Rusya-İsrail arasındaki yoğun diplomasini nedeni esir takası mı?

Putin ve Netanyahu  (AFP)
Putin ve Netanyahu (AFP)
TT

Rusya-İsrail arasındaki yoğun diplomasini nedeni esir takası mı?

Putin ve Netanyahu  (AFP)
Putin ve Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, hükümeti olağanüstü toplantıya çağırdığı salı akşamından bu yana, toplantının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yaptığı “takas anlaşması” ile bağlantılı olabileceği yönündeki tahminler arttı. Zira bu takas anlaşması, “Kuneytra’ya yanlışlıkla girdikten sonra tutuklanan” İsrailli kadının serbest bırakılması ve Suriye’deki İsrailli askerlerin kalıntılarıyla ilgili bilgi elde edilmesi karşılığında Tel Aviv’in de Suriyeli tutukluları serbest bırakmasını içeriyor. Moskova 2019’da da Şam ve Tel Aviv arasında benzer bir arabuluculuk yapmıştı.
Bu nedenle “siyasi mesajların” önemini artıran şey, Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’in, Astana formatının garantör ülkelerinin (Rusya-İran-Türkiye) dün Soçi’de düzenlediği toplantının kapanış oturumunda yaptığı konuşma oldu. Zira Lavrentyev, Rusya ve İsrail arasında “gerilimi azaltmak ve tansiyonu düşürmek” için temasların olduğunu belirterek, Şam yönetiminin Suriye’ye yönelik tekrarlanan İsrail hava saldırılarına karşı misilleme yapabileceği uyarısında bulundu.

Ne olmuştu?
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, salı günkü toplantının ardından, toplantı hakkında hiçbir bilgi paylaşmama yasağı getirdi. Medya organlarında toplantının “Rusya’nın arabuluculuk yaptığı insani bir mesele” ile ilgili olduğu söylendi. İsrail merkezli Haaretz gazetesi, toplantıda “hassas bir güvenlik meselesinin” ele alındığını yazdı.
Netanyahu Putin’den bir telefon görüşmesi almıştı ve ardından Gantz ile İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi, Rus mevkidaşları Sergey Şoygu ve Sergey Lavrov ile konuştu. Gantz, 10 Şubat’ta Twitter hesabından paylaştığı mesajda, Rus mevkidaşı Şoygu ile “ile İsrail arasındaki önemli diyaloğu sürdürme ve askeri kuvvetlerin güvenliğini sağlama” meselesini görüştüğünü bildirdi. Gantz görüşmede ayrıca “bölgedeki insani yardım çabalarını ve terörle mücadeleyi” ele aldıklarını kaydetti.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 15 Şubat’ta İsrail’in Şam yakınlarındaki bölgelere düzenlediği hava saldırılarında “Suriye uyruklu olmayan bazı kişilerin” öldüğünü belirterek, saldırılarda “İranlılara ait füze ve silah depolarının imha edildiğini” aktardı. Saldırıdan bir gün sonra İsrail Ordu Sözcüsü Jonathan Conricus, Rusya merkezli haber ajansı TASS’a yaptığı açıklamada, “Rus askerleriyle çatışmayı önleyen eşgüdümlü bir mekanizmamız var ve çok iyi çalışıyor. Her zaman çalışan bir kırmızı hattımız var ve tüm bunların stratejik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. İsrail ordusu Suriye’deki Rus askeri kadrolarının güvenliğini göz önünde bulunduruyor” dedi.
Diğer taraftan Şam, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) “İsrail’i geçersiz bahanelerle sürekli topraklarına saldırmasının tehlikeli yansımalarına” karşı uyardığı bir mektup gönderdi.

Yermuk Kampı’ndaki arama çalışmaları
Suriye resmi haber ajansı SANA, dün yayınladığı bir haberde “İşgal altındaki Golan sakinlerinden olan Suriyelilerin İşgal (İsrail) hapishanelerinden kurtarılması için çalışma yürütülüyor” diye yazdı. Haberde “Kuneytra bölgesine yanlışlıkla girdikten sonra tutuklanan İsrailli kadının serbest bırakılması yoluyla yapılacak takas sürecinde Nahhal el-Mulkat ve Ziyab Kahmuz’un kurtarılması için halihazırda Rus arabuluculuğu üzerinden takas süreci yürütülüyor” ifadelerine yer verildi.
Filistinli Tutsaklar Kulübü, çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail’in “takas anlaşması uyarınca” Kahmuz’u serbest bırakma kararı aldığını belirtti. Kulüp, açıklamasında, “İşgal hapishaneleri yönetimi, serbest kaldığını ve Suriye’ye gönderileceğini bildirmek için Kahmuz’u çağırdı” diyerek, bu adımın Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye ile İsrail arasında yapılan anlaşma doğrultusunda atıldığını kaydetti.
Bu takas anlaşmasının, önümüzdeki dönemlerde daha geniş kapsamlı anlaşmalara arabuluculuk etmesi noktasında Moskova’nın önünü açması bekleniyor. Yermuk Kampı’ndaki görgü tanıkları, bu ayın başında Rus askeri araçların Suriye güçlerinin yoğun güvenlik önlemleri altında Kamp’taki bir mezarlığa girdiğini aktardılar. Görgü tanıklarının bu ifadeleri, “1982’de Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde kaybolan İsrailli askerlerin kalıntılarının yeniden aranmaya başlandığı” yönünde basın ve medyada çıkan haberlerle eşzamanlı geldi.
Başkentin Sesi isimli muhalif haber sitesinin kaynaklardan aktardığına göre, Rusların Yermuk Kampı’ndaki mezarlıkta bulunan kalıntılardan DNA örnekleri almak için mezarlığa sağlık araçlarıyla geldiğini bildirdi. Kaynaklar, Rus güçlerin mezarlıktan çok sayıda ceset çıkardığını, üzerlerinde DNA analizi yaptıktan sonra da cesetleri mezarlara geri koyduğunu belirterek, bu işlemler sırasında çevrede yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını kaydetti.
İsrail’in Haziran 1982’de Lübnan’ı işgali sırasında girdiği Sultan Yakup Savaşı’nda İsrail ordusundan 20 asker öldü, 3 asker de kayboldu. Kaynaklar, Yermuk Kampı’nda kalıntıları aranan askerlerin Yehuda Katz ve Avi Feldman olduğu bilgisini paylaştı. Suriyeli güçler Sultan Yakup Savaşı’nda İsrail ordusuna ait 8 tankı ele geçirdi. Bu tanklardan biri Moskova Müzesi’nde sergileniyordu. Putin 2016’da, Netanyahu’nun talebi üzerine bu tankı İsrail’e iade etti.
Rusya Savunma Bakanlığı, Rus uzmanların Sultan Yakup Savaş’ında öldürülen Zachary Baumel isimli askerin cesedine ulaştıktan sonra cesedi Moskova’da düzenlediği törenle İsrail’e teslim etmişti.
Tel Aviv Yermuk Kampı’ndaki arama çalışmalarına karşılık olarak Suriyeli esirler Ahmed Hamis ve Ziyad et-Tavil’i serbest bıraktı. İsrail 2020’nin başlarında da Sıdkı el-Mulkat ile arkadaşı Emel Ebu Salih isimli iki Suriyeli esiri serbest bırakmıştı. Mulkat, Şam adına casusluk yapma suçlamasıyla cezaevindeydi. Netanyahu, Salih ve Mulkat’ın serbest bırakılması olayını, Baumel’in kalıntılarının teslim alınmasının ardından yapılan “iyi niyet göstergesi” şeklinde nitelemişti.

Güven inşa etmek
Tel Aviv, askerlerin kalıntılarının yanı sıra 1965’te Şam’da idam edilen İsrail ajanı Eli Cohen’in kalıntılarının iadesini talep etmeyi sürdürüyor. Tel Aviv ayrıca 1986’da uçağı düştükten sonra kaybolan İsrailli pilot Ron Arad’ın akıbetiyle ilgili bilmece konusunda da Rusya’nın arabuluculuğunu talep ediyor. Netanyahu, gelecek ay yapılacak seçimlerden önce hanesine “başarılar” yazmaya çalışıyor.
Mezarlıkta Cohen’in kalıntılarının arandığı yönünde haberlerin çıktığı bir dönemde, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Yermuk Kampı’ndaki mezarlığın açılmasından 15 günü aşkın bir sürenin ardından yaptığı açıklamada, Rus tarafının çok sayıda mezar açarak DNA testleri yaptığına işaret etti ve bu çalışmalarda bir İsrail askerinin kalıntılarıyla ilgili sonuca ulaşılmış olabileceği varsayımını dile getirdi.
Rusya’nın daha önce bir arabuluculuk girişimi sonucunda ABD-Ürdün ile rejim arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma, Suriye devleti ve ordu yetkililerinin ülkenin güneyine dönmesi ve Rus ordusunun BM Barış Gücü’nün (Undof) Golan Tepeleri’nde çalışmalarına yeniden başlamasını kolaylaştırmak için bazı noktalara Rus askerlerini konuşlandırmasına karşılık olarak, ABD’nin Dera ve Golan’ın yakınlarındaki Kuneytra kentinde bulunan muhalifleri desteklemekten vazgeçmesini içeriyordu. Moskova ayrıca Tahran’a bağlı milislerin Undof hattından uzaklaştırılması ve bu milislerin sahip olduğu ağır silahların çekilmesi meselesinin garantörlüğünü üstlenmişti. Moskova, birkaç gün önce hükümet güçlerinin Dera’nın batısından Golan’a doğru yayılmasını destekleyerek, bu konudaki yükümlülüğünü yerine getirme yolunda bir adıma attı.
Tel Aviv’in “güvenlik sebeplerini” öne sürerek Golan Tepeleri’nden çıkmayı reddettiği ve Şam’ın Golan’ı geri alma talebini sürekli yinelediği bir ortamda, son dönemde medyada “Tel Aviv ve Şam arasında müzakerelerin tekrar başlaması ihtimalini test etmeye yönelik girişimlerin olduğuna” dair haberler çıkıyor. Moskova, Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, 1967’den bu yana işgal altındaki Golan Tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini destekleme açıklamasını reddetmişti.
Rusya’nın gözetiminde tekrarlanan bu insani anlaşmaların, Tel Aviv ve Şam arasındaki meseleleri güvenlik ve askeri boyuttan insani ve siyasi boyuta taşıması hususunda “güven inşa” etmeyi amaçladığı düşünülüyor. Ancak olayın siyasi boyutu, bölgedeki büyük gelişmelere bağlı olarak daha karmaşık bir yapı arz ediyor. Bu gelişmelerin başında da İran’ın Suriye’deki varlığı geliyor. Tel Aviv ve Washington bu varlığa son verilmesini veya İran’ın Suriye’deki konuşlanmasının engellenmesini talep ediyor.
 



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.