Rusya, uzun süredir kolladığı fırsatı sonunda yakaladı

12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
TT

Rusya, uzun süredir kolladığı fırsatı sonunda yakaladı

12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)

Anton Mardasov
“Bölgede özel çıkarlarımız, askeri üslerimiz, büyük projelerimiz, milyarlar değerinde yatırımımız, korunmayı hak eden özel bir şeyimiz yok. Orada hiçbir şeyimiz yok.”
Bunlar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Haziran 2011’de Suriye’deki durumu anlatmak için kullandığı sözlerdi. Bu ifadeler, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in askeri güçlerini, tanklarını ve helikopterlerini ülke sokaklarındaki eylemciler karşısında konuşlandırdığı bir dönemde geldi. Moskova’daki siyasi analistler uzun bir süre sonra, kansız ve barışçıl bir darbeyle Beşşar Esed’in yerine ülkedeki iktidarın başına geçebilecek potansiyel adaylardan söz etmeye başladılar.

Putin’in ilk açıklamaları bir aldatmaca mıydı?
Rus savaşçılar 2015 yılında Suriye'de hava saldırıları başlattığında Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki kalıcı Rus varlığını çok dikkatli bir şekilde konuşlandırması gerekiyordu. Bununla birlikte Rus ordusu, özellikle Hmeymim Hava Üssü’ndeki helikopter pistlerini genişleterek Suriye iç savaşına katılımını artırmaya hazırlanıyordu. Diğer taraftan iyi bilinen gerçek, 2011 yılı itibariyle Rus tarafının Esed’e doğrudan ve önemli bir askeri destek sağlamanın, olası senaryolardan biri olduğunu öngörmediğine işaret ediyor. Resmi inkar açıklamalarına rağmen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dış İstihbarat Servisi Başkanı Mihail Fradkov’un 2012 yılında Şam’ı ziyaret ettiklerine inanılıyor. Bu ziyaret, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in iktidardan ayrılması ve ülkede bir geçiş hükümeti kurulması için gerekli koşulları tartışmakla ilgiliydi. Rusya hükümeti, seçeneklerinde son derece dikkatli ve ihtiyatlı davranma çabasıyla Suriye muhalefet güçleriyle açık iletişim kanallarını sürdürdü. Ayrıca muhalif Suriye Ulusal Konseyi’nden de heyetlerle görüştü. Rusya Devlet Başkanlığı Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un Suriye iç savaşında muhalif güçlerin zafer olasılığına ilişkin açıklamalarının ardından ise büyük bir kafa karışıklığı oluştu.
Rus istihbarat servisleri, Ortadoğu’daki çeşitli başkentlere düzenli ziyaretlerde bulunan muhalif General Manaf Tlass gibi Suriye’deki olası yeni yöneticilerle içeriği açıklanmayan bir dizi temas kurdu. Bugün bile muhalefetteki bazı isimler arasında General Tlass’ın nihai zaferi ihtimaline dair yaygın bir inanç var. Ancak doğrudan Tahran tarafından desteklenen Esed, bu senaryoları gerçek dışı olarak nitelendirdi. Bu durum ise Rusya hükümeti açısından bir şans...
Bu bağlamda ilk dikkat edilmesi gereken nokta şu: Kremlin, Arap Baharı’na iç siyaset perspektifinden baktı. Hatta Suriye iç savaşının patlak vermesi bile Putin’in üçüncü başkanlık döneminin başlangıcına denk geldi. Destekçileri, ‘Rus Baharı’ ve ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarını dış saldırganlığa karşı bir direniş biçimi olarak görüyorlardı. Ancak daha sonra net bir otoriter karaktere sahip olan Arap Baharı ile ilişkilendirilmekten kaçınmak için hiçbir koşulda iki ayaklanma arasında bağlantı kurmamayı seçtiler.
İkinci nokta ise Rus liderliğinin, mevcut hükümet sistemlerinin Ortadoğu bölgesinde istikrar sağlayabileceğine inanmasıdır. Aynı şekilde bölgedeki hükümet sistemlerindeki herhangi bir değişikliğin, Kuzey Kafkasya ve Rusya’nın İdil Nehri bölgesindeki İslamcı gruplara doğrudan ve dolaylı desteğin güçlendirilmesine yol açacağına inanılıyordu. Daha da önemlisi Rus liderliği, kararlı olduklarını Batılı güçlere ve Arap dünyasına kanıtlamak ve Moskova’daki siyasi liderliğe danışmadan önemli ve etkili kararların alınamayacağı göstermek istedi.
Moskova, 5 yıl boyunca Suriye savaşına dahil olduktan sonra ülkedeki siyasi ve askeri lobinin varlığıyla övünebiliyor. Bu lobide, diğer bazı isimlerin yanı sıra Özel Kuvvetlere bağlı 25. Tümen’in (Kaplan Kuvvetleri) Alevi Komutanı Tuğgeneral Süheyl el-Hasan, ‘Sünni Gençler’ grubu eski lideri ve Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay Komutanı Ahmed el-Avde de yer alıyor.
Rusya ve Suriye liderleri Arap Baharı’nın başlangıcında ortak iş birliğini geliştirmenin ilk adımlarını atıyorlardı. Rusya’nın ülke içindeki çatışmaya yönelik politikaları değerlendiriliyor ve ilgili taraflara, daha fazla tırmanıştan kaçınma çağrısı yapılıyordu. İki taraf arasındaki ilişkilerde görülen yakınlaşma, Rusya’dan askeri alımlar karşılığında Moskova’nın, Suriye’nin Sovyet döneminden kalan borcunun yüzde 73’ünü silme kararı sonrasında, 2005 yılında görülmüştü. O dönemde Esed, ‘Suriye’nin Irak’ta ABD’ye destek sağlamayı reddetmesinin ardından ABD’nin uyguladığı uluslararası izolasyonu kırmak için’ Rusya’nın kendisi için bir fırsat oluşturduğuna inandı. Aynı şekilde Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye yönelik suikastın ardından Esed’in Fransız hükümetiyle ilişkileri ciddi şekilde geriledi. Suriye’deki artan İran etkisine ilişkin olarak Arap ülkeleriyle başka anlaşmazlıklar da görülmeye başlandı.
Kremlin, Rusya’daki ekonomik çalkantının etkisi, savunma kuruluşlarındaki reform sürecinde görülen zorlu süreç ve Rusya’nın dünya sahnesinde genel bir düşüş kaydetmesi nedeniyle gücünü uluslararası sahnede göstermek için yoğun bir çaba sarf etti. Suriye’deki Rus varlığı bazı kuruluşlara yönelik incelemelerle sınırlıydı. Örneğin, sadece bir rıhtım ve sahildeki iki küçük binadan oluşan Tartus’taki deniz tesisine keşif turu yapıldı. Sovyet döneminde eski Devlet Başkanı Hafız Esed’e tavsiyelerde bulunan danışmanlar, yönetici Suriyeli seçkinler içindeki nüfuzlarını yitirdiklerinde Rus askeri danışmanının Suriye’deki ofisi de fiilen feshedilmişti.

İran müdahalesi
Rusya liderliği 2013 yılında, devam eden iç çatışmanın neden olduğu tehlikelerden korkarak subaylarını Suriye’den tahliye etmek zorunda kaldı. O dönemde ülkedeki özel askeri şirketlerin faaliyetleri düşük düzeyde seyrederken, Rus hükümeti tarafında da bu faaliyetler azaltıldı. Suriye gizli servislerinin, Çeçen savaşçıların iadesine ilişkin Ruslardan gelen birçok talebi görmezden geldiği bir sır değil.
Kremlin’in Suriye’ye askeri müdahaleye ne zaman karar verdiğine dair birçok varsayım mevcut. Bir varsayıma göre Rusya liderliği, Esed’in yardım talebini takiben 2013’te müdahale planlarını değerlendirdi. Bu fikir, daha sonra ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde tartışılmak üzere gündeme getirildi. Aynı şekilde İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Temmuz 2015’te Rusya’yı ziyareti sonrasında da ele alındı. Ancak Kasım Süleymani, Suriye kapılarını Moskova’ya zar zor açtı. Rus askeri danışmanları, General Süleymani’nin Moskova ziyaretinden önce Suriye’deki bir sonraki Rus askeri üssünün yerini tespit etmişlerdi.  Bu sırada Özel Kuvvetler, Lazkiye’deki Basil Esed Uluslararası Havalimanı çevresinde konuşlandı. Bunun yanı sıra Rusya, İran, Irak ve daha sonra da Çin’i içeren Terörle Mücadele Koalisyonu’nun kurulmasından yaklaşık bir yıl önce Rus uzmanlarla Bağdat’ta koordinasyon merkezinin kurulması için hazırlıklar başladı.
Putin ile ABD Başkanı Barack Obama arasında ‘Suriye’nin kimyasal silahlarının imhasına’ ilişkin bir anlaşmanın ardından, Suriye’deki Rus etkisi 2013’ten itibaren artmaya başladı. Suriye rejimine, Suriye’ye dış tarafların müdahalesini önlemek için mevcut fırsatın son fırsat olduğu hatırlatıldı. 2015 yılında Rusya- Suriye ilişkilerinin daha da ilerlemesi için yeni bir fırsat doğdu. Bu fırsat, Suriye liderliği ve İran ‘eksenindeki’ destekçileri ağır bir psikolojik yenilgiye uğradığı zaman ortaya çıktı. Rusya’nın Batı dünyası ile ilişkilerini çatışma yoluna iten Ukrayna’da devam eden çatışmanın Kremlin’i Suriye’ye müdahale etme kararı almaya ittiğine dair çok az şüphe vardı.
Kırım’ın ilhakında tarihi bir isme dönüşen Putin, 2014 yılından sonra uygulanan ekonomik yaptırımlara dayanamadı, ülkesini kuşatılmış büyük bir kale olarak nitelendirdi. Bununla birinci hedef, Rusya’yı ‘sözleri başkaları tarafından kolayca görmezden gelinemeyecek’, korkulan bir ülkeye dönüştürmekti. Ardından Kadirov’un ekibinin Çeçen müzakerelerine dahil olduğunu gördük. Aynı şekilde Rus iş adamı Yevgeniy Prigozhin de paralı askerlerini ülke dışındaki askeri pozisyonlarda konuşlandırdı ve Rus askeri istihbarat servislerini istenmeyen isimlerden kurtarmakla görevlendirdi. Bununla birlikte uluslararası sahnenin ana oyuncuları, Rusya liderliğinin Suriye İç Savaşı’nın gidişatını kontrol altına aldığını görmekten oldukça memnundu. Ve Rusya’nın, Suriye krizinin tüm yükünü, fosilleşmiş Esad rejiminin hayatta kalmasının sorumluluğuyla birlikte üstlenmesi gerektiğine inanıyorlardı.

Savaş ve barış
Fransa’nın eski Başbakanı Georges Clemenceau’nun ‘Savaşmak barış yapmaktan çok daha kolay’ ifadesi, herhangi bir çatışmadan kaynaklanan ve etrafı saran zorlukların özünü doğru bir şekilde somutlaştırmak için söylendi.
Peki, Rusya tarafından desteklenen Suriye rejimi ülkedeki kıtlık ve yıkım felaketleriyle nasıl başa çıkacak?
Suriye’de bölgesel bir ara çözüme ulaşma çabası içinde olan Kremlin, Suriye siyasi sistemindeki değişimle ilgili sorularla karşı karşıya. Suriye’de rejimin dönüşümü, farklı yabancı güçlerin ülkeye para pompalamaya başlamadan önce talep ettiği bir koşuldur. Aynı zamanda bu, ister petrol ister gıda olsun, kriz sonrası sürekli krizlerle karşı karşıya kalan Esed rejimi için uzun vadeli istikrarın da bir koşuludur. Diğer deneyimler gibi rejimi değiştirmek, Suriye gerçekliğinde uygulanabilir bir seçenek değil. Esed liderliğindeki iktidardaki Suriye rejimine o kadar çok kaynak yatırıldı ki onlardan kolayca vazgeçmek zor.
Dahası bugün Rusya liderliği, Batılı güçlerle uzlaşmaya 5 yıl öncesine kıyasla daha az ilgi gösteriyor. Rusya kararlı bir şekilde, istese de değiştirilmesi zor olan ‘izolasyonist’ bir pozisyona girişti.

Rus araştırmacı
Şarku’l Avsat’a özel

 


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.