İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği, eleştiride bulunanların saflarında yer alıyorlar

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
TT

İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, öne çıkan adayları cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakan Anayasayı Koruma Konseyi’nin (AKK) kararlarını savundu. İranlılardan 18 Haziran’da Hasan Ruhani’nin halefinin seçilmesi için düzenlenecek seçimleri boykot etmeye yönelik çağrıları dikkate almamalarını istetedi. Ancak cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakılan adaylarla iligili tepkiler dün de aratrak devam etti.
Hamaney video konferans aracılığıyla milletvekillerine seslendiği konuşmasında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gönderilen mektup hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Ruhani söz konusu mektubunda, müttefiki Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Ruhani’nin Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin seçimlerde saf dışı bırakılmasının ardından aday listesinin tekrar gözden geçirilmesi için İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den “devlet kararnamesi” çıkarması talebinde bulundu.
Hamaney üstü kapalı bir şekilde seçimlere aday olan isimlerin katılım  oranında herhangi bir etkisi olmayacağını belirterek “Seçimlere katılımın o ya da bu kişi ile bir ilgisi yok. Seçimlere katılımın artmasının nedeni güçlü yöneticilerin varlığıdır” dedi. Seçim kampanyaları öncesinde adaylardan programlarında ekonomik ve yaşamsal sorunların çözümüne yönelik pratik ve gerçekçi çözümler sunmalarını tavsiye eden Hamaney, bunun sandıklardaki katılım oranının artmasında etkili olacağını vurguladı.
Hamaney “yetkinliğin doğrulanmamasının kişilerin yetkin olmadığı anlamına gelmediğini, bunun sadece AKK’nin söz konusu isimlerin yetkinliklerini doğrulayamadığını gösterdiğini” savundu. Seçimlere adaylık için başvuranlara ve halkı seçimlere katılmaya teşvik etme konusunda “uygun” bir şekilde hareket edenlere de övgüde bulundu.
Adayların belgelerini inceleyen AKK, 592 adaydan, aralarında İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin de olduğu 7 ismin başvurusunu onayladı. Seçimler, 2017-2018 kışında ve 2019 Kasım ayında yetkililerin bastırmak için şiddete başvurduğu protestoların ardından yaşanan ekonomik ve toplumsal kriz ile ilgili halkta oluşan geniş çaptaki hoşnutsuzluk ile aynı zamanda düzenleniyor. Reuters’agöre devlet televizyonunun mayıs ayında yaptığı anket de dahil olmak üzere resmi anketler, seçimlere katılım oranının yüzde 30 kadar düşebileceğini gösteriyor. Bu da katılımın önceki seçimlere göre oldukça düşük bir oranda kalacağını gözler önüne seriyor.
Hamaney halkı, ekonomik baskılar ve siyasi özgürlüklere yönelik kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir öfke içerisinde olduğu bir zamanda, iktidar müesseselerinin meşruiyetinin sınanması olarak görülen seçimlerde oy kullanmaya çağırdı. Devlet televizyonuna göre Hamaney açıklamadsında “Aziz İran halkı, seçimleri yararsız olarak damgalamaya çalışanlara aldırmayın. Seçimlerin sonuçları yıllarca etkisini sürdürecek. Seçimlere katılın” ifadelerini kullandı.
İranlıların geçtiğimiz haftalarda ülke içinde ve dışında paylaştığı ve Twitter’da büyük ses getiren “#İslam Cumhuriyeti’ne hayır” etiketi altında, çeşitli çevrelerden yapılan seçimlerin boykot edilmesine yönelik çağrılar arttı. Hamaney konuşmasında “düşmanlar” olarak adlandırdığı kişileri “seçimlerde milletin aşağılanması için her yolu kullanmakla” suçladı. Ülke içindeki bazı insanlar, kasıtlı olsun ya da olmasın, nefret dolu kişilerin söylediklerini tekrar etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı. Ardından adayları sonuçları kabul ederek yenilgilerini “uygun” bir şekilde ilan etmeye çağırdı. Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimleri ve cumhuriyeti kendi çıkarımıza olduğu sürece kabul etmeliyiz. Şayet bir başkasının çıkarınaysa kabul etmediğimizi söylüyoruz. Ne yazık ki bu 2009 yılından geriye kalan acı bir imtihandır.”
Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hamaney’in konuşmasından saatler önce reformist kanadın bir açıklama yayınlayarak “cumhuriyetin yıkılışı için uyarı çanlarının çaldığını” söyledi. Seçim sahasının insanlar için daraltılmasının eskisine göre “daha alenen ve daha cüretkar” yapıldığını vurguladı. Özgür bir şekilde oy kullanılması temeline dayanan cumhuriyetin her geçen gün zayıfladığı ve daha ciddi tehlikelere maruz kaldığı konusunda uyarıda bulunan Hatemi şu ifadeleri kullandı:
“Herhangi bir akımın, bağlılığın ve yönelimin bu büyük tehlikeye kayıtsız kalması mümkün değil. Cumhurbaşkanı adaylığının sunulması sırasında yaşananlar, bu sefer daha alenen ve daha pervasızca, seçim sahasının halk için daraltılmasına katkı sağlayan yaklaşım, algı ve icraattan kaynaklanıyor.”
Hatemi toplumun önemli bir bölümünü ve çeşitli akımları istenen adaylardan mahrum etmenin en önemli ve en kötü yanının halkın oy kriterinin reddedilmesi ve bunun siyasi sistemin temelini oluşturması olduğunu söyledi.
 Uzmanlar Meclisi Eski Üyesi Mahmud Kermani, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den İbrahim Reisi’yi cumhurbaşkanlığı makamına ataması için bir “devlet kararnamesi” çıkarmasını talep etti. Jamaran haber sitesine göre Kermani şunları söyledi:
“Halkın, birçok uzmanın ve gözlemcinin hayal kırıklığı ve kayıtsızlığı çok ciddi bir konudur. Bu her geçen gün daha da tehlikeli bir hale geliyor. İnsanlar göstermelik seçimlere katılma sıkıntısından kurtarılmalı ve seçimler için on milyarlarca doların boşa harcanması önlenmelidir.”
Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği de bir süre önce yaptığı yazılı açıklamada, seçimlerde yarışmak için aday olanların veto edilmesini eleştirdi. Humeyni Vakfı’na bağlı Jamaran haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamada “halkın sesinin kısılmasının, AKK’nin keyfi denetim yapmaya yönelmesiyle başladığına” dikkat çekildi. Eskiden AKK’nin rolünün seçimlerin güvenilirliğini izlemekle sınırlı olduğu ancak şu an sahip olduğu geniş yetkilerin adaylık başvurularını onaylamamasına izin verdiği ifade edildi.
Açıklamanın altında imzası bulunan isimler, AKK Sözcüsü’nün düşük katılımın rejimin meşruiyetini etkilemediğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek bu ifadelerin AKK’nin cumhuriyeti ve halkı  tanımayarak kendi taleplerini ve tercihlerini insanların sesinin önüne koyduğunu gösterdiğini” savundular.  Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Çok sayıda adayın reddedilmesine bakılırsa herkes bu seçimlerin göstermelik, rekabete kapalı ve minimum katılım ile gerçekleşeceğini biliyor. Bu durumdan, rejimin cumhuriyetini zayıflatma girişimi nedeniyle meşruiyetini yitiren AKK sorumludur. Yetkilileri, bu kurumun halkın ülkeyi meşrulaştırma ve yönetme rolünü çalmasını önlemek için müdahalede bulunmaya çağırıyoruz.”
AKK Sözcüsü Abbas Ali Kedhudayi adaylık başvurularının incelenmesi sırasında AP’ye verdiği demeçte, düşük katılım olmasının seçimlerin güvenilirliğinde herhangi bir yasal soruna sebep olmayacağını söylemişti.
Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ise dün yaptığı açıklamada kendisine adaylığının neden kabul edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını söyledi. İran haber ajanslarına göre Laricani seçim kampanyasında çalışanlara veda ettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Adayların reddedilmesinin sebepleri açıklanırken bana hiçbir şey söylenmedi. Sorun başka bir şey. Ancak kanıtların bulunması şaşırtıcı. Başka bir yönde çalışacağım.”
12 kişiden oluşan AKK’nin üyesi olan Ali Laricani'nin kardeşi Sadık Laricani, kardeşinin saf dışı bırakılmasını protesto edenlerin başında geliyor. Sadık Laricani salı günü Twitter hesabı üzerinden dört paylaşım yaparak AKK’yi eleştirdi ve istihbarat servislerinin raporlarına işaret ederek kardeşinin seçimlerde saf dışı bırakılmasının arkasındaki sebebin de bu olduğunu öne sürdü.
Ali Hamaney’in emriyle 2019 yılında İran Yargı Erki Başkanlığı görevinden azledildikten sonra Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin (DMTK) başına geçen Sadık Laricani 24 saat sonra geri adım attı, kararın gerekçesini “endişe durulması” olarak göstermeye çalıştı. Ayrıca “istenmeyen misfirler” ile devrim ve rejim karşıtı grupları sözlerinden yanlış izlenimler çıkarmakla suçladı.
Adaylığı onaylanan İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi de Ali Laricani'yi seçimlere yeniden dahil ederek yarışı daha rekabetçi bir hale getirmek amacıyla temaslarda bulunduğunu açıklamıştı.
Laricani'nin damadı, eski milletvekili Ali Mutahhari de adaylığı kabul edilmeyen isimler arasındaydı. Reisi’nin bu açıklamalarına karşılık veren Mutahhari, kendisine hitaben AKK üyeliğine Yargı Erki tarafından atanan 6 kişiden 3’ünün Laricani'nin başvuru talebinin reddedilmesini desteklediğini söyledi.
Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad çarşamba günü geç saatlerde yayınladığı bir video ile halka seslenerek seçimleri boykot ettiğini, tanımadığını ve hiçbir adayı desteklemediğini duyurdu.
Eski İran Cumhurbaşkanı’nın yayınladığı video kaydından saatler önce, Ahmedinejad’a yakınlığı ile bilinen ‘Devlet-i Bahar’ adlı internet sitesi Tahran’ın güvenliğini koruyan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sarallah (Allah’ın İntikamı) Tugayları Bölük Komutanı General Hüseyin Necad’ın, Ahmedinejad’dan “iş birliği yapmasını ve sessiz kalmasını” istediğini aktardı. Aynı zamanda internet sitesi, Necad’ın bu sözlerine karşılık Ahmedinejad’ın İran’ın çökme tehlikesine ve ülke içerisinde gittikçe kötüleşen duruma karşı İranlıların yeniden sokaklara inebileceğine dair uyarıda bulunduğunu bildirdi.
Bununla birlikte Ahmedinejad çektiği videoda susmaya niyeti olmadığını ve ikinci kez adaylık başvurusunun reddedildiğini vurguladı. Ahmedinejad’ın başvurusu daha önce de Hasan Ruhani’nin ikinci dönemi kazandığı 2017 yılındaki seçimlerde kabul edilmemişti.
2005-2013 yılları arasında 8 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı görevini yürüten İran'ın önde gelen isimlerinden olan Mahmud Ahmedinejad açıklamasında ısrarla  bu seçimleri boykot ettiğini vurguladı.
DMO Komutanı Yardımcısı General Said Muhammed de adaylık başvurusunun reddedilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, AKK’nin aldığı kararların kesin olduğunu ve uygulanması gerektiğini belirterek seçim sahasına oluşan mecburi durum sonucunda girdiğini belirtti. Muhammed “Bilime dayalı fikirleri ve yöntemleri hükümet sistemine dahil ederek insanlara yeni bir yol ve tarz sunmak için her türlü çabayı gösterdik” dedi.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif de yaptığı açıklamada “Seçimler, halkın katılımını azaltmak amacıyla çarpıtmak, şüphe uyandırmak, umutsuzluk yaymak, insanları hayal kırıklığına uğratmak ve İslam Cumhuriyeti aleyhinde yanlış iddialarda bulunmak için mükemmel bir süreçtir” ifadelerini kullandı. İran’daki seçimlerin yabancı medya kuruluşlarının haberlerinin dörtte birinde yer aldığına dikkat çekti. Şerif açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Düşman, halkın devrim yüzünden pişmanlığı, aydınlık bir geleceğin olmaması ve kriz durumları gibi konuları gündeme getirerek insanları rejimden uzaklaştırmaya çalışıyor. Seçim döneminde medya çalışanlarının ana görevi, maksimum katılımı sağlamak için İslam Cumhuriyeti’nin Dini Lideri’nin talimatlarını uygulamaktır.”
Sözcü açıklamalarını yaparken, “elektronik ordu” ya da “genç savaş subayları” olarak bilinen kişilerin dahil olduğu internet ve medyada aktif olan DMO destekçilerinden oluşan bir kalabalığa hitap ediyordu.
Seçimlere katılma talebi kabul edilmeyen reformist aktivist ve Reform Cephesi Merkez Komitesi üyesi Mustafa Taczade ise Twitter hesabından şu açıklamada bulundu:
“Bu, seçim mühendisliğine ilişkin karşı bir protestodur. Adayların cumhurbaşkanlığı seçimleri başvurularının reddedilmesi, rekabetçi ve anlamlı bir seçim sürecinden başka her şeye benziyor. Ben hep seçimlere katıldığımı söyledim. Dini Lider’in seçimlerinin (atamalarının), benim oyuma ihtiyacı yok.”
Taczade açıklamasında #SeçimDarbesi etiketini kullandı.
Reformist kanattan olan yazar olan Said Hacceriyan, 23 Mayıs 1997'de yaşananların (Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlık yarışını kazanması) iktidarın hesaplamalarındaki bir hatanın göstergesi olduğunu ve kaçınılmaz olarak görülenin tekrarlanmayacağını söyledi. Hacceriyan açıklamasında “Reformistler, seçimler bağımsız bir şekilde yapılmadığı sürece oyun sırasında elektriğin kesildiği siyasi satranca artık katılmayacaklar” dedi.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.