İran’da yoğun eleştirilerin ortasında cumhurbaşkanı adayları arasında ikinci münazara bugün yapılacak

Muhafazakar akımın önde gelen ismi, adayları, rakiplerine hakaret etmeye devam etmeleri halinde adaylıklarının veto edilebileceğine karşı uyarırken reformist akımın önde gelen isimlerinden biri, ‘ahlaki çöküş’ eleştirisinde bulundu

Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
TT

İran’da yoğun eleştirilerin ortasında cumhurbaşkanı adayları arasında ikinci münazara bugün yapılacak

Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaları onaylanan yedi aday, kötü yönetim suçlamalarının yapıldığı ilk münazaranın ardından toplum, kültür ve siyaset başlıklı üç dosyaya ilişkin planlarını sunmak amacıyla televizyon ekranlarında ikinci kez karşı karşıya gelecekler. Öte yandan İranlılar, Mayıs 2018'den bu yana ABD’nin uyguladığı yaptırımlarla daha da şiddetlenen ekonomik kriz ve zorlu hayat şartlarından şikayetçiler.
İran’da geçtiğimiz hafta Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) cumhurbaşkanlığı adaylığında öne çıkan isimlerin adaylığa uygun olmadıkları bahanesiyle seçimlere girmelerini engelleme kararının ardından adeta bir bölünme yaşarken ilk münazaraya yönelik eleştiriler, adayların seçim kampanyalarına gölge düşürdü. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetinin yönetimindeki resmi haber ajansı IRNA’nın dün yayınladığı ilk münazaranın sonuçlarına ilişkin haberinin hedefinde, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yetkisi altındaki İran Devlet Televizyonu vardı.
IRNA haberinde, “Münazaranın ülkenin siyaset sahnesindeki yankıları halen devam ediyor. En çok münazaranın yöntemi ve bazı adayların performansı eleştiriliyor” ifadelerine yer verdi.
İran televizyonunda yapılan kısa bir açıklamaya göre adaylar bugün, gelecek Cumartesi günü yapılması planlanan üçüncü ve son münazara öncesinde sosyal, kültürel ve siyasi meselelerin ele alınacağı ikinci münazaraya katılacaklar.
Muhafazakarların önde gelen ismi, Uzmanlar Meclisi'nin ikinci adamı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Üyesi Muhammed Ali Muvahhidi Kirmani, adayları müzakereler sırasında rakiplerine hakaret etmeye devam etmeleri halinde adaylıklarının veto edilebileceği konusunda uyardı. İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Muvahhidi Kirmani’nin yaptığı açıklamada, “Adaylar, bir günde AKK tarafından adaylıklarının reddedilmesiyle karşı karşıya kalabilirler” dedi. Mehr, Muvahhidi Kirmani’nin adayları AKK tarafından adaylıklarının reddedilmesi halinde bu dünyada rezil rüsva olma, ahirette ise ilahi azapla karşı karşıya kalma konusunda uyardığını bildirdi.
Bu gelişme, Hamaney'in, adaylık başvurusunda bulunanların adaylığa uygun olup olmadıklarının değerlendirilmesi sürecinde ‘adaletsizlik yapılmasını’ ve adaylık dosyalarının incelenmesi süreciyle ilgili bilgilerin internete sızdırılmasını eleştirmesinden üç gün sonra yaşandı.
Öte yandan adaylık başvurusu reddedilen önemli isimlerden biri olan İshak Cihangiri de adaylar arasında yapılan münazarayı eleştiren yetkililer arasına katıldı. Münazarayı eleştirmek için İran'da 2009 yılından bu yana yasaklı olan Twitter hesabını kullanan Cihangiri, adayların münazara sırasında söylediklerinin yanı sıra İran Devlet Televizyonu’nun ortaya koyduğu münazara yöntemini de eleştirdi.
Cihangiri,  tıpkı diğer hükümet yetkilileri gibi adayların ABD yaptırımlarının ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının İranlılar işsizlik oranlara ve zoru hayat şartlarına olan etkisini göz ardı etmelerini eleştirdi.
Kovid-19 salgının patlak vermesinden üç ay önce İran, benzin fiyatlarına yüzde 300 oranında zam yapılmasına dair ani bir kararın alınmasının ardından Kasım ayı ortalarında protesto gösterilerine tanık oldu. Yetkililer protestoları bastırmak için güç kullandı. Bu, Hasan Ruhani’nin 2017 yılında ikinci kez seçilmesinin ardından yaşanan ikinci protesto dalgasıydı. İşsizlikle mücadele ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi vaatleri, Ruhani’nin 2017 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecindeki seçim kampanyasının en öne çıkan sloganlarından biriydi. Ancak yükselen fiyatlar ve Ruhani'nin ikinci döneminin ilk aylarında hayat şartlarının bozulması, orta sınıf ve altındakileri Aralık 2017'nin sonlarında öfkeli protesto gösterileri düzenlemeye itti. Bu gelişmeler, dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildiğini ve İran’a yeniden ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başlandığını açıklamasından beş ay önce yaşandı.
İlk tartışmada hükümet, muhafazakar adayların döviz piyasasını kötü yönettiği, bütçe açığını kapatmak için piyasalara müdahale ettiği ve ‘halkın cebine elini soktuğuna’ dair çok sayıda suçlamayla karşı karşıya kaldı.
Ruhani hükümetindeki üst düzey yetkililer, ülkedeki mevcut ekonomik durumu ‘ekonomik savaş’ veya ‘İran halkına karşı ekonomik terörizm’ olarak niteledikleri ABD yönetiminin uyguladığı yaptırımlara bağlıyordu.
Cihangiri, Twitter hesabından attığı tweetlerle Ruhani’nin yönetim performansını savundu. Cihangiri tweet zincirinde, “Beş (muhafazakar) aday, kötüleşen ekonomik durumu sadece hükümete mal ettiler. İran nükleer dosyasının 2006 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) intikal etmesinden kimin, hangi ekibin ve hangi akımın sorumlu olduğunu, ülkenin omuzlarına yüklenen ağır harcamaları söylemediler. Ruhani yönetiminin İran'ı yedinci bölümden nasıl çıkardığını, yaptırımlardan nasıl kurtardığını, 2016'da yüzde 12'lik ekonomik büyüme elde ettikten sonra ikinci Ruhani hükümetinin nasıl kurulduğunu da söylemediler. Trump'ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran’a ağır ekonomik yaptırımlar uygulamasıyla halkın karşı karşıya kaldığı ekonomik baskıyı dile getirmediler. Eğer amaç ülkenin gerçek sorunlarını anlamak, sloganlardan ve siyasi propagandadan uzak çözümlerse, bakanların iddialara cevap vermelerine fırsat tanınması ve uzmanların görüşlerinin alınması gerekiyor” yazdı.
Öte yandan reformistlerin cumhurbaşkanı adayları arasında yer alması beklenen, ancak daha sonra vazgeçen önde gelen isimlerinden Muhammed Rıza Arif ise televizyon ekranlarından yayınlanan münazaraya ‘ahlaki çöküş’ eleştirisinde bulundu. İran'ın yarı resmi ajansı ISNA, Arif'in  ilk münazarayı bir tür ahlaki başarısızlık olarak nitelediğini, tartışmada her şeyden önce ahlaki çöküşün gözler önüne serildiğini söylediğini aktardı.
 ISNA’nın haberine göre Arif, “Cumhuriyet, seçici okumaların gölgesinde kaldığında ve halk haklarına meydan okuduğunda, ahlaki ve insani İslam marjinalleştirilir” ifadelerini kullandı.
Hükümet Sözcüsü Ali Rebii ise Ruhani yönetimine yönelik ‘suçlamaları’ İran gazetelerinden birinin ön sayfasında, “Adayların suçlamalarına cevap verme fırsatı tanıyın” başlığı altında eleştirdi. Yedi adayın fotoğrafının üstüne “Hükümetin yokluğunda hükümete saldırı” yazısı dikkat çekti.
İran'ın yarı resmi gazetesi Jomhouri İslami ise hem adayların hem de münazaranın aynı zayıflıkları gösterdiğini yazdı. Münazaraya gelen olumsuz tepkilere dikkati çeken gazete, haberinde, “Münazara ilişkin görüşlerin iki ortak noktası vardı. Birincisi adayların beklenenden zayıf olmaları, ikincisi televizyondaki tartışmanın içeriğinin ve çerçevesinin oldukça dar olmasıydı” ifadelerine yer verdi.
Gazete, ABD tarafından geçtiğimiz yılın başlarında Bağdat’ta gerçekleştirilen bir hava saldırısında öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı operasyonlarının beyni General Kasım Süleymani adına kurulan Kasım Süleymani Vakfı Başkanı ve Süleymani’nin kızı Zeynep Süleymani’nin, Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi'nin seçim kampanyasını desteklediğine dair haberleri yalanladığını aktardı. Gazetenin DMO’ya yakın bir haber ajansından aktardığı bilgilere göre Zeynep Süleymani yaptığı açıklamada, “Sayın Reisi'nin seçim kampanyasında yer aldığım iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Daha önce de söylediğim gibi General Süleymani'nin ailesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hiçbir adayı desteklemeyecektir” dedi.
Sazendegi gazetesi ise ön sayfasında, cumhurbaşkanı adaylarından Abdunnasır Himmeti’nin kampanyasına verdiği desteğin teyit eder şekilde yayınladığı seçim afişleriyle adeta eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin partisinin medya platformunu andırıyordu.
 Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi, eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti'ye destek verilmesi çağrısında bulundu. Hükümetin uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu FATF’ye (Mali Eylem Görev Gücü - Financial Action Task Force) katılma projesini engellemedeki rolleri nedeniyle muhafazakarların hükümete yönelik eleştirilerini küçümseyen Rafsancani'nin kızı AKK'yı seçimlerde Reisi’nin önünü açmakla suçladı ve diğer muhafazakar akımdan adayların, bunun için ‘kalkan’ görevi gördüklerini söyledi.
Reformistlerin, Himmeti'yi ya da diğer rakibi Muhsin Mihralizade’yi destekleyebileceklerine işaret eden Faize Haşimi, reformist akımın seçimlerde herhangi bir adayı desteklememe fikrinden geri adım atabileceklerini düşündüğünü belirtti.
Reformist çizgide yayın yapan Şark Gazetesi manşetinde, münazaranın çekişme amaçlı olup olmadığını sorguladı. Gazete, münazarayı ‘hayali vaatler savaşı’ olarak niteledi. Hemşehri Gazetesi, ekonomi konulu münazarada ‘en büyük kaybedenin’ ekonomi olduğunu yazdı. Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti'nin ofisine yakınlığıyla bilinen Farheekhtegan Gazetesi, münazara sırasında çekilen ve yedi adayın ortasında İbrahim Reisi'nin başının dik, diğer altı adayın ise yere bakıyormuş gibi göründükleri bir fotoğraf yayınladı. Muhafazakar çizgideki Vatan Emruz Gazetesi ise “Ruhani’ye hayır” manşetiyle hükümete yönelik eleştirilere desteğini dile getirdi. DMO’ya yakın Civan Gazetesi de münazarayı planlar arasında bir rekabet olarak değerlendirdi. Reformculara yakın Arman gazetesi, manşetini bir uzmanın münazaraya ilişkin değerlendirmesinden alıntılanan, “Dağ yine bir fare doğurdu” başlığıyla yayınladı.



Türkiye: Amerika, İsrail ve İran arasındaki tırmanan çatışma, bölge için en tehlikeli senaryodur

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye: Amerika, İsrail ve İran arasındaki tırmanan çatışma, bölge için en tehlikeli senaryodur

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan çatışmanın tehlikelerine ve bunun bölgesel istikrara etkisine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin daha fazla kan dökülmeden bölgeyi bu kargaşadan kurtarmak için elinden gelenin en iyisini yaptığını belirtti.

Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye'nin barışçıl diplomasi yoluyla diyalog ve müzakereler aracılığıyla sorunlara adil ve eşitlikçi çözümler bulmak için yoğun çaba sarf ettiğini belirtti.

Türkiye'nin bölgede "barış, huzur ve istikrarı teşvik etme" çabalarında kararlı olduğunu teyit etti.

Türk-Amerikan görüşmeleri ve uyarılar

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile üç taraf arasında çatışmadaki gelişmeleri ve bölge üzerindeki etkilerini görüştü.

Dışişleri Bakanlığı merkezinde bugün Barak ile yapılan görüşmenin arifesinde Fidan, son gelişmelerin bölgenin geleceğini ve küresel istikrarı tehdit edebileceğini belirterek, ABD ve İsrail'in İran'ı hedef alan saldırılarının başlangıçta bölgedeki İran yanlısı güçler arasında önemli bir hareketliliğe yol açmadığını, ancak Hizbullah'ta bazı hareketlenmeler yaşandığını kaydetti.

Fidan, bugün Dışişleri Bakanlığı merkezinde ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Türk Dışişleri Bakanlığı- X)Fidan, bugün Dışişleri Bakanlığı merkezinde ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Türk Dışişleri Bakanlığı- X)

Sözlerine şöyle devam etti: "Şu anda İran halkı içinde rejim değişikliğine yol açacak bir huzursuzluk dalgası görünmüyor, ancak mevcut koşullar altında en tehlikeli senaryo, çatışmanın tırmanması ve İran da dahil olmak üzere tüm bölgeye yayılan bir istikrarsızlık ortamı yaratmasıdır."

Ankara'da Türk medya temsilcileriyle pazartesi akşamı yaptığı iftar yemeğinde konuşan Fidan, İran ve Ortadoğu'da istikrarın korunmasının kritik önemini vurguladı. Türkiye'nin gerilimi azaltmak ve barışı yeniden tesis etmek için yoğun çabalar sarf ettiğini ve bu çabaların savaşın patlak vermesini geciktirmeye katkıda bulunduğunu belirten Fidan, İran ve ABD arasındaki müzakerelerin sonuç vereceğini umduğunu ifade etti.

Ayrıca, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun amacının İran'da rejim değişikliği olduğunu ve İsrail ile ABD'nin İran'ı gelecekteki bir tehdit olmaktan çıkarmak için çalıştığını belirtti.

İran'a Uyarılar

İran'ın ise Körfez ülkelerindeki enerji hedeflerini bombalayarak "ağır bedel ödetmeye" çalıştığını, ancak ABD'ye savaşı durdurması için baskı yapılması yönündeki beklentisini karşılamadığını belirtti.

Şöyle devam etti: "İran'ın kaç füzesi kaldığını bilmiyorum, ancak İran füzelerini ve insansız hava araçlarını ciddi şekilde kullanırsa, İsrail'e önemli ölçüde zarar verebilir."

Fidan, İran'ın Arap ülkelerindeki ABD üslerini doğrudan hedef almasının, durumun daha geniş bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme olasılığını artırdığı konusunda uyardı. Hürmüz Boğazı da bir diğer sorun; çünkü kapanması küresel finans ve enerji piyasalarında önemli dalgalanmalara yol açabilir ve potansiyel olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni hızlı bir şekilde harekete geçmeye zorlayabilir.

Körfez ülkelerinin İran'a misilleme yapma olasılığına ilişkin olarak Fidan, “İran resmi olarak hiçbir şey açıklamadı, ancak bölgesel ülkelerin saldırılarına karşılık verdiği yönünde bazı iddialar var ve biz de bu iddiaları duyuyoruz. Bu doğru olabilir” dedi.

İran'ın Amerikan ve İsrail saldırılarına misilleme olarak Türkiye'deki üsleri hedef alma olasılığına ilişkin olarak ise Fidan, İran meselesinden bağımsız olarak Türkiye'nin her zaman kendini koruduğunu ve bunu yapacak irade ve kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Fidan ayrıca İran'ın Kıbrıs'ı hedef alma olasılığını da dışlayarak, "Şu anda Kuzey Kıbrıs için önemli bir tehdit olduğuna inanmıyorum ve güneydeki tehdidin de sınırlı, gerçekten çok sınırlı olduğuna inanıyorum. Sivil altyapıya önemli bir zarar gelmeyebilir" dedi.

Fidan, Türkiye'nin temel talebinin açık olduğunu belirtti: Saldırıların derhal durdurulması ve diplomatik diyaloğun yeniden başlaması.

Potansiyel etkiler

İran'daki savaşın Gazze üzerindeki potansiyel etkilerine ilişkin olarak, Gazze'nin "ciddi" şekilde etkileneceğini belirten Fidan, İsrail'in Gazze'ye giriş ve çıkışı durdurduğunu da ifade etti.

Fidan, Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Ürdün'ün Gazze sorunu konusunda Türkiye ile birlikte çalıştığını ve Mısır hariç bu ülkelerin şu anda başka acil sorunları olduğunu ve gündemlerinin kaçınılmaz olarak değiştiğini belirtti.

Türk vatandaşları bugün Türkiye'nin doğusundaki Van ilinde bulunan İran sınırındaki Kapıköy sınır kapısından geçerek ülkelerine geri döndüler (Reuters)Türk vatandaşları bugün Türkiye'nin doğusundaki Van ilinde bulunan İran sınırındaki Kapıköy sınır kapısından geçerek ülkelerine geri döndüler (Reuters)

İran'dan Türkiye'ye olası bir göç dalgasıyla ilgili olarak Fidan, ülkesinin gerekli kaynaklara ve planlara sahip olduğunu belirtti. Ayrıca, İran'ın şu anda vatandaşlarının sınırdan geçmesine izin vermediğini ve bu nedenle İran'dan Türkiye'ye şu anda herhangi bir göç akışı olmadığını kaydetti.

İran'da şu anda çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere yaklaşık 20 bin Türk'ün yaşadığını ve hem Türk vatandaşlarının hem de diğer ülkelerin vatandaşlarının Türkiye'nin İran ile olan üç sınır kapısından herhangi bir engel olmadan Türkiye'ye geçebildiğini belirtti.

Ahmet Davutoğlu (X hesabından)Ahmet Davutoğlu (X hesabından)

Bu bağlamda, eski Başbakan ve muhalefetteki Gelecek Partisi'nin mevcut lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin hiçbir koşulda İran'daki mevcut savaşa karışmaması ve topraklarının, üslerinin ve hava sahasının İran'a karşı kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini vurguladı.

Davutoğlu yaptığı açıklamalarda, bölgeyi gerçekten istikrarsızlaştıracak senaryonun İran ile Körfez ülkeleri arasında bir çatışma olduğunu belirterek, İran ile Suudi Arabistan arasında olası bir gerilim artışının vahim sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Davutoğlu, Türkiye'nin bunun olmasını önlemek için etkili diplomasi yürütmesi gerektiğini vurguladı ve gerekirse, iki tarafın da müzakere masasına davet edilmesi gerektiğini ifade etti.


İsrail ordusu: İran füzesi İsrail'in merkezine düştü

Tel Aviv'de İran'ın füze saldırıları düzenleyeceği uyarısı veren hava saldırısı sirenleri çalarken insanlar yer altı otoparkına sığınıyor (AP)
Tel Aviv'de İran'ın füze saldırıları düzenleyeceği uyarısı veren hava saldırısı sirenleri çalarken insanlar yer altı otoparkına sığınıyor (AP)
TT

İsrail ordusu: İran füzesi İsrail'in merkezine düştü

Tel Aviv'de İran'ın füze saldırıları düzenleyeceği uyarısı veren hava saldırısı sirenleri çalarken insanlar yer altı otoparkına sığınıyor (AP)
Tel Aviv'de İran'ın füze saldırıları düzenleyeceği uyarısı veren hava saldırısı sirenleri çalarken insanlar yer altı otoparkına sığınıyor (AP)

İsrail ordusu bugün İran füze saldırılarının İsrail'in merkezini vurduğunu duyurdu. Reuters'ın haberinde göre ordu, "Arama kurtarma ekipleri ve çok sayıda acil müdahale ekibi şu anda İsrail'in merkezindeki füze isabet noktalarında çalışıyor. Olayın koşulları araştırılıyor" açıklamasını yaptı.

Tel Aviv'de bir merminin bölgeye isabet etmesinin ardından binaların arkasından duman yükseliyor (AFP)Tel Aviv'de bir merminin bölgeye isabet etmesinin ardından binaların arkasından duman yükseliyor (AFP)

İsrail ordusunun İran'dan fırlatılan yeni füzeleri tespit ettiğini açıklamasının ardından bugün Kudüs'te bir dizi patlama meydana geldi.

Ordu, "Kısa bir süre önce İran'dan İsrail topraklarına doğru füze fırlatıldığını tespit ettik. Savunma sistemleri tehdidi önlemek için çalışıyor" açıklamasını yaptı.

İran füzelerinin pazar günü Kudüs yakınlarına düşmesi sonucu oluşan yıkımdan, (EPA)İran füzelerinin pazar günü Kudüs yakınlarına düşmesi sonucu oluşan yıkımdan, (EPA)

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre İsrail askeri sözcüsü Nadav Şoşani bugün gazetecilere yaptığı açıklamada, ordunun İran'a karşı haftalarca sürebilecek bir askeri harekâta hazır olduğunu, ancak kara birliklerinin konuşlandırılmasının olası olmadığını söyledi.

Çevrimiçi basın toplantısında konuşan Şoşani, "Birkaç haftayı kapsayan genel bir plan geliştirdik" diyerek, "hareketin süresi gelişmelere bağlı olarak değişebilir" ifadesini kullandı. Şoşani, şimdiye kadar kaydedilen ilerlemeyi "olumlu" olarak nitelendirdi.


Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
TT

Afrika, Hürmüz Boğazı'ndan çok uzak değil

Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)
Afrika, petrol ithalatının önemli bir bölümü için Hürmüz Boğazı'na bağımlı (Reuters)

Emani el-Tavil

Hürmüz Boğazı fiilen kapatıldığında, şok dalgaları Kızıldeniz ile sınırlı kalmadı; Afrika döviz piyasalarına, benzin istasyonu kuyruklarına, merkez bankası rezerv tablolarına ve maliye bakanlarının tahminlerine kadar uzandı. Bunun nedeni, Afrika'nın İran çatışmasıyla olan ilişkisinin tesadüfi değil, yapısal olmasıdır. Kıta, petrol ithalatının, gübre tedarik zincirlerinin ve nakliye rotalarının önemli bir bölümünü güvence altına almak için Hürmüz Boğazı'na ve daha geniş Körfez enerji koridoruna bağımlı. Nitekim 2023’ün sonlarından itibaren Gazze ile dayanışma için Husilerin başlattıkları saldırılarla tetiklenen Kızıldeniz'deki kargaşa ve çalkantı, tek başına Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinde ayda 400 milyon dolardan fazla kayıp yaşamasına neden oldu ve Afrika'ya giden gemileri Ümit Burnu'ndan dolaşmak zorunda bıraktı. Ancak İran'daki durum çok daha ciddi görünüyor.

Diplomatik cephede kıtadaki en öne çıkan ses, 28 Şubat'ta yayınlanan ve kurumsal çerçeveyi oluşturan açıklamasıyla Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'tu. Yusuf, ABD-İsrail saldırılarını “Ortadoğu'daki düşmanlık eylemlerinde ciddi bir tırmandırma” olarak nitelendirdi. Daha fazla çatışmanın “küresel istikrarsızlığı daha da kötüleştireceği, özellikle çatışmaların ve keskin ekonomik baskıların çok yoğun olduğu Afrika'da enerji piyasaları, gıda güvenliği ve ekonomik dayanıklılık için tehlikeli sonuçlar doğuracağı” konusunda uyardı. Açıklamada itidal ve sürdürülebilir diyalog çağrısında bulundu.

Coğrafi ve ekonomik olarak en açık Kuzey Afrika devletleri ise en açık diplomatik dili kullandılar. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, çatışmanın “bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu” uyarısında bulundu. Krizi kontrol altına almak için bölgesel ve uluslararası taraflarla yoğun diplomatik çabalar yürütüldüğünü duyurdu. Mısır’ın bu gayreti sadece söylemden ibaret, çünkü Mısır'ın döviz rezervleri Kızıldeniz'deki karışıklık ile enerji ve gıda ithalatına bağımlılığı nedeniyle zaten aşınmıştı. Sudan Dışişleri Bakanlığı, Afrika hükümetleri arasında en sert dili kullanarak, saldırıları “haksız saldırganlık” diyerek kınadı. Batılı güvenlik çerçeveleriyle karmaşık bir ilişkiye sahip petrol ihracatçısı Cezayir, saldırıları onaylamamak ve Washington'u kışkırtmamak arasında dikkatli denge kuran bir dil benimsedi.

Sahra Altı Afrika'da ise temkinli bir yaklaşım hakimdi. Kenya ve Nijerya, ABD'yi veya İran ile ittifakı sorgulanabilir olan BRICS ortaklarını kızdırmamak için dikkatlice seçilmiş bir dil kullanarak, gerilimin azaltılması çağrısında bulunan açıklamalar yayınladı. Bu arada, Benin, Senegal, Gine-Bissau ve Gana gibi ülkeler, belirli suçlamalarda bulunmadan endişelerini dile getirdiler.

Afrika ülkelerinin hem Washington hem de Tel Aviv ile stratejik ilişkilerini korumaya çalışırken aynı zamanda diğer Afrikalı ve Ortadoğulu müttefiklerinin açık tepkisinden veya diplomatik gerilimlerden kaçınmaya çalıştıkları göz önüne alındığında, Afrika’nın bu tutumu anlaşılabilir. Bu durum, ABD-Avrupa kalkınma fonlarına, Çin altyapı yatırımlarına ve Körfez finansal akışlarına duyulan ihtiyaç da dahil olmak üzere karmaşık karşılıklı bağımlılıklarla daha da kompleks hale geliyor.

Güney Afrika doğal olarak en karmaşık konumda yer alıyor. Ramaphosa hükümetinin Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine soykırım davası açma kararı ve BRICS ile olan ilişkisi, şubat ayındaki saldırılardan önce Washington ile arasını zaten açmıştı. Ne var ki Gazze savaşı sırasındaki sert söyleminin aksine daha ılımlı bir tutum sergileyen Güney Afrika, çok ince bir çizgide yürüyor. Washington, İsrail konusundaki tutumları ve BRICS ile olan ilişkisi nedeniyle Pretorya'yı sürekli diplomatik ve ticari olarak cezalandırdı. Dahası, İran'ın BRICS'e katılımı, Güney Afrika, Mısır ve Etiyopya gibi Afrikalı üyeler için daha fazla karmaşıklık yarattı ve kurumsal taahhütlerin sıklıkla ikili çıkarlarla çatıştığı bir durum ortaya çıkardı. İran'ın pozisyonlarıyla en açık şekilde aynı çizgide olan Afrika ülkelerine gelince, başta Burkina Faso ve Mali olmak üzere Sahel bölgesi hükümetleridir. Nitekim Burkina Faso, İran'ı kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Haziran 2025 tarihli kararına karşı oy kullanan tek Afrika ülkesiydi. Bu adım, Vagadugu ve Tahran arasında imzalanan nükleer iş birliği mutabakat zaptını somutlaştırmıştı. İran Savunma Bakanı da şubat ayında Burkina Faso'ya bir ziyaret gerçekleştirmiş, Tahran'ın bağımsız ve devrimci devletleri desteklediğini açıklamıştı.

İran çatışmasının etkilerinin Afrika ekonomilerine ulaşmasında doğrudan etken enerji fiyatlarıdır. 1 Mart itibarıyla, bir varil petrolün fiyatı yüzde 20'den fazla yükselerek zaten kırılgan olan ekonomiler için ciddi bir şok oluşturdu. Hürmüz Boğazı'ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve türevleri geçiyor; bu da küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor.

Büyük nakliye ve sigorta şirketlerinin 1 Mart'ın erken saatlerinde çekilmesinin istihdam üzerindeki etkisi ise çoğu petrol ithal eden Afrika ülkesi (çoğunluğu Sahra Altı Afrika'da) için tarihi bir şoka eşdeğerdi. En savunmasız ekonomiler arasında Tanzanya, Mozambik, Zambiya, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) pazarları, Nijerya ve Fildişi Sahili yer alıyor. Zira Sahra Altı Afrika'da tüketilen gıdanın yaklaşık yüzde 80'i ithal ediliyor.

Mevcut kapatma, nakliye alanında 2023 sonlarında başlayan aksaklığı ve kargaşayı büyütüyor. Husi saldırıları ile birlikte Kızıldeniz'den günlük ortalama 72-75 olan gemi geçiş sayısı Haziran 2025'te 36-37'ye kadar düşmüştü. Hint Okyanusu kıyısındaki Afrika limanları (Mombasa, Darüsselam, Maputo ve Durban) açısından bu rota değişikliği, transit merkezleri olarak stratejik önemlerini artırıyor ama aynı zamanda sıkışıklık, daha yüksek yanaşma ücretleri ve Kızıldeniz'deki ana rotasından sapmak zorunda kalmış uluslararası taşımacılık aktivizmiyle birlikte rekabetin artması da onları kısıtlıyor. Mısır ve Cibuti, şubat ayındaki gerilimden önce bile en ağır doğrudan maliyetleri üstleniyordu.

Borç, zaten borç sıkıntısı içinde olan Afrika ülkelerinin yavaş yavaş boğuluşunu temsil ediyor. Bu kırılganlık karşısında ABD ve İsrail ile İran arasındaki süregelen çatışma, üç ayrı baskıyı kat kat artırıyor; yatırımcıların güvenli limanlara kaçmasıyla güçlenen ABD doları, dolar cinsinden petrol ithalat faturalarının yükselmesi ve enflasyon beklentileriyle beslenen küresel finansal koşullarının sıkılaşması. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bütün bu faktörler, çoğu dolar cinsinden borç yükü altında olan Afrika hükümetleri için borç ödeme maliyetlerini artırıyor.

Bu bağlamda, gıda güvenliği toplumsal huzursuzluğu tetiklemekte en büyük katalizördür. Yüksek enerji fiyatları, gübreler başta olmak üzere tarımsal girdilerin maliyetini artırıyor. Dahası İran, azotlu gübre üretiminde kullanılan metanolde küresel talebin yaklaşık yüzde 10'unu karşılıyor. Ayrıca, artan nakliye maliyetleri temel ithal gıda maddelerinin fiyatını da yükseltiyor. Para biriminin zayıflaması, yerel para birimi cinsinden tüm ithalatın maliyetini aynı anda artırıyor. Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bazı ülkelerin ve Sahel'in bazı bölgelerinin zaten gıda güvensizliğinden muzdarip olduğu bir dönemde, bu üçlü baskı, insanları zorluk içinde yaşamaktan insani olarak acil bir duruma itebilir.

Öte yandan, Nijerya, Angola, Cezayir, Libya, Ekvator Ginesi ve Gabon gibi petrol ihracatçısı veya altın üretimi yaparak altının geleneksel güvenli liman rolünden faydalanan Güney Afrika ve Gana gibi Afrika ekonomileri ise faydalar elde edebilir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üreticisi olan Mozambik ve Uganda, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen alıcılardan hızlandırılmış yatırımlar çekebilirler.

Güvenlik cephesine gelince, iki Afrika alt bölgesi niteliksel olarak farklı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunuyor. Birincisi, Cibuti'deki ABD askeri üslerinin İran'ın misillemesi veya Husi vekilinin saldırıları için potansiyel hedef olduğu Afrika Boynuzu'dur. Cibuti'deki Camp Lemonnier'e yapılacak herhangi bir saldırı, gelir ve istikrar için büyük ölçüde yabancı askeri varlığa bağımlı olan Cibuti'de acil bir insani ve mali krize yol açacaktır. Sahel'de ise tehdit, doğrudan saldırıdan ziyade radikalleşme yoluyla işlemektedir. Sahel bölgesinde terörizmden kaynaklanan ölümler 2007'den bu yana on kat arttı ve bu durum, “Batı'nın Müslüman halklara yönelik saldırganlığı” anlatısının radikalleşmeyi ve militan devşirmeyi önemli ölçüde hızlandırabileceği bir ortam yarattı.

Dolayısıyla, Lagos'tan 5 bin kilometre ve Nairobi'den 6 bin kilometre uzaklıkta bulunan Hürmüz Boğazı ile Afrika arasındaki coğrafi mesafe önemli görünüyor; zira boğazın fiili olarak kapatılmasının etkileri, petrol vadeli işlem fiyatları, nakliye sigorta primleri, gübre tedarik zincirleri ve siyasi sınırları dikkate almadan işleyen döviz piyasaları aracılığıyla, bu şehirlere saatler içinde ulaştı.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.