Kıtlık hayaleti Sudan’ın üzerinde dolaşıyor

Ülkenin bazı bölgelerindeki siyasi istikrarsızlık ve çatışmalar gıda güvensizliğini kötüleştiriyor.

Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

Kıtlık hayaleti Sudan’ın üzerinde dolaşıyor

Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Andulfettah
Zorlu ekonomik koşullar ışığında Sudan’ı çevreleyen kıtlık, geçiş hükümetini çöken ekonomiyi kurtarmak için çeşitli faaliyetler ortaya koymaya itti. Öyle ki son olarak bu yıl buğday, tüp ve elektrik üretmek için kullanılan yakıt üzerindeki sübvansiyonların kaldırılmasından geri adım atıldı. Ülkede, Etiyopya’dan Sudan’ın doğusundaki sığınma alanlarına kadar uzanan Tigray bölgesinin açlığı, güneyden Güney Sudan’ın açlığı mevcut. Darfur bölgesindeki krize gelince, Sudan’ın geri kalanının yaşadığı sıkıntıyı aşıyor. Bu durum ise krizin yakın zamanda bir kıtlığa dönüşeceğini gösteriyor.

Kenarda durmak
Açlık, Afrika Boynuzu’ndaki diğer ülkeler gibi Sudan’da da yönetim sistemi, ekonomi ve zayıf altyapı ile ilgili kesişen nedenlerle meydana geldi. Mantıklı ve teorik hesaplarla, devrimin ortaya çıkması, eski rejim döneminin sona ermesi ve geçiş döneminin sonunda demokratik bir geçiş beklentisi, açlığı sona erdirecek faktörler olarak sayılıyor. Ancak pratikte ülkenin bazı bölgelerindeki siyasi istikrarsızlık, çatışmalar, gıda güvensizliği ve zayıf üretim bu duruma katkıda bulundu. Tüm bunlar, gerginliği artıracak ve istikrara ulaşma çabasını yansıtacak bir durum. Zira aşiret kargaşasının çoğu toprak mülkiyeti mücadelesiyle bağlantılı.
1980’lerde, özellikle 1984 ve 1985’te Sudan, iç savaş ve kuraklığın bir araya gelmesinden kaynaklanan, dünyanın en kötü kıtlıklarından birine tanık oldu. Bu kıtlık ise büyük insan kayıplarına neden oldu. Öyle ki Darfur, Kordofan ve Doğu Sudan’da tahminen 8 milyon 400 bin insan hayatını kaybetti ve çiftlik hayvanları zarar gördü. Nisan 1985 devriminden ve üçüncü demokratik hükümetten bu yana geçen süre içinde koşullar pek de iyileşmedi. Öyle ki bu dönemde sınırlı bir kıtlık yaşandı ve ardından 1989 yılında ‘Kurtuluş Hükümeti’ darbesi gerçekleşti. Ülke, düşük ve dalgalı yağışlarıyla bilinen tropik iklimdeki bölgelerde kuraklığa maruz kaldıktan sonra 1998’de bir başka kıtlık meydana geldi. Kuraklıkla eş zamanlı olarak eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejimi ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) arasındaki çatışma tırmandı. Hükümet, güneydeki Wau şehrini ele geçirmeye çalıştı ve yerel tarımı yok eden bir kavrulmuş toprak politikası uyguladı. Uluslararası yardım sağlandığında hükümet, krizi kontrol altına alabilme bahanesiyle yardımların yolunu kesti ve bağışçıların ısrarını siyasi baskı olarak yorumladı. 2003 yılında Darfur’da savaşın başlamasından bir yıl sonra başka bir kıtlık meydana geldi ve kıtlık, bölgede hala kendini gösteriyor.

Kıtlık yayı
Sudan’ın üzerinde kıtlık hayaleti dolaşıyor. Bu, yağışların bazı kesimlerinde durmasından değil, mevsimsel sellerin mahsul üretimine etkisinden dolayı yaşanıyor. Öte yandan bu kıtlık, en büyük ve verimli tarım alanlarından biri olarak sınıflandırılan bir alanda, Sudan ve Etiyopya arasındaki tartışmalı siyasi sınırlarla ilgili. Söz konusu bölgenin yakınlarında, Etiyopya’nın kuzeyindeki krizin bir sonucu olarak Etiyopya’daki yerinden edilenlerin yanı sıra, Doğu Sudan’daki mülteci kamplarındaki Tigray halkı da açlıktan ölüyor. Birleşmiş Milletler (BM), Etiyopya’nın Tigray bölgesinde yaklaşık 350 bin kişinin şiddetli kıtlıktan mustarip olduğunu açıkladı.
Petrol zengini Abyei bölgesinde Dinka ve Misseriya kabileleri arasında yaşanan kabile çatışması kapsamında Güney Sudan ve Sudan ile Güney Sudan arasındaki sınır da bölgedeki açlık sahnesinin ön saflarında yer alıyor. Bu bölgedeki altyapı, bölge sınırlarındaki tarımsal projeler için enerji ve diğer üretim faktörlerinde iyileşme sağladı. Ancak sürekli çatışmalar nedeniyle ne çiftçiler ne de çobanlar bu avantajlardan yararlanamadı. Eski rejimin Darfur bölgesinde oluşturduğu idari sınırlar da aşiret çatışmalarının bugüne kadar devam etmesinde rol oynadı. Geçen yılın Ekim ayında Batı Darfur hükümeti, eyaletin başkenti el-Cuneyna şehrinin güneyindeki Masteri köyünü, bölgede hastalık ve kıtlığın yayılması nedeniyle bir felaket bölgesi ilan etti. Köy, son iki yıldır halk arasında etnik şiddete sahne oluyor. Bu durum da tarım mevsimi sırasında vatandaşların üretim döngüsünden çıkmasına neden oldu. Öte yandan Çad Gölü Havzası’nda batıdan Darfur bölgesine kadar Sudan’ı çevreleyen kemerde yağış olmaması, mahsul yetişmemesi ve şiddet, açlığın yayılmasına neden oluyor.

Koşullar patlayabilir
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, son konuşmasında Sudan halkının kalbine umut aşılasa da geçiş hükümetinin Sudan’da devam eden felaketi çözmesi beklenmiyor ve koşulları, potansiyel olarak patlayabilecek hale getirecek dört faktör var. İlk olarak, borç düzenlemesi gıda güvensizliği için her derde deva gibi görünüyor. Ama Sudan’daki durum, acil yardımdan daha fazlasını gerektiriyor. Borç düzenlemesi, radikal çözümlerden biri, ancak borç ikileminden çıkmanın şartları ödeme veya muafiyet değil, üretimi artırmaktır. İkinci olarak Sudan, hala siyasi istikrarsızlık içinde yaşamaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, devrimin patlak vermesi ve eski rejimin pratikte sona ermesi, ister derin devletten isterse geçiş hükümetiyle aynı fikirde olmayan bazı partilerden olsun, karşı şokların ortaya çıkmasını engellemiyor.
Üçüncü olarak, iç siyasetin istikrarsızlığının yanı sıra bölgesel siyaset de son derece istikrarsız ve Sudan’ı çatışmalara ve çekişmelere karşı savunmasız hale getiriyor. BM, güneydeki kıtlık felaketinin ateşkesle önlenebileceğini belirtiyor, ancak bu çatışmaları körükleyen faktörler göz önüne alındığında bu kolay görünmüyor. Çatışma alanlarında da bu krizi uzatan temel nedenler var. Güney devleti, yeni keşfedilenler de dahil geleneksel ekonomik kaynaklarına rağmen, aşırı yoksul ve Afrika’daki çatışmalara karşı en savunmasız olan bir bölgede yer alıyor. Bu da devam eden istikrarsızlığı körüklüyor. Ayrıca aşırı sel durumundan Nahda (Rönesans) Barajı’nın da rolü var. Bu durum, geçen yıl barajın ilk dolumu sırasında ülkenin yaşadığı bir tecrübe. İkinci dolumun daha da tehlikeli olması bekleniyor.
Dördüncü olarak, Afrika Boynuzu ülkeleri arasında geniş kurak ve yağışlı alanlardan yararlanmak için yapılacak olası bir anlaşmanın önünde siyasi engeller bulunuyor. Afrika Boynuzu; Sudan, Güney Sudan, Etiyopya, Somali, Kenya, Uganda ve Cibuti’yi kapsayan ve modern tarım teknolojisi için uluslararası destek arayışını engelleyen bir Afrika kuşağı olarak biliniyor. Öyle ki bu ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, kıtlıktan ve yoksulluk krizinden kurtarabilecek bölgesel ortaklık ilkesini de baltalıyor.

Krizden kaçmak
Sudan’ın büyük bir kısmı, hala geleneksel tarıma bağlı. Eski rejim döneminde altyapı tahrip edildi. Hükümet, halkın malı olan ada projesi de dahil olmak üzere en büyük ulusal projeleri ele geçirmeye çalıştı. Bunu yapamadığında, halka altyapı geliştirmekten ve modern tarım teknolojilerine erişimden yoksun kalmaları için baskı yaptı. Şu ana kadar Sudan’ın ücra köşelerinde ‘üretim maliyetini artıran’ elektriğe sınırlı erişim ve bozuk yollar, tarım ürünlerinin ihracatının yapılamamasının yanı sıra yerel pazarlara ulaşılamamasının nedeni sayılıyor.
Şu an Sudan, devleti inşa etmeye ve demokratik geçişin temellerini atmaya çalışırken tarımsal üretimle ilgili açığı kapatmak ve kıtlık olasılığını azaltmak için ekonomik iyileşme sürecine geçmek zorunda. Olası bir çözüm, Sudanlıların talep ettiği altyapı yatırım programlarıdır. Ancak asıl ikilem, eski rejimin kurumlarından, şirketlerinden ve bireylerinden alınan fonların geri dönüşümü yoluyla finansman sağlamada yatıyor. Rejimin ‘yetkilendirme etkilerini ortadan kaldırma’ komitesi, fon ve para aldığını ve bunları Maliye Bakanlığı’na devrettiğini belirtmesine rağmen Bakanlık, bunu reddetti ve devir belgelerini ibraz etmesini ve kanıtlamasını istedi.
Aslında Sudan’daki durum henüz kıtlık aşamasına ulaşmadı, ancak bazı uluslararası uzmanların ifadelerine göre durum, gıda, tedavi eksikliği ve açlığın eşiğinde yaşama durumlarını ortaya koyan ‘gizli bir açlık’ hali olarak sayılabilir. Çoğu bölgesinde ekilebilir araziye sahip olan Sudan’ın, bu arazilere erişmek için finansmana ve siyasi istikrara ihtiyacı bulunuyor. Temel krizler yalnızca toprağı işleyerek değil, aynı zamanda siyasi reform ve yolsuzlukla mücadele ile de ele alınırsa Sudan’ın, tekrarlayan kıtlık belalarının kaderinden kurtulması mümkün.

 


Seyfülislam Kaddafi'nin koruması kendini savundu: Suçlu onun kayıtsızlığıdır

“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
TT

Seyfülislam Kaddafi'nin koruması kendini savundu: Suçlu onun kayıtsızlığıdır

“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)

Libya’da Seyfülislam Kaddafi’nin korumasını üstlenen askeri tabur komutanının açıklamaları, kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, toplumsal bir tartışmanın fitilini ateşledi. Komutan, Kaddafi'nin güvenliğindeki zafiyetleri ve ona yönelik suikast planlarından haberdar olduğunu ilk kez itiraf etti.

Tabur Komutanı Albay Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi’nin geçtiğimiz 3 Şubat’ta suikasta kurban gitmesinden bu yana ilk kez konuştu. Kaddafi’nin 2011 yılından itibaren Zintan şehrinde ikamet ettiği dönemin perde arkasına dair bilgiler paylaşan el-Atiri şunları söyledi:

"Başlangıçta tabur tarafından çok sıkı bir güvenlik çemberine alınmıştı. Ancak 'Genel Af Yasası' çıktıktan sonra, Zintan halkından gönüllülerin yardımıyla kendi güvenliğini kendisi sağlamaya başladı."

Hatalı davrandı, tedbirsizdi

Albay el-Atiri, Kaddafi’nin son dönemindeki tutumunu eleştirerek sürecin nasıl suikasta evrildiğine dair şu dikkat çekici ifadeleri kullandı: Hatalı bir yol izledi. Güvenli olmayan bir bölgede, oldukça kısıtlı koruma ekibiyle kalmayı tercih etti. Durumu hafife aldı, aşırı bir kayıtsızlık içinde hareket etti ve ziyaretçi kabul etmeye başladı.


Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
TT

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali Falih ez-Zeydi dün, Irak'ın krizleri yönetme ve İran ile ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenme kapasitesine sahip olduğunu vurguladı. Irak hükümeti tarafından yapılan açıklamaya göre Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde ‘Irak'ın diplomatik süreci destekleyen ve anlaşmazlıkların çözümü ile krizlerin yönetiminde diyalogu benimseyen tutumunu’ dile getirdi. Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Zeydi, Irak'ın İran ile ABD arasında arabuluculuk rolüne katkıda bulunma kapasitesine sahip olduğunu da vurguladı.

Açıklamaya göre görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği ilişkileri ve bu ilişkilerin desteklenmesi ile güçlendirilmesinin yolları ele alındı. İki taraf, önümüzdeki dönemde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirme konusunda mutabık kaldı.

Hatırlanacağı üzere Pakistan, arabulucu olarak geçtiğimiz ayın başlarında İran ile ABD arasında bir müzakere turuna ev sahipliği yapmış, ancak başta İran'ın nükleer programı olmak üzere çeşitli konulardaki anlaşmazlıklar nedeniyle bu tur başarısızlıkla sonuçlanmıştı.


Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının uygulanmasına yönelik müzakereler ikinci haftasına girerken, gözler Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile arabulucuların yürüttüğü temasların sonuçlarına çevrildi. Taraflar arasında anlaşmanın ikinci aşamasına, yani Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in bölgeden çekilmesine geçilememesi dikkat çekerken, Hamas ilk aşamanın tamamlanması gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda özellikle yardımların artırılması ve İsrail ihlallerinin durdurulması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Tarafların ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmaktan kaçındığı bu süreç, uzmanlara göre anlaşmaya varma yolunda zorluklara işaret ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, arabulucuların yoğun çabalarına ve Mladenov’un İsrail ziyareti gibi diplomatik temaslara rağmen ilerlemenin sınırlı kaldığını belirtiyor. Uzmanlar, İsrail’in somut adımlar atmadan süreci oyalamayı sürdürebileceğini, buna karşılık arabulucuların yeni bir müzakere turu için ısrarcı olacağını öngörüyor.

İsrail medyasında müzakerelerin ‘çöktüğü’ yönünde haberler yer alırken, Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak bu iddiaları yalanladı. Kaynak, arabulucular ile Hamas ve diğer Filistinli gruplar arasında görüşmelerin sürdüğünü ifade ederek, Mladenov’un Tel Aviv’den döndükten sonra İsrail’in sunulan önerilere vereceği yanıtın beklendiğini aktardı. Bu yanıtın, Kahire’de devam eden müzakerelerin geleceğini ve gerekli düzenlemelerin ardından ‘teknokrat komitenin’ devreye girip girmeyeceğini belirleyeceği kaydedildi.

Arabulucuların sürekli hamleleri

Kahire’de yürütülen müzakereler ikinci haftasına girerken, Mladenov dün Batı Kudüs’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Görüşme, Mladenov’un ofisinden yapılan açıklamayla duyuruldu.

Görüşmenin ardından Mladenov, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Netanyahu ile ‘gelecek süreç hakkında olumlu ve kapsamlı bir görüşme’ gerçekleştirdiklerini belirtti. Tüm taraflarla birlikte bu taahhütleri somut adımlara dönüştürmek için çalıştıklarını kaydeden Mladenov, ilerleme sağlanabilmesi için bazı kararların alınması gerektiğini ifade etti, ancak bu kararların içeriğine ilişkin detay vermedi.

İsrail Ordu Radyosu ise pazartesi günü, Mladenov’un pazar gecesi İsrail’e ulaştığını duyurdu. Yayında, Mladenov’un Kahire’de Hamas ile yürüttüğü görüşmelerin ‘çökmesinin’ ardından İsrail’e geldiği öne sürülerek, Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişine izin verilmesi ve İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarının azaltılması yönünde talepte bulunacağı iddia edildi.

Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti iki haftadır Kahire’de bulunmayı sürdürürken, İsrail Kamu Yayın Kurumu, hareket ile Mladenov arasında yürütülen görüşmelerin ‘çıkmaza girdiğini’ ileri sürdü.

dsvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir aşevinden dağıtılacak yemeği bekleyen Filistinliler (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu ve İsrail Ordu Radyosu, pazar günü yayımladıkları haberlerde, Hamas’ın ikinci aşamaya geçilmeden önce ilk aşama maddelerinin eksiksiz uygulanmasında ısrar ettiğini aktardı. Haberlere göre Hamas, silahsızlanma konusunun yalnızca kapsamlı bir ulusal çerçevede ve Filistin devletinin kurulmasının güvence altına alınması durumunda ele alınmasını talep ediyor. Ayrıca hareketin, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına başlanmadan ve İsrail güçleri bölgeden çekilmeden silahsızlanma dosyasının gündeme getirilmesine karşı çıktığı ifade edildi.

Mısırlı siyasi analist Halid Ukkaşe, İsrail’in çekilme yükümlülüğünden kaçınmak için süreci oyaladığını ve bu tutumunu sürdürmesinin beklendiğini belirtti. Ukkaşe, Kahire’nin müzakerelerin başarıya ulaşmasına ve Gazze anlaşma planındaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesine önem verdiğini vurgulayarak, ikinci aşamaya geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Mısır’ın görüşmelerin çökmesine izin vermeyeceğini ifade eden Ukkaşe, Washington ile paralel bir diplomatik hat açılarak sürecin ilerletilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise Mladenov’un, Gazze Şeridi’nde silahsızlanmanın aşamalı şekilde gerçekleştirilmesine yönelik öneriye İsrail’den yanıt almaya çalıştığını söyledi. Rakab, Tel Aviv’in müzakerelerin başarısız olduğu yönündeki söylemlerinin, Gazze Şeridi’nin geri kalanını kontrol altına alma isteğiyle bağlantılı olabileceğini öne sürdü.

Rakab ayrıca, İsrail’in birkaç ay sonra yapılacak seçimler (ekim ayında) nedeniyle mevcut önerileri kabul etmesinin zor olduğunu ifade etti. İsrail kamuoyunda savaş hedeflerinin gerçekleştirilememiş olmasının bir sorun teşkil ettiğini belirten Rakab, bu şartlarda anlaşmaya varılmasının siyasi kayıp anlamına gelebileceğini savundu.

Öte yandan Rakab, İsrail ile Mladenov arasında bir anlaşma sağlanarak Gazze’ye yönelik bir komitenin devreye girmesi ihtimalini de düşük gördü. Bu değerlendirmesini, İsrail’in seçimler tamamlanana kadar sürece yönelik süregelen itirazlarına ve sahada ne uluslararası istikrar güçlerinin ne de bir Filistin polis gücünün bulunmamasına dayandırdı.

Olası bir savaş

Bu diplomatik hareketlilik, Gazze Şeridi’nde yeni bir savaşın patlak verebileceği yönündeki endişelerle birlikte yaşanıyor. İsrail Kamu Yayın Kurumu cumartesi günü yaptığı haberde, güvenlik kabinesinin, Hamas’ın silahsızlanma anlaşmasına uymadığı sonucuna varılmasının ardından Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini değerlendirmeye hazırlandığını aktardı.

Maariv gazetesine konuşan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise, “bir sonraki çatışmanın Gazze Şeridi’nde olabileceğini, çünkü savaşın henüz sona ermediğini” söyledi. Zamir, Hamas’ın silahsızlanma sürecini engellemesi durumunda ordunun savaşı tüm gücüyle yeniden başlatmak zorunda kalabileceği uyarısında bulundu.

ddfvferv
Gazze şehrindeki bir hastanede bir çocuğun cenazesinin yanında göz yaşı döken yakınları (AFP)

Hamas Siyasi Büro üyesi Basim Naim cumartesi günü yaptığı açıklamada, hareketin ‘direnişin silahı’ konusunun müzakere edilmesini reddettiğini söyledi. Naim, bunun meşru bir hak olduğunu vurgulayarak, kalıcı bir ateşkes sağlanmadan ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleri oluşturulmadan bu konunun tartışılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Bu çerçevede Ukkaşe, Kahire’nin müzakere sürecinin devamına büyük önem vereceğini ve İsrail’in oyalama taktiklerini boşa çıkarmak amacıyla yeni görüşme turlarının gündeme gelebileceğini belirtti.

Rakab ise Mısır ve Türkiye’nin Hamas ile yürüttüğü temasların yeni turlarla devam etmesini beklediğini dile getirdi. Rakab, hareketin gelecekteki düzenlemelerde söz sahibi olmayı hedeflediğine dikkat çekti. Ayrıca İsrail’in hem seçim hesapları doğrultusunda kazanım elde etmek hem de müzakereler sırasında Hamas üzerinde baskı kurmak için savaş seçeneğini gündemde tutmayı sürdürebileceğini ifade etti.