İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği, eleştiride bulunanların saflarında yer alıyorlar

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
TT

İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, öne çıkan adayları cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakan Anayasayı Koruma Konseyi’nin (AKK) kararlarını savundu. İranlılardan 18 Haziran’da Hasan Ruhani’nin halefinin seçilmesi için düzenlenecek seçimleri boykot etmeye yönelik çağrıları dikkate almamalarını istetedi. Ancak cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakılan adaylarla iligili tepkiler dün de aratrak devam etti.
Hamaney video konferans aracılığıyla milletvekillerine seslendiği konuşmasında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gönderilen mektup hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Ruhani söz konusu mektubunda, müttefiki Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Ruhani’nin Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin seçimlerde saf dışı bırakılmasının ardından aday listesinin tekrar gözden geçirilmesi için İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den “devlet kararnamesi” çıkarması talebinde bulundu.
Hamaney üstü kapalı bir şekilde seçimlere aday olan isimlerin katılım  oranında herhangi bir etkisi olmayacağını belirterek “Seçimlere katılımın o ya da bu kişi ile bir ilgisi yok. Seçimlere katılımın artmasının nedeni güçlü yöneticilerin varlığıdır” dedi. Seçim kampanyaları öncesinde adaylardan programlarında ekonomik ve yaşamsal sorunların çözümüne yönelik pratik ve gerçekçi çözümler sunmalarını tavsiye eden Hamaney, bunun sandıklardaki katılım oranının artmasında etkili olacağını vurguladı.
Hamaney “yetkinliğin doğrulanmamasının kişilerin yetkin olmadığı anlamına gelmediğini, bunun sadece AKK’nin söz konusu isimlerin yetkinliklerini doğrulayamadığını gösterdiğini” savundu. Seçimlere adaylık için başvuranlara ve halkı seçimlere katılmaya teşvik etme konusunda “uygun” bir şekilde hareket edenlere de övgüde bulundu.
Adayların belgelerini inceleyen AKK, 592 adaydan, aralarında İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin de olduğu 7 ismin başvurusunu onayladı. Seçimler, 2017-2018 kışında ve 2019 Kasım ayında yetkililerin bastırmak için şiddete başvurduğu protestoların ardından yaşanan ekonomik ve toplumsal kriz ile ilgili halkta oluşan geniş çaptaki hoşnutsuzluk ile aynı zamanda düzenleniyor. Reuters’agöre devlet televizyonunun mayıs ayında yaptığı anket de dahil olmak üzere resmi anketler, seçimlere katılım oranının yüzde 30 kadar düşebileceğini gösteriyor. Bu da katılımın önceki seçimlere göre oldukça düşük bir oranda kalacağını gözler önüne seriyor.
Hamaney halkı, ekonomik baskılar ve siyasi özgürlüklere yönelik kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir öfke içerisinde olduğu bir zamanda, iktidar müesseselerinin meşruiyetinin sınanması olarak görülen seçimlerde oy kullanmaya çağırdı. Devlet televizyonuna göre Hamaney açıklamadsında “Aziz İran halkı, seçimleri yararsız olarak damgalamaya çalışanlara aldırmayın. Seçimlerin sonuçları yıllarca etkisini sürdürecek. Seçimlere katılın” ifadelerini kullandı.
İranlıların geçtiğimiz haftalarda ülke içinde ve dışında paylaştığı ve Twitter’da büyük ses getiren “#İslam Cumhuriyeti’ne hayır” etiketi altında, çeşitli çevrelerden yapılan seçimlerin boykot edilmesine yönelik çağrılar arttı. Hamaney konuşmasında “düşmanlar” olarak adlandırdığı kişileri “seçimlerde milletin aşağılanması için her yolu kullanmakla” suçladı. Ülke içindeki bazı insanlar, kasıtlı olsun ya da olmasın, nefret dolu kişilerin söylediklerini tekrar etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı. Ardından adayları sonuçları kabul ederek yenilgilerini “uygun” bir şekilde ilan etmeye çağırdı. Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimleri ve cumhuriyeti kendi çıkarımıza olduğu sürece kabul etmeliyiz. Şayet bir başkasının çıkarınaysa kabul etmediğimizi söylüyoruz. Ne yazık ki bu 2009 yılından geriye kalan acı bir imtihandır.”
Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hamaney’in konuşmasından saatler önce reformist kanadın bir açıklama yayınlayarak “cumhuriyetin yıkılışı için uyarı çanlarının çaldığını” söyledi. Seçim sahasının insanlar için daraltılmasının eskisine göre “daha alenen ve daha cüretkar” yapıldığını vurguladı. Özgür bir şekilde oy kullanılması temeline dayanan cumhuriyetin her geçen gün zayıfladığı ve daha ciddi tehlikelere maruz kaldığı konusunda uyarıda bulunan Hatemi şu ifadeleri kullandı:
“Herhangi bir akımın, bağlılığın ve yönelimin bu büyük tehlikeye kayıtsız kalması mümkün değil. Cumhurbaşkanı adaylığının sunulması sırasında yaşananlar, bu sefer daha alenen ve daha pervasızca, seçim sahasının halk için daraltılmasına katkı sağlayan yaklaşım, algı ve icraattan kaynaklanıyor.”
Hatemi toplumun önemli bir bölümünü ve çeşitli akımları istenen adaylardan mahrum etmenin en önemli ve en kötü yanının halkın oy kriterinin reddedilmesi ve bunun siyasi sistemin temelini oluşturması olduğunu söyledi.
 Uzmanlar Meclisi Eski Üyesi Mahmud Kermani, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den İbrahim Reisi’yi cumhurbaşkanlığı makamına ataması için bir “devlet kararnamesi” çıkarmasını talep etti. Jamaran haber sitesine göre Kermani şunları söyledi:
“Halkın, birçok uzmanın ve gözlemcinin hayal kırıklığı ve kayıtsızlığı çok ciddi bir konudur. Bu her geçen gün daha da tehlikeli bir hale geliyor. İnsanlar göstermelik seçimlere katılma sıkıntısından kurtarılmalı ve seçimler için on milyarlarca doların boşa harcanması önlenmelidir.”
Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği de bir süre önce yaptığı yazılı açıklamada, seçimlerde yarışmak için aday olanların veto edilmesini eleştirdi. Humeyni Vakfı’na bağlı Jamaran haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamada “halkın sesinin kısılmasının, AKK’nin keyfi denetim yapmaya yönelmesiyle başladığına” dikkat çekildi. Eskiden AKK’nin rolünün seçimlerin güvenilirliğini izlemekle sınırlı olduğu ancak şu an sahip olduğu geniş yetkilerin adaylık başvurularını onaylamamasına izin verdiği ifade edildi.
Açıklamanın altında imzası bulunan isimler, AKK Sözcüsü’nün düşük katılımın rejimin meşruiyetini etkilemediğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek bu ifadelerin AKK’nin cumhuriyeti ve halkı  tanımayarak kendi taleplerini ve tercihlerini insanların sesinin önüne koyduğunu gösterdiğini” savundular.  Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Çok sayıda adayın reddedilmesine bakılırsa herkes bu seçimlerin göstermelik, rekabete kapalı ve minimum katılım ile gerçekleşeceğini biliyor. Bu durumdan, rejimin cumhuriyetini zayıflatma girişimi nedeniyle meşruiyetini yitiren AKK sorumludur. Yetkilileri, bu kurumun halkın ülkeyi meşrulaştırma ve yönetme rolünü çalmasını önlemek için müdahalede bulunmaya çağırıyoruz.”
AKK Sözcüsü Abbas Ali Kedhudayi adaylık başvurularının incelenmesi sırasında AP’ye verdiği demeçte, düşük katılım olmasının seçimlerin güvenilirliğinde herhangi bir yasal soruna sebep olmayacağını söylemişti.
Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ise dün yaptığı açıklamada kendisine adaylığının neden kabul edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını söyledi. İran haber ajanslarına göre Laricani seçim kampanyasında çalışanlara veda ettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Adayların reddedilmesinin sebepleri açıklanırken bana hiçbir şey söylenmedi. Sorun başka bir şey. Ancak kanıtların bulunması şaşırtıcı. Başka bir yönde çalışacağım.”
12 kişiden oluşan AKK’nin üyesi olan Ali Laricani'nin kardeşi Sadık Laricani, kardeşinin saf dışı bırakılmasını protesto edenlerin başında geliyor. Sadık Laricani salı günü Twitter hesabı üzerinden dört paylaşım yaparak AKK’yi eleştirdi ve istihbarat servislerinin raporlarına işaret ederek kardeşinin seçimlerde saf dışı bırakılmasının arkasındaki sebebin de bu olduğunu öne sürdü.
Ali Hamaney’in emriyle 2019 yılında İran Yargı Erki Başkanlığı görevinden azledildikten sonra Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin (DMTK) başına geçen Sadık Laricani 24 saat sonra geri adım attı, kararın gerekçesini “endişe durulması” olarak göstermeye çalıştı. Ayrıca “istenmeyen misfirler” ile devrim ve rejim karşıtı grupları sözlerinden yanlış izlenimler çıkarmakla suçladı.
Adaylığı onaylanan İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi de Ali Laricani'yi seçimlere yeniden dahil ederek yarışı daha rekabetçi bir hale getirmek amacıyla temaslarda bulunduğunu açıklamıştı.
Laricani'nin damadı, eski milletvekili Ali Mutahhari de adaylığı kabul edilmeyen isimler arasındaydı. Reisi’nin bu açıklamalarına karşılık veren Mutahhari, kendisine hitaben AKK üyeliğine Yargı Erki tarafından atanan 6 kişiden 3’ünün Laricani'nin başvuru talebinin reddedilmesini desteklediğini söyledi.
Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad çarşamba günü geç saatlerde yayınladığı bir video ile halka seslenerek seçimleri boykot ettiğini, tanımadığını ve hiçbir adayı desteklemediğini duyurdu.
Eski İran Cumhurbaşkanı’nın yayınladığı video kaydından saatler önce, Ahmedinejad’a yakınlığı ile bilinen ‘Devlet-i Bahar’ adlı internet sitesi Tahran’ın güvenliğini koruyan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sarallah (Allah’ın İntikamı) Tugayları Bölük Komutanı General Hüseyin Necad’ın, Ahmedinejad’dan “iş birliği yapmasını ve sessiz kalmasını” istediğini aktardı. Aynı zamanda internet sitesi, Necad’ın bu sözlerine karşılık Ahmedinejad’ın İran’ın çökme tehlikesine ve ülke içerisinde gittikçe kötüleşen duruma karşı İranlıların yeniden sokaklara inebileceğine dair uyarıda bulunduğunu bildirdi.
Bununla birlikte Ahmedinejad çektiği videoda susmaya niyeti olmadığını ve ikinci kez adaylık başvurusunun reddedildiğini vurguladı. Ahmedinejad’ın başvurusu daha önce de Hasan Ruhani’nin ikinci dönemi kazandığı 2017 yılındaki seçimlerde kabul edilmemişti.
2005-2013 yılları arasında 8 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı görevini yürüten İran'ın önde gelen isimlerinden olan Mahmud Ahmedinejad açıklamasında ısrarla  bu seçimleri boykot ettiğini vurguladı.
DMO Komutanı Yardımcısı General Said Muhammed de adaylık başvurusunun reddedilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, AKK’nin aldığı kararların kesin olduğunu ve uygulanması gerektiğini belirterek seçim sahasına oluşan mecburi durum sonucunda girdiğini belirtti. Muhammed “Bilime dayalı fikirleri ve yöntemleri hükümet sistemine dahil ederek insanlara yeni bir yol ve tarz sunmak için her türlü çabayı gösterdik” dedi.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif de yaptığı açıklamada “Seçimler, halkın katılımını azaltmak amacıyla çarpıtmak, şüphe uyandırmak, umutsuzluk yaymak, insanları hayal kırıklığına uğratmak ve İslam Cumhuriyeti aleyhinde yanlış iddialarda bulunmak için mükemmel bir süreçtir” ifadelerini kullandı. İran’daki seçimlerin yabancı medya kuruluşlarının haberlerinin dörtte birinde yer aldığına dikkat çekti. Şerif açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Düşman, halkın devrim yüzünden pişmanlığı, aydınlık bir geleceğin olmaması ve kriz durumları gibi konuları gündeme getirerek insanları rejimden uzaklaştırmaya çalışıyor. Seçim döneminde medya çalışanlarının ana görevi, maksimum katılımı sağlamak için İslam Cumhuriyeti’nin Dini Lideri’nin talimatlarını uygulamaktır.”
Sözcü açıklamalarını yaparken, “elektronik ordu” ya da “genç savaş subayları” olarak bilinen kişilerin dahil olduğu internet ve medyada aktif olan DMO destekçilerinden oluşan bir kalabalığa hitap ediyordu.
Seçimlere katılma talebi kabul edilmeyen reformist aktivist ve Reform Cephesi Merkez Komitesi üyesi Mustafa Taczade ise Twitter hesabından şu açıklamada bulundu:
“Bu, seçim mühendisliğine ilişkin karşı bir protestodur. Adayların cumhurbaşkanlığı seçimleri başvurularının reddedilmesi, rekabetçi ve anlamlı bir seçim sürecinden başka her şeye benziyor. Ben hep seçimlere katıldığımı söyledim. Dini Lider’in seçimlerinin (atamalarının), benim oyuma ihtiyacı yok.”
Taczade açıklamasında #SeçimDarbesi etiketini kullandı.
Reformist kanattan olan yazar olan Said Hacceriyan, 23 Mayıs 1997'de yaşananların (Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlık yarışını kazanması) iktidarın hesaplamalarındaki bir hatanın göstergesi olduğunu ve kaçınılmaz olarak görülenin tekrarlanmayacağını söyledi. Hacceriyan açıklamasında “Reformistler, seçimler bağımsız bir şekilde yapılmadığı sürece oyun sırasında elektriğin kesildiği siyasi satranca artık katılmayacaklar” dedi.



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.