Anton Mardasov
“Bölgede özel çıkarlarımız, askeri üslerimiz, büyük projelerimiz, milyarlar değerinde yatırımımız, korunmayı hak eden özel bir şeyimiz yok. Orada hiçbir şeyimiz yok.”
Bunlar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Haziran 2011’de Suriye’deki durumu anlatmak için kullandığı sözlerdi. Bu ifadeler, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in askeri güçlerini, tanklarını ve helikopterlerini ülke sokaklarındaki eylemciler karşısında konuşlandırdığı bir dönemde geldi. Moskova’daki siyasi analistler uzun bir süre sonra, kansız ve barışçıl bir darbeyle Beşşar Esed’in yerine ülkedeki iktidarın başına geçebilecek potansiyel adaylardan söz etmeye başladılar.
Putin’in ilk açıklamaları bir aldatmaca mıydı?
Rus savaşçılar 2015 yılında Suriye'de hava saldırıları başlattığında Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki kalıcı Rus varlığını çok dikkatli bir şekilde konuşlandırması gerekiyordu. Bununla birlikte Rus ordusu, özellikle Hmeymim Hava Üssü’ndeki helikopter pistlerini genişleterek Suriye iç savaşına katılımını artırmaya hazırlanıyordu. Diğer taraftan iyi bilinen gerçek, 2011 yılı itibariyle Rus tarafının Esed’e doğrudan ve önemli bir askeri destek sağlamanın, olası senaryolardan biri olduğunu öngörmediğine işaret ediyor. Resmi inkar açıklamalarına rağmen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dış İstihbarat Servisi Başkanı Mihail Fradkov’un 2012 yılında Şam’ı ziyaret ettiklerine inanılıyor. Bu ziyaret, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in iktidardan ayrılması ve ülkede bir geçiş hükümeti kurulması için gerekli koşulları tartışmakla ilgiliydi. Rusya hükümeti, seçeneklerinde son derece dikkatli ve ihtiyatlı davranma çabasıyla Suriye muhalefet güçleriyle açık iletişim kanallarını sürdürdü. Ayrıca muhalif Suriye Ulusal Konseyi’nden de heyetlerle görüştü. Rusya Devlet Başkanlığı Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un Suriye iç savaşında muhalif güçlerin zafer olasılığına ilişkin açıklamalarının ardından ise büyük bir kafa karışıklığı oluştu.
Rus istihbarat servisleri, Ortadoğu’daki çeşitli başkentlere düzenli ziyaretlerde bulunan muhalif General Manaf Tlass gibi Suriye’deki olası yeni yöneticilerle içeriği açıklanmayan bir dizi temas kurdu. Bugün bile muhalefetteki bazı isimler arasında General Tlass’ın nihai zaferi ihtimaline dair yaygın bir inanç var. Ancak doğrudan Tahran tarafından desteklenen Esed, bu senaryoları gerçek dışı olarak nitelendirdi. Bu durum ise Rusya hükümeti açısından bir şans...
Bu bağlamda ilk dikkat edilmesi gereken nokta şu: Kremlin, Arap Baharı’na iç siyaset perspektifinden baktı. Hatta Suriye iç savaşının patlak vermesi bile Putin’in üçüncü başkanlık döneminin başlangıcına denk geldi. Destekçileri, ‘Rus Baharı’ ve ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarını dış saldırganlığa karşı bir direniş biçimi olarak görüyorlardı. Ancak daha sonra net bir otoriter karaktere sahip olan Arap Baharı ile ilişkilendirilmekten kaçınmak için hiçbir koşulda iki ayaklanma arasında bağlantı kurmamayı seçtiler.
İkinci nokta ise Rus liderliğinin, mevcut hükümet sistemlerinin Ortadoğu bölgesinde istikrar sağlayabileceğine inanmasıdır. Aynı şekilde bölgedeki hükümet sistemlerindeki herhangi bir değişikliğin, Kuzey Kafkasya ve Rusya’nın İdil Nehri bölgesindeki İslamcı gruplara doğrudan ve dolaylı desteğin güçlendirilmesine yol açacağına inanılıyordu. Daha da önemlisi Rus liderliği, kararlı olduklarını Batılı güçlere ve Arap dünyasına kanıtlamak ve Moskova’daki siyasi liderliğe danışmadan önemli ve etkili kararların alınamayacağı göstermek istedi.
Moskova, 5 yıl boyunca Suriye savaşına dahil olduktan sonra ülkedeki siyasi ve askeri lobinin varlığıyla övünebiliyor. Bu lobide, diğer bazı isimlerin yanı sıra Özel Kuvvetlere bağlı 25. Tümen’in (Kaplan Kuvvetleri) Alevi Komutanı Tuğgeneral Süheyl el-Hasan, ‘Sünni Gençler’ grubu eski lideri ve Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay Komutanı Ahmed el-Avde de yer alıyor.
Rusya ve Suriye liderleri Arap Baharı’nın başlangıcında ortak iş birliğini geliştirmenin ilk adımlarını atıyorlardı. Rusya’nın ülke içindeki çatışmaya yönelik politikaları değerlendiriliyor ve ilgili taraflara, daha fazla tırmanıştan kaçınma çağrısı yapılıyordu. İki taraf arasındaki ilişkilerde görülen yakınlaşma, Rusya’dan askeri alımlar karşılığında Moskova’nın, Suriye’nin Sovyet döneminden kalan borcunun yüzde 73’ünü silme kararı sonrasında, 2005 yılında görülmüştü. O dönemde Esed, ‘Suriye’nin Irak’ta ABD’ye destek sağlamayı reddetmesinin ardından ABD’nin uyguladığı uluslararası izolasyonu kırmak için’ Rusya’nın kendisi için bir fırsat oluşturduğuna inandı. Aynı şekilde Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye yönelik suikastın ardından Esed’in Fransız hükümetiyle ilişkileri ciddi şekilde geriledi. Suriye’deki artan İran etkisine ilişkin olarak Arap ülkeleriyle başka anlaşmazlıklar da görülmeye başlandı.
Kremlin, Rusya’daki ekonomik çalkantının etkisi, savunma kuruluşlarındaki reform sürecinde görülen zorlu süreç ve Rusya’nın dünya sahnesinde genel bir düşüş kaydetmesi nedeniyle gücünü uluslararası sahnede göstermek için yoğun bir çaba sarf etti. Suriye’deki Rus varlığı bazı kuruluşlara yönelik incelemelerle sınırlıydı. Örneğin, sadece bir rıhtım ve sahildeki iki küçük binadan oluşan Tartus’taki deniz tesisine keşif turu yapıldı. Sovyet döneminde eski Devlet Başkanı Hafız Esed’e tavsiyelerde bulunan danışmanlar, yönetici Suriyeli seçkinler içindeki nüfuzlarını yitirdiklerinde Rus askeri danışmanının Suriye’deki ofisi de fiilen feshedilmişti.
İran müdahalesi
Rusya liderliği 2013 yılında, devam eden iç çatışmanın neden olduğu tehlikelerden korkarak subaylarını Suriye’den tahliye etmek zorunda kaldı. O dönemde ülkedeki özel askeri şirketlerin faaliyetleri düşük düzeyde seyrederken, Rus hükümeti tarafında da bu faaliyetler azaltıldı. Suriye gizli servislerinin, Çeçen savaşçıların iadesine ilişkin Ruslardan gelen birçok talebi görmezden geldiği bir sır değil.
Kremlin’in Suriye’ye askeri müdahaleye ne zaman karar verdiğine dair birçok varsayım mevcut. Bir varsayıma göre Rusya liderliği, Esed’in yardım talebini takiben 2013’te müdahale planlarını değerlendirdi. Bu fikir, daha sonra ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde tartışılmak üzere gündeme getirildi. Aynı şekilde İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Temmuz 2015’te Rusya’yı ziyareti sonrasında da ele alındı. Ancak Kasım Süleymani, Suriye kapılarını Moskova’ya zar zor açtı. Rus askeri danışmanları, General Süleymani’nin Moskova ziyaretinden önce Suriye’deki bir sonraki Rus askeri üssünün yerini tespit etmişlerdi. Bu sırada Özel Kuvvetler, Lazkiye’deki Basil Esed Uluslararası Havalimanı çevresinde konuşlandı. Bunun yanı sıra Rusya, İran, Irak ve daha sonra da Çin’i içeren Terörle Mücadele Koalisyonu’nun kurulmasından yaklaşık bir yıl önce Rus uzmanlarla Bağdat’ta koordinasyon merkezinin kurulması için hazırlıklar başladı.
Putin ile ABD Başkanı Barack Obama arasında ‘Suriye’nin kimyasal silahlarının imhasına’ ilişkin bir anlaşmanın ardından, Suriye’deki Rus etkisi 2013’ten itibaren artmaya başladı. Suriye rejimine, Suriye’ye dış tarafların müdahalesini önlemek için mevcut fırsatın son fırsat olduğu hatırlatıldı. 2015 yılında Rusya- Suriye ilişkilerinin daha da ilerlemesi için yeni bir fırsat doğdu. Bu fırsat, Suriye liderliği ve İran ‘eksenindeki’ destekçileri ağır bir psikolojik yenilgiye uğradığı zaman ortaya çıktı. Rusya’nın Batı dünyası ile ilişkilerini çatışma yoluna iten Ukrayna’da devam eden çatışmanın Kremlin’i Suriye’ye müdahale etme kararı almaya ittiğine dair çok az şüphe vardı.
Kırım’ın ilhakında tarihi bir isme dönüşen Putin, 2014 yılından sonra uygulanan ekonomik yaptırımlara dayanamadı, ülkesini kuşatılmış büyük bir kale olarak nitelendirdi. Bununla birinci hedef, Rusya’yı ‘sözleri başkaları tarafından kolayca görmezden gelinemeyecek’, korkulan bir ülkeye dönüştürmekti. Ardından Kadirov’un ekibinin Çeçen müzakerelerine dahil olduğunu gördük. Aynı şekilde Rus iş adamı Yevgeniy Prigozhin de paralı askerlerini ülke dışındaki askeri pozisyonlarda konuşlandırdı ve Rus askeri istihbarat servislerini istenmeyen isimlerden kurtarmakla görevlendirdi. Bununla birlikte uluslararası sahnenin ana oyuncuları, Rusya liderliğinin Suriye İç Savaşı’nın gidişatını kontrol altına aldığını görmekten oldukça memnundu. Ve Rusya’nın, Suriye krizinin tüm yükünü, fosilleşmiş Esad rejiminin hayatta kalmasının sorumluluğuyla birlikte üstlenmesi gerektiğine inanıyorlardı.
Savaş ve barış
Fransa’nın eski Başbakanı Georges Clemenceau’nun ‘Savaşmak barış yapmaktan çok daha kolay’ ifadesi, herhangi bir çatışmadan kaynaklanan ve etrafı saran zorlukların özünü doğru bir şekilde somutlaştırmak için söylendi.
Peki, Rusya tarafından desteklenen Suriye rejimi ülkedeki kıtlık ve yıkım felaketleriyle nasıl başa çıkacak?
Suriye’de bölgesel bir ara çözüme ulaşma çabası içinde olan Kremlin, Suriye siyasi sistemindeki değişimle ilgili sorularla karşı karşıya. Suriye’de rejimin dönüşümü, farklı yabancı güçlerin ülkeye para pompalamaya başlamadan önce talep ettiği bir koşuldur. Aynı zamanda bu, ister petrol ister gıda olsun, kriz sonrası sürekli krizlerle karşı karşıya kalan Esed rejimi için uzun vadeli istikrarın da bir koşuludur. Diğer deneyimler gibi rejimi değiştirmek, Suriye gerçekliğinde uygulanabilir bir seçenek değil. Esed liderliğindeki iktidardaki Suriye rejimine o kadar çok kaynak yatırıldı ki onlardan kolayca vazgeçmek zor.
Dahası bugün Rusya liderliği, Batılı güçlerle uzlaşmaya 5 yıl öncesine kıyasla daha az ilgi gösteriyor. Rusya kararlı bir şekilde, istese de değiştirilmesi zor olan ‘izolasyonist’ bir pozisyona girişti.
Rus araştırmacı
Şarku’l Avsat’a özel


