Mazlum Abdi’nin sosyal medyadan yaptığı tanınma çağrısının anlamı

Mazlum Abdi’nin sosyal medyadan yaptığı tanınma çağrısının anlamı
TT

Mazlum Abdi’nin sosyal medyadan yaptığı tanınma çağrısının anlamı

Mazlum Abdi’nin sosyal medyadan yaptığı tanınma çağrısının anlamı

Salah Bedreddin
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, yurt içinde ve dışında çeşitli isimlerle PKK’ya bağlı olan tüm görsel-işitsel medyanın seferberliğinde sosyal medyada bir hashtag (etiket) yayınlayarak Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tanınması çağrısında bulundu. Ancak Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni tanımasını istediği kişi veya kuruluşların isimlerini belirtmedi.
Sosyal ağlarda ve medya kuruluşlarında başlatılan bu kampanyanın zamanlamasının aşağıdakiler de dahil olmak üzere birtakım faktörler ve göstergelerle örtüştüğüne hiç şüphe yok. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1 - ABD’nin Afganistan'da yirmi yıl süren muazzam askeri varlığının ardından Afganistan'dan başlayan, 2003 yılında ABD işgaline tanık olan, daha sonra 2011'de neredeyse tamamen geri çekilmişken Uluslararası Koalisyon çatısı altında DEAŞ’la mücadele için yeniden döndüğü, ardından Irak parlamentosunun ülkedeki yabancı güçlerin tamamen çekilmesi kararı aldığı Irak'tan geçen ve DEAŞ’A karşı savaş yıllarından bugüne kadar askeri güç olarak kabul edilen SDG'yi desteklediği Suriye ile son bulan Ortadoğu'dan askeri olarak geri çekilmeye yönelik art arda attığı adımlar bu faktörlerin başında geliyor. Ancak konunun uzmanı birçok kaynağa göre ABD’nin Ortadoğu’dan kademeli olarak geri çekilme niyeti henüz netlik kazanmış değil.
2 - ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İsviçre zirvesinden sonra başlayan Suriye konulu mutabakatları da yine bu faktörlerden biridir. Gözlemciler söz konusu mutabakatları, özellikle Washington’ın dünya arenasına geri dönüşü çerçevesinde ABD’nin dünyanın diğer bölgelerindeki nüfuzu lehine vereceği birtakım tavizler karşılığında, Rusya'nın Suriye'deki nüfuzunu güçlendirmek için ABD’nin yürüttüğü bir çeşit yatıştırıcı diplomasi olarak görüyorlar.
3 - Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) deneyiminin sorunlu ve gerçekçi olmayan şahitliğinde, bu gruplarla rejim arasındaki eski mutabakatları yeniden canlandırmaya ve Rus tarafının himayesinde 2017 yılında yapılan kendi kaderini tayin etme referandumundan sonra yine Bağdat yönetimine dönüş için yeni adımlar atmaya yönelik çağrısını da yine bu faktörler arasında sayabiliriz.
4 - Ankara’nın bir NATO üyesi olarak ABD'nin çekilmesinden sonra Kabil Havalimanı’nın güvenliğini ve emniyetini sağlama talebini Washington'ın karşılamaya hazır olmasından bu yana ABD-Türkiye ilişkilerinde sıcak temasların olduğuna dair bazı göstergeler de söz konusu. Tabii ki bu, SDG'nin ve Özerk Yönetim'in geleceği ile ilgili bir bedel karşılığında olacaktır.
Peki, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tanınması çağrısının amacı ne?
Yukarıda belirtilen faktörler ve göstergelerin yanı sıra Suriye dosyasına ilişkin Suriye’nin yanı sıra bölgesel ve uluslararası düzeydeki hızlı siyasi gelişmelere dayanarak basın ve sosyal medya üzerinden yapılan bu yoğun ve aceleci tanıma çağrısının arkasındaki amaç gördüğüm kadarıyla, sadece Suriye Kürtleri adına değil, aynı zamanda Suriye kuzeydoğusundaki Kürtlerin, Arapların ve Hıristiyanların yanı sıra Şam rejimiyle Rusya'nın himayesindeki bir diyalogla Haseke, Deyrizor ve Rakka sakinlerinin tek meşru temsilcisi olarak da ilgili tarafların tanınmasını ve onayını kazanmaktır. Askeri ve güvenlik güçlerinin rejim güçleriyle entegrasyonu hakkında sızan bilgilerle birlikte Şam’ın, illere göre yerel yönetim bazında ilgili bölge ile Baas rejiminin iktidara gelmesinden bu yana yürürlükte olan Suriye Anayasası çerçevesinde yasal ve idari olarak ilgilendiği de gelen bilgiler arasında. Mazlum Abdi’nin rejiminin tanınması çağrısındaki amaç ise rejimini ve temsilcilerini tek bir siyasi, idari ve otoriter referans haline getirmek veya Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerinin gerçek yönetimi olmak konusunda sözde müzakere kartlarını güçlendirmek için zamanla yarışma girişimidir.
Bu bağlamda şu soru işaretleri ortaya çıkıyor: Mazlum Abdi, yönettiği rejimi ne olarak değerlendiriyor? Bir PYD partisi mi yoksa fiili bir otorite olarak öz-yönetim mi? Ya da PKK’nın merkezi Kandil'e bağlı askeri güçler mi? Yahut bir otoriteyi, bir kurtuluş hareketini veya ideolojik bir partiyi mi temsil ediyor? 1920’li yıllarda Hoybun Hareketi ile başlayan tarihi Suriye Kürt ulusal hareketinin, 1957'de Suriye Kürdistan Demokrat Partisi’nin (SKDP) kurulması, 1965'te 5 Ağustos Konferansı'nın köklü dönüşümleri ve mevcut parçalanma durumunun, Kürt Demokratlar Hareketi (TEV-DEM) ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS) ortaya çıktığı partizan kutuplaşmanın bittiğini mi ifade ediyor? Yoksa bu çağrı, birkaç gün önce Abdullah Öcalan’ın 1980’lerin başında Esed ailesine başvurduğu ve şu ana kadar Suriye rejimine hizmet ettiğinin ortaya çıkmasından mı kaynaklanıyor?
Büyük ihtimalle Mazlum Abdi de dünya ülkeleri tarafından tanınmayı beklemiyor. Çünkü kendisi devlete benzer bir yapıyı dahi temsil etmiyor. Bağımsız ülkeler birbirlerini tanırlar. Askeri örgütleri ve grupları bilhassa şiddet eylemlerinde bulunduklarından şüpheleniliyorlarsa tanımazlar. Bunları mali ve askeri destek karşılığında kullanırlar. Ayrıca Rusya, ABD, İran, Türkiye ve İsrail gibi Suriye dosyasıyla ilgili ülkeler, halen Suriye devletine paralel oluşumları tanımıyor ve silahlı milisler veya siyasi örgütlerle uğraşıyorlar. Uzun vadede tüm toprakların ve fiili otoritelerin iktidardaki rejimin kollarına geri dönmesinin amaçlandığı da artık bir sır değil.
Suriye Kürt hareketinin meşruiyeti için neler gerekiyor?
Geleneksel Kürt partileri, Suriye devriminin başlangıcından bu yana ve hatta ondan yıllar önce, başta hareketin mücadele çizgisinden siyasi sapma olmak üzere birçok nedenden ötürü Kürt halkını ve onların ulusal hareketini temsil etme özelliklerini kaybetti. Tüm bunlar söz konusu partilerin kendi içlerinde seçim ve konferanslarla ilgili hükümlerin bozulmasıyla demokrasinin kaybolması, parti yönetimlerinin hısım-akraba kollanarak aile şirketlerine dönüşmesi ve ardından partilerin siyasi sermayeye bağımlı hale gelmesi, bağımsız karar alma özelliğinin yitirilmesi, partilerin yabancı gündemlerin hizmetine sunulması ve Suriye Kürtleri için ulusal projenin tanımlanması, formüle edilmesi ve benimsenmesinde pusulanın şaşmasıyla oldu.
Ulusal düzeyde geniş bir boşluk yaratan bu trajik sahnenin, Suriye devriminin başlangıcından bu yana yeni gelenin (eski ve yeni özellikleriyle PKK sisteminin) kontrolüne daha fazla alan açtığına şüphe yoktur. Suriye devrimi ve Türkiye karşıtı olan iki gücün bir siyasi temelde yakın iş birliğine ilişkin Öcalan'ın Esed’in kapısına gittiği dönemde yapılandan farklı bir anlaşma çerçevesinde, birinci temelin silah zoruyla ve Esed rejiminin doğrudan desteğiyle gerçekleştiği, ikincisinin ise önemli bir etkisinin olmadığı görüldü.
Mazlum Abdi, Suriyeli Kürtlerin kendisini ve sistemini tek meşru temsilci olarak tanımasını güvence altına almak istediğinde, birçok adımı tamamlamalı ve daha fazla açıklık, şeffaflık, ilkelere bağlılık, hata ve günahları kabul etme dahil olmak üzere birçok koşulu sağlamalıdır. Abdi, sistemi ENKS çatısı altındaki taraflarca tanınmadıktan ve onu Kürt-Kürt anlaşmasının hamisi veya kotaların ortağı olarak görmedikten sonra çağrısının içeriği boş bir konuşma olduğunu kesinlikle bilmelidir.
Evet, 2011'den bu yana rejiminin Suriye Kürtlerine, onların hareketlerine ve genel olarak Suriyelilere yönelik tüm olumsuz ve yıkıcı davranışlarını kapsamlı bir şekilde eleştirmeli. Bunlar arasında Esed’in diktatör rejimiyle anlaşmalar yapması, ulusal düzeyde ihlallerde bulunması, petrol, gaz ve gümrük gelirlerini denetimsiz ve hesap sorulmadan dağıtması, adam kaçırma suçları, tasfiyeler, Kürt bölgelerinin nüfuslarından arındırılması, ideolojik ve politik olarak farklı savaşçıların takip edilmesi gibi tamamı belgelenmiş davranışlar yer alıyor.
Mazlum Abdi eğer rejiminin Kürtleri temsil etmesini istiyorsa, Suriye Kürtlerinin çıkarlarına bağlı kalmalı ve Kandil’den ideolojik, örgütsel, siyasi ve devlet olarak ayrıldığını ilan etmelidir. PKK'nın genel olarak IKBY’ye ve IKBY başkanlığına, IKBY halkı tarafından seçilen hükümet ve parlamentodaki Kürt kardeşlerine karşı sürdürdüğü düşmanca tutumu kınamalıdır. Ayrıca Suriye Kürtleri arasındaki fikri ve siyasi çoğulculuğu tanımalıdır. Suriye Kürtlerinin siyasi hayatının ve mücadelesinin kendi rejimiyle başlamadığını ve yine onun rejimiyle bitmeyeceğini de bilmelidir. Abdi’nin kendi rejimi de dahil olmak üzere tüm partilerin, Kürt hareketini tam olarak temsil etmediğini ve Suriyeli Kürt vatanseverlerin yaklaşık yüzde sekseninin bu partilerden olmadığını kabul etmesi gerekiyor. Meşruiyetini yeniden sağlamak ve zorluklarla mücadele etmek için bağımsız yurtseverlerin üçte ikisi ve iki kutup TEV-DEM ve ENKS’nin üçte biri için en uygun seçenek olarak Suriye Kürt hareketini Kürt konferansı aracılığıyla yeniden inşa etme ilkesine bağlı kalmalıdır. Bu konferans, tanınma talebinde bulunmak veya herhangi bir teklif sunmak için en uygun yerdir. Bu nedenle, meşru bir temsilci olarak tanınmak isteyen (bir parti, örgüt veya şahıs vb.) kim olursa olsun halkın çoğunluğunun güvenini silahların gölgesinde değil, özgür, sivil demokratik yollarla elde etmelidir.
Bu makale Şarku’l Avsat tarafından ahewar.org sitesinden çevrilmiştir.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.