Lübnan Maruni Patriği Rai: Tek çözüm yolu ‘Teknokrat Hükümet’

Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai Pazar vaazında (NNA)
Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai Pazar vaazında (NNA)
TT

Lübnan Maruni Patriği Rai: Tek çözüm yolu ‘Teknokrat Hükümet’

Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai Pazar vaazında (NNA)
Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai Pazar vaazında (NNA)

Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Lübnan Başbakan adayı Said Hariri arasındaki siyasi anlaşmazlıklar ve görüş ayrılıkları nedeniyle aylardır yeni hükümeti kurulamadığına işaret ederek, dini kimlikleri esas almayacak bir “teknokratlar hükümeti” kurulmadan reform ve kurtuluşun mümkün olamayacağını duyurdu. Rai, tüm Lübnanlılar için birlik hükümeti istediklerini ifade ederek, bir arada yaşamak için mezhepsel ve dini çatışmaların önlenmesi gerektiğini kaydetti.
Rai açıklamasında, dünyanın Lübnan’a karşı olumlu girişimlerde bulunmak için bir hükümet kurulmasını beklediğini belirterek, yabancı delegelerin, kişisel farklılıklar ve ilgi alanlarını bir kenara bırakarak kendilerini ülkeyi kurtarmaya adamaları adına yetkililere yalvardığını söyledi. Hiçbir partinin olmadığı teknokrat bir hükümetin kurulmaması halinde reform, yolsuzlukla mücadele, cezai işlemler, savunma stratejisi ve ulusal uzlaşma hakkında sorumlu yetkililerin boşuna nefes tükettiğini belirten Patrik, tüm bu konulara yönelik talebin ciddiyetinin bir hükümet kurmak olduğunu bildirdi.
Yeni hükümetin etkili olması, reformları hayata geçirebilmesi ve ulusal birlik bağlarını sıkılaştırabilmesi için, hesap verilebilirliğin olduğu bir parlamento olmasını umduklarını belirten Rai, işleyişi ve iç anlaşmazlıklarını önlemek adına mezhepsel hükümetin hariç tutulması gerektiğini dile getirdi. Patrik açıklamasında, devlet işlerinde ve yaşamın çeşitli alanlarında tecrübeli uzmanlardan oluşan bir hükümet kurulması konusundaki anlaşmaya atıfta bulundu.
Bu bağlamda siyasi güçlerin, Lübnan’ı kurtarma görevlerini üstlenecek bir hükümet oluşumunu hızlandırmaya yönelik talepleri görmezden gelmeye devam ettiğini söyleyen Beyrut Rum Ortodoks Başpiskoposu Elias Audi ulus, devlet ve toplum pahasına bazı bireylerin çıkarlarının artması ile mezheplerin büyüdüğünü söyledi. Audi haftalık vaazında, iktidar arzusunun zihinleri kontrol ederek kısıtladığını, böylece Lübnanlıları uçuruma sürükleyecek bir intihar politikası izlendiğini vurguladı. Başpiskopos açıklamasında, “Biz utanıyoruz, onlar utanmıyorlar. Bilakis kaderimizi seçimlerle şekillendirecek yıkıcı yaklaşımlarını sürdürerek konuşuyorlar” şeklinde konuşarak, bugün sorumluluğu kabul etmek ve sorumlu olmak için cesaretten başka hiçbir şeye ihtiyaçları olamadığını belirtti.
Diğer yandan Lübnan Şii Caferi Müftüsü Ahmed Kablan dün yaptığı açıklamada, Lübnan’da hüküm verecek bir hükümet olmadığını ve neredeyse harabeler dışında devletten geriye hiçbir şey kalmadığını belirterek, ülkenin hali hazırda kağıt üzerindeki mürekkep gibi olduğu benzetmesini yaptı. Kaplan açıklamasında, gerekli olan şeyin ülkeyi satmak değil kurtarmak olduğunu çünkü özellikle bazı uluslararası delegelerin arka planda önce Tel Aviv’in güvenliği politikasıyla Lübnan’ı boğma konuşunda ısrar ettiğine değinerek,  ‘bugün yurt, yarın doğalgaz’ denklemini hatırlattı.



Lübnan, Türk-İsrail çekişmesinin mayın tarlasında yol alıyor

Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)
TT

Lübnan, Türk-İsrail çekişmesinin mayın tarlasında yol alıyor

Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)

Süreyya Şahin

Temmuz ayı sonunda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevaf Selam'ın Ankara ziyaretlerinin ardından Lübnan-Türkiye ilişkilerinde yeni bir başlangıç ​​yaşanırken, İsrail'in ağustos ayında Suriye'nin kuzeyinde, ağırlıklı olarak Türk nüfuzu altında olduğu düşünülen Ebu’z Zuhur Havaalanını bombalaması sonucu Türk-İsrail ilişkilerindeki gerilim tırmandı.

Bu durum, özellikle 2024 ve 2026 yıllarında girişilen Gazze ve İran'a destek savaşının ardından işgal ettiği Lübnan topraklarından İsrail'in çekilmesi için müzakereler yürüten Lübnan'ın, Türkiye ve İsrail dosyaları ile onlarla bağlantılı son derece hassas ve kırılgan meseleler karşısındaki kırılgan konumuna dair birçok soruyu gündeme getirdi.

Lübnan ve Türkiye arasında atılan önemli adımların, 26 Haziran'da Lübnan ile “Çerçeve Anlaşması”nı imzalayan İsrail'i rahatsız ettiğine şüphe yok. Bu çerçeve kapsamında yedi görüşme turu yapıldı ve sekizincisinin önümüzdeki ekim ayında yapılması bekleniyor.

Türkiye'ye siyasi bir mesaj niteliğinde olan Ebu’z Zuhur'un bombalanmasının ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Türkiye'yi Suriye'de askeri üs kurmaması konusunda uyardığını belirtti. Zira İsrail'de, Suriye-Türkiye askeri iş birliği konusu başta olmak üzere, Türkiye'nin bölgedeki rolüne ilişkin artan bir endişe var.

Türkiye'nin İsrail'i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke olduğunu ve onunla doğrudan veya dolaylı bir savaşa girmediğini belirtmekte fayda var. Akdeniz'deki Türk-İsrail anlaşmazlığı, geniş çaplı bir askeri ve stratejik rekabete dönüştü. Bu kapsamda iki taraf arasında 20 Ağustos'ta denizde bir sürtüşme kaydedildi. İsrail donanması komutanları, İsrail'in bölgedeki “hareket özgürlüğünün” korunacağı konusunda uyarılarda bulundular.

scdfv
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Lübnanlı mevkidaşı Joseph Avn, Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gerçekleşen görüşmeleri öncesinde düzenlenen karşılama töreninde onur kıtasını selamlıyor, 30 Temmuz 2026 (AP)

Türkiye ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Avn, özellikle iki ülke arasındaki son silah anlaşmasıyla birlikte İsrail ile askeri ve savunma ortaklığının güçlendiği bir dönemde, 31 Ağustos'ta Yunanistan'ı ziyaret etti. Yunanistan, Türkiye'nin rakibi ve Türkiye'nin artan siyasi, güvenlik ve ekonomik etkisine ilişkin endişelerini paylaşan İsrail ile askeri ortaklığını güçlendirmeyi amaçlayan bir devlettir.

Türkiye, anlaşmayı kendisine yönelik ve İsrail'in Türk topraklarına yakın bir bölgede askeri sistemlerini konuşlandırmasına olanak tanıyan bir mesaj olarak değerlendirdi. Anlaşma, Yunanistan'ın “Aşil Kalkanı” adındaki hava savunma projesi kapsamında İsrail'den 3,1 milyar avro değerinde silah satın almasını içeriyor.

Türkiye, bölgesel varlığını sağlamlaştırmak için Lübnan'da bir rol oynamaya çalışıyor. Bu, Türkiye için yeni bir şey değil; Osmanlı İmparatorluğu 400 yıldan fazla bir süre Lübnan'ı yönetmişti. Bugün Türkiye, iş birliği, koordinasyon ve ikili ilişkilerin güçlendirilmesiyle ilgilenerek buraya geri dönüyor.

Ordunun desteklenmesinin yanı sıra güneyin yeniden imarına katkıda bulunmaya hazırlanan Türkiye ile Lübnan arasında yeni bir ortaklık süreci de şekilleniyor. İki ülke arasındaki iş birliği, yaklaşık 100 milyon Türk lirası tutarındaki askeri ve mali iş birliği anlaşmasıyla başlatıldı. Buna ek olarak orduya destek amacıyla yani yaklaşık 3 milyon dolar nakdi yardım sağlandı. Türkiye, 17 Eylül 2026'da Paris'te düzenlenen Lübnan ordusunu desteklemeye yönelik uluslararası hazırlık konferansına da katıldı.

Türkiye, UNIFIL’e alternatif olacak güce katılma arzusunda olduğunu dile getirdi ve kendisi ile birlikte Mısır, Pakistan, Endonezya ve Malezya dahil olmak üzere çeşitli İslam ülkelerinden oluşan bir Arap gücü kurulmasını önerdi. Türkiye'nin de üyesi olduğu NATO'dan bir güç oluşturulması önerisi de yapıldı. Ancak İsrail, kuzey sınırında Türk güçlerinin varlığını kategorik olarak reddederken, Hizbullah bunu memnuniyetle karşıladı. Bu konunun, Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin Türkiye'ye yapacağı ziyarette ele alınması bekleniyor.

Lübnan, Türkiye ile giderek stratejikleşen ilişkiler ile öne çıkıyor ve son ziyaretler ışığında bu konu üzerinde çalışılıyor

Türkiye, bölgesel nüfuzunu derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda, Reuters'ın 1 Ekim 2026'da ortaya koyduğu gibi, Suriye ve Hizbullah arasında arabuluculuk rolü oynuyor.

Hem Türkiye Cumhurbaşkanlığı hem de Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi inkarlara rağmen, Lübnanlı kaynaklar medya kuruluşlarına bunu doğrulayan açıklamalarda bulundular. İki taraf arasında, Eylül 2026'nın ilk on gününde Türkiye'de düzenlenen üçlü güvenlik toplantısında Türkiye üzerinden karşılıklı “gerilimi azaltma mesajları” iletildiğini belirttiler.

Karşılıklı mesajlar arasında Hizbullah'ın hem askeri hem de güvenlik açısından Suriye sahnesinden uzaklaşma ve eski rejimle bağlantılı grupları desteklememe taahhüdü karşılığında, Suriye’nin, Lübnan topraklarında Hizbullah'ı silahsızlandırma planının bir parçası olarak Lübnan'a askeri müdahalede bulunmaması sözü de yer alıyordu.

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Şam'ın Hizbullah'ı silahsızlandırma misyonunu yerine getirebileceği yönündeki tehditlerinin ardından Türkiye'nin bu arabuluculuk çabalarını sürdürdüğünü belirtti; Trump özellikle Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın bu misyonu başarabileceğini de ima etmişti. Hizbullah, arabuluculuğa olumlu veya olumsuz herhangi bir tepki vermese de, o da güvenlikle ilgili endişeler taşıyor. Buna rağmen, Lübnan sınırındaki Suriye güvenlik önlemlerini engellemeyeceğine dair güvence verdi.

hy
Lübnan ordusu subayları, Güney Lübnan'daki Batı Zavtar köyünde, “pilot bölgeler” olarak bilinen üç alandan birinde Lübnan askerlerinin konuşlandırılması sırasında, 26 Temmuz 2026 (Reuters)

Kaynaklar, Hizbullah'ın Suriye'den tamamen çekildiğini ve müdahale etmeyeceğini, ayrıca iç politikadaki konumlanmasına bağlılığını açıkça teyit ettiğini belirtti. Bu nedenle Türkiye, Hizbullah'ın eski rejimin kalıntılarına verebileceği herhangi bir desteğe ilişkin Suriye'nin endişelerini gidermeye çalışırken, aynı zamanda Hizbullah'ın Lübnan'da silahsızlandırılmasını amaçlayan herhangi bir Suriye rolüne ilişkin kaygılarını da gidermeye çalıştı.

Kuzey Carolina Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Hızır Za’rur, el-Mecelle'ye şunları söyledi: “Böyle bir rolün resmi olarak reddedilmesi, devlet ile değil de Hizbullah ile görüşüldüğü için, resmi Lübnan makamlarını zor durumda bırakmama isteğinden ve Suriye ile Türkiye'nin Lübnan devletini zayıf göstermekten kaçınma arzusundan kaynaklanıyor.”

Ayrıca, Türkiye'nin bu konuda bir rolünün olması İsrail'i bunu iki kez düşünmeye sevk ediyor, özellikle de güvencenin Washington'dan geldiği, Hizbullah'ın silahı ile ilgili herhangi bir çözümün Suriye'yi Hizbullah üyelerinin kendisine başvurmasına izin vermeyi düşünmeye istekli hale getirmesinin uzak bir ihtimal olmadığı göz önüne alındığında.

Bu garantiler var oldukça İsrail onlara saldıramaz. Suriye ve Türkiye müttefik ve Lübnan bu ittifaka yakın. Za’rur ayrıca hem Suriye hem de Hizbullah'ın görüşmelere açık olduklarını ifade ettiklerini belirtti. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin temmuz ayında Şam'ın Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu söylediğini ve bir ay sonra da Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın Hizbullah’ın Suriye liderliğiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirttiğini kaydetti.

Bilhassa Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) İsrail ile özel ilişkisinde Yunanistan'ın yanında yer alması ve Lübnan'ın Akdeniz'deki haklarını korumak için GKRY ile deniz sınır anlaşması imzalaması göz önüne alındığında, Lübnan Türkiye ve İsrail ile ilişkiler ve bunların sonuçları arasında nasıl bir denge kurabilecek?

Mecelle’nin görüştüğü üst düzey bir Lübnanlı yetkili şunları söyledi: “Genişleyen dış ilişkiler bağlamında, devletin rolünün önemi açıkça öne çıkıyor. Lübnan'ın kararlarına baskı yapan ve onu uluslararası arenada dışlanmış bir ülke haline getirenlerin eylemlerinden sonra bu rolü küresel sahnede yeniden kazanmak çok önemli.” Türkiye'de ise Cumhurbaşkanı Avn, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'a, Lübnan’ın İsrail ve GKRY gibi bölgesel ülkelerle yaptığı anlaşmaların hiçbir Türk çıkarına zarar vermemesi gerektiği konusunda güvence verdi. Lübnan'ın, Türkiye'nin çıkarlarına hiçbir şekilde zarar verecek anlaşmalar peşinde koşmadığını vurguladı. Türkiye’nin büyük bir bölgesel güç ve artık Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte Mekke İttifakı üyesi olduğunu vurgulayarak, Lübnan devletine ve siyasi ve güvenlik politikalarına verdiği tüm desteğin yanı sıra, sosyal alanlardaki desteği için de Türkiye'ye teşekkür etti.

Lübnanlı yetkili, “Lübnan ve İsrail ile özel ilişkileri olan Yunanistan arasındaki tarihi ilişkiler göz önüne alındığında, Atina, İsrail'in tüm Lübnan topraklarından çekilmesinde, Lübnan'ın İsrail ile düşmanlığı sona erdirecek ilişkiler kurmasını amaçlayan Lübnan ve İsrail arasındaki Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasında bir rol oynayabilir. Lübnan, diğer ülkelerin ve komşularının saygısını yeniden kazanmak için dengeli ve saygın bir dış politika izliyor. Bu, uzun bir yol, ama başladı. Tren, izolasyon ve kuşatma veya diplomatik boğulmaya benzeyen durumun yerini almak için harekete geçti. Lübnan, diğer ülkelerin dış politikalarına müdahale etmiyor” dedi.

Türkiye dost, İsrail ise düşman

Lübnan, Türkiye ile giderek stratejik hale gelen ilişkilerle öne çıkıyor ve Mecelle'ye konuşan konu hakkında bilgili bir diplomatın belirttiğine göre, son ziyaretler ışığında bu konu üzerinde çalışılıyor. Diplomat, “Türkiye'nin bölgedeki rolü, yakın zamanda Türkiye'yi de içeren Mekke Anlaşması'nda da görüldüğü gibi, ileri bir pozisyonu temsil ediyor. Türkiye dost bir ülke, İsrail ise düşman bir ülke. Ancak Lübnan, bölgedeki güvenlik ve nüfuz mücadelesinin gölgesinde bu noktalar arasında dikkatli bir şekilde ilerlemelidir” dedi.

Türkiye, stratejik ilişkilerin kurulduğu ve iş birliğinin güçlendirildiği dost bir ülke. İsrail ile ise hiçbir ilişki yok

Aynı diplomata göre, Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün İsrail tarafından yakından izlenmesi şaşırtıcı değil. İsrail, Türkiye'nin Suriye, Lübnan ve hatta Gazze'deki nüfuzundan duyduğu endişeyi dile getiriyor. Aynı zamanda Türkiye, Lübnan'ın İsrail ile müzakereleri konusunda çekinceler taşıyor ve Lübnan hükümetinin İsrail kampına doğru kaymasından endişe ediyor. Ayrıca, Lübnan devleti ile Hizbullah ve Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerle ilgili konularda da soruları var.

Lübnan son gelişmeleri inceliyor ve diplomatın belirttiğine göre, Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün sınırlarını (ki bunlar Türkiye’nin izlediği sınırdan çok da uzak değil) temaslar sırasında ifade edecek. Lübnan, topraklarından çekilmesi için İsrail ile müzakerelere devam ederken aynı zamanda Türkiye ile stratejik ilişkilerini sürdürmek istiyor. Lübnan, Washington'un himayesi altında kendisine bundan başka bir yol görmüyor.

Başka bir diplomat Mecelle'ye, Türkiye'nin silah sorununun çözümü olarak Hizbullah'ın ağır silahlarını İran'a taşıma görevini üstlenmeyi düşünmediğini açıkladı. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye'nin güvenliğinin Beyrut, Halep ve Şam'da başladığını açıkça belirttiğini ve Türkiye'nin de Lübnan ile stratejik ilişkiler sürecinde bunu ifade ettiğini vurguladı. Türkiye, UNIFIL'in görev süresinin uzatılmaması durumunda, güçlerinin güneyde güvenliğin sağlanmasına katılmasını ve varlığının etkili ve verimli olmasını istiyor.

frgthyjuk
Lübnan sınırındaki kuzey İsrail'deki Roş Hanika'da İsrail askerleri, 4 Eylül 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Türkiye, İsrail'in tamamen çekilmesi ve silahın sadece devletin kontrolünde olması anlamına gelen Çerçeve Anlaşmasının uygulanmasına yardımcı olmaya hazır. Türkiye'nin Hizbullah da dahil olmak üzere tüm Lübnanlı partiler ile iyi ilişkiler sürdürdüğünü belirtmekte fayda var. Ayrıca Lübnan ordusunu silahlandırmak ve desteklemek için Lübnan-Türkiye arasında imzalanmış bir anlaşma da mevcut.

Türkiye ile stratejik ilişki

Önde gelen bir diplomat, Mecelle'ye Lübnan-Türkiye ilişkilerinin önemini şöyle açıkladı: “Türkiye, kendisi ile stratejik ilişkilerin kurulduğu ve iş birliğinin güçlendirildiği dost bir ülke, İsrail ile ise hiçbir ilişkimiz yok. Çerçeve Anlaşması uygulanırsa, daha sonra kendisi ile bir barış anlaşmasıyla sonuçlanacak bir güvenlik anlaşması imzalanacaktır.” Diplomat, Türk-İsrail anlaşmazlığının gerçek bir savaş aşamasına varmayacağını, her iki tarafın da kendi çıkarları için bu anlaşmazlıktan faydalandığını düşünüyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Filistin ve İslam meselelerine önem veriyor. Netanyahu da seçim çıkarları için onunla anlaşmazlığını kullanıyor. Aralarında gerilim tırmanıyor, ancak savaş olasılığı düşük ve İsrail, Türkiye ile savaşamaz çünkü ABD'den sonra NATO'nun en büyük ikinci ordusuna, ayrıca gelişmiş bir silah sanayisine ve 85 milyondan fazla nüfusa sahip. Dahası, ticari ilişkileri milyarlarca dolara ulaşıyor ve bu, İsrail ile Türkiye arasında göz ardı edilmesi kolay olmayan önemli bir konu.

Profesör Za’rur da Mecelle'ye verdiği röportajda şunu vurguladı: “Türkiye'ye karşı gerilimi tırmandırmaya son vermesi için İsrail üzerinde bir Amerikan baskısı var, çünkü herhangi bir tırmanma NATO'yu, Pakistan'ı, Mısır'ı ve Suudi Arabistan'ı da içine çekecektir. Türkiye ayrıca mevcut müttefiklerine ek olarak Suriye ve Lübnan ile en üst düzeyde daha fazla ittifak kurmaya hazırlanıyor. Türkiye, artık farklı bir ülke.”

Ankara ve Tel Aviv arasında savaşı önleyenler

Bu bağlamda, Paris'te siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Muhyiddin el-Şuhaymi, Mecelle'ye yaptığı açıklamada, “Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, yeni Suriye jeopolitik sahnesiyle ilgili bir uzlaşıya ulaşma süreciyle ilgili bağımsız anlamlar taşıyor. Beşşar Esed'in devrilmesinden sonra Türkiye'nin oradaki işlerin yönetiminde bir sözü var. Dahası, Suriye rejimiyle özel ilişkisi nedeniyle artık Suriye-İsrail sınırında yer alıyor ve bu da ona önemli bir manevra alanı yaratıyor” dedi.

Şuhaymi’ye göre Ebu’z Zuhur Havaalanının hedef alınması, Suriye sahnesinde rollerin nasıl dağıtılacağı ve nüfuzun nasıl paylaşılacağı konusunda bir anlaşmazlığın olduğunu gösteriyor. Ancak bu, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma konusunda endişe yaratmadı ve bunun birkaç nedeni var:

- Washington, müttefikleri arasında yeni bir bölgesel çatışma istemiyor. Ve Türkiye, Suriye’de koşulları düzenlemede ABD’nin bir ortağı.

- Türkiye, benzersiz ve istisnai bir NATO gücü. ABD'den sonra NATO'daki en büyük ikinci askeri güç. Onunla savaşa girmek bir oyun değil. İsrail bunu anlıyor ve Türkiye'nin İran olmadığını biliyor. Suriye'deki kırmızı çizgiler arasındaki ilişkiyi düzenlemek acil hale geldi. Bu aşamayı yönetmek için Suriye ve İsrail bir güvenlik anlaşması yönünde ilerliyor.

- İsrail, İran yerine Türkiye'nin bölgeye girmesinden endişe duyuyor. Ancak Türkiye'nin girişi ve Arap devletleriyle ilişkilerinin örgütlenmesi, İran'ın pervasız yaklaşımına benzemiyor. Aksine, ilişkiler karşılıklı anayasal kurumlar aracılığıyla devletler arası bir temelde yürütülüyor. Türkiye'nin Libya'dan Sudan ve Suriye'ye kadar olan yükselişi de Arap devletleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile koordineli olarak bölgesel girişimler çerçevesinde gerçekleşiyor.

fergthyju
Yunanistan Hava Kuvvetleri pilotları, Yunanistan'ın Kalamata Havalimanı'nda bir Beechcraft T-6 Texan II eğitim uçağının yanında duruyor, 21 Ekim 2022 (AFP)

- Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün sınırları, Suudi Arabistan tarafından çizilenlerle aynı doğrultuda. Lübnan-Türkiye ilişkilerinin mantığı Suudi Arabistan şemsiyesi altında tanımlanıyor ve ne Lübnan'da ne de bölgede bunun ötesine geçmiyor. Bunun kanıtı, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte yer aldığı Mekke Anlaşması’dır.

Şuhaymi şunu vurguladı: “Lübnan'ın İsrail ile sorunu diplomatik açıdan öncelikli endişesi ve bu uluslararası anlaşmalara benzer bir süreçle, yani 1949 Ateşkes Anlaşması'na benzer bir güvenlik anlaşmasıyla çözülebilir. Ateşkes Anlaşması, temel mantığı geçerliliğini korurken, bazı maddelerinin artık geçerli olmaması nedeniyle, mevcut koşullara uygun değişikliklerle desteklenebilir. Zira kendisi, güneyde istikrarı sağlayan ve tanınmış sınırları garanti eden bir güvenlik ve askeri anlaşmadır. Lübnan'ın Arap pozisyonuna aykırı bir yol izlemesi olası değil. Ateşkes Anlaşması ise Lübnan’ın egemenliğinin korunmasını ve topraklarının iadesini garanti ediyor ve İsrail ile herhangi bir Arap veya Ortadoğulu çözüm ile de tutarlı.”


ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
TT

ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı dün, Hizbullah'ın mali yapısıyla bağlantılı 5 mali kuruluş, 16 yetkili ve isim hakkında yaptırım kararı aldığını duyurdu. Bu adım, Hizbullah’ın finansman kaynaklarını kurutmayı hedefleyen kapsamlı bir tırmanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Yaptırımlar, Hizbullah'ın mali yapısının iki merkezi kurumu olan ‘Karz'ul Hasen’ ve ‘Beyt'ul Mal’ı da kapsıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Karz'ul Hasen'i sivil toplum kuruluşu görünümü altında faaliyet gösteren ancak ‘bankacılık hizmetlerine benzer finansal hizmetler sunan, şekli hesaplar ve aracılar üzerinden fon alan ve bu fonları Hizbullah'ın askeri ile siyasi faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanan’ bir kuruluş olarak nitelendirdi.

Beyt'ul Mal ise bakanlığın tanımıyla Hizbullah'ın gayri resmi hazinesi ve Hizbullah'ın varlıklarını yönetiyor, fonlarını işletiyor ve grubun geleneksel bankacılık sistemiyle arasında köprü işlevi görüyor. Beyt'ul Mal'ın finansal faaliyetleri, Hizbullah Genel Sekreteri'nin doğrudan denetimine tabi bulunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı, bu kuruluşları ‘Lübnan ekonomisinden döviz emmekle, ülkenin ihtiyaç duyduğu kaynakları Hizbullah ağına doğrudan aktararak likidite krizini daha da derinleştirmekle’ itham etti.

Yaptırım uygulanan kişiler

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasında yaptırım uygulanan 16 yetkili arasında öne çıkan isimler yer alıyor. Bunların başında Hizbullah'ın Merkezi Finans Birimi'ni yöneten İbrahim Ali Daher geliyor. Bu birim, Hizbullah’ın Lübnan içinde ve dışında yürüttüğü terör faaliyetlerinin finansmanı da dahil olmak üzere Hizbullah'ın genel bütçesini ve harcamalarını denetliyor. Merkezi Finans Birimi, Hizbullah'ın dünya genelindeki gelirlerini topluyor, Hizbullah'ın tüm birimlerinin ve bölümlerinin bütçelerini yönetip denetliyor ve tüm Hizbullah üyelerinin mali haklarının ödenmesini koordine ediyor.

fdvfvev
İsrail’in hava saldırısı düzüenlediği Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ul Hasen Vakfı’na ait binalardan birinin enkazı, Ekim 2024 (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Yaptırımlar, Karz'ul Hasen yetkililerini de kapsıyor. Kuruluşun İcra Direktörü Adil Muhammed Mansur ve Ahmed Muhammed Yezbek ile Abbas Hasan Garib, Mustafa Habib Harb, İzzet Yusuf Akar, Hasan Şehata Osman, Samer Hasan Fevaz, Ali Muhammed Karnib, Ni'me Ahmed Cemil ve İsa Hüseyin Kasır bu isimler arasında yer alıyor.

Beyt'ul Mal yetkilileri de yaptırım listesine alındı. Bu yetkililer, resmi finans sistemi içinde yüz milyonlarca dolarlık havale gerçekleştirirken Lübnan ve ABD bankalarındaki ortak hesapları kullanarak ABD’nin daha önce uyguladığı yaptırımlara karşın on yılı aşkın bir süre zarfında 500 milyon doların üzerinde fon hareketine imkân tanıdılar.

Devre dışı bırakma yöntemlerinin engellenmesi

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında yaptırımların yalnızca hedef alınan kuruluş ve kişilerin ABD içindeki varlıklarını dondurmakla sınırlı kalmadığını, Hizbullah'ın resmi finans sistemini atlatmak için başvurduğu kanalları da devre dışı bırakmayı amaçladığını vurguladı. Özellikle ‘Hizbullah'a yıllar boyunca yaptırımlar altında mali bir çıkış yolu sağlayan döviz büfesi, altın merkezleri ve gayri resmi ticaret ağları’ bu kapsamda ele alınıyor.

Bu adım, ‘ticari veya hayır amaçlı faaliyet görünümü altında’ çalışan Hizbullah bağlantılı kişi ve ağları hedef alan benzer Amerikan tedbirlerinin bir devamı niteliğinde. Washington, bu sürecin bütününü Hizbullah'ın ‘mali oksijenini kesmek’ olarak tanımlıyor.

hty5jy6
Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki ‘Önce Lübnan’ yazılı reklam panolarından biri yakılmaya çalışıldı (AFP)

Bu yeni yaptırımlar aynı zamanda siyasi bir ağırlık da taşıyor. Söz konusu yaptırımlar, Lübnan'ın egemenliğini yeniden tesis etmeye, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya ve altyapısını tasfiye etmeye yönelik bir süreç oluşturmayı hedefleyen İsrail ve Lübnan arasında varılan ‘çerçeve anlaşmanın’ imzalanmasının ardından gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi yetkilileri, anlaşmanın korunmasının ‘yalnızca sahada güvenlik düzenlemelerini değil, güvenlik boyutuna paralel olarak Hizbullah'ı yeniden güçlendirmek ya da anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalışmak amacıyla fon yönlendiren ve sivil cepheler kullanan ağlara yönelik baskının sıkılaştırılmasını da kapsayan çift kulvarlı bir stratejiyi’ gerektirdiğine dikkati çekti.

ABD yönetiminden bir kaynak, bu yaptırımlara ilişkin Şark'ul Avsat'a yaptığı açıklamada “Bu yaptırımlar Hizbullah'a gayri resmi finansmandan yararlanma döneminin kapandığı yönünde güçlü bir mesaj iletirken aynı zamanda Lübnan makamlarına da paralel mali ağlara yönelik her türlü hoşgörünün daha güçlü Amerikan baskısıyla karşılanacağını bildiriyor" ifadelerini kullandı.


İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.