cihaz ve internete ulaşımı olmayan çocuğumuz kalmayana kadar devam edecek. Ayrıca TRT EBA TV kanallarında 10 ayda, 10 bin ders videosu hazırlayarak çocuklarımıza üç televizyon kanalından ulaştık. EBA TV öğretmenlerime gece gündüz gösterdikleri bu fedakarlıktan ötürü hassaten teşekkür ediyorum."
Bakan Selçuk şöyle devam etti:
"Şu bir gerçek ki zor günler; eğitiyor, geliştiriyor, insanın kapasitesinin sınırlarını yokluyor. Hepimiz eksikliklerimizin, ihtiyaçlarımızın farkına vardık. İçinde bulunduğumuz şartlar hepimizi bir dönüşüme tâbi kıldı. Ancak bu iş burada kalmayacak. Uzaktan eğitim, salgın önümüzden çekilse ve yüz yüze eğitime dönsek de eğitimde önemli bir rol oynamaya, hayatımızda yer almaya devam edecek. Bu çerçevede öğretmenlerimizin bireysel ve mesleki gelişimine yönelik 2020 yılında uzaktan eğitim sistemi üzerinden mesleki gelişim eğitimlerimizi 2 milyon 234 bin kontenjanla öğretmen ve okul yöneticilerimizin başvurusuna açtık.
Öğretmenlerimiz bireysel ve mesleki gelişimleri konusunda azim ve çaba gösterdiler. 1 milyon 373 bin 454 öğretmenimiz bu eğitimlere katıldı. Eğitimlerin uzaktan oluşu, bu süreçte bizlere avantajlar da sağladı. Yüz yüze eğitime kıyasla çok sayıda öğretmenimiz farklı eğitimlere katılma imkânı buldu, kendini geliştirdi, uluslararası geçerliliği olan sertifika sahibi oldu.
Yarı yıl tatili ve 8-12 Şubat Mesleki Çalışma Döneminde 40 mesleki gelişim eğitimini uzaktan eğitim sistemi üzerinden 400 bin öğretmenimizin başvurusuna açtık. Çağın gereklilikleri, şartların doğurduğu ihtiyaçlar, sizlerin beklentileri ve teklifleriniz doğrultusunda eğitimlerimiz artarak devam edecek."
"Yeni bir döneme başlarken biliyorum ki eğitimin şekli ve araçlarından çok; muhteva ve niteliğini dikkate alarak, edindiğiniz tecrübe ve yeni becerilerle her yerde, her şartta mesleğinizin gereklerini layıkıyla yerine getireceksiniz" diyen Bakan Selçuk şunları kaydetti:
"Yeter ki sağlıklı olalım, birlikte olalım. Biz, her zaman sizlerin yanında olacağız. Salgın nedeniyle sınıfların kapısını kapatmak zorunda kaldığımız günden bu yana, evlatlarımız için gece gündüz ter döken, “Ziya Öğretmenim burası bizde!” diyen siz meslektaşlarım; tek tek her biriniz bizim için çok önemlisiniz. Öğrencilerimizin ve ülkemizin güzel geleceği size emanet. Hepinize başarılı bir eğitim öğretim dönemi diliyorum."



Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
TT

Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)

Kürtçe, Suriye'de 2026-2027 eğitim-öğretim yılından itibaren okullarda ilk kez resmi bir ders olarak okutulacak. Eğitim ve Öğretim Bakanlığı'nın uygulama talimatları doğrultusunda Kürtçe, haftada iki ders saati olmak üzere seçmeli ders kapsamında müfredata dahil edilecek.  Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre uygulama, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 2026 tarihli 13 sayılı kararnamesi ile Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından yayımlanan uygulama talimatları doğrultusunda hayata geçirilecek.

Adımın, kültürel ve dilsel hakların korunmasının yanı sıra Suriye'nin ortak ulusal kimliği çerçevesinde çeşitliliğin güçlendirilmesini amaçladığı belirtildi.

Kürtçenin okutulması, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 16 Ocak 2026'da yayımladığı 13 sayılı kararnameye dayanıyor. Kararnamenin birinci maddesinde, Suriyeli Kürtlerin Suriye halkının asli ve temel bir parçası olduğu, kültürel ve dilsel kimliklerinin ise çoğulcu ve birleştirici Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu ifade edildi.

Kararnamenin üçüncü maddesinde ise Kürtçenin ulusal dil olarak kabul edilmesi ve Kürtlerin nüfusun kayda değer bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde devlet okulları ile özel okullarda okutulmasına izin verilmesi öngörüldü. Kürtçe, seçmeli ders kapsamında ya da eğitsel-kültürel etkinlik olarak öğretilebilecek.

Yarım asrı aşan ayrımcılık politikaları

Suriye'deki Kürtler, yarım yüzyılı aşkın süre boyunca ayrımcılık ve dışlama politikalarına maruz kaldı. Bu politikalar, özellikle 1962 yılında Haseke vilayetinde gerçekleştirilen nüfus sayımının ardından belirginleşti. Sayımın sonucunda binlerce kişi Suriye vatandaşlığından mahrum bırakılırken, Kürtlerin medeni ve siyasi haklarını kullanmalarına yönelik kısıtlamalar getirildi.

Bu politikalar, feshedilen Baas Partisi'nin 1963'te iktidarı ele geçirmesinin ardından daha da ağırlaştı. Özellikle Hafız Esad'ın 1970'te gerçekleştirdiği darbenin ardından hukuki, kültürel ve dilsel dışlama onlarca yıl boyunca kalıcı hale geldi.

zsvf
Şam Üniversitesi Yüksek Diller Enstitüsü'nde Kürtçe dil kursları düzenleniyor (SANA)

Geçen 26 Ocak'ta Eğitim ve Öğretim Bakanlığı, 13 sayılı kararnamenin uygulanmasına ilişkin talimatları yayımladı. Eğitim planında Kürtçenin, tüm sınıf seviyelerinde haftada iki ders saati olmak üzere öğrencilere seçmeli ders olarak okutulması kararlaştırıldı.

Dersin notu genel başarı puanına dahil edilecek ancak öğrencinin dersten aldığı sonuç, sınıf geçme veya kalma durumunu etkilemeyecek. Böylece öğrencilerin Kürtçeyi öğrenmesine olanak sağlanırken dersin ilave bir akademik baskı unsuruna dönüşmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Müfredatın hazırlanması için altı ay süre

Talimatlar kapsamında Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, tüm eğitim kademeleri için Kürtçe ders müfredatını en fazla altı ay içinde hazırlamakla görevlendirildi. Müfredatların hazırlanması, onaylanması ve basımının 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce tamamlanması öngörüldü.

Eğitim ve eğitim denetimi müdürlükleri de gerekli öğretmen kadrolarını kurum içinden veya dışından temin etmekle görevlendirildi. Başvuranlar, Kürtçeye hâkimiyetlerini ölçmek amacıyla yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutulacak. Ayrıca Kürtçe derslerini verecek öğretmenler için eğitim ve mesleki yeterlilik programları düzenlenecek.

Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, 29 Ocak'ta farklı eğitim kademelerine yönelik Kürtçe müfredatların hazırlanması ve yazılması çalışmalarına başladı. Bunun için farklı vilayetlerden dil ve eğitim uzmanlarının yer aldığı özel bir komite oluşturuldu.

Merkez, 5 Mart'ta kurum içinden ve dışından Kürtçe müfredatların hazırlanmasına katkıda bulunmak isteyen çalışanların başvurularını kabul etmeye başladı. Başvuru koşulları arasında üniversite diploması, pedagojik formasyon, Kürtçeyi okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarına hâkimiyetin yanı sıra eğitim müfredatı hazırlama konusunda deneyim bulunması yer aldı.

cs
Haseke'de bir okulda Kürtçe dersi sırasında derse katılan öğrenciler (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Eğitim ve Öğretim Bakanlığı da 17 Ağustos'ta İdari Kalkınma Müdürlüğü aracılığıyla, ihtiyaç doğrultusunda kurum içinden veya dışından gerekli şart ve niteliklere sahip Kürtçe öğretmenlerini görevlendirmek istediğini duyurdu.

Eğitim ve Öğretim Bakanı Muhammed Abdurrahman Türko, 13 sayılı kararnamenin Suriye'deki Kürt meselesine ilişkin tarihsel yaklaşımda niteliksel bir dönüşüm anlamına geldiğini belirtti. Türko, kararnamenin yeni Suriye'nin inşasında hak ve sorumluluklara dayalı vatandaşlık ilkesini pekiştirdiğini söyledi.

Türko, bakanlığın kararnamenin uygulanmasına müfredatların hazırlanması ve öğretmen kadrolarının temin edilmesiyle başladığını belirterek, sürecin Doğu Suriye de dahil olmak üzere ülkenin farklı bölgelerini kapsayacağını ifade etti. Bakanlığın okulun ayrımcılık ve dışlamanın değil, ulusal aidiyetin alanı olması için çalıştığını vurguladı.

Ana dili öğrenmek bir haktır

Kürt meselesi araştırmacısı Muhammed Süleyman ise SANA'ya yaptığı açıklamada, toplumun herhangi bir bileşeninin ana dilini öğrenmesinin, o topluluğun çocuklarına dili okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarıyla öğrenme, ayrıca edebiyatını tanıma ve bu dilde üretme imkânı sağlayan bir hak olduğunu söyledi.

Süleyman, dilin atasözleri, hikâyeler, şiirler, gelenek ve görenekleriyle birlikte kültürü ve hafızayı taşıdığını belirtti. Kürtçenin, eski rejimin izlediği dışlayıcı politikalar nedeniyle tehdit altında kaldığına işaret etti.

Kürtçenin resmi olarak okutulmasının dile, yok olmasını önleyecek hukuki bir statü kazandıracağını belirten Süleyman, bunun aynı zamanda Kürtçenin gelişmesi ve ilerlemesi için alan açacağını, bu dilde yazma ve edebi üretimi güçlendireceğini ifade etti.

Müfredat ve öğretmen kadrosu uygulamanın önündeki başlıca zorluklar

Kürtçenin okullarda okutulmasının karşı karşıya olduğu zorluklara ilişkin değerlendirmesinde Süleyman, öncelikli sorunun ortak ve standart bir müfredat hazırlanması olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra uzman öğretmen kadrosunun sınırlı olmasının da önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti.

Süleyman, başlangıçta ilkokul kademesine yönelik müfredatların kademeli biçimde uygulanmasını ve daha sonra geliştirilmesini önerdi. Bununla birlikte Kürtçe eğitim verebilecek nitelikli öğretmen kadrolarının yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kürtçenin okutulmasının kültürel ve dilsel kimliği ve ulusal aidiyeti güçlendireceğini belirten Süleyman, okul içinde dil ve kültür için alan oluşturulmasının önemine dikkat çekti.

Süleyman ayrıca erken yaşta ek bir dil öğrenmenin dil edinimini desteklediğini, dilsel ve kültürel çeşitliliğin de Suriye'nin ortak ulusal kimliğini güçlendiren bir unsur haline gelebileceğini ifade etti.


Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cezayir’de eğitim reformu siyasi çevreleri böldü

Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)
Cezayir’de eğitim reformu konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için Cumhurbaşkanı Tebbun’un müdahalesi bekleniyor. (Cumhurbaşkanlığı)

Cezayir’de bu ayın başında eğitim sektöründe reformların açıklanmasının ardından siyasi kutuplaşmanın dozu yükseldi. Özellikle basında çıkan ve Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un, Eğitim Bakanı’nın reformları Bakanlar Kurulu’na sunmadığı gerekçesiyle geri çekebileceği yönündeki sızıntılar tartışmaları daha da alevlendirdi.

Bu mesele, Arap milliyetçisi muhafazakâr akım ile devletin en önemli kurumlarında güçlü nüfuza sahip Frankofon akım arasındaki eski mücadeleyi yeniden gündeme taşıdı.

vfgrthyju
Cezayir Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi (Bakanlık)

Milli Eğitim Bakanı Muhammed Sağir Saadavi’nin ağustos ayının ilk haftasında eğitim müfettişleriyle yaptığı toplantıda pedagojik düzenlemeler olarak adlandırılan değişiklikleri açıklamasının ardından tartışmalar her geçen gün büyüdü. Dil, din, kültür ve kimliğin yanı sıra Fransız sömürge döneminin (1830-1962) bu unsurlar üzerindeki etkisine ilişkin eski ideolojik anlaşmazlıklar da tartışmanın içine dahil oldu.

Destek ve diyalog çağrıları arasında

Reform kapsamında üçüncü sınıftan itibaren İngilizce dersinin müfredata dahil edilmesi, Fransızca eğitiminin dördüncü sınıfa ertelenmesi ve ortaöğretimde bazı derslerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bunların başında, fen bilimleri alanlarında bakalorya sınavına girecek öğrenciler için felsefe dersi geliyor.

Değişikliklerin resmiyet kazanmasının ardından sosyal medya platformlarında ve televizyon programlarında tartışmalar ve karşılıklı sert açıklamalar başladı.

Tartışma, özellikle eğitim müfredatı uzmanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Nuriye Bin Gıbrit’in (2015-2019) eski danışmanı Ahmed Tissa’nın özel bir televizyon kanalına verdiği röportajın ardından alevlendi. Tissa, bakanlığın bazı tercihlerinin gerekliliğini sorgularken özellikle felsefe, İslam eğitimi ve Fransızcanın müfredattaki konumuna dikkat çekti.

cs
Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi (Parti medyası)

O tarihten bu yana tepkiler, siyasi çevreler de dahil olmak üzere hızla arttı. Reform tartışması, eski ideolojik ayrışmaların da etkisiyle giderek daha geniş bir siyasi bölünmeye dönüştü.

Yeni Cezayir Cephesi Başkanı Cemal bin Abdüsselam, dün düzenlediği basın toplantısında Fransızcanın eğitim müfredatında tutulmasının öncelikle Fransa’ya hizmet ettiğini savundu. Bin Abdüsselam, Fransızcanın bilim, bilgi ve teknoloji alanlarında artık geride kaldığını söyledi.

Buna karşılık muhalefetteki İşçi Partisi lideri Luiza Hanun, parti kadrolarıyla gerçekleştirdiği toplantıda reform projesinin ertelenmesini ve üzerindeki baskının kaldırılmasını, Cumhurbaşkanı’nın himayesinde ulusal bir tartışma başlatılmasını istedi.

Hanun, felsefe dersini temel bir alan olarak görüyor ve partisinin ders saatlerinin azaltılmasına veya farklı eğitim alanları arasında yeniden dağıtılmasına karşı çıktığını belirtiyor.

Diller konusunda ise Arapça ile Amazigcenin yanı sıra Fransızca ve İngilizcenin birbirini tamamladığı bir yaklaşım çağrısında bulunan Hanun, bir dilin başka bir dille aceleyle değiştirilmesinin, gerekli pedagojik şartlar oluşturulmadan gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı.

drtyj
Eğitim Bakanı’nın bakanlık kadrolarıyla toplantısı (Bakanlık)

Yeni Nesil Partisi Başkanı el-Ahdar Emkıran da Her Şey Cezayir için internet sitesinde yayımlanan makalesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararları etrafında yürütülen tartışmanın, Fransızca ve İngilizce gibi yabancı dillerin konumu veya bazı derslerin yeniden düzenlenmesi gibi konuların yalnızca sosyal medyada geçici bir tartışmaya indirgenmesine karşı uyardı.

Siyasi cephelerden karşılıklı salvo

İslami çevrelerin önde gelen isimlerinden ve eski Toplum İçin Barış Hareketi Başkanı Abdürrezzak Makri de pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda tartışmaya dahil oldu. Makri, laik akımı ve Fransa’nın hizmetkârlarını sert şekilde eleştirdi.

Makri, «Bu kişileri bu günlerde birdenbire harekete geçiren nedir? Resmi düzeyde onları harekete geçiren bir şey mi oldu? Yoksa Fransa onlara bir şey mi vaat etti?» diye sordu. Makri’nin açıklamaları, ilkokul eğitiminde Fransızcanın rolünün azaltılmasına karşı çıkan kesimlere yönelikti.

Makri ayrıca, «Bu akım neden Arapçadan nefret ediyor? Bilim, refah ve kalkınma alanlarında ana dili konuşanların bile terk ettiği, dünyadaki kullanım alanı sınırlı olan ve her geçen gün gerileyen yabancı bir dili savunmalarının nedeni nedir?» ifadelerini kullandı.

Makri, söz konusu akımın halk desteğine sahip olmadığını savunarak, «Herhangi bir seçimde rekabet edemedi, buna rağmen önemli kararları etkiliyor... Neden?» diye sordu.

Paylaşım, destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında yeni bir tartışma başlattı.

Cumhurbaşkanı’nın politikalarını destekleyen Demokratik Ulusal Birlik Partisi üyesi Nesim Brahimi, İslami lidere hitaben, “Sizinle aynı fikirde olmayanları suçlayıp ihanet ve başka bir ülkeye hizmet etmekle itham ettiğinize göre, sizi Türkiye’ye bağlı olmakla suçlayanlara kızmamalısınız” dedi.

Brahimi’nin bu sözleri, Makri’nin Müslüman Kardeşler çizgisine bağlılığına gönderme olarak değerlendirildi.

gthy

Tartışmanın tarafları, konuyu sonuçlandırmak üzere Cumhurbaşkanı Tebbun’un hakemliğini beklerken, El Haber ve Le Soir d’Algérie gazeteleri pazar günü aynı içeriğe sahip iki makale yayımladı.

Makalelerde, eğitim veya ekonomi gibi devletin herhangi bir sektörünü ilgilendiren yapısal bir değişiklik veya reformun, Cumhurbaşkanı’nın bizzat başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülüp incelenerek onaylanmadığı sürece yürürlüğe giremeyeceği ve resmiyet kazanamayacağı vurgulandı.

Bu değerlendirme, tartışmalı reformun ülkenin üst makamları tarafından henüz onaylanmamış, Eğitim Bakanı tarafından ortaya atılan bir girişimden ibaret olduğu şeklinde yorumlandı.

Böylece tartışmanın bir tarafında reformu destekleyenler, diğer tarafında uygulama öncesinde ulusal bir konferans düzenlenmesini isteyenler, bir başka tarafta ise bakanlığın bazı tercihlerine mesafeli yaklaşanlar yer aldı.

İslami ve muhafazakâr partiler, bakanlık tarafından açıklanan reform yönelimlerine geniş destek verdi. Nahda Hareketi Genel Sekreteri Muhammed Zuveybi, basına yaptığı açıklamada Eğitim Bakanlığı’nın girişimine «koşulsuz» destek verdiklerini belirtti.

Zuveybi, reformların, kendi ifadesiyle Cezayirli yeteneklerin önündeki engel oluşturan «dil bariyerini» kaldırmayı ve ülkenin bilimsel araştırmalara ve uluslararası iletişime açılmasını hedeflediğini belirterek, burada özellikle Fransızcanın rolünün azaltılmasına işaret etti.


İngiltere üniversitelerdeki Araplar

Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
TT

İngiltere üniversitelerdeki Araplar

Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)
Cambridge Üniversitesi binası (Reuters)

Baha el-Avam

İngiltere yaklaşık 90 üniversitesiyle uluslararası üniversite sıralamalarında ABD'nin ardından ikinci sırada geliyor. Bu durum onu dünyanın dört bir yanından akademik eğitim arayanların hayali haline getiriyor. Arap gençleri de bu tablodan nasibini alıyor. Bu üniversiteler; dil ve iletişim standartları, büyük çoğunluğu Müslüman olan öğrencilerin dini inançları ve sosyal yaşamın belirleyicileri olmak üzere üç boyutuyla özel bir araştırmaya konu olan kültürel zorlukları barındıran topluluklardır.

Görüştüğümüz üniversite öğrencisi Seyfeddin Mansur es-Seyf, İngiltere’ye geldiğinde İngilizce öğrenmede ciddi güçlüklerle karşılaştığını ancak azim, kararlılık ve günlük çalışma disipliniyle becerilerini geliştirebildiğini anlattı. Seyf, İngilizce'nin yalnızca bir ders değil, iletişim kurmanın, ilişkiler inşa etmenin ve akademik ile mesleki çevreye entegre olmanın temel anahtarı olduğunun farkına vardığını ifade etti.

İngiltere’de eğitimin en belirgin avantajları arasında eleştirel düşünce ve öğrenci özerkliğinin geliştirilmesinin yanı sıra araştırma, analiz ve öğrenme ortamına etkin katılımın teşvik edilmesini sıralayan Seyf, İngiliz toplumunun kültürel çeşitliliğinin öğrenciye farklı kültürlerle tanışma ve gelecekte işine yarayabilecek küresel bir ilişki ağı kurma fırsatı sunduğunu vurguladı.

Tablo elbette görece bir mesele, öğrencinin kişiliğinden tutun, barındığı üniversiteye ve şehre kadar pek çok etkene göre değişiyor.

Birmingham Üniversitesi öğrencisi Hamza el-Kahfe ise üniversitesinin Müslüman öğrencilere son derece açık olduğunu belirtti. Öyle ki kampüste birden fazla cami bulunduğunu ve cuma namazının birden fazla cemaatle kılındığını aktaran Kahfe, bin 500'den fazla üyesiyle Müslüman Öğrenciler Birliği'nin üniversitedeki en büyük öğrenci topluluğu olduğunu ve yıl boyu etkinlikler düzenlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Kahfe, Müslüman Öğrenciler Birliği'nin her Ramazan ayında düzenlediği toplu iftara 2 binden fazla kişinin katıldığını, bu etkinliğe üniversite rektörü ve rektör yardımcısının da konuşmacı olarak iştirak ettiğini ve üniversitenin bu büyük organizasyonu bizzat desteklediğini vurguladı.

Arap öğrencilerin genel olarak karşılaştığı ortak güçlük ise İngiltere genelinde yurt dışından gelenlerin karşılaştığı yüksek yaşam maliyetleri. Bunun tek çaresi ise mali kaynakların iyi yönetilmesi.

Londra Koleji öğrencisi Muhammed Ubeyyidat, mali kaynakların iyi yönetilmesinin, kendi parasıyla ya da bursla geçinen bir öğrenci için İngiltere’nin yüksek yaşam maliyetiyle başa çıkmanın tek çaresi olduğunu söylüyor. Ubeyyidat, öğrencinin üniversite yurtları dışında kiraların yüksekliği ile kampüste yedi-sekiz farklı kişiyle aynı odayı paylaşmanın güçlüğü arasında kaldığı çaresizliğe dikkati çekti.

Ekonomik koşullar nedeniyle Londra hükümeti yabancı öğrencilerin mali yeterliliğini daha titiz biçimde incelemeye başladı; eğitim süresince ve sonrasında dil ile ikamet koşullarını da sıkılaştırdı.

Göç hukuku uzmanı Avukat Ali el-Kadum, İngiliz hükümetinin son iki yılda yabancı öğrenci vizelerini hedef alan bir dizi tedbir aldığını; bunun, bu sürecin yıllık göç rakamlarının önemli bir parçasını oluşturur hale gelmesinden kaynaklandığını belirtti.

Kadum, söz konusu tedbirlerin en dikkat çekici olanının, öğrencilerin büyük çoğunluğunun aile bireylerini yanlarında getirme hakkının kısıtlanması olduğunu ve bu hakkın artık ağırlıklı olarak doktora ve ileri araştırma programı öğrencileriyle sınırlı tutulduğunu ifade etti. Kararın, son yıllarda uluslararası öğrencilere eşlik edenlerin sayısında belirgin bir artış gösteren istatistiklerin ardından alındığını ifade etti.

Kadum'a göre hükümet ayrıca mezuniyet sonrasında öğrencinin İngiltere’de kalabileceği süreyi de kısalttı. Bunun ardında öğrenci vizesinin temel amacının eğitim ve beceri kazanmak olduğu, kalıcı ikamet için dolaylı bir yol olarak kullanılmaması gerektiği yönündeki kararlı tutum yatıyor. Yetkililer ayrıca eğitim tamamlanmadan öğrenci vizesinden çalışma vizesine geçilmemesi kararını da sıkı biçimde uyguluyor.

İngiltere üniversitelerindeki eğitim yöntemleri, Arap dünyasının yükseköğretim kurumlarındaki uygulamalardan belirgin biçimde farklılaşıyor. Peki bu durum, o ülkelerden gelen öğrenciler için gerçek bir zorluk mu?

Eğitim ve işletme yönetimi alanında uzman akademisyen Husam el-Harahşe'ye göre Arap öğrencilerin İngiliz üniversitelerinde karşılaştığı güçlüklerin başında, ders ve müfredat sınırlarının dışında düşünememek geliyor. Bu öğrenciler ezberleme ve belirli bir müfredata odaklanma konusunda başarılı oldukları için sınavlarda üstün başarı elde etseler de araştırma söz konusu olduğunda yazma ve araştırma becerileri ile öne sürülen araştırma problemlerine çözüm üretmede güçlük çekiyorlar.

Harahşe yaptığı değerlendirmede, İngiltere’de ya da benzer bir eğitim sistemine sahip herhangi bir ülkede okumak isteyen öğrencilere, sınav başarısına odaklanmak yerine yazma ve sunum becerilerini keşfetmeye çalışmaları tavsiyesinde bulundu.

İngiliz üniversitelerinde büyük bir kültürel çeşitlilik var (Getty) İngiliz üniversitelerinde büyük bir kültürel çeşitlilik var (Getty) 

Suudi Arabistan, Arap ülkeleri arasında İngiliz üniversitelerine en fazla öğrenci gönderen ülke konumunda. Bu süreç gençlerin gurbete ayak bastığı andan itibaren kesintisiz bir şekilde sürdürülüyor.

Yüksek lisans öğrencisi Faysal el-Hayyid, Edinburg'da bulunan Suudi Arabistan Kulübü'ndeki deneyimini anlatarak eğitim ataşeliğinin öğrencilerin uyumunu ve ihtiyaçlarını yakından takip ettiğini söyledi. Hayyid, Suudi Arabistan'ın Londra Büyükelçisi'nden başlayarak ataşelik, öğrenci kulüpleri ve 7/24 açık elektronik kanallar aracılığıyla öğrencilerle sürekli iletişimin sağlandığını vurguladı.

Hayyid, kendi ülkesindeki burs kurumunun öğrenciyle kurduğu kesintisiz iletişimin, ihtiyaçların saptanmasına ve akademik başarı için en temel dayanak olan psikolojik desteğin sağlanmasına önemli katkı sunduğuna dikkati çekti.

İngiltere’deki üniversiteler, birkaç ay öncesine kadar Sudanlı öğrencileri memnuniyetle karşılıyordu. Ancak Londra, aralarındaki iltica başvurusu sahiplerinin sayısının artması nedeniyle Sudanlılara vize verilmesini askıya aldı. Yüksek lisans öğrencisi Muheyyeb İsmail, İngiltere’ye geçen yıl yapılan iltica başvurularının toplamının 110 bini aştığını, bunların arasında öğrenci vizesiyle gelen Sudanlıların da bulunduğunu belirtti.

İsmail, 2025 yılında Sudanlı öğrenci sayısının yaklaşık 260 olduğunu, bunların 120'sinin iltica başvurusunda bulunduğunu -ki bu yüzde 50'nin altında bir oran- ve tüm iltica başvurucularına oranlandığında Sudanlıların yalnızca binde birini oluşturduğunu söyledi. Açıklamalarını sürdüren İsmail, "Bu kadar küçük bir oran İngiliz toplumu için gerçekten bir yük oluşturabilir mi?" diye sordu.

Gayri resmi tahminlere göre bugün İngiltere’de 30 binden fazla Arap öğrenci eğitim görüyor. Diğer yabancı öğrenciler gibi onlar da bu deneyimi acısıyla tatlısıyla deneyimliyor.

Doktora öğrencisi Lemis Hüseyin el-Alevi ise şunları söyledi:

“Öğrenci, eğitim süresince neredeyse her gün sorunlar, güçlükler ve zorluklarla yüzleşiyor. Ancak her zaman başaracağına, başarısız olmayacağına dair inancını korumalı. Kendine İngiltere’ye net bir amaç ve hedef için geldiğini, zamanını boşa harcamaya gelmediğini sürekli hatırlatmalı. Buradaki konaklamadan keyif almanız elbette güzel ama odaklanmanızı korumak ve geldiğiniz amacı kendinize hatırlatmak çok daha önemli.”

Sonuç olarak İngiltere’deki eğitim yolculuğu tüm boyutlarıyla Arap öğrencinin kişisel ve akademik deneyimini zenginleştiren bir miras ve nerede çalışırsa çalışsın, nerede yaşarsa yaşasın mesleki mücadelesinde yaslanacağı bir temel taş niteliği taşıyor.