İran’da cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin ilk günlerinde dört generalin ismi öne çıktı

Reisi, adaylığını koyarsa Kalibaf, Reisi için adaylıktan çekilebilir. Hatemi ve Humeyni Zarif'i adaylığa ikna edemedi

İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in askeri danışmanı Hüseyin Dehkan ve Hatem'ul Enbiya Komutanı General Said Muhammed dün İçişleri Bakanlığı Seçim Komisyonu binasına gelerek cumhurbaşkanlığı başvurusunda bulundular (AFP/EPA)
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in askeri danışmanı Hüseyin Dehkan ve Hatem'ul Enbiya Komutanı General Said Muhammed dün İçişleri Bakanlığı Seçim Komisyonu binasına gelerek cumhurbaşkanlığı başvurusunda bulundular (AFP/EPA)
TT

İran’da cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin ilk günlerinde dört generalin ismi öne çıktı

İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in askeri danışmanı Hüseyin Dehkan ve Hatem'ul Enbiya Komutanı General Said Muhammed dün İçişleri Bakanlığı Seçim Komisyonu binasına gelerek cumhurbaşkanlığı başvurusunda bulundular (AFP/EPA)
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in askeri danışmanı Hüseyin Dehkan ve Hatem'ul Enbiya Komutanı General Said Muhammed dün İçişleri Bakanlığı Seçim Komisyonu binasına gelerek cumhurbaşkanlığı başvurusunda bulundular (AFP/EPA)

İran’da hükümet ile Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) arasında cumhurbaşkanlığı aday başvurularının kabulü koşulları konusunda görüş ayrılıkları devam ederken dün üçü İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) biri ise İran Silahlı Kuvvetleri’nden olmak üzere dört general, Hasan Ruhani’nin ardından gelecek ismin belirleneceği 24 Haziran’da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için resmi başvuruların başladığı ilk günde adaylık başvurusunda bulundular.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre İçişleri Bakanlığı Seçim Komisyonu’na yapılan ve beş gün sürecek olan adaylık başvuruları dün sabah saat 08.00’da (03:30 GMT) başladı. Başvuruların sona ermesinin ardından adayların başvuruları onaylanmak üzere AKK’ye gönderilecek. Programa göre onaylanan adayların listesi 26-27 Mayıs tarihlerinde açıklanacak ve ardından 20 günlük bir seçim kampanyası süreci gerçekleşecek.
Reuters’ın haberine göre rejim, liderlerin siyasi ve ekonomik krizleri ele alışları konusunda adeta bir referandum olarak görülen seçimlere halktan büyük bir katılım olmasını umuyor.
Adaylık başvurularının öncesinde, İran'da adaylık başvurusunda bulunma hakkına sahip olduğu konusunda bir tartışma yaşandı. AKK Sözcüsü Abbas Ali Kedhudayi, AKK tarafından açıklanan şartları taşımayan başvuruların ‘dikkate alınmayacağını’ açıkladı. Kedhudayi açıklamasında, “Temsilcimiz eksik taleplerin kabul edilmediğini bize bildirdi” dedi.
Kedhudayi’nin açıklamaları, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin İçişleri Bakanlığı’na adayların ‘mevcut yasalara göre’ başvurmaları talimatının ardından hükümet ile AKK arasındaki görüş ayrılıklarının ilanı gibiydi.
Geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanlığı, internet sitesi üzerinden AKK’nin adayların en az 40 en fazla 70 yaşında olması, en az bir yüksek lisans derecesi veya eşdeğeri bir diplomaya ve ‘yönetici pozisyonlarda en az dört yıllık deneyime sahip olması ve temiz bir sicili bulunması gibi bazı şartlarını duyurdu.
İçişleri Bakanlığı'ndaki başvuru süreci, daha önce onaylanmış ilkelere göre başlamış gibi görünüyor. AFP’nin haberine göre dün (Salı) başvuruda bulunanlar arasında bakanlığa motosikletle gelen ve ‘millete hizmet etmek istediğini’  gösteren bir kadının yanı sıra beyaz bir cüppe giymiş ve İran bayrağı renklerinde maske takmış bir adam da vardı.
Cumhurbaşkanı Ruhani, üst üste iki kez üstlendiği görevinin süresini tamamlamak üzere ve İran Anayasası’na göre bir kişi üçüncü kez aday olma hakkına sahip değil. ABD’nin 2018 yılında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ardından İran’a yeniden uyguladığı yaptırımlar ülke ekonomisini büyük ölçüde etkilemiş, emtia fiyatlarındaki büyük artış ve yüksek işsizlik oranları halk arasında büyük bir memnuniyetsizliği tetiklemişti.
Muhafazakarlara yakın haber ajansları, önde gelen muhafazakar bir din adamı olan İran Yargı Erki Başkanı Ayetullah İbrahim Reisi’nin adaylığını açıklamasının beklendiğini bildirdiler. DMO’ya yakın Tesnim Haber Ajansı ve İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars yayınladıkları benzer haberlerde halkın Reisi'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması için taleplerinin artmasının ardından Tesnim muhabirinin aldığı bilgilerin Reisi’nin adaylığının doğrulandığına işaret ettiği bildirildi. İran'ın en güçlü isimlerinden biri olan Reisi, Yargı Erki başkanlığına getirildiğinden İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yerini almaya aday gösteriliyor.
Eski bir DMO komutanı olan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf, tıpkı önceki seçimlerde yaptığı gibi, Reisi’nin cumhurbaşkanlığına aday olması halinde adaylıktan çekileceğinin sinyallerin verdi.
Öte yandan yaklaşan seçimlerde asker veya askeri geçmişe sahip olan en fazla ismin yer aldığı listeye tanık olması bekleniyor. Bu kişilerden üçü, ilk gün başvuruda bulundu. Adaylık başvurusunda bulunanlar arasında en önde gelen isimlerden biri olan, Hamaney'in askeri danışmanı Hüseyin Dehkan, eski bir DMO komutanı olmasının yanı sıra Ruhani’nin ilk döneminde (2013-2017) savunma bakanlığı görevini yerine getirdi.
Dehkan gazetecilere yaptığı açıklamada, eğer seçimleri kazanırsa kuracağı hükümetin, ‘İsrail dışındaki tüm ülkelerle’ iletişime geçeceğini söyledi. Dehkan dış ilişkilerde önceliğinin ‘ulusal çıkarları’ sağlamak amacıyla ‘İran’ın tüm komşularıyla iyi ilişkiler’ olacağını vurguladı.
Adaylık başvurusunda bulunanlar arasında öne çıkan bir diğer isim ise DMO’nun ekonomik kolu Hatem'ul Enbiya Komutanı General Said Muhammed’di. 53 yaşındaki Muhammed, Mart ayı başında seçimlere aday olmak için istifa ettiğini açıkladı. Ancak, halen resmi olarak DMO Genel Komutanı Tuğgeneral Hüseyin Selami'nin danışmanlığını yapıyor.
Şuan DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanına danışmanlık yapan eski Petrol Bakanı Rüstem Kasımi de resmi olarak adaylık başvurusunda bulunan dikkat çeken isimlerden biriydi. Dün (Salı) adaylık başvurusunda bulunan askeri geçmişi olan isimlerden biri de eski İran Silahlı Kuvvetleri Coğrafya Kurumu Başkanı Tuğgeneral Muhammed Hasan Nami oldu. Nami daha önce birkaç aylığına Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı görevini üstlenmişti.
İran’da yayın yapan Hemşehri gazetesine göre Nami daha önce Pyongyang'daki (Kuzey Kore'nin başkenti) İran büyükelçiliğinde askeri ataşe olarak görev yaptı ve Kim Il-sung Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi alanında doktorasını tamamladı.
Önde gelen yaklaşık 20 isim, seçimlerde aday olmaya niyetlerini açıklasalar da Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf ve selefi Ali Laricani gibi bazı önde gelen isimler niyetlerini henüz açıklamadılar.
Daha önce gazetecilere yaptığı açıklamalarda ve verdiği röportajlarda adaylığa niyeti olmadığını söylemesine rağmen muhtemel adaylardan biri olarak görülen Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in adaylığı ile de ilgili bazı görüşmeler yapılıyor.
Reformist akıma yakın haber siteleri dün, İran'da reformist hareketin lideri eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve müttefiki Hasan Humeyni'nin (İslam Devrimi lideri Humeyni’nin torunu) Zarif'le cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmaya ikna etmek için bir görüştüklerini, ancak Zarif’in, Hatemi ve Humeyni'nin ısrarına cevaben seçimlere katılmayacağını söylediğini bildirdiler.
Hamaney geçtiğimiz aylarda yaptığı bir konuşmada, ‘etkili’ bir cumhurbaşkanının seçilmesinin yanı sıra ‘genç ve devrimci’ bir hükümetin kurulması çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı, askerleri seçimlere girmeye motive etti.
İran’da son seçimler Şubat 2020’de gerçekleşti. Resmi rakamlara göre katılım oranı oldukça düşük olan seçimlere yüzde 57'nin üzerinde seçmen katılmadı. Bu oran son 41 yılın en düşük seviyesi olurken en büyük seçim bölgesi Tahran'da seçimlere katılım oranı yüzde 25'i geçemedi.
Son seçimler, muhafazakarların Meclis’te büyük bir çoğunluk elde etmelerini sağladı. AKK’nin, söz konusu seçimlerde reformistler veya ılımlılar olarak sınıflandırılan adayların çoğunun başvurularını reddettiği de hatırlatılmalı.
Seçimler için adaylık başvurularının başlaması, İran'ın Viyana'daki büyük güçlerle görüştüğü ve ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği nükleer programıyla ilgili anlaşmayı yeniden canlandırmaya çalıştığı bir döneme denk geliyor.
İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma, Ruhani’nin ilk dönem hükümetinin en önemli başarılarından biri olarak kabul ediliyor. Anlaşma, nükleer çalışmalarını azaltması karşılığında İran'a uygulanan bazı ekonomik yaptırımın kaldırılmasını sağlamıştı.
Ancak, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilme kararından bu yana anlaşma çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Trump yönetimi, anlaşmadan çekildikten sonra İran’a bölgesel davranışlarını değiştirmesini ve füze programının denetlenmesini sağlayacak kapsamlı bir anlaşmaya varmak amacıyla sert yaptırımlar uyguladı.



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.