Afganistan’dan sonra ABD ve Rusya Suriye'de

İki başkan Joe Biden ve Vladimir Putin, 16 Haziran'da Cenevre'deki son görüşmeleri öncesinde (AFP)
İki başkan Joe Biden ve Vladimir Putin, 16 Haziran'da Cenevre'deki son görüşmeleri öncesinde (AFP)
TT

Afganistan’dan sonra ABD ve Rusya Suriye'de

İki başkan Joe Biden ve Vladimir Putin, 16 Haziran'da Cenevre'deki son görüşmeleri öncesinde (AFP)
İki başkan Joe Biden ve Vladimir Putin, 16 Haziran'da Cenevre'deki son görüşmeleri öncesinde (AFP)

Moskova ve Washington, Suriye konusunda gerçekleşecek müzakerelerde ellerini güçlendirecek kartlar topluyor. Önümüzdeki günlerde, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu Yetkilisi Brett McGruk ile Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Frishinin ve Cumhurbaşkanı Elçisi Alexander Lavrentiev’in katılımıyla iki taraf arasında yeni bir diyalog turu düzenlenecek. “Afgan yolculuğundan” sonra yapılacak ilk görüşme olan bu müzakere turunda, geçtiğimiz Temmuz ayının başında Cenevre’de düzenlenen görüşmede mutabık kalınan, Suriye’ye yönelik sınır ötesi ve sınır boyu insani yardımların sağlanması konusunda “tarihi bir adım” olan anlaşma daha da ileriye taşınacak.
Rusya, tüm müttefik ve muhalif taraflar arasında kendisini bir ana müzakereci olarak sunmak için Suriye’nin dört bir tarafında faaliyetler yürütüyor. Halep kırsalında Türkiye'ye sadık bir Suriyeli muhalif grubun kampının bir Rus savaş uçağı tarafından vurulması tesadüf değildi. Moskova her zamanki gibi baskın yapmak hususunda uyarıda bulunmaksızın, imtiyaz elde etmek için saldırı düzenliyor. Bu, geçen yılın başında, Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in ve Recep Tayyip Erdoğan görüşmesinden önce Ankara'ya taviz vermesi için baskı yapmak amacıyla İdlib'in güneyinde bir Türk askeri mevzii vurulduğunda da oldu.
Aynı durum iki gün önce Afrin kırsalında tekrar yaşandı. 2018'in başında Moskova, Türk ordusunun Kürtlerin çoğunlukta olduğu Afrin'de Zeytin Dalı Harekatı'nı başlatması ve 2016 yılının sonundaki ilk dağıtma girişiminin ardından bölgedeki “silahlı Kürt oluşumlarına” karşı yeni bir dağıtma girişimi başlatması için kuzey Suriye hava sahasını Ankara’ya açtı. Afrin kırsalındaki son hava saldırısı ile Rusya, Türkiye'ye, kendi rızasına ihtiyacı olduğunu hatırlattı.

“Bu seferki hedef ne?”
Halep'ten İdlib kırsalına, yani hükümet bölgelerinden muhalif yerleşim bölgesine gitmek için bekleyen bir yardım konvoyu vardı ancak Ankara onay vermekte yavaş davrandı. Moskova’nın hatırlatma saldırısından sonra konvoy yola çıktı. Böylece Moskova, üç ayrı nüfuz bölgesi olan sınır boyunca insani yardım sağlama amacına ulaştı. Yani Rusya, uluslararası çözüm konusunda Rus-Amerikan ortak anlayışının hayata geçirilmesi yönünde, Türkiye sınır kapısına olan bağımlılığı azaltarak ve sınır hattına gelecek yardımların Şam’dan sağlanması fikrini pekiştirerek büyük bir siyasi hedefe ulaşmış oldu.
Rus delegasyonu, uluslararası kararın genişletilmesini kabul etmek için “sınır bölgelerinde” yardıma olan güveni artırarak, Cenevre'de Amerikalılardan bir imtiyaz almayı başarmıştı. Bu, Moskova için “Suriye hükümetinin tanınmasını geliştirmeyi ve pekiştirmeyi” amaçlayan siyasi bir hedefti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, “bu girişimden sonra Suriye hükümetiyle ilişki kurma” çağrısında bulunduğunda bunu dile getirmişti.
Ayrıca, Rusya’nın başka saldırıları da oldu. Güneyde, hükümet güçlerinin, özellikle de Dördüncü Tümen'in, Deraa'nın son muhalif mahallelerine ateş açmasına "izin verildi". Şam ve Dera arasındaki durum iki şeyi gözler önüne serdi; Hmeymim üssünün arabuluculuğuna ihtiyaç duyulduğunu ve Rus polisinin bu saldırıdan sonra “devrimin beşiği” olarak bilinen Suriye’ye girdiğini. Moskova'nın sevmediği "renkli devrimlerden" biri burada başladı ve burada bitmesi gerekiyor. Daha geniş bağlamda, Rusya’nın bu saldırısı, Şam hükümetinin meşruiyetini restore ederek, etkisini ve kontrolünü Ürdün sınırlarına kadar genişletmeyi ve Körfez ülkeleri ve Ürdün ile ekonomik arterler açmayı amaçlıyor.
Kuzeydoğu tarafında ise, Türkiye’nin, ABD'nin müttefiki olan "Suriye Demokratik Güçleri"nin (PYD) mevzilerini bombardımana tutması Rusya’nın gözü önünde gerçekleşmekti. Rusya açısından, Fırat’ın doğusunda bulunan Amerikan-Rus askeri birlikleri, Türk-Rus askeri birlikleri ile ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından beklentilerini yükseltmiş olan Şam ve Amerika’nın kendilerini terk etmesinden endişe duyan Kamışlı’daki müttefikleri arasındaki mevcut durum hususunda Kürtlere, Rusya’nın rızasının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmakta hiçbir sakınca yok.

“Amerika ne olacak?”
Suriye'nin Joe Biden yönetimi için bir öncelik olmadığı açık. Biden yönetiminin Afganistan'dan çekilme için ödediği bedel, Suriye'deki hedeflerini daha kesin olarak tanımlamasına yardımcı oldu. Kabil'deki yirmi yıllık müdahale sonrası veda konuşmasında Biden, Afganistan'da ve diğer bölgelerde, yani Suriye'de “ulus inşası” veya “rejim değişikliği” döneminin sona erdiğini ve şimdi önceliğin terörle, özellikle DEAŞ ile mücadelede olduğunu söyledi. Yani; ABD'nin Suriye'nin kuzey ve güneyine yapılan saldırılara yönelik kınamaları, “malumun ilamı” ve siyasi açıklamadan başka bir şey değildir.
En net politikaya gelince, bu, ABD Dışişleri Bakan Vekili'nin Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Joe Hood'un birkaç gün önce Kamışlı'ya gitmesidir. Bununla, “Afganistan'da yaptığımız gibi kuzeydoğu Suriye'den çekilmeyeceğiz” mesajı veriliyor. Kamışlı’daki varlığın Irak'taki DEAŞ ile mücadele misyonuyla bağlantılı olduğunu biliniyor. Bu kararın nedeni, Washington’da, Afganistan'dan çekilme hususundaki fikir birliğine paralel olarak DEAŞ’a karşı savaşmak için bölgede kalma konusunda bir fikir birliğinin olması ve İsrail faktörü ile Başbakan Naftali Bennett’ın son Washigton ziyareti sırasında uyguladığı baskıya ek olarak Biden yönetiminin Rusya ve İran karşısında geri çekilmiş gibi görünmek istememesidir. Bu kararda etkili olan iki faktör daha var; Amerika’daki Kürtlere yönelik güçlü bir sempati ve Biden’ın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik şüphesi. Biden, 2019 sonunda “Kürtleri Türkiye’ye vermek” isteyen selefi Donald Trump’tan farklı bir tutum izliyor.
Suriye, merkezileşme, âdem-i merkeziyetçilik ve egemenlik üçlüsüyle "ulus inşası" vizyonu için "başarılı bir model" arayan Rusya'nın Ortadoğu öncelikleri arasında yüksek bir konumda. Böylece Rusya, Suriye ekonomisinin “serbest düşüşünü” durdurmayı, yabancı ordular tarafından kontrol edilen etki alanlarını derinleştirmeyi ve Suriye’nin merkezi ile sınır bölgeleri arasında ve Şam ile Arap dünyası arasındaki ilişkileri onarmayı hedefliyor.
Ancak Suriye, DEAŞ’la savaşmaya ve Kürtleri kayırmaya odaklanan Amerika'nın öncelikleri arasında farklı bir konumda. Bu, “Afgan hayal kırıklığı”nın ardından Suriye'de bir Amerikan-Rus iş birliği için başlangıç noktası olabilir. Yakında gerçekleşecek olan McGurk- Frishinin görüşmesinin, Suriye’ye yönelik sınır ötesi ve sınır boyu insani yardımların sağlanmasına yönelik tarihi bir atılım olan anlaşmanın sonuçlarının değerlendirilmesine tanık olacağına ve her iki taraf için de siyasi anlaşmalara ve düzenlemelere yeni bir şekil imkânı sunacağına hiç şüphe yok.



SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
TT

SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), dün varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların ülkenin kuzeydoğusundaki Ayn İsa ve Şeddadi kasabaları ile Rakka şehrinde Kürt liderliğindeki güçlere yönelik saldırılarını bugün sürdürdüğünü açıkladı.

SDG’nin yaptığı açıklamada, “Şu anda DEAŞ tutuklularının bulunduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesi çevresinde güçlerimiz ile bu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor; bu çok tehlikeli bir gelişme” denildi. SDG daha sonra ayrı bir açıklamada, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların tekrarlanan saldırıları sonrasında, binlerce DEAŞ mahkumunun bulunduğu El-Haseke vilayetindeki El-Şeddadi hapishanesinin artık kontrollerinden çıktığını belirtti. SDG, ABD liderliğindeki koalisyonun, defalarca yapılan çağrılara rağmen olaylara müdahale etmediğini kaydetti.

Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)

SDG, "güvenlik felaketini önlemek" amacıyla El-Şeddadi hapishanesine düzenlenen saldırıları püskürtürken onlarca savaşçısının öldüğünü ve çok sayıda yaralı olduğunu açıkladı.

Suriye devlet televizyonunun haberine göre Savunma Bakanlığı medya departmanı direktörü Asım Galyun, Suriye ordu güçlerinin Rakka vilayetindeki El-Aktan hapishanesinin çevresine ulaşarak bölgeyi güven altına aldığını söyledi.

Suriye dün, uluslararası alanda geniş yankı uyandıran yeni bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Anlaşmaya göre, geçen aydan beri devam eden kanlı çatışmaların ardından, tüm cephelerde ve temas noktalarında tam ve derhal ateşkes uygulanacak ve Deyrizor ile Rakka vilayetlerinin idari ve askeri yönetimi Suriye hükümetine devredilecek.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye devlet kurumlarının, yıllardır Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolünde olan kuzeydoğu Suriye'deki Rakka, Deyrizor ve Haseke illerine gireceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre SDG ile yapılan anlaşma, DEAŞ mahkumları ve kamplarından sorumlu idarenin yanı sıra bu tesisleri korumakla görevli güçlerin de Suriye hükümetine entegre edilmesini içeriyor.


Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
TT

Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)

Suriyeli hükümet kaynakları, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valisi olarak atandığını açıkladı. Halep Valisi Azzam el-Garib de X platformunda yaptığı paylaşımda, Selame’yi Rakka Valiliği görevine getirilmesi dolayısıyla tebrik etti. Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancerani ise Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirterek, bu toplantıda Suriye genelindeki hizmet durumunun ele alınacağını söyledi.

Söz konusu gelişmeler, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve tam entegrasyonu öngören anlaşmanın imzalanmasının ertesi gününde yaşandı. Bu süreçte Suriye ordusuna bağlı birliklerin, el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.

Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.

Atamanın resmen duyurulmasından önce Halep Valisi Azzam el-Garib yaptığı açıklamada, “Kıymetli ağabeyimiz Abdurrahman Selame’yi, mücadele yolunun ve özgürleşme sürecinin bir dostu olarak Rakka Valiliği görevini üstlenmesi dolayısıyla tebrik ediyoruz” ifadesini kullandı. El-Garib, Selame’nin Halep Valiliği döneminde ortaya koyduğu değerli çabaların, ‘koşulların iyileştirilmesi ve hizmetlerin geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığını’ vurguladı.

Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancarani de X platformunda yaptığı paylaşımda, Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirtti. Ancarani, toplantıda Suriye’nin tamamında hizmetlerin mevcut durumunun ele alınacağını, iki vilayetin de görev ve sorumluluklara dahil edileceğini ifade etti. Bakan, toplantının tarihi ve vali isimlerine ilişkin ayrıntı vermedi. Ancarani, “Tüm vilayetlerde halkımıza hizmet etmek değişmez bir haktır ve vazgeçilmez bir yükümlülüktür. Suriyeli vatandaşlar nerede olursa olsun bu anlayışı yerleştirmek için çalışacağız” dedi.

1971 yılında Halep’in kırsalındaki Andan’da doğan Selame’nin, 2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed yönetimine karşı savaşan Nusra Cephesi saflarına katıldığı belirtildi. Selame’nin, 2016 yılında ise Ahmed eş-Şera’nın (Ebu Muhammed el-Culani) öncülüğünde kurulan Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) bünyesinde İdlib’de bulunduğu aktarıldı. ‘Ebu İbrahim’ lakabıyla tanınan Selame’nin, HTŞ’nin ekonomi alanında önde gelen isimlerinden biri olarak değerlendirildiği, altyapı ve inşaat alanında faaliyet gösteren er-Raki inşaat şirketinin genel müdürlüğünü yürüttüğü kaydedildi. Şirketin yol yapımı ve genişletilmesi, yüksek gerilim hatları, okul ve hastane inşaatları gibi çok sayıda hizmet projesini hayata geçirdiği ifade edildi.

Medya raporlarına göre er-Raki şirketi, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden önce HTŞ’nin kontrolü altındaki İdlib’in yeniden imarı sürecinde de rol üstlendi.

Daha sonra Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nun ardından Ahmed eş-Şera’nın geçiş sürecinde Suriye Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte, Selame’nin Şera’nın yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde ve resmi temaslarında yanında yer alması dikkat çekti. Selame’nin bu süreçteki resmi sıfatı netlik kazanmazken, Nisan 2025’te Afrin, Azez, el-Bab, Cerablus ve Münbiç’i kapsayan Halep’in kuzey ve doğu kırsal bölgelerinde denetimden sorumlu baş gözetmen yardımcılığı görevini üstlendiği belirtildi. Selame ayrıca, ‘Halep Hepimizin’ bağış kampanyasında da öne çıkan isimlerden biri olarak yer aldı.

Öte yandan Şam ile SDG arasında varılan ateşkes anlaşması, örgüte bağlı tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda, idari yapıları yeniden Şam’a bağlanacak olan Rakka ve Haseke vilayetlerine vali atanması ve yürütme kademelerinde görevlendirmeler yapılması gerekiyor. Anlaşmaya göre, siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valiliği pozisyonuna bir aday atamak üzere cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacak.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği için aday gösterildiği, SDG mensuplarının ise daha önce olduğu gibi bağımsız tabur ya da tugaylar halinde değil, bireysel statüyle Suriye Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesinin öngörüldüğü belirtiliyor.

Karara göre, Deyrizor (doğu) ve Rakka (kuzeydoğu) vilayetlerinin idari ve askeri kontrolü derhal Suriye hükümetine devredilecek. Ayrıca tüm sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının kontrolünün Suriye hükümetine geçeceği, hükümetin Doğu Halep ve Deyrizor’daki devlet kurumlarını devralmaya başladığı kaydedildi.

Diğer yandan Suriye ordusuna bağlı birlikler bugün el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürerek, M4 uluslararası kara yolu ile Haseke’nin doğu ve kuzey kırsalına doğru yeni bölgelerin güvenliğini sağladı. Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi tarafından yapılan açıklamada, SDG’ye, konuşlanan askeri birliklere yönelik herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve anlaşma hükümlerine uyulması çağrısı yapıldı.


Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
TT

Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)

Bu ayın ortalarında Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başlatılmasıyla ana yürütme organları oluşturulurken, Gazze için ‘Uluslararası İstikrar Gücü’nün katılımcılarının açıklanmasının gecikmesinin nedenleri konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Washington’ın geçtiğimiz eylül ayında planının uygulamaya konulmasıyla barışı sağlamayı amaçlayan bu güç, barış gücü haline getirildi. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre açıklama, üç ana nedenden dolayı gecikti. Bunlardan birincisi, güce dahil olacak ülkelerin katılımına ilişkin bir karar alınmaması, ikincisi gücün komutanı konusunda anlaşmaya varılmasının gecikmesi ve üçüncüsü de İsrail'in Türk ve Katar güçlerinin bu güce katılmasına karşı çıkmasının yanı sıra arabulucuların bu konuda bir anlaşmaya varmalarından sonra uluslararası çatışmaları önlemek amacıyla Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaktan sorumlu olan ve son aylarda Mısır ve Ürdün'de eğitilen Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra göreve başlayacak olmaları.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazar günü Kahire'de Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede, ‘ateşkesin uygulanmasını izlemek, İsrail'in geri çekilmesini sağlamak ve erken iyileşme ve yeniden yapılanmanın önünü açmak için uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasının önemini’ vurguladı.

Bu son açıklamadan önce Beyaz Saray, geçtiğimiz cuma günü ‘Barış Konseyi’nin kurulduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki geçiş dönemini yönetmek için dört yapıdan biri olarak ‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kabul edildiğini duyurdu. Söz konusu yapılar arasında Barış Konseyi, Gazze Yürütme Konseyi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunuyor. Ayrıca katılımcı ülkeler açıklanmadan Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanlığına Jasper Jeffers atandı.

Özellikle, son haftalarda Amerikan ve İsrail basında yer alan haberlere göre, İsrail'in çekinceleri olmasına rağmen ABD’nin kabul ettiği Türkiye'nin Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımı konusunda daha önce yaşanan anlaşmazlık açısından başta ABD olmak üzere arabuluculuk yapan ülkeler, katılımcı ülkelerin ayrıntılarının açıklanmasındaki gecikmenin nedenine değinmedi.

Askeri ve strateji uzmanı Tuğgeneral Samir Ragib, katılımcı ülkelerin açıklanmasının gecikmesinin üç ana nedeni olduğunu düşünüyor. Tuğgeneral Ragib’e göre bunların başında katılımcı ülkeler konusundaki anlaşmazlık geliyor. Ardından İsrail'in Türkiye ve Katar'ın katılımına karşı çıkması ve güvenliği sağlamakla görevli Filistin polis güçlerinin henüz konuşlandırılmamış olması geliyor. Dördüncü neden ise Uluslararası İstikrar Gücü komutanı ile ilgili bir anlaşmazlıktı, ancak bu sorun cuma günü ABD’li bir generalin seçilmesiyle çözüldü. Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın başkanı olan Ragib, katılımcı ülkelerin ocak ve şubat aylarında açıklanmasını ve gücün mart ayında sahada operasyonlara başlamasını bekliyor.

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)

Askeri ve stratejik analist Tümgeneral Samir Ferec Şarku'l Avsat'a, uluslararası güçlerin konuşlandırılmasındaki gecikmenin, İsrail'in Türkiye'nin katılımına veto etmesi ve uluslararası güçlerin girişine yol açması ve içerdeki direniş unsurlarıyla çatışmaması için konuşlandırılması gereken Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmaması nedeniyle olduğunu söyledi.

Ferec, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'nin şu anda Hamas liderlerini barındırdığı ve onlar üzerinde etkisi olduğu için Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılması gerektiğinden emin olduğunu, bu yüzden İsrail'e bunu kabul etmesi için baskı yapacağını ve Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra önümüzdeki dönemde katılımcıları açıklayacağını düşünüyor.

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında, güvenlik operasyonlarını yönetmek ve silahsızlanmayı desteklemek, insani yardım ve yeniden inşa malzemelerinin teslimatını sağlamak, Barış Konseyi'ne ateşkesin uygulanmasını izlemede yardımcı olmak ve bağışçıların katkılarıyla kapsamlı planın hedeflerine ulaşmak için gerekli operasyonları yürütmek yer alıyor.

Ragib’e göre Uluslararası İstikrar Gücü, bu görevler çerçevesinde Gazze içindeki geçiş noktalarına ve sınır yollarına yakın, Philadelphia Koridoru'na bitişik ve İsrail güçleri çekilene kadar İsrail'in kontrolündeki Sarı Hat'ta istikrarı sağlayacak bir güç olacak.

Ferec ise silahsızlanma konusunda ciddi ve samimi bir mutabakat sağlanmadığı ve silahsızlanma konusu özellikle Filistin polisine emanet edildiği sürece hiçbir görevin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini belirtti.

Ferec’e göre Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin kalan sorunları çözüldükten ve Hamas'tan görevlerini devraldıktan sonra Filistin polis güçlerinin önümüzdeki iki hafta içinde görevlerine başlayabilir. Böylece önümüzdeki iki ay içinde uluslararası güçlerin girişine daha fazla yaklaşmış olacağız.